GeriGündem MEDYADAN : Muhtelif
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

MEDYADAN : Muhtelif

Vatandaşlarının açlıktan nefesi kokarken – Türk Telekom fakiri korumuş da haberimiz olmamış – Savaş Ay ne demek istedi – Dinci gazeteler Irak’ta öldürülen Türkler’i neyi haber yapamıyor – Kem göz diyen milletvekili sizi temsil ediyor İstanbullular – Ergal Güven ve ameli manda – Başbakan’ın kızı VIP’ten geçmemişmiş – Türk Dışişleri’nin gözünde bir Iraklı neye benzer... vs haberler!


Milliyet, 2 Ağustos

İstanbul’a gelen Arnavutluk Başbakanı Nano, Reina çıkışı sade vatandaş gibi Rolls Royce’unu bekledi... diye alkışlıyor Milliyet.

Vatandaşlarının açlıktan nefesi kokarken, Arnavutluk Başbakanı İstanbul’da Rolls Royce’a binip, Reina’da mı eğleniyor yani?

*

ROBİN HOOD AMA TERSİNE

DB Tercüman, 2 Ağustos

Türk Telekom Genel Müdürü “Fakirleri koruduk” demiş...

Ekonomi sayfaları yukarıdan aşağıya topladı, aşağıdan yukarıya topladı, hesabı nasıl yaparsanız yapın, Türk Telekom’un “% 80’lere varan indirim” diye yutturduğu şeyin aslında ciddî bir zam olduğu ortada.

% 80 değil ama, % 10 - 15’lik bir indirim alma için, aylık telefon giderinizin 2-3 milyar olması gerekiyor.

Genel Müdür “Fakirleri koruduk” diyor ama, ortadakı manzara “fakirden alıp zengine vermek” gibi görünüyor...

En azından buradan bakınca...

(Hani bir fıkra vardır, adama “Ulan bak karını resmen beceriyorlar” demişler de, “Sahi ya, buradan bakınca öyle gözüküyor” demiş...)

*

PARDON?

Sabah, 3 Ağustos

Savaş Ay başlık atmış: “Doktora verdim, iyi ettim

*

ZOR, İŞİMİZ ÇOOOK ZOR

Radikal, 4 Temmuz

Hacettepe Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün verileri korkunç. Türkiye’de kadınların % 21.8’i hiç okula gitmemiş yahut ilkokul terk. % 53.7’si ilkokul bitirmiş. Sadece % 17’si lise veya yüksek okul mezunu.

Eski bir istatistikçi olarak, şimdi de özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da verilen eğitimle ilgilenen bir gazeteci olarak, bu rakamların çok daha “VAHİM” olduğunu söyleyebilirim size...

İlkokulu bitiren o kadınların kaçı okuma yazma biliyor acaba?

Onun için yırtınıyorum ya, YİBO’ları PİO’ları geliştirelim, yayalım, köylü kızlarımızı okutalım diye...

*

ELLERİ VARMIYOR YAZMAYA

Milliyet, 4 Ağustos

Milliyet gazetesi doğru yöne baktı ve manidar bir derleme yaptı: İslamcı basın, Iraklı İslamcı direnişlerin Türkler’i rehin alıp öldürmesini nasıl haber yaptı?

Şöyle diyordu Milliyet’in haberi:

“Rehin alınan Murat Yüce'nin Iraklı militanlarca öldürülmesi, İslamcı basında gereken ilgiyi görmedi. Vakit gazetesi, Yücel'in katlini, altıncı sayfasında "Şüpheli ölüm" başlığıyla duyurdu. Bugüne kadar Irak'ta onlarca Türk'ün rehin alındığını, ancak her seferinde serbest bırakıldığını vurgulayan gazete, şunları kaydetti:

"Türk rehinenin öldürülmesi, kafalarda bir dizi soru işaretine yol açtı. Savaşın başladığı günden bu yana öldürülen ilk Türk rehine olan Murat Yüce'nin direnişciler tarafından mı, yoksa daha önce olduğu gibi yabancılar tarafından mı öldürüldüğü bilinmiyor. Bilindiği gibi, Irak'taki rehinelerin CIA ve MOSSAD tarafından öldürüldükleri belirtilmişti."

Milli Gazete ise, Yüce'nin öldürülüşünü resimaltı haber olarak 10. sayfasından duyurdu. Haberde, Yüce'nin "Irak'ta çalışmak için gelen Türklere bir tavsiyem var; işgalci ABD'ye yardım etmek için ille de silah taşımanız gerekmiyor... Türk şirketleri Irak'tan çekilmelidir" sözlerine yer verildi.”

Hepsi bu kadar!

*

BÜYÜ BOZULUYOR

Vatan, 5 Ağustos

Güngör Mengi’nin “gensoru rezaleti” ile ilgili yazısından bir cümle: “Karşımızda (AKP Hükümeti’nden ve Meclis çoğunluğundan bahsediyor) sanki demokratik hukuk devletini tanımayan, halka saygı duymayan, birbirlerine kenetlenmiş, içlerindeki suçluları vermeyen yeminli bir örgüt varmış.”

*

SİZİ TEMSİL EDİYOR BUNLAR

Gazeteler, 5 Ağustos

Gensoru şov sırasında AKP adına kürsüye çıkıp konuşan AKP Milletvekili Nusret Bayraktar “Bu olay (38 kişinin ölümü) hükümetin güzel icraatlarına kem gözlerle bakanların kazasıdır” dedi.

Kafa budur ve kapasiteleri bu kadardır. Bunu bir dil sürçmesi veya bir gaf zannetmeyin. Bunlar gerçekten böyle düşünüyorlar.

İstanbullular, gözünüzü kaçırmayın, Nusret Bayraktar’ı SİZ seçip Meclis’e gönderdiniz vekaleten, yani SİZİN ADINIZA konuşuyor kürsüden.

*

AMELİ MANDA

HO Tercüman, 5 Ağustos

Erdal Güven 41 yaşına gelmiş, artık 1 Ocak 2005’te çağdışı oluyorum, yani bu tarihten sonra kimse bana güvenip de savaş mavaş ilan etmesin, diyor.

Ben, Erdal’ın abisi sayılırım, benden epey küçüktür, bu hissi çok iyi bilirim, yıllarca önce “Artık sen askerlik yükümlülüğünden muafsın, çağdışısın” dediklerinde, ben de (militarist değilimdir ama yine de her Türk erkeği kadar askerlik içimize işlemiş demek ki) senin gibi “andropoz sendromu” yaşamıştım az buçuk, sanki hayızdan kesilmişim gibi.

Ama biliyor musunuz, biz babalarımızdan şanslıyız, bize ‘çağdışı’ diyorlar, onlara ‘ameli manda’ derlerdi... (amel-mânde : İş yapamaz duruma gelen.)

*

ÖNCE KENDİ ADAMINIZA ANLATIN

Birgün, 5 Ağustos

“Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema ve Telif Hakları Genel Müdürlüğü “Sertifika Yönetmeliği” ile kitap, DVD ve VCD üreten ve satan yaklaşık 100 bin işyerine yeniden sertifika vermeye hazırlanıyor” diyor haber.

Korsanla mücadele etmekmiş maksat...

Kültür ve Turizm Bakanlığı önce kendi çalışanlarına anlatsın maktadının, hedefinin ne olduğunu.

Daha önce de yazmıştım, Ağrı’da korsan ama üzerinde bandrol yapıştırılmış kitaplar satılıyor. Biraz araştırınca ortaya çıktı ki, İl Kültür Müdürlüğü, kendilerine Ankara’dan verilen talimatı ve gönderilen bantrolleri “şeyinden anlamış” : Korsan kitapçılara bandrolleri satmışlar, “Elinizdeki korsan kitaplara bunları yapıştırın ki suçlu durumuna düşmeyin” diye.

Böylece “korsanla mücadele” edilmiş oluyor!

*

BU BİLE ALKIŞ ALIYOR

Hürriyet, 5 Ağustos

Ailede ilk VIP uygulaması Esra’dan, diyordu haber.

Başbakan bir emir verdi (ben de alkışladım) havalimanlarındaki VIP salonlarına girişler kısıtlansın, diye hani, yeni bir mevzuat hazırlanıyor.

Başbakan’ın yeni evli kızı Esra eşiyle İstanbul’dan Ankara’ya uçmuş, ama VIP’ten geçmemiş, Hürriyet bunu alkışlıyor.

Alkışlayarak iyi ediyor da, önemli bir detayı atlıyor: Mevcut kötü mevzuatta bile “Başbakan’ın kızı ve damadı VIP’den geçer” denmiyor ki zaten, geçemezler, geçmeleri kanunsuz...

Ama Türkiye’de kanuna uymak bile meziyet!

*

İŞTE IRAKLI İMAJI (BİZİMKİ DAHA MI İYİ?)

Star, 7 Ağustos

Dışişleri Bakanlığı, Irak’a gidecek iş adamı, müteahhit ve nakliyeciler için bir el kitabı çakıyorurmuş.

Bakın, Dışişleri’ne göre “Iraklılar’a benzemek için” neye benzemek gerekiyor:

- Sakal traşı olmayın
- Kravat takmayın
- İyi giyinmeyin, takım elbise kullanmayın
- İyi araba kullanmayın ... vs

Yani Türk Dışişleri’nin gözünde Iraklılar’ın ‘iyi bir imajı’ (!) var belli ki...

Acaba bir Amerikan yahut Alman Dışişleri bizi nasıl görüyordur?

Çok farklı olmasa gerek...

*

KAYNAKLAR BİRAZ ARGO TAKILMIŞ...

Gözcü, 7 Ağustos

Hani renkli gazetelerin kendi görüşlerini “görenler ... dediler” yahut “siyasi çevreler ... diye konuştular” şeklinde, okuru aldatarak aktarmalarına kızarım ya, bu sefer Gözcü biraz abartmış.

Yunanistan bir kere daha, haklı haksız, Türk uçakları hava sahamızı ihlal etti diye yaygara kopardı ya, Gözcü diyor ki:

“... üzerine diplomatik kaynaklar ‘Yunanlılar yine kaşınıyor’ dediler.”

Yok artık!

Siz bugüne kadar ‘Yunanlılar kaşındı’ diyen bir diplomat duydunuz mu?

*

NERDEEEE!

Milliyet, 7 Ağustos

Hasan (Pulur) Abi, Mustafa Sarıgül hakkında yazmış, yazısını şöyle bitiriyor:

DÖNELİM soruya:
"Sarıgül ne olur?"
Sanırız bu macerayı "morarmış gül" olarak bitirir
.
Bilge adama sormuşlar:
"Bu dünyada en iyi neyi bilirsin?"
"Haddimi bilirim!" demiş.
"Sarıgül" de, haddini bilmeyen bir adem, hepsi bu kadar!

Hasan Abi, kusura bakma, ama bu sefer öyle kolay kurtulabileceğimizi zannetmiyorum!

*

BİRAZ DİKKAT ZOR MUDUR?

Milliyet, 7 Ağustos

23 yaşında bir delikanlı, üç yıl önce bir rekor denemesi sırasında Peynirlik Mağarası’nda düştü, cesedi bile bulunamadı. Arkadaşları geçen hafta Mehmet Ali’nin rekorunu kırdılar, kemiklerini de ailesine teslim ettiler.

Milliyet (üstelik ‘Hayatın İçinden’ diye “insanî” başlıklı bir sayfada) bu haberi şu kelimelerle verdi:

Mağaraya inen grup, iki gün önce Özel’in çürümüş cesedine ulaştı. Grup, arkadaşlarının kemiklerini torbaya koyarak mağaradan çıkardı.”

Gerçi haber DHA imzalıydı, ama bir haber ajansı haberi mümkün olduğu kadar nötr, renksiz ve detaylı vermek zorundadır. Ama sayfayı yapanlar, ölen çocuğa ve bu haberi okurken, üç yıl sonra, bir kere daha büyük acıları depreşecek ailesine azıcık saygı gösteremez miydi? “Çürümüş ceset” yahut “kemikleri bir torbaya koymak” gibi laflar şart mıydı?

Baktım, Milliyet dışındaki bütün gazeteler bu haberi ‘daha dikkatli’ verdiler...

*

MERAK BU YA!

Sabah, 7 Ağustos

Hıncal (Uluç) Abi “Bir eskimiş fotoğraf” yayımladı köşesinde. 1935 yılından kalma, anneannesinin, annesinin ve teyzesinin de yer aldığı, Kilis’te çekilmiş bir fotoğraf. Bundan 50 sene önce bile kadınlar açık, modern, medenî, konu da buydu zaten. Güzel bir yazıydı yine.

Ancak, benim merak ettiğim bir şeyi anlatmadı bize Hıncal Abi: Fotoğrafta bir kolaj söz konusuydu, ikinci sırada, soldan ikinci başı açık hanım (zaten fotoğrafa fazla büyük gelmiş başı), sağ üstte beyazlı hanım... Hatta, orta sırada sağdan 3’üncü yaşlı hanım da galiba...

Onlar kimdi, fotoğrafa niye sonradan kolajla girmişlerdi, fotoğrafta olup da “üstüne başkaları yapıştırılanlar” kimlerdi?

Böyle eski fotoğraflar, “bu resimdekilerin hiçbiri bugün yaşamıyor” diye beni sarsan fotoğraflar, hep merak uyandırır bende, ayıp değil ya! Hıncal Abi de anlattı mı çok güzel anlatıyor...

*

TİK

Hürriyet, 7 Ağustos

Bir psikiyatr açıklamış, Türk kadınlarında gülme ve ağlama, Türk erkeklerinde de küfretme tiki varmış. Alışkanlığı değil, tiki, yoksa küfretme alışkanlığı çok yaygın tabii ki...

Prof. Dr. Nevzat Tarhan diyor ki “Erkeklerde dokunmayla ortaya çıkan küfür tiki çok yaygın görülüyor. Bu kişiler biri kendilerine dokunduğunda küfrediyorlar. Özellikle askerde ve işyerindeki önemli toplantılarda sor durumda kalıyorlar.”

Doğrudur! Böyle bir meslektaşım var, adı lazım değil, dokunursanız - son derece terbiyeli olduğu için küfretmez ama - ‘Iıııh!’ diye yerinden sıçrar her seferinde. Ama gazetemizde bir garson abimiz vardır, dokundun mu ana avrat sövmesiyle ünlüdür, zavallıya sık sık şaka yapar, en olmayacak yerde, en olmayacak insanların yanında ‘dokunurlar’ itlik olsun diye!

Askerde de böyle bir delikanlı vardı, böğrüne dokundun mu “Ananı bilmem ne yapayım!” diye (sansürsüz) söverdi. Neyse ki biz üstleri bu huyunu biliyor, arkadaşlarının itlikten yaptığını görüyorduk, yoksa, erkekler arasında bilinen bir tabirle, “askerliği bitmezdi” garibin!

(Eniştem Yüksel anlatır, onların birliğinde de “karşıdakinin yaptığını tekrarlama tiki” olan bir asker varmış, hani Vizontele’de Yılmaz Erdoğan’ın canlandırdığı Deli Emin gibi. Astsubaylar bilerek yapmadığına ikna olana kadar çok başı ağrımış zavallının.)

*

HANGİ EL?

Hürriyet ve Sabah, 7 Ağustos

Mason Locası’na bomba atarken bir kolunu ve bir elinin parmaklarını kaybeden Engin Vural isimli cani mahkemeye çıkarılıyor şu sıralarda, kopuk parmaklarını gizlemek için hakim karşısında eli cebinde durmuş hep...

Dikkat ettim, Hürriyet’teki fotoğrafta sağ eli, Sabah’taki fotoğrafta sol eli cebinde.

Adamda mı bir yamukluk var, var tabii de, yoksa “biri” fotoğrafı ters yüz mü etmiş?

*

TERLİK DE VAR MI, TERLİK?

Posta-Pazar Postası, 8 Ağustos

Karısı Aylin Hanım, ‘Başbakan adayı’ kocası Mustafa sarıgül için diyor ki:

Mustafa eve gelir gelmez duş alıp pijamalarını giyer.”

Hiiç şüphemiz yok!

*

TAM HİZASINDASIN, KIPRAŞMA

Star, 8 Ağustos

Bu hafta “Engin Ardıç’tan keyifle okuyacağınız bir pazar yazısı”nın konusu (nedense Pazar yazıları böyle anons ediliyor), Aksiyon dergisinde çıkmış bir yazı üzerine bina edilmiş, İkinci Dünya Savaşı, Hitler, Stalin ve asıl (komünizmden ve Ruslar’dan kurtulmak için) Alman Ordusu saflarında çarpışan Türkler.

Bu yazıyı bize sıcak bir pazar sabahı okuttuğu için iki kere özür diliyor Ardıç, bir “Hangi üçüncü sınıf gecekondu dizisinde oynayan yeteneksiz aktörün karısını kiminle nasıl aldattığını” yazmadığı için, iki Fenerbahçe’nin Rizespor’u niye yenemediğini tartışmadığı için... Mazeretini de açıklıyor Ardıç: “Huyum kurusun, belli bir çizginin altına uğraşsam da düşemiyorum.”

Bu yazısının başlığı TARİHTEN BİR YAPRAK

Başlığın altında da şöyle bir not: (aman arkadaşlar ‘p’ harfine mukayyet olun)

Engin Ardıç’ın “altına düşmek istemediği” seviyenin ne olduğu hakkında bir fikir veriyor en azından!..

False