GeriGündem Libya diplomasisinde petrol gerçekleri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Libya diplomasisinde petrol gerçekleri

Libya diplomasisinde petrol gerçekleri
refid:12438127-spot ilişkili resim dosyası
Abone Olgoogle-news

Financial Times'ın dış ilişkiler baş yorumcusu Gideon Rachman, diplomatik ilişkilerin işleyişini daha iyi anlamak için, petrolün izini takip etmek gerektiğini ifade etti.

Rachman yazısında, küçük bütçeli korku filmlerinde dedektiflere sıkça verilen "paranın izini takip" et öğüdünü biraz değiştirip, "petrolün izini takip" et diyerek uluslararası ilişkilere uyarladı.

 

Yazıda, enerjinin, abd ve İngiltere'nin dış politikasında temel unsur olduğu söyleminin hafif yakışıksız bir ifade olabileceği belirtilirken, buna rağmen İngiltere'nin son günlerde Lockerbie sanığının serbest bırakılmasının ardından karşı karşıya kaldığı iddialar ile aslında bu söylemin çok da yanlış olmadığına vurgu yapıldı.

 

İddialarda, Libyalı sanık Abdulbaşat El Migrahi'nin serbest bırakılmasında, bu ülkenin sahip olduğu gaz ve petrol kaynaklarının etkisi olduğu ileri sürülüyor.

 

İngiltere Adalet Bakanı Jack Straw, El Migrahi'nin iadesi ile ilgili yaptığı açıklamada, olayı "daha geniş müzakereler" ve "karşı konulamaz çıkarlar" kapsamında değerlendirdi. Her ne kadar Straw, bu açıklamada petrolden bahsetmese de, gelen baskılara dayanamayarak karşılıklı ticaret ve petrole dayanan çıkarların, Libya'nın gündeme getirilmesindeki nedenlerin "en büyük kısmını" oluşturduğunu da kabul etti.

 

Elbette petrol, İngiltere'nin Libya'dan sağladığı tek çıkar değil. Ancak, daha güvenli ve çeşitlendirilmiş enerji kaynaklarının bulunması, İngitere dış politikası için artan şekilde önem arz ediyor. Bu noktada, Kuzey Denizi'nde yer alan rezervleri azalan ve gelecekteki enerji krizi konusunda endişeleri artan İngiltere için, kapılarını yabancı petrol şirketlerine pek açmayan Libya, ümit verici bir petrol ve doğalgaz tedarikçisi gibi görünüyor.

 

Londra Borsası'nda, büyüklükleri ile sırasıyla ikinci ve üçüncü sırada yer alan BP ve Royal Dutch Shell firmalarının, Libya ile petrol araştırmaları yapmak için anlaşma imzaladığını da belirtmek gerekiyor.

 

FT'deki makalede, İngiltere ile Libya arasındaki bu işbirliğinden, enerjinin, uluslararası politikada, büyük meselelerin kalbinde yer aldığı olgusunu gösteren küçük bir örnek olarak bahsediliyor. Bu olgunun arkasında ise aralarında abd, çin, Japonya ve Avrupa Birliği de olmak üzere, dünyanın büyük ekonomik güçlerinin kendi kendine yetecek kadar petrol ve gaz rezervlerinin olmamasının yattığı ifade ediliyor.

 

"Rising Powers, Shrinking Planet" adlı son kitabında, bu konuyu işleyen Amerikalı akademisyen Micheal Klare, şu görüşlere yer veriyor: "Yükselen güçler ve azalan kaynakların yan yana olduğu bir dünyanın kaderi, enerji-tüketen ülke grupları arasında yoğun bir rekabete neden olacaktır."

 

Graham yazısında, enerji için yapılan bu "yoğun rekabetin", hali hazırda dünyanın büyük güçlerinin dış politikalarını şekillendirdiğini gösteren, birçok örnek olduğunu belirtiyor. Graham, rusya ile AB arasındaki ilişkilerdeki tansiyonun arkasında da yine AB'nin bu ülkenin enerji kaynaklarına artan bağlılığının yattığını da ileri sürüyor.

 

Enerjinin ne kadar önemli hale geldiğine bir diğer örnek de, iran söz konusu olunca görülüyor. Batıdaki güçlerin, uyguladığı nükleer program nedeniyle bu ülke üzerindeki yaptırımları, muhtemelen Eylül sonunda, sıkılaştırmaya çalışacak olmasına rağmen, çin ve hindistan, konuya daha ihtiyatlı yaklaşıyor. Bu iki ülkenin ihtiyatlı davranmasının arkasında da, iran'ın her iki ülkenin enerji tedariğinde önemli rol oynaması etkili oluyor.

 

iran gibi bir diğer örnek de; Afrika kıtasında özellikle Angola'da görülüyor. çin'in, Suudi Arabistan'dan sonra ikinci büyük petrol tedarikçisi olan Angola'ya dünya liderlerinin ilgisi eksilmiyor. rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev'in haziran ayındaki ziyaretinden sonra abd Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'da ağustos ayında aynı ülkeye gitti. Elbette, Brezilya'yı da özellikle son yıllarda açık denizde bulduğu geniş petrol sahalarının ardından ilgi odağı haline gelen ülkeler arasında saymak gerekiyor.

 

FT'deki yazıda, ırak'taki savaşın temelinde de enerji olduğunun altı çiziliyor. abd Merkez Bankası eski başkanı Alan Greenspan'ın anılarından alıntı yapılan yazıda, Greenspan'ın "herkesin bildiğinin doğruluğunu tasdik edilmesi, politik olarak uygunsuz bir davranış olsa da: ırak savaşı geniş oranda petrol için yapıldı" sözlerine yer veriliyor.

 

abd ENDİŞELERİNDE HAKLI

Greenspan, haklı olsun ya da olmasın, Amerika'nın liderlerinin petrolün erişebilirliği ve fiyatı konusunda endişelendikleri kesin. Aslına bakılırsa, 1970'li yıllarda yaşanan iki petrol şoku ile Avrupa ve abd'yi, 10 yıl boyunca rahatsız eden stagflasyon deneyiminden sonra, bu liderleri suçlamamak lazım.

 

Petrolün yaşam için taşıdığı önemin farkında olan politikacılar da, artan petrol fiyatlarının kendilerine seçimlerde kayıp olarak döneceğini bildikleri için bu konuda çok dikkatli davranıyor. Politikacılar, aynı zamanda petro

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle