GeriGündem Medyadan magazin…
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Medyadan magazin…

Medyadan magazin…

/images/100/0x0/55eb5835f018fbb8f8bb39b4
Herkes kendi işini yapsa…

 

Dobra Dobra adlı magazin programında, Şenay Düdek, Müge Anlı ve Semiha Yankı, tecavüze uğradığı iddia edilen 17 aylık bebeğin (üvey) babasını sorguluyorlardı. Ne analık babalık görevleri kaldı, ne çocuk psikolojisi, ne hukuk, ne de kızın vajinasında görülen sivilceler...

 

Bu kadar önemli ve hassas konuları uzmanlara bıraksak da, magazin programlarında yine kim kimi becerdi, kim kaç paralık tek taş pırlanta taktı, kimin bacağında selülit birikti, hangi ünlü hangi ex’iyle hangi mekânda pişti olunca şok oldu... filan gibi konularla yetinsek?

 

EuroD, 6 kasım

 


*

 

Hadi oradan…

 

Nasıl ölçtülerse, çeşitli ülkelerde yaşayan insanların ortalama IQ’sunu ölçmüşler.

 

Dünyada en zeki insanlar Hong Konglular’mış mesela. (IQ’ları ortalama 107)

 

Türkler’in ortalaması 90 yani normalin alt sınırında imiş.

 

Bu arada Almanlar’ın ortalama IQ’su 102, Amerikalılar’ın 98 imiş.

 

Amerikalılarla Almanlar Türkler’den zekiyse eğer, ben ebleh olmayı tercih ederim.

 

 

*

 

Şok’un sürmanşeti:

 

Günün konusu: İBO-HÜLYA yattı mı, yatmadı mı?

 

Spot: Mehmet Ali Erbil’in bilirkişi olarak ‘Yatmadılar’ raporundan sonra konu herkesçe tartışılmaya başladı...

 

Şok, 6 kasım

 

 

*

 

Bülent Ersoy’dan doğma, Armağan Çağlayan’dan olma…

 

Alaturka adlı yarışma programında, jüri üyelerinden Armağan Çağlayan, Bülent Ersay’a sahnede evlenme teklifinde bulunmuş. Bülent Ersoy “... hem benim sahibim var belki” deyince, Çağlayan bu sefer de Ebru Gündeş’e evlilik teklif etmiş, “Programın selâmeti için” ikisinden birinin bu teklifi kabul etmesi gerektiğini söylemiş. Bu seviyeli esprilere de halkımız bir bayılmış bir bayılmış... (Hürriyet-internet, 7 kasım)

 

Bence Bülent Hanım bu teklifi hemen kabul etmeli. Bir defa, hatırlarsanız, geçen hafta Bülent Ersoy’un anne olabileceğini müjdelemişti bize bir doktor. Babası Armağan Çağlayan, annesi Bülent Ersoy olan bir ‘Küçük Bülent’ ne iyi giderdi medyalarımıza düşünsenize. Erbu Teyzesi bakar, meme filan verirdi...

 

Not: Bu şakalar yapılırken, aralarında oturan Orhan Gencebay son derece rahatsız ve sıkıntılıydı. ‘Benim burada ne işim var!’ der gibi bir hali vardı. Kimbilir belki de ‘Bülent yahut Ebru Hanım evlenme teklifini kabul etmezse, sıra bana gelecek’ diye endişeliydi.

 

 

*

 

Pakize Suda’nın MIŞ-MUŞ’ları pek güzeldi bu hafta:

 

MIŞ-MUŞ

Hırsız tırmanmak için dağcılık eğitimi almış.
Eğitim şart.

Yorgunluk bir hastalıkmış.
Hem de salgın hastalık.

Erdoğan, “Afetleri önleyemeyiz, abartmayın” demiş.
Sanki “Yağmuru durdurabilir misin Tayyip” diyen oldu!

Dünyanın gözdesi artık Çince’ymiş.
Bir cümleye üç tane İngilizce sözcük sokuşturanlar düşünsün!

 

Hürriyet, 7 kasım

 

*

 

Yüksel Aytuğ, Ecevit’in ölüm haberinin geldiği gece televizyonlarımızın halini yazdı:

Bu ayıp hepimize yeter

Ecevit'i kaybettik... Aynı gece televizyon haberciliğimizi de... Bülent Ecevit'in aramızdan ayrıldığı dakikalarda “büyük” (!) televizyon kanallarımızın pek çoğunda canlı yayınlanan eğlence ve yarışma programları vardı. Ama gelin görün ki, ölüm haberini izleyicilerine duyurmakta aciz kaldılar. O dakikalarda atv'de İbrahim Tatlıses, Hülya Avşar'a gelinlik giydirmekle meşguldü. Star TV'de Popstar Alaturka meyhane şarkılarından derlenmiş repertuarı sunuyordu. Neyse ki Osmantan Erkır, acı haberi duyurmayı akıl etti. Show TV'nin eli ayağı bağlanmıştı. İki saat önceden çekilip banttan yayına verilen Pazar Keyfi'nin üzerinde canlı logosu vardı. Bu durumda altyazı da veremiyorlardı. Çünkü altyazı geçerken, sunucunun da Ecevit için bir şeyler söylemesi gerekiyordu ki bu imkânsızdı. TGRT'nin Anadolu Magazin programında da halaylar çekiliyordu. Kanal D canlı stüdyo programı 3. Devre'yi yayına vermişti. Ama onların haber hiyerarşisinde Ecevit'in kaybı bir türlü 4-4'lük Antalyaspor-Beşiktaş maçını geçemiyordu!.. Haber kanalları ise uzun süre haberi altyazıyla verdi. Neden sonra canlı bağlantılar ve belgeseller ekrana geldi. Oysa dünyanın öte ucunda CNN International kanalı, saat 22.50'de yani vefattan 10 dakika sonra normal yayınını keserek, haberi tüm dünyaya “Flash, Flash” ibaresiyle duyurdu. Hemen ardından da 15 dakikalık özel belgeseli yayına soktu. Bu ülkenin gerçek demokrat kimlikli son liderinin kaybından dolayı üzüldüm... Bir televizyon yazarı olarak ise fena halde utandım...

Sabah’la Günaydın, 7 kasım

 


*

 

Yorumsuz

Dilek Önder’in Kırmızı ışıkta kim, ne yapar? başlıklı yazısından:

 

“ ... arkadaki erkek sürücü sinir olur. Ona neyse? Burnunu karıştırmaya ara verip kornaya basar. Evet o sıra ya burnunu karıştırıyor ya şeyiyle oynuyordur. Erkekler de böyledir.”

 

Vatan, 7 kasım

 

 

*

 

Seyirciye saygı içün

 

Bülent Ersoy, seyircisine olan saygısına bir örnek vermiş:

 

“Beni izleyen tüm izleyicilere öyle çok saygılıyım ki, mesela bu elbisemin astarı içün üç günlüğüne Milano’ya gittim, oradan aldım. Ekranda herşey düzgün görünsün diye.”

 

Star-Box-Magazin... vs, 7 kasım

 

 

*

 

Biz yedik, savcı da yerse…

 

Sanatçısı Burçin Coşkun’a ‘grup yap üç aylık ödeme al’ diye cep mesajı atan müzik yapımcısı Erol Köse, tacizci değil mağdur olduğunu söylemiş:

 

- Ben ona ‘Solo albüm yerine grup kur da öyle şarkı söyle’ demek istedim!

Haaa öyle mi?

Vallahi inandırıcı yani!
J


Şok, 7 kasım


*

Ayşe Arman’ın köşesinden:

OKTAR Babuna- Adnan OKTAR İsim benzerliği tesadüf mü?

Bir süre önce Babuna Ailesi’yle röportaj yaptım. Ardından da pek çok mail aldım. Aralarında, Adnan Oktar-Oktar Babuna isim benzerliğinin tesadüfi olamayacağını, mutlaka bir sebebi olduğunu ileri süren mail’ler de vardı. Cevat Babuna’ya sordum, cevabı aşağıdadır:

“Oğlumun ismi ile Adnan Hoca’nın soyadının aynı olması tamamen tesadüf! Oktar doğduğunda, Adnan Oktar 7 yaşında. İkisi de çocuk. Nasıl bir bağlantı olabilir ki? Bizim aile, tarihi isimlere meraklı. Bizde Mihri Enver, Mihri Naz, Hüma gibi enteresan isimler de var. Bu gibi eski isimlere tutkun bir aileyiz. Yani öküzün altında buzağı aramamın bir manası yok...”

Hürriyet, 8 kasım


*

Hürriyet’te, İlhan Söyler’in haberi çok güzeldi

 

Çaykur-Rizespor deplasmanından sonra, Galatasaray’ın üçüncü kalecisi Fevzi’yle (Elmas) sohbet etmiş.

/images/100/0x0/55eb5835f018fbb8f8bb39b6
İşte genç sporcunun şikayetleri:

 

“Beni tanıyan, bilen yok. Rize’de yanıma bir kız geldi ve ‘Allah’tan beni tanıdı’ dedim. Şaşırdım, imza verecektim, istemeyip ‘Fotoğrafını ver’ dedi. Yanımda da fotoğrafım yoktu. Sonra arkadaki foto muhabiri arkadaşa ‘Fotoğrafımı yüzlerce çoğalt. Bari onları dağıtıp kendimi insanlara tanıtayım’ dedim.”

“G.Birliği maçı için Ali Sami Yen Stadı’na kendi arabamla gidiyordum. Tam arabayı park edecektim. Görevliler gelip ‘Burası yasak kardeşim. Park edemezsin’ dediler. Ben de ‘Tanımıyor musunuz? Ben G.Saraylı Fevzi’ diye yanıt verdim. ‘Kimlik çıkar’ dediler. Ama üzerimde kimlik yoktu. ‘Arabadan çık, arkanı dön, arama yapacağım’ deyince, ‘Buyrun arayın’ dedim. Sonra arama yapıp geç dediler. Yine tanınamadığımı anladım.”

Genç kalecinin tanınmamaktan yana o kadar şikayeti, o kadar başına gelen olay varmış ki... “İnşallah Karşıyaka maçında kaleye geçer, iyi oynarım. Siz de benim için ‘İyi kaleci’ diye yazarsınız. Yoksa, 30 yaşıma geleceğim, Mondi o zaman jübile yapacak. Kaleye geçemeden ikimiz birlikte futbolu bırakacağız. Tanınmak için ne yapmam lazım”
deyip aklından geçen çözümü paylaştı:

“Abi, ben yarın Bebek’te nişanlımla bir kafede oturacağım. Gazeteciler gelirse de Yeni sevgilim’ desem manşet olur muyum? Yoksa, bu Türkiye’de ben büyüyemeyeceğim. Böyle kalacağım. Bir formül bulmam lazım. Tanınmak için başka yolum kalmadı” deyip herkesi kahkahaya boğdu.

Hürriyet’in bu habere attığı başlık da aynı oranda sevimliydi:
İŞTE MANŞETTESİN!

 


*

 

Bayi olmak varmış!

 

Petek Dinçöz’ün açık saçık bir fotoğrafının yanında ‘ÇAPRAZ ATEŞE ALDI’ başlığını görünce merak edip

/images/100/0x0/55eb5835f018fbb8f8bb39b8
okudum:

 

“Petek Dinçöz fena açılıp saçıldı. Bir ev tekstil firmasının Antalya’daki bayi toplantısında konser veren Petek çapraz seksilik içinde olan bir kıyafet ile sahne aldı. Petek, yandan kalçalarını, önden (aman Allah!) göğüslerini (ohh korktuk yahu!) ortaya çıkartan kıyafeti ile vatandaşı çapraz ateş içinde bıraktı.”

 

Takvim, 8 kasım

 


*

 

Nazlı Ilıcak: Ferhan Şensoy acaba gelinlik mi giyse?

 

Ferhan Şensoy “Cumhuriyet kurulmuş, ortada tesettür yok, türban yok. O zaman neymişiz, şimdi nereye gelmişiz. Yobazın biri Çankaya'ya çıksa çok üzülürüm. Hiçbir boka tepki göstermemiş bir millet olarak buna da tepki koymayacağız. Umarım ordu buna izin vermez. Bütün askeri darbelere karşı olmuş bir insan olarak canım darbe istiyor. Yobazlıktan çok sıkıldım. Yarın askeri darbe olsa çok mutlu olurum. Bunlar camilerine gitsinler, beni de askere alacaklarsa alsınlar anasını satayım. Arabistan mıyız lan biz. Atatürk ilkeleri nerede! Büyükanıt darbe yapsa, sabah erkenden kalkıp davul çalıp kutlarım” deyince, haliyle, 28 Mart mağduru ve ordu düşmanı Nazlı Ilıcak kızdı.

 

Yazısını şöyle bitiriyordu:

 

“Ferhan Şensoy, bizim ülkemizde maalesef sık sık rastladığımız sözde aydınların tipik bir örneği. Halkın değerlerinden koptukça, kendilerini ilerici ve solcu sanan zevatın bir temsilcisi. Darbe tellâllığını denedi, gene, gündeme gelmeyi başaramadı. Acaba ne yapsa... Hülya Avşar gibi gelinlik mi giyse...”

 

Takvim, 8 kasım

 

 

*

 

Nihat da güldürecek

 

Seda Sayan, yanında çanta gibi gezdire gezdire sevgilisi Nihat Doğan’ı sonunda meşhur etti. (Çıtır sevgilisi Yağmur Atacan, Pınar Altuğ’la ilişkisi sayesinde ‘ünlü’ olduğunu söylüyordu bir yerlerde...)

 

Nihat bey oğlumuz ‘sanatçı kişiliğini ve aile terbiyesini çok sevdiği’ Kenan Işık abisiyle birlikte bir sitkomda oynayacakmış.

 

Haberin başlığı ‘Nihat da güldürecek’ diyordu.

 

Bu haliyle çok komikti zaten.

 

Hürriyet, 9 kasım

 


*

Yerinde bir uyarı!

 

Emre Ergani’nin nişanlısı Şebnem Işık sempatikliği ve güleryüzüyle sosyetede herkesle kaynaşmış ama... Bülent Cankurt, ‘Sokakta rastlarsanız da Şebnem Işık size selam vermezse, şaşırmayın’ diyordu.

 

İkizi varmış da...

 

Sabah’la Günaydın, 9 kasım

 


*

 

Narsisizmi tavana vuran Hülya Avşar ‘Sharon Stone’dan güzelim’ demiş. (Takvim, 9 kasım)

 

Kendini Sharon Stone’un neresiyle mukayese ediyor acaba?



*

 

Reyting peşindeler diye başlık atmış Star. (9 kasım)

 

İbrahim Tatlıses ile Hülya Avşar’ın İbo Şov’daki cilveleşmelerine çok kızan oldu, ‘reyting yapmak için...’ diye eleştirenler oldu.

 

Kızmaya gerek yok. Bir defa İbo ile Avşar ‘Yahu bu bizim yaptığımız bir şov’ dediler, saklamıyorlar ki. Sonra bir televizyon programı ve iki şarkıcı ‘reyting yapmak’la suçlanabilir mi, işleri bu zaten.

 

Siz sayfa sayfa haber yapmazsınız, olur biter. Siz niye haber yapıyorsunuz?

Sakın İbo ile Hülya üzerinden reyting yapmak için olmasın?

 


*

 

Hıncal Uluç’un bu haftakı Sevdiği(m) laflar’ı çok güzeldi:

 

“Peşlerinden gidecek cesaretiniz varsa, bütün rüyalar gerçek olabilir. Herşeyin bir fareyle başladığını asla unutmayın.” Walt Disney

 

Sabah, 10 kasım

 


*

 

Dokunmayın kıza…

 

Manken Şenay Akay geçen sene her röportajda ‘Üniversiteye hazırlanıyorum, çok yoğunum’ diyormuş. Ama sonra ‘Hastalandığın için ÖSS’yi kaçırdım’ demiş.

 

Neticede anlaşılmış ki Şenay… liseyi bile bitirememiş. Üniversite hazırlığı dediği, Mecidiyeköy’deki bir liseyi dışarıdan bitirmeye çalışıyormuş. (Vatan, 10 kasım)

 

Garibim, sataşmayın yazıktır. Ne güzel işte, eksiğinin farkında, kapatmaya çalışıyor…

 

 

*

 

En çok kazanan ölülerin parasını kim yiyor?

 

Ezgi Başaran Hürriyet-Pazar’da çok güzel bir derleme yapmıştı. (Bu derlemenin kaynağını da söyleseymiş çok şık olacakmış ama neyse…)

 

Her sene ekonomi dergisi Forbes’ın ‘En çok kazanan ölüler’ listesine giren ve en ‘fakiri’ senede 7-8 milyon dolar kazanan ‘meşhur ölüler’in mirasını kim yiyor?

 

Doğrusu bu haberleri her sene okurum, bu güzel soru hiç aklıma gelmemişti. Şöyleymiş:

 

Şarkıcı Kurt Cobein (senede 50 milyon $) : Karısı Courtney Love, kızı ve plak şirketi

Elvis Presley (42 milyon $) : İşadamı Robert Sillerman (Kızı bütün haklarını ona satmış)

Çizer Charles M.Schulz (35 m.) : Karısı, sekiz çocuğu ve müzesi

John Lennon (24 m.) : Karısı Yoko Ono ve iki oğlu

Albert Einstein (20 m.) : Kudüs’teki İbrani Üniversitesi

Pop art sanatçısı Andy Warhol (19 m.) : Adını taşıyan güzel sanatlar vakfı

Çocuk kitapları yazarı Theodor Geisel (10 m.) : Karısı

Şarkıcı Ray Charles (10 m.) : 5 oğlu, 4 kızı ve adını taşıyan vakıf

Country şarkıcısı Johnny Cash (8 m.) : Kızı ve kardeşleri

Marilyn Monroe (8 m.) : Mirasını bıraktığı oyuncu koçu Lee Strasberg’in karısı

Yazar J.R.R. Tolkien (7 m.) : Üç çocuğu, adını taşıyan dernek ve yapımcısı

George Harrison (7 m.) : Karısı Olivia ve oğlu Dhani

Bob Marley (7 m.) : Karısı Rita ve 8 çocuğu

 

Hürriyet-Pazar, 12 kasım

 


*

 

Görgü güzel şeydir!

 

Niye evlenmedin, niye çocuk yapmadın diye sorulduğunda oyuncular, şarkıcılar, şovmenler kısacası ‘ünlüler’ genelde ‘kafama uygun birini bulamadım’ veya ‘benim çocuğuma annelik / babalık yapacak insanı bulamadım’ derler.

 

Aynı soruyu Okan Bayülgen’e de sormuşlar:

 

Karşıma çok hoş ve akıllı, çocuk yapabileceğim insanlar çıktı. Ancak ben çocuk istemediğim için yapmadım” demiş. (Sabah, 12 kasım)

 

Medeni ve görgülü insanın hâli başka oluyor…

 

 

*

 

Hıncal Uluç’un Pazar Neşesi güzel oldu mu, hiç gözünün yaşına bakmam, araklarım.

 

Bu seferkini araklamamın sebebi… iğrenç oluşu.

 

“Kazım Baba Los Angeles'a döndü ve servise başladı bile.. İşte ondan..
Delikanlı gecenin bir yarısı taksinin arka kapısını güçlükle açtı, arka koltuğa adeta tırmandı ve şöföre sordu..
“Ön tarafta iki büyük rakı, bir koca kavun ve yarım kilo beyaz peynire yer var mı?..”
“Tabii” dedi, şöför..
Delikanlı öne eğildi ve..
Kustu!..”

 

Allah’tan ben Hıncal Abi gibi, Hıncal’ın Yeri’ni sabah kahvaltısında okuyanlardan değilim…

 

Sabah, 12 kasım

 

 

*

 

Hıncal Abi, Ayşe’yi hem övüyor hem sitem ediyor…

 

Hıncal Uluç Ayşe Özyılmazel’i keşfetti, promosyonunu yaptı ve (söylediğine göre) Sabah’ın o zamanki (gazeteci kökenli) patronu değerini anlayınca köşe yazarı olmasına vesile oldu. Hıncal Uluç bu keşfini desteklemek için her hafta sonu kendisiyle ‘rutin’ röportaj yapmayı kabul etti. Gün geldi ‘düşmanlarına’ karşı kalemiyle savundu. Son olarak da ‘Sabah’ın genç yıldızları’ manşetiyle hem övüyor hem de (Ayşe Özyılmazel’in yazılarından derlediği kitabın) lansmanını yapıyordu.

 

Ama aynı Ayşe Özyılmazel’e ufak bir kırgınlığı olsa gerek ki… genelde Günaydın ilavesinde Özyılmazel’e verdiği haftalık olağan röportajlarında derlediği ‘Haftanın Top 5’ini bu kez köşesine taşıyor ve şöyle diyordu:

 

“AYŞE'NİN Günaydın/ Pazarında hafta içinde en hoşuma giden şeyleri sıralardım. Ayşe gelmez oldu.. Top Beşlerimi kendi köşeme aldım ben de..”

 

Eee, Hıncal Abi, çocuklar büyür, kanatlanıp uçarlar bir gün yuvadan…

 

Sabah, 12 kasım

 

 

*

 

Al sana Hülya Avşar’a bir aşık daha

 

“Meğer bu Hülya Avşar'ın “kireç çözücü” gibi bir etkisi varmış. Karşısında öyle bir çözüldüm ki, adeta likit hale geçtim. Hülya, Mesut Yar ile birlikte konuk olduğum Sen Bilirsin programında “Hayatında bir ünlüye aşık oldun mu?” diye sorunca, bülbül gibi şakımaya başladım: “Evet, 1987 yılında röportaj yaparken sana aşık olmuştum. Ben salonda beklerken üzerinde beyaz bornozunla odaya girip, birkaç dakika daha bekleteceğini söylemiştin. O anda makyajsız, duru Hülya Avşar güzelliğini görünce aşık oldum...” Peh, peh, peh... Bunları bir canlı yayında söyleyeceğim, ölsem aklıma gelmezdi. Dedim ya, bu kadında gerçekten de kimyasal bir “çözücü” etkisi var... İbrahim Tatlıses ve Ferhat Güzel'den sonra “Hülya'ya aşkını itiraf edenler kervanına” bendeniz de katıldım. Güleyim mi, ağlayayım mı, hâlâ karar vermiş değilim!.. Her neyse bunu ileride bol bol güleceğim tatlı bir canlı yayın anısı olarak saklamak en iyisi...”

 

Yüksel Altuğ, Sabah’la Günaydın, 12 kasım

 


*

 

Allah diline düşürmesin Aykut Işıklar’dan:

 

“Biz gazetecilerin bir taktiği vardır. Çıplak kadının fotoğrafını sayfanın ortasına kocaman koyarız, altına da 'Ahlaksız, utanmaz' diye başlık atarız. Kendimize, 'Madem o kadın veya o poz ahlaksız... Neden sayfana koyuyorsun?' diye sormayız. Şimdilerde aynı taktiği Kanal D'de Esra Ceyhan yapıyor. Çocuklara musallat olan sapık maceralarını ekrana getiriyor. Kimisi yüzüne maske takmış halde anlatıyor, kimisi ise telefonla programa katılıp küçük yaşında başından geçenleri anlatıyor. Esra Hanım da hüngür hüngür ağlıyor. Gerekçe ise çok komik, 'Acı gerçekler ile yüzleşiyoruz'...”

 

Bugün, 12 kasım

 


*

 

Yüze enjekte ediler o yağlar…

 

Posta’nın magazin yazarlarından Ahmet Cumalı, bir davette gördüğü “sosyetik” Heves Ekinci’yi zor tanımış, çünkü en az 10 yaş gençleşmişmiş. Meğer… “Heves Ekinci iki hafta önce yüzüne, vücudunun başka bir bölgesinden alınan yağı enjekte ettirmiş.” (Posta, 12 kasım)

 

Huyum kurusun merak ettim:

Heves Hanım’ın yüzüne enjekte edilen bu yağlar vücudunun acaba hangi bölgesinden alınmış?

 


*

 

Yeliz Yeşilmen sadece bir örnek

 

Savaş Ay, piyasadaki kızlara tuzak sorular sorup bilgisizliklerini ortaya çıkarıyor, eğleniyor. Son kurbanı ‘aptal sarışın’ rollerinin değişmez karakteri Yeliz Yeşilmen.

 

Mesela, Yeliz 16 yaşındayken evlendirildiği ama gerdeğe giremediği (korkmuş oğlan) kocasının annesine ne kadar düşkün olduğunu anlatırken, Savaş Ay soruyor:

 

- Oedipus mu bu?
- Yok Türk’tü, Antepli’ydi…


Ben bu tür ‘gazetecilik’ten pek hazzetmem. Alıntı yapmamın sebebi eski bir iddiamın altını çizmek. Röportajın bir yerinde Savaş Ay yine bir olta atıyor:

- Orhan Pamuk’un ödülü siyasi mi, edebi mi?
- Hangi ödülü?
- Nobel.
- (Yutmam gibilerinden) Yok canım, olur mu hiç?
- Anlamadım.
- Beni deniyorsun di mi?

- Ciddiyim, duymadın mı?

- Abi bu hafta o kadar yoğundum ki, çekimler, çekimler… (Posta, 12 kasım)

İnanılır gibi değil, bu kız Hakkari’nin bir dağ köyünde değil, İstanbul’da yaşıyor. Diyelim ki gazete okumuyor, amenna; diyelim ki hiç TV seyretmiyor yahut da sadece magazin programlarını izliyor, ona da peki… Yahu sokakta konuşulurken de mi duymamış?

 

Mümkün mü bu?

Diyorum ya size Türkiye’de yaşayıp Türkiye’de yaşamayan, olup bitenle hiç ilgisi olmayan böyle milyonlarla insan var.

Tabii ki hepsi sizin benim gibi bir oya sahip!


*

 

Araplar’a güvenilmez

İddiaya göre Dubai Şeyhi ‘özel bir konser vermesi için’ Sibel Can’a 1,25 milyon dolar teklif edince… kocası (Sibel Can’ın kocası, Şeyh’in değil elbet) kıllanmış, ‘Milyon doları şarkıya vermezler Sibel, bu işin içinde başka iş var!’ diye hır çıkarmış. (Takvim ve Şok, 12 kasım)

 

Adam haklı, bu Arap zenginleri Sibel gibi ‘4 G’si yerinde’ fıstıklardan hoşlanırlar. J

 

Adam güvenmemekte haklı!

 

 

Not: Tahminlerinizi bekliyorum: ‘4 G’si yerinde kadın ne demektir?’ Bakalım Serdar’ın yazılarını dikkatli takip ediyor musunuz. Aşağıdaki YORUMLAR bölümüne cevabınızı yazın. Doğru cevap verenlerden birine … yok ya! Bir kitap hediye edeceğim!

False