GeriGündem Kremlin’de başlayan aşk şimdi hatıralarda kaldı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kremlin’de başlayan aşk şimdi hatıralarda kaldı

Abone Olgoogle-news



Aybars ATTİLA

Rus Anna, Stalin'in hizmetindeyken aşık olduğu Türk genci için 68 yıl önce Türkiye'ye yerleşti

Rus asıllı Anna Simonovna Sakalova, 1915'te fabrikatör Simon ile Emilia'nın dördüncü çocuğu olarak, dokuz odalı bir köşkte dünyaya geldi. Daha üç yaşına gelmeden Rusya'da Ekim devrimi oldu. Babası sürgüne gönderildi. İlkokulu bitirince partinin gençlik kollarına girdi. Gençkız olduğunda Kremlin'e, Stalin'in yanına gönderildi. 1933'te bir Türk genci olan Ata İpekyılmaz'la tanıştı. İşte Anna'nın Yüksel İpekyılmaz olarak Türkiye'ye yerleşmesinin hikayesi...

RUSYA'da zengin bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen, Stalin'in iktidarında Kremlin Sarayı'nda kalan Anna Simonovna Sakalova, aşık olduğu Türk gencinin peşinden geldiği Türkiye'den kopamadı. Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve daha sonra 9 yıl Devlet Başkanlığı yapan Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) Politbüro üyesi Mihail İvanoviç Kalinin'in onayıyla Türk genci Ata İpekyılmaz'la evlenerek, Anna Simonovna Sakalova olan adını bırakıp Türkiye'ye gelen Yüksel İpekyılmaz, şimdi Bodrum'un Turgutreis beldesinde komşularıyla dostluk ve huzur ortamı içinde sade bir yaşam sürüyor.

66 yıl önce Türkiye'ye gelen Yüksel İpekyılmaz, ilginç hayat öyküsünü anlatırken bugün yaşıyormuşçasına büyük heyecan duyuyor. Dinleyenlerin ‘‘Yaşayan tarih’’ dediği Rus asıllı Yüksel İpekyılmaz, 1915'te fabrikatör Simon ile Emilia'nın dördüncü çocuğu olarak, dokuz odalı bir köşkte dünyaya geldi. Daha üç yaşına gelmeden Ekim devrimi oldu. Babası, varlıklılara büyük vergiler konulmasına, pekçok kişinin Rusya'dan kaçmasına rağmen işine devam etti. Yüksel İpekyılmaz, o günleri şöyle anlatıyor:

STALİN'İN HİZMETİNDE

‘‘6 yaşımda Krupskaya'da okula başladım. O zaman fakirler okula gidemezdi. 9 yaşıma girdiğimde Lenin öldü, yerine Stalin geçti. Ben de ilkokulu bitirdiğimde partinin gençlik kolları, Türkiye'deki yavrukurtlar gibi, ‘Aktibiata' denilen gruba seçildim.

Stalin'in ilk işi Lenin'in ılımlı politikasına son vermek oldu. Tüm varlıklılar gibi bizim de evimiz basıldı, eşyalarımıza el konuldu. Annem kıymetli eşyalarının hepsini vermemişti. İhbar edildik. Babam Sibirya'nın kutba en yakın yerine, annem Moskova'nın 100 kilometre uzağına sürüldü. Ben parti tarafından kollandığım için 2 ailenin birlikte yaşadığı 30 metrekarelik bir eve gönderildim. Artık varlıklı çocuklar okuyamıyor, okula gidebilmek için 2 yıl işçilik yapmaları gerekiyordu.’’

Okulda iyi Almanca öğrenen Anna Simonovna Sakalova, 1 yıl sonra parti tarafından Stalin’in yanına gönderilir. Kremlin'e giden 12 gençtirler. Stalin öldürülmekten çok korktuğu için, bu gençler bir tür denek olarak kullanılır. ‘‘Stalin'in yiyecekleri önce bize yediriliyordu. Bir görevimiz de misafirlere rehberlik etmekti. Stalin çok sertti. '1000 kişinin yaşaması için 5 zengini öldürürüm' diyordu. Aileler 9'ar metrekarelik dairelerde yaşıyorlardı, adam başına günde 400 gram ekmek veriliyordu.’’

ATA'YLA TANIŞIYORLAR

O zaman adı Anna olan Yüksel İpekyılmaz, hayatının akışını değiştirecek Türk genciyle 1933 yılında karşılaştı. Moskova Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi öğrencisi olan Anna, Stalin'in yabancı bir ülkeyle ilk anlaşmasını Türkiye ile yaptığını, Sümerbank fabrikalarının kurulmasını gerçekleştiren bu anlaşma çerçevesinde Başbakan İsmet İnönü ile Moskova'ya gelen 65 genç arasındaki Ata İpekyılmaz ile aralarında aşk doğduğunu şöyle anlattı:

‘‘Heyette, fabrikaların kuruluşunda görevlendirilecek, bu nedenle Rusya'da sanayi eğitimi alacak 65 genç arasında, futbolcular, oryantaller, yağlı güreşçiler vardı. 65 gençten 10'una ben rehberlik ediyordum. Onları Bolşoy Balesi'ne götürdüm. Ata İpekyılmaz bana yakınlık gösteriyordu. Ata, Bolşoy'da elimi tuttu. İki gün sonra beni evime bıraktı, kapının önünde öpüp kaçtı. 3 ay geçti, Ata'yı kolunda 2 güzel Rus kızıyla yürürken gördüm, o da beni görünce kızları bırakıp yanıma koştu, şaşkınlıktan gecenin o saatinde bana 'günaydın' dedi. Gülüştük, arkadaşlığımız tekrar başladı.’’

Ata İpekyılmaz ile tanışmalarının altıncı ayında evlilik kararı aldıklarını anlatan Yüksel İpekyılmaz, önce Moskova Belediyesi'nde, ardından Türk Konsolosluğu'nda nikahlarının kıyıldığını söylüyor.

Bu nikahın duyulmasından sonra üniversiteden atıldığını, partisinden baskı gördüğünü, gözaltına alınarak 1.5 metrakarelik hücrede kaldığını anlatan Yüksel İpekyılmaz, günler sonra serbest kalınca eşi Ata İpekyılmaz ile bir evin bodrumunda bir hafta yaşamış. Yüksel İpekyılmaz, bu olayın ‘‘Bir Türk genci kayboldu’’ diye gazetelere yansıdığını, bunun üzerine Moskova'daki Sümerbank Genel Müdürü Hayri Bey'i telefonla arayıp durumu anlattıklarını söyleyerek şöyle devam ediyor:

‘‘Hayri Bey, bizim için İsmet İnönü ve Politbüro üyesi Kalinin’in buluşmasını sağladı. Kalinin, bana 'Evlenecek başkasını bulamadın mı' diye sordu. İnönü ise epey caydırmaya çalıştıktan sonra , 'Seninle başa çıkılmaz. Tek şart koşuyorum, Müslüman olacaksın' dedi, kabul ettim. İnönü Türkiye'ye girmem için gereken belgeyi Kremlin'de imzalayıp verdi.’’

NAZIM'IN ZİYARETİ

Bir süre sonra Ata, İnönü'nün emriyle Türkiye'ye dönmek durumunda kalır. Gerekli işlemler tamamlanamadığı için Yüksel İpekyılmaz onunla gidemez. ‘‘Ata'nın yanında Türk konsolosluk görevlileri, benim yanımda Rus polisi istasyona gittik. Trenin kalkmasına 5 dakika kala vedalaşmayı sevmem diyerek gardan çıktım, polisler de gitti. Tren kalkarken son vagona atladım. Odesa'ya geldik, Ata'yı gemiye bindirip Moskova'ya döndüm. 3.5 ay sonra Odesa'dan İstanbul'a giden gemiye bindim. Annem, kardeşlerim ağlıyordu, ama benim gözümde sadece Ata vardı. Gemideki Ruslar da Ata'yı merak ediyordu. 2 Mart 1934'te gemi İstanbul'a geldi, Ata'nın boynuna sarıldım. Benden ayrı kaldığı 3.5 ay boyunca sakallarını hiç kesmemişti, berbat haldeydi. Gemideki Ruslar 'Bunca şeyi bunun için mi bıraktın' der gibi yüzüme bakıyordu. Ata, yanındaki yaşlı adamı gösterip, 'Babam, öp elini' dedi. Öpmedim, Rusya'da erkeklerin eli öpülmez, ayıptır. Ata, Kayseri'de Sümerbank Fabrikası kuruluşunda görevliydi. Orada ev tutuncaya kadar Balat'taki kayınvalidemin evinde kalacaktım. En büyük şaşkınlığı evin tuvaletini görünce yaşadım. Tuvalet alaturkaydı, ‘Buraya girmem' dedim. Kayınvalidem bir sandığın üzerine ortası delik bir minder dikti, tuvalete bu sandıkla girmeye başladım.’’

İstanbul’a gelişinin üçüncü gününde Nazım Hikmet'in kendisini ziyarete geldiğini söyleyen Yüksel İpekyılmaz, bu buluşmayı şöyle anlatıyor:

‘‘Nazım çok güzel Rusça konuşuyordu. 'Hoşgeldin, burada seni pekçok görev bekliyor' dedi. 'Elbette, kocama bakacağım, çocuklarım olacak, onları yetiştireceğim' dedim. Hayal kırıklığına uğradı, daha sonra bana hep soğuk davrandı. Beni en şaşırtan tartışmalar Doğu Perinçek ile olanlardı. Perinçek bana sosyalizmi tam anlamıyla açıklayamamıştı.’’

KAYSERİ'DEN BODRUM'A

Yüksel İpekyılmaz, eşiyle Kırıkkale, Sivas, Van, Ergani ve Nazilli'yi dolaşır, 1936'da oğlu Mert, 1938'de kızı Türkan, 1940'da küçük kızı Müjgan doğar. Kızı Türkan ünlü işadamı Ahmet Uzel ile evli. Torunu Şafak, Kibar Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar ile dünyaevine girdi. 1954'te boşandığı Ata İpekyılmaz'ı daha sonra kaybeden Yüksel İpekyılmaz'ın şimdi 8 torunu, 3 de torunun çocuğu var.

Yüksel İpekyılmaz, 16 yıldır gönül verdiği Bodrum'un Turgutreis Beldesi'nde, sade bir yaşam sürüyor. İpekyılmaz, ‘‘Burada çok mutluyum. Türk Türk'ü tanımaz benim tanıdığım kadar. Benim ardımdan aynı yıl 5 Rus kızı daha Türk gençleriyle evlenip Türkiye'ye geldi. Aralarında balerinler, makine mühendisleri vardı. Hiçbiri adapte olamadı, gitti. Ben kayınvalidemin evinde ilk kez Hafız Burhan'ı dinlediğimde, ‘Şarkı mı söylüyor ağlıyor mu' demiştim, şimdi Türk Müziği tutkunuyum. Türkiye'yi, kültürünü, insanını sevdim. 1969, 1971 ve 1975'te 3 kez Rusya'ya gittim, ailemi gördüm, bana ‘Çocukların büyüdü, artık yalnızsın, burada kal' diye çok ısrar ettiler, 'vatanım Türkiye' diyerek gitmedim’’ diyor.

Stalin'in eşine ne oldu?

‘‘Kremlin'de bir kokteylde görevliydim. Yıl 1932. Stalin, eşi Nadezhda, Politbüro üyesi Kalinin, yabancı elçiler, artistler de vardı. Kahkahalar arasında şampanyalar patlatıldı. Nadezha sinirli tavırla 'Kremlin'de şampanyalar su gibi akıyor ama dışarda halk ekmek arıyor, memleket kan ağlıyor' dedi ve salonu terketti. Ertesi sabah Nadezha'nın gırtlak kanserinden öldüğü duyuruldu. Oysa rahatsız değildi. Stalin çok acımasızdı, sonradan aldığı 'Stalin' yani 'Çelik Adam' adı kadar sertti. Rejimin eleştirilmesini kabul etmezdi. Rejim karşıtı milyonlarca insan gibi eşi Nadezha'yı da öldürdüğünü hepimiz biliyorduk.’’

İnönü ve Kalinin'den evlilik izni

‘‘Sümerbank Genel Müdürü Hayri Bey, İsmet İnönü ve daha sonra 1937- 1946 yılları arasında Sovyetler Birliği Devlet Başkanlığı yapan dönemin Politbüro üyesi Kalinin ile buluşma sağladı. Kalinin, bana 'Evlenecek başkasını bulamadın mı' diye sordu. İnönü de beni bu evlilikten vazgeçirmek için 'Kızım sen Türk erkeklerinin kaç eşi olduğunu biliyor musun?' diye sordu. Ben, 'Sizin kaç eşiniz var' dedim. 'Bir tane' dedi. 'Ben de Ata'nın tek eşi olacağım' dedim. İnönü, 'Seninle başa çıkılmaz. Tek şart koşuyorum, Müslüman olacaksın' dedi, kabul ettim. İnönü Türkiye'ye girmem için gereken belgeyi Kremlin'de imzalayıp verdi.’’

False