GeriGündem Kitap: Haftanın Yenileri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kitap: Haftanın Yenileri

Haftanın yenileri

Roman
Yaşamın Denklemleri
Simon Morden
Çev.: Hüseyin İçen
Hyperion  Kitap

Bir gün parkta kaçırılan bir kadını kurtardım ve hayatım değişti. Simon Morden’in kahramanı Samuil Petrovitch tam da bu cümleyi kuruyor Yaşamın Denklemleri isimli romanda. Yakın gelecekte yaşanan nükleer felaket sonrası bir zamanda gerçekleşiyor olaylar. Bu karanlık günlerde ABD teokratik bir rejime teslim olmuy, Japonya tahrip edilmiş İngiltere’de çürüyen Londra’da kalan son kent Metrozone adında yeni bir şehirdir. Tüm bu nükleer felaketlerden kurtulmayı başaran kahramanımız Petrovitch’in felsefesi çok basittir aslında. “Uzun yaşamak istiyorsan, beladan uzak dur.” Hakikaten izlediğimiz bütün siber çağ bilim kurgularında da hayatta kalan birçok sıradan insanın metodu budur. Ta ki gecenin bir yarısı tekinsiz bir parkta, iri kıyım adamlar tarafından kaçırılmak istenen Sonja adlı bir kadını kurtarana kadar. Rus asıllı bir doktora öğrencisi ve bilim adamı olan Petrovitch, bu olaydan sonra taraflarından biri acımasız Rus Mafyası olan bir savaşın ortasındaki adam olur. Rahibelerin bile otomatik silahlarla dolaştığı bir belanın soğuk nefesi ensesindedir artık. Morden, Metrozone serisinin ilk kitabında sıradışı bir maceraya imza atıyor. ‘Yaşamın Denklemleri’nde artık sıkıldığımız bilim kurgulara benzemeyen ve “deus ex machina’ metaforuna sıkı göndermeler içeren iyi bir romana imza atıylor Morden. Roman bittikten sonra Morden’in diğer kitaplarını heyecanla bekleyeceksiniz.

Resimli Öykü
Eve Dönüş
Ray Bradbury
Çev.: Elif Ersavcı
İllüstrasyon: Dave McKean
İthaki Yayınları

‘Eve Dönüş’, geçen sene yitirdiğimiz büyük usta Ray Bradbury’nin Cadılar Bayramı için kaleme aldığı bir kısa öykü olsa da, aslında ölmeye/ölümlü olmaya methiye desek yanlış olmaz. Yılda bir kez Cadılar Bayramı arifesinde bir araya gelen bir ailenin ‘tuhaf’ çocuğu Timothy’nin çilelerini anlatıyor öykü. Zavallı Timothy kalabalık ailenin hiçbir ferdine benzememekte ve bunu fazlasıyla dert etmektedir. Timothy’nin ergen karamsarlığı gibi görünen sıkıntısı öyle ‘kimse beni anlamıyor’ şeklinde değildir. Zira kan içen, gündüz içi kadifelerle kaplı büyük tabutlarda uyuyup gece karanlığında yaşamını sürdüren. Sırtında dev yarasa kanatları olan, rüzgârlarla birlikte dünyanın bir ucundan diğerine yolculuk edebilen veya herhangi bir insanın bedenine girip onlara istediği şeyi yaptırabilen. Soğuk ve soluk benizli bir ailesi vardır Timothy’nin. Yani hortlaklarla, vampirlerle dolu ölümsüz ve ‘kalpsiz’ bir aile. Üstelik adeta Timothy’ye nazire yaparcasına bu kez bütün amcalar, nineler bir araya gelecektir ve ne yazık ki Timothy bu cümbüşte yer alamayacaktır. Çünkü o uçamayan, kan içemeyen, gündüz yaşayan, gece uyuyan, kalbi atan, sıradan bir ölümlüdür! Timothy bu duruma üzülse de, kuşkusuz bir gün ‘ölecek’ olan bu ufaklığı tüm ailesi çok sevmektedir... Bradbury’nin ilk olarak 1946’da yayımlanan ve artık klasik olmuş öyküsünü, bol ödüllü çizer McKean’in desenleriyle okuyun.

Tarih
Baskı ve Harf-Ermeni Matbaacılık Tarihi

Teotig
Çev.:Sirvart Malhasyan, Arlet İncidüzen
Birzamanlar Yayıncılık

Çok önemli bir kitap ‘Ermeni Matbaacılık Tarihi’. Teotoros Lapçinciyan, bilinen adıyla Teotig tarafından 1912’de yayımlanmıştı kitap. ‘Baskı ve Harf - Ermeni Matbaacılık Tarihi’ kitabın Latin harfli günümüz Türkçesindeki bir yeniden basımı. Yayımlandığı tarih birkaç açıdan önemli. Birincisi -kesin olmasa bile- kayıtlara göre 412 yılında Mesrob Maşdots tarafından bulunan Ermeni alfabesinin yaratılışının 1500’üncü yılı olduğu için. İkincisi Meğabard Hagop tarafından 1512 yılında kurulan ilk Ermeni matbaasının 400’üncü yılı olduğu için... Hasılı kelâm 1912 yılında bu iki olay İbtanbul, Tiflis ve Boston gibi merkezlerde büyük etkinliklerle kutlanır. İstanbul Ermeni aydınları içinde büyük birikimiyle dikkat çeken Teotig de Dib u Dar (baskı ve harf) adlı bu dev eserle kutlamalardaki yerini alır.
Önce kitabın yazarı, Teotig’i tanıtmalı. Teotig 1873’te Üsküdar’da doğmuş ve yine Üsküdar’daki Cemaran ve Berberyan Ermeni okullanına en son da Robert Kolej’e devam etmiştir. Manzume-i Efkâr, Ceride-i Şarkiye, Dzağig, Püzantiyon gazetelerinde yazdı. 1907’den itibaren Amenum Daretsuystsi adlı yıllıkları yayımladı. Dib u Dar’ı yayıma hazırladıktan sonra, I. Dünya Savaşı başlarında söz konusu yıllıkta yer alan bir yazısı dolayısıyla hapse atıldı. 1916’da hapisten çıkınca tekrar tutuklanıp sürgüne yollandı. 1923’te ülkeden ayrılmak zorunda kalan Teotig, 1928’de Paris’te öldü.
Farsça ‘Dib u Dar’ kelimeleri Baskı ve Harf anlamına geliyor ki, Teotig bu başlık altında, Ermeni matbaacılık tarihini anlatıyor. Gutenberg ve takipçilerinin mottosu “Matbaa insan düşüncesinin silahıdır,” cümlesinden hareketle Ermeni matbaacılık ve yayın tarihinde yeri olan herkesi bu kitapta anlatıyor Teotig. Alışılmış tarih kitaplarındaki anlayışa uygun olarak önce yazının bulunuşu ve matbaanın icadına kısaca değinen Teotig daha sonra Ermeni hafrlerini bir tabloyla gösteriyor. Üçüncü bölüm itibariyle 1512’den yani ilk Ermeni matbaasının kuruluşundan 1912’ye kadar ülkeden ülkeye bütün Ermeni matbaalarını, sahiplerini, bastıkları gazete, dergi, kitap bütün yayınları eksiksiz anlatıyor.
Özetlemek gerekirse, sadece Ermeni tarihi, Ermeni matbaacılık tarihi açısından değil İbrahim Müteferrika’nın bile öncesini anlattığı için Türkiye tarihi ve Türk matbaacılık tarihi açısından da son derece önemli bir kitap ‘Dib u Dar / Baskı ve Harf’. Birzamanlar Yayıncılık’ın titiz çalışması ve Osman Köker’in kuşatıcı ‘Sunuş’uyla her kitaplıkta bulunması gereken bir kitap.

İnceleme
Arabesk

Uğur Küçükkaplan
Ayrıntı Yayınları

İkinci Yeni için nasıl İkinci Yeni şairleri haklı olarak ‘sivil şiir’ diyorlarsa, bu toprakların günümüz ‘sivil müziği’ arabesktir demeliyiz. Sebebi basit. Yeni kurulan Cumhuriyet’te muasır medeniyet işaretlerinden birisi Batı Müziği olarak belirlenmiş ve resmi orkestralar kurulmuştur. Devletin radyosu en fazla Türk Sanat Müziği’ne yer veriyordu. Türkü ve halk müziği ‘kadim’ ve arkeolojik bir miras olmuş Türk Beşleri’nin yeni düzenlemeleriyle, yeni biçimler kazanıyordu. İlerleyen yıllarda da Türkçe sözlü hafif batı müziği yani ‘pop’ Eurovision’da Türkiye’yi temsil için kullanılıyordu. Aradan geçen zamanda birçok toplumsal hadise birbiri ardına cereyan edip, köyden kente göç, genç cumhuriyetin kentlerini yeniden şekillendirirken müzik de bundan etkileniyordu. Akademik ve resmi çevreler müziği nitelikli ve yoz olarak ayırmış, halkın da bunu öylece kabullenmesini istemişlerdi. Ancak evvelâ sinemalarda gösterilen 100 küsur Mısır filminde kullanılan müziklerin etkisi, sonra kalabalık şehirlerde ortaya çıkan kültürel farklılıklar Arabesk müziği doğurup, zirveye çıkartmıştı... Bugüne kadar hep sosyologların ele aldığı arabesk olgusunu, bu kez bir müzisyen/müzikolog, tüm tarihsel arka planı ile birlikte inceliyor. ‘Arabesk’ kitabında Küçükkaplan, oldukça başarılı bir toplumsal ve müzikal bir analiz ortaya koyuyor. Siyasi, kültürel, müzikal ve toplumsal bütün yönleriyle Arabesk.

Araştırma
Avrupa Edebiyatı, Tarihi ve Kültüründe Hurrem Sultan
Galina İ. Yermolenko
Çev.: Ferit Burak Aydar
Koç Üniversitesi Yayınları
Tam üç sezondur çarşamba akşamlarına dair bütün planlamalar -izleyen izlemeyen- herkes için Muhteşem Yüzyıl dizisine göre yapılıyor. Kanuni’den çok, Hurrem’in yaptıklarının ve yaşadıklarının anlatıldığı dizi gösteriyor ki, ülkece Hurrem’in büyüsüne yeniden kapılmış durumdayız. Galina I. Yermolenko’nun derlediği araştırma, Hurrem’in büyüsünün aslında ne kadar eskiye ve geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösteriyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın efsanevi karısı Roxolona ya da Hurrem Sultan, Avrupa’nın kültürel hafızasında öyle bir iz bırakmış ki, onun Batı dünyasındaki etkisini anlatmak için ancak Kleopatra benzetmesi kullanılabilir... Saygın İngiliz tarihçi Richard Knolles onun için “Doğu’nun en büyük imparatoriçesi” ifadesini kullanır. Yani bütün Avrupa edebiyatı, tarihi ve kültüründe büyük bir etki alanına sahiptir Hurrem Sultan. Yermolenko, bu ilgi çekici araştırmasında Hurrem’in etki alanının haritasını çiziyor. Önce 19. yüzyıla kadar Hurrem olarak bilinmeyen Roxolona’nın isminin kökenini ve her dildeki yazımını ele alıyor. Daha sonra saraylarda icra edilen tiyatrolardan operalara, edebiyat eserlerinden yerel kahramanlık anlatılarına kadar her yerde Roxolan’ın izini sürüyor. İkinci bölümünde kaynak metinlerin tamamı veya bir bölümünün çevirisinin de bulunduğu kitap görsel malzemesi ve zengin kaynakçasıyla da eksiksiz. Hurrem’in etkisine dair ‘muhteşem’ bir kitap.

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle