MEDYADAN : Genel konular

İlim bulaşmasın diyedir - Güzellik ile estetik - Pravda gibi mi olsun yani - (D)İngiltürkçe haber metinleri - Adam apronda geziyormuş - Süperpoligon anketinde adı geçen köşe yazarları - Kredi kartı verilmeyen ama başbakan çıkaran meslekler - HOBAS yani Haberi Okumadan Başlık Atma Sendromu - Ablalarım abilerim, Allah rızası için beni kurtarmayın ve bol bol da zina alıntısı (ziina değil zinaa) ...

Haberin Devamı


Yandaki fotoğraf 2004 yılı Türkiyesi’nde çekilmiş. Bir düğün, kadınlarla erkekler birbirini görmesin diye, davetliler bir paravanla harem ve selamlık şeklinde oturtulmuş. Diyeceksiniz ki bu örümcek kafalılardan Türkiye’de milyonlar var. Var ama, işin komiği, söz konusu düğünün sahibinin adı:

İLİM YAYMA VE EĞİTİM VAKFI !

Ne ilim yayar ya bunlar...

(Hürriyet, 30 Ağustos)

*

ÇİNG ÇANG ÇONG

Geçen hafta da bir alıntı yapmıştım, yine aynı sunucu: “Aslında son derece yine önümüzdeki günlerde konuşulacak bir konu...”

(Radyo 7, 30 Ağustos saat 07.35)

*

ÖZRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK

Hürriyet’in Okur Temsilcisi’ne Mektuplar köşesi bugün beni çok güldürdü. Okur Temsilcisi yazı işleri müdürümüz Doğan Satmış’ın kendine de söyledim, yani dedikodu yapmıyorum.

Okur Temsilcisi’ne gelen şikayet şöyle diyordu:

Estetik uğruna canından oldu

YUKARIDAKİ bu başlık, 22 Ağustos Pazar günkü Hürriyet Gazetesi’nin internet sayfasının manşetiydi. Ölümlü sonuçlanan olay, bana göre oldukça yanlış bir başlıkla hem de ana sayfada veriliyordu. Böyle bir yanlış yoruma yol açacak başlığın, Ertuğrul Özkök gibi ustanın gözünden nasıl kaçtığını anlamış değilim. ‘Estetik uğruna’ derken, sanki ‘artistlik uğruna uyuşturucuya başladı’ gibi bir ifadeyle eşdeğer anlam taşımıyor mu? Günümüzde burun ameliyatı, tedavi amacıyla yapılan diğer tüm ameliyatlardan farklı görülmemeli. Nasıl ciğeri uğruna, böbreği uğruna canından oldu diyemeyeceksek estetik uğruna da dememeliydik.

Mustafa YILDIZ

Okur Temsilcisi dibine şöyle bir not eklemişti:

TEMSİLCİNİN NOTU: Haber okurumuzun da sözünü ettiği gibi Hürriyet’in internet sayfasında böyle yer aldı. Ancak gazetede bu farklı bir başlıkla, ‘Güzelleşmek isterken canından oldu’ şeklinde yansıdı.

Haberin Devamı

Doğan Satmış’la bu nota sonradan çok güldük. Sanki “güzelleştirmek isterken ölmek” başlığı “estetik uğruna ölmek” başlığından daha masummuş gibi...

Bazen böyle basireti bağlanır insanın!

(Hürriyet, 30 Ağustos)

*

PRAVDACI DOSTLAR!

Gazetenin medya eleştirileri köşesi Kirpi’de küçük bir öz eleştiri:

KESK’liler sevinmiştir - Birgün (28 Ağustos Cumartesi) Antalya’daki orman yangınında ölen 6 ormancıyla ilgili haberin dibine ‘Ne dediler’ vinyetiyle iki örgütün tepkilerini aynı uzunlukta yayınlamış. KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) ve Doğru Yol Partisi. Birgün, bu iki mahfile aynı uzaklıkta mı?”

Bir gazete, kendisi gibi düşünmeyen bir “mahfilin” görüşünü haber yapamaz mı? İlla “kendine yakın” olan kurumun görüşü “daha uzun” mu kullanılacak?

(Birgün, 30 Ağustos)

*

HER HABER GİBİ BU DA EKSİK

Reşat Komutan asıl şimdi öldü, diyordu Arif Akdoğan’ın haberi. Güzel bir konu yakalamış genç meslektaşım, 30 Ağustos vesilesiyle, efsanevi Albay Reşat’in mezarını ve anıtını ziyaret etmiş.

Bilirsiniz bilirsiniz, Albay Reşat, hani Büyük Taarruz sırasında Mustafa Kemal Paşa’ya Çiğiltepe’yi yarım saat içinde alacağı sözünü veren, sözünü tutamayınca da “Paşam’a verdiğim sözü tutamadım, ben bu şerefsizlikle yaşayamam” diye intihar eden GENÇ alay komutanı...

Ölümünden 15 dakika sonra askerinin ele geçirdiği Çiğiltepe’de mezarı ve anıtı var Reşat Albay’ın. Taarruzun 82’inci yıldönümünde, ne gelen ne giden, tamamen unutulmuş bu büyük insan.

Bu haberi okurken merak ettim: Anıtın adı “Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği”, acaba ölümünden sonra Reşat Albay’a uğruna öldüğü tepenin adı mı verilmiş? Yoksa tabela mı yanlış?

(Star, 30 Ağustos)

*

(D)İNGİLTÜRKÇE

Azilci vekil Türk çıktı, diyor başlık.

Spot: İngiltere’de Başbakan Blair’in Irak savaşı nedeniyle azledilmesini isteyen kampanyanın başını Türk asıllı vekil (milletvekili demek istiyor) Boris Johnson çekiyor. Johnson, Ferit Paşa döneminde linç edilen yazar Ali Kemal’in büyük torunu.

Haberin Devamı

Dışhaberler servislerine, böyle bazen, okuduğu ajans haberini yahut dergi yazısını iyi kötü anlayabilecek kadar İngilizce bilenleri alıyorlar, bunları gazeteci yapıyorlar. Ama gazeteci olmak için Türkçe ve merak gerektiğini unutuyorlar.

Adam “Ali Kemal’in büyük torunu” diye yazıp geçiyor. “Büyük torunu” deyince siz ne anlarsınız? Ali Kemal’in iki üç torunu varmış, en büyüğü de buymuş değil mi? Değil! Çünkü bunların yaptığı haberi okurken, Türkçe’yi kafanızda İngilizce’ye çevireceksiniz ki, ne dedikleri anlaşılsın.

Haberin Devamı

Johnson, Ali Kemal’in torununun torunu imiş, İngilizler buna “grandson” derler ya, bizim “gazeteci” bunu “büyük torun” diye tercüme ediyor.

(Sabah, 30 Ağustos)

*

BETERİNİ GÖRDÜM

Başbakan’ın İstanbul’da beklendiği saatlerde, Atatürk Havalimanı’nda bir genç, telleri atlayıp aprona girmiş, rahat rahat yürürken polis yakalamış. Tabii ortalık karışmış.

Yirmi sene kadar önceydi, İzmir Çiğli Havaalanı’nda uçak beklerken şahit oldum. Takım elbiseli bir adam, elinde bond çantası, aprona girmiş, havalanmak üzere piste doğru ilerleyen bir uçağın yanısıra koşuyor, bir yandan da pilota el kol işaretleri yapıyordu.

Sonradan anlaşıldı ki, uçağa geç kalmış, hareket halindeki uçağı çevirmeye çalışıyormuş!..

(Sabah, 1 Eylül)

*

Microsoft’un kurucularından, 21 milyar dolarlık Paul Allen, muhteşem yatıyla İstanbul’a uğradı.

Habere göre, 200 milyon dolar değer biçilen, 121 metrelik Octopus yatının deposu... 250.000 $’a yani yaklaşık 375 milyar rahmetli liraya doluyormuş. (Bir depo benzinle ne kadar yol yapar, bilinmez.)

Büyük bir fabrikanın, bir işhanının yahut bir Ferrari’nin önünden geçerken, kendi kendime söylenirim hep, “Ulan Serdar, sen bu fabrikanın bekçi kultbesini bile alamazsın”, “Bu işhanının bayrak direğine bile paran yetmez...” diye.

Demek ki Octopus’un bir deposunu doldurmak için bile, benim 14-15 sene çalışmam gerekiyor.

Haberin Devamı

(Bir asgarî ücretlinin de neredeyse 85 sene, onun için şikayet etmeyelim!)

(Sabah, 1 Eylül)

*

İSTEMEM YAN CEBİME

Süperpoligon, okurları arasında bir anket düzenledi ve "Hangi yazar için gazete alırsınız" diye sordu. Neticede, sırasıyla Fehmi Koru, Hıncal Uluç, Engin Ardıç, Mehmet Barlas, Can Dündar, Bekir Coşkun, Emin Çölaşan, Abdurrahman Dilipak, Saygı Öztürk, Taha Akyol cevapları çıktı.

Şimdi bu yazarlar “yahu bu ne biçim anket öyle” ayaklarına “biz de bilmem kaçıncı olmuşuz” diye yazıyor.

Gayet tabii önce Mehmet Barlas (4.) yazdı, sanki anketi eleştirir ayaklarına. Ardından da Engin Ardıç, “Zaten yazarlar anketinde de ola ola üçüncü olmuşuz...”

(Vatan, 31 Ağustos - Star, 1 Eylül)

*

KREDİ KARTI ALAMAZ AMA BAŞBAKAN OLUR

Geçen hafta Devlet Bakanı Abdüllatif Şener’in “Bundan sonra simitçiye boyacıya kredi kartı yok” sözlerini eleştirmiştim ya, Melih Aşık köşesinde küçük ama güzel bir ilave yaptı mevzuya:

Simitçi ve boyacı

Devlet Bakanı Abdüllatif Şener'in "Simitçiye boyacıya kredi kartı yok" sözüne alınanlardan biri de dostumuz Arman Salepçi... Diyor ki notunda:

- Simitçiye boyacıya kredi vermeyen ama Başbakanlık ve Dışışleri Bakanlığı veren bir ülkeyiz. Malum Başbakan çocukluğunda simitçilik, Dışışleri Bakanı Abdullah Gül ise boyacılık yaptığını açıklamıştı...

(Milliyet, 1 Eylül)

*

HOBAS = Haberi okumadan başlık atma sendromu

Faruk Zabçı ta Adis Ababa’ya gitti, Elvan Abeylegesse’nin ailesini, yaşadığı mahalleyi bulmaya. O coğrafya Faruk dostumun kaderidir, en son Apo’nun peşinden Kenya’ya gitmişti, daha önce de iki üç gezisini ben hatırlıyorum. Muhteşem bir muhabirdir Faruk, ama haberlerinin gazeteye girerken başına gelenlerden sorumlu değildir.

Bu haberin resimaltında diyor ki: “Zabçı’ya göre, Elvan’ın ailesinin tehdit alması söz konusu değil. Aksine çok seviliyor ve sözleri dinleniyor.”

Aynı resimaltının başlığı: “Aileyi mahalle gençleri koruyor”.

(Hürriyet, 1 Eylül)

*

Haberin Devamı

ALLAH YARABBİ!

Bizim gibi hafızası kıt olanlara ara sıra böyle hatırlatmakta yarar var, yoksa meslektaşlarımızın hakkını yiyeceğiz alimallah!

Tamamen unutmuşuz bak, meğerAnayasa Mahkemesi’nin zinayı suç sayan maddeyi “kadın - erkek eşitliğine aykırı” diye iptal etmesini de Fatih Altaylı’ya borçluymuş Türkiye!

(Hürriyet, 1 Eylül)

*

ZİNA ALINTISI -1

Bedenleri 21’inci, kafaları 7’inci yüzyılda yaşayan AKP’liler, zinanın yeniden hapis cezası gerektiren bir suç olmasını istiyor. Gerekçeleri de insanın gerisiyle ve derisiyle güleceği cinsten: Kadın erkek eşitliğini temin etmek!

İçlerinde, bu öneriye karşı çıkan AKP milletvekilleri de var. Ama AKP’li, AKP’lidir. Onların gerekçesi de bir başka Allah’lık: “Adam mecburiyetten ikinci bir evlilik yapmış, suçlu mu sayılacak? İmam nikahlılar suç mu sayılacak?”

Karısı hayattayken mecburiyetten ikinci bir kadınla evlenmek ne demek?

Resmî nikah olmadan imam nikahı yapmak zaten suç?

(HO Tercüman, 2 Eylül)

*

NE SANIYORDUNUZ Kİ

Melih Aşık yazıyor:

Yeğenlere koltuk!

Hasan Tan, 5 yıldır RTÜK Bütçe Muhasebe Daire Başkanı'ydı, Cengiz Özdiker ise aynı kurumda Araştırma Geliştirme Daire Başkanı... Her iki isim gerekçesiz görevden alındı. Hasan Tan'ın yerine Bülent Demirel, Cengiz Özdiker'in yerine Halil İbrahim Gül getirildi... Kim bunlar? İki yeğen... Birincisi Devlet Bakanı Güldal Akşit'in, ikincisi Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yeğeni... Netice... Kadrolaşmada utanma sıkılma kalmadı, milletin gözünün içine baka baka insanları koltuktan kaldırıp kendileri oturuyorlar...

(Milliyet, 2 Eylül)

*

ZİNA ALINTISI - 2

Yine zina meselesi... Hürriyet diyor ki “İmam nikahlıları yargılanmaktan kurtarmak için, zinayı şikayete bağlı bir suç haline getirmeye çalışıyorlar.”

Böylece kendilerini garantiye almış olacaklar, çünkü kadın ezik ve zavallı olmasa - bazen ikinci, üçüncü eş olarak - resmî nikahsız, kanunsuz, bir adamla oturup çocuk mocuk yapmaz. Böyle ezik kadınlar da herhalde kalkıp kocasını karakola şikayet edecek değil...

Bu konuda Yalçın Doğan’ın verdiği rakamlar da korkunç:

Türkiye’de nüfusun yüzde 7.1’inin resmi nikahı yok!.. Yani, yaklaşık beş milyon insan (kadın-erkek) zina halinde yaşıyor!.. 1 milyon 330 bin 46 evli çiftin resmi nikahı yok!.. Yani, bu kadar imam nikahlı var!..

Ve bu kadar ciddî ve vahim bir konuyu, bırakın diğer gazeteleri, benim gazetem bile magazinleştirebiliyor, sulandırabiliyor.

Bakın Hürriyet, zina konusunda, açıp da kimlere fikrini sormuş: Tarık Akan - Pınar Altuğ - Tuğba Altıntop - Yeliz Yeşilmen !

Başınıza gelecek her türlü melanete layıksınız!

(Hürriyet, 2 Eylül)

*

ABLALARIM ABİLERİM

Adana’nın Tuzla beldesinde Ceylan Sitesi sakinleri denize gitmeye çalışan yavru deniz kaplumbağalarını suni havuzlara toplamış. Uzmanlar bırakın hayvanları diyormuş!

Tipik bir Türkiye vakası.

Hani Levent Kırca’nın muhteşem bir skeçi vardı, onu hatırladım.

Adam trafik kazası yapmış, aracın içine sıkışmış, “yetişen” vatandaşlar adamı arabadan çıkarmaya çalışırken, kazazede çaresizlik içinde yalvarıyor: “Abilerim, ablalarım, Allah rızası için BENİ KURTARMAYIN!”

(Gazeteler, 2 Eylül)

*

ZİNA ALINTISI - 3

Yukarıda, zina ile ilgili abuk sabuk görüşler, savunmalar aktardım ya, Başbakan Erdoğan son sözü söyledi ve konunun üstüne çiçek dikti.

Başbakan’a göre zinayı suç haline getirmek ...“Aldatmaları ortadan kaldırmaya yönelik bir adım...”

Vallahi milletvekilleri bile daha insaflıymış!

(Hürriyet, 3 Eylül)

*

ZİNA ALINTISI - 4

Milliyet manşetten “Aile fotoğrafı” diye verdi, “İşte zinayı cezalandıran ülkeler: Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan, İran, Irak, Malezya, Bangladeş, Yemen, Lübnan, Cezayir, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Sudan, Nijerya, ÇAD, Kamerun, Nijer, Mali ve Uganda

Yerimizi bilelim!

(Milliyet, 3 Ağustos)

*

ZİNA ALINTISI - SON

Yukarıdaki alıntıları böyle alt alta dizmekten maksadım, sonunda bir sual sormaktı:

- Acaba AKP neden, böyle durup dururken, zinayı gündeme getirdi? AB ile papaz olacağını bile bile, Türkiye’de kafası çalışan kamuoyunu karşısına alacağını ve muhtemelen geri adım atacağını bile bile?

Şöyle bir riskli tahminde bulunacaktım:

- Sakın maksat, asıl pisliklerini saklamak, dikkatleri başka yere çekmek olmasın? Mesela, Türk Ceza Yasası’nın için sıkıştırılmış bazı Şeriatçi, anti-laik yasalar gibi... Hukukçular çok dikkatli olmalı!

Taha Kıvanç gerçek bir gazeteci. Her ne kadar siyaseten iktidardakilerle aynı cepheden de olsa, önce gazeteci. Epey dolambaçlı bir yazının sonunda diyor ki:

“Bir dostum (AKP Hükümeti’nin neden birden bire zinayı gündeme getirdiğiyle ilgili) kuşkuyu daha da yoğunlaştırdı konuyu tartışırken. “Zina tartışması bir tuzak, Hükümet kimseyi mutlu edemeyeceği bir çizgi savunuyor” dediğimde, o dostum “Bence bütün tartışma Hükümet’in oyunu” diye mukabele etti. Allah, Allah... Dediği şu: Türk Ceza Yasası’nın yeni versiyonu içerisinde toz kaldıracak pek çok madde var, sadece zina konusu tartışıldığında diğer maddeler tartışma gündeminden düşmüş oluyor... Zaten oy vermeyecek kişilerin hoşuna gitmek diye bir derdi yok hükümetin...

(Yeni Şafak, 4 Eylül)


Haberle ilgili daha fazlası: