Kimse beni toy görmesin

Devlet Bakanı Ali Babacan, Beyaz Saray'da Başkan Bush ile aralarında geçen "at pazarlığı" sohbetinin perde arkasını anlattı.Yazarken bile insana fenalıklar geliyor, şu listeye bir bakar mısınız lütfen; Kurtuluş İlkokulu'ndan 1'incilikle mezun olmuş. 1985'de TED Ankara Koleji'ni yine 1'incilikle bitirmiş.1989'da ODTÜ Endüstri Mühendisliği Fakültesi'nden tam not 4 üzerinden 4 ortalamayla ve elbette yine 1'incilikle diplomasını almış. Ünlü Fullbright Bursu'yla Amerika'nın 1 no.lu yüksek ihtisas okulu Nortwestern Üniversitesi Kellogge School'dan da elbette yine 1'incilikle mezun olmuş.Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Hilmi oğlu 4.4.1967 Ankara doğumlu Ali Babacan'ın öğrenim geçmişi işte böyle. Bakmayın 0011 kırmızı plakalı siyah Mercedes'e bindiğine, görüldüğü gibi bu 'Ali Baba'da 1 numara takıntısı var. Baba Hilmi bey de aynı dertten mustarip, o da ilkokuldan üniversiteye kadar başını 1'inciliklerden alamamış. Bugüne kadar özel hayatı hakkında ser verip sır vermeyen Ali Babacan'la Sancak Mahallesi Yıldızevler'de yeni taşındığı evinde her şeyi konuştuk. O saate kadar ne 1974 doğumlu eşi Zeynep'i tanıyorduk, ne 1996 doğumlu oğlu Kerem'i, 3 ay bir haftalık kızı Dilara'nın ise yüzünü gören yoktu.Kamuya, özel sektörün dinamizmini getirmeliyizYener bey kimse beni bu makam için toy, tecrübesiz görmesin. Özel sektör insanı öyle yetiştiriyor ki, insan çok farklı durumlara, konulara hemen adapte olabilir hale geliyor. Beni en çok şaşırtan, Türkiye'deki hantal bürokratik zihniyetin, engellerin beklediğimden çok daha ağır olduğunu görmek oldu. Hukuki altyapı son derece tutucu, statükoyu korumaya yönelik, sanki 'Aman yeni bir şeyler olmasın, yapılamasın, zorlaşsın, böyle gitsin, kimse bizim rahatımızı bozmasın' deniliyor. Üzerinde 3-4 aydır çalışıp da bir türlü maliye, hazine mevzuatını halledemediğimiz konular var. Devletçi anlayış öylesine sinmiş ki bütün mevzuatın derinliklerine, bunları aşmak çok vakit alıyor.Yanıma çok güçlü bir ekip kurmak istedim, ağırlıkla özel sektörden seçtiğim kişiler olacaktı. Fakat bir baktım ki, her kademe için yıllarca memuriyette çalışmış olma şartı var. Yurt dışında eğitim yapmış, o ülkelerde çok kilit pozisyonlara gelmiş gencimiz var, fakat ben hálá bunları Türkiye'ye getirip istediğim yerlerde değerlendiremiyorum. Şu anda yaptığım, mevcut sistem içinden iyi arkadaşlar seçmek ama bu vakit alıyor. Kamuya mutlaka çok daha kuvvetli ve yaygın bir şekilde özel sektör dinamizmini getirmemiz gerekiyor. Hem ODTÜ, hem de Amerika'daki eğitimlerim hep ekip çalışması tabanına dayanır. Kararları da paylaşırım, yapan kişi onun doğru olduğuna inanıp da yapacak, sırf tepeden emir geldi diye yaparsa bir yerde tıkanır. Analiz sürem uzundur ama, kararım hızlı olur.Wolfowitz’in sözleri çok doğal Tezkerenin geçeceğine çok emindim, çünkü oturumundan önce bizim grup salonunda bir oylama yapıldı. Oylamanın bitiminde Tayyip beyle Abdullah bey arka odaya geçip sayım yaptılar. Geri çıktıklarında Tayyip bey; 'Arkadaşlar grubumuz büyük bir çoğunlukla destekliyor. Ben de genel başkanınız olarak hepinizden bu tezkereye evet demenizi bekliyorum' dedi. Tezkerenin geçeceğine o kadar inanıyordum ki, aynı gece için sinemaya rezervasyon yaptırmıştım. Tezkerenin geçmemesi elbette Amerikan yönetiminde ciddi bir hayal kırıklığı yarattı, Wolfowitz'in son açıklamaları tamamıyla onun yansıması. Amerikan yönetimi hayal kırıklığına uğramakta bence haklı, onun için Wolfowitz'in sözlerini çok doğal karşıladım. Ama; 'Türkiye hatasını kabul etmeli, özür dilemeli' gibisinden bölümünü yadırgadım. Türkiye demokratik bir ülke, yüce Meclis kararını vermiş, ben kimin adına özür dileyeceğim? Teksaslı başkan at tüccarı hemşerisini anlatınca.. Amerika'da kaldığım süre içinde 50 eyaletin 43'ünü gezdiğim için, telefonda benimle konuşanın aksanından nereli olduğunu anlarım. Teksas insanı samimi, pragmatik, çözüme yöneliktir, lafı dolaştırmadan hemen konuya girer. Yarım saatlik görüşmemiz sırasında gözlemleyebildiğim kadarıyla Başkan Bush da tipik bir Teksaslı. Oval Ofis'e girdiğimizde lafı benimle açtı; 'Sen de MBA'liymişsin, ben de MBA'li ilk Amerikan başkanıyım' dedi. Senin gittiğin okul çok iyidir, iyi biliyorum' dedi. Başkan'la yarım saatlik görüşmemizin ilk 5 dakikası benimle yaptığı konuşmalarla geçti. Anlaşıldı ki, biz oraya gitmeden kendisini her konuda çok iyi brife etmişler. Bu arada benim daha önceleri ne yaptığımı sordu, genç yaşta siyasete girdiğim için kutlayıp başarılar diledi. Esas konuya girişi Yaşar bey yaptı, sözlerine; 'Bu ziyaretimizin sebebi herhangi bir şeyi burada pazarlık edip karara bağlamak değil' dedi. Bunu üzerine Bush hemen lafa girip; 'Bir dakika, siz pazarlık için burada değiliz diye başladınız. Bizim Teksas'taki at pazarlarında tacirler müşteriyle konuşmaya; 'Bu işten anlamam' diye başlar, sonunda bakarsınız ki, hem size atı satmış, üzerinizde de sadece iç çamaşırınız kalmış. Sizde bize böyle yapmayın ha' dedi. Bunun üzerine herkes güldü, ondan sonra diplomatik hava dağıldı, sıcak, samimi bir ortama girildi. Bu arada büyük bir tepsi içinde çok çeşitli içecekler sunuldu, ben taze sıkılmış soğuk bir portakal suyu içtiğimi hatırlıyorum. Yener bey, Başkan Bush'la yaptığımız görüşmede hiç rakam konuşulmadı, siyasi konular daha çok konuşuldu. Bush çok direkt olarak; 'Biz bu işe kararlıyız' dedi. Biz de Irak savaşının bizim için siyasi, askeri, ekonomik risklerini kendisine anlattık. 1991 Körfez Savaşı'ndan örnekler verip mutlaka Amerikan hazinesiyle yakın alışmamız gerektiğini söyledik. Bu görüşmeleri para odaklı bir müzakere haline getiren Amerikan basınıdır. Ve Zeynep Babacan anlatıyor:Atatürkçü bir okulda yetiştimBen niye Atatürk düşmanı olayım ki Yener bey, elbette değilim. Ben Atatürkçü bir okulda yetişmiş, kendi dini inançlarını yaşamaya çalışan Müslüman bir Türk kızıyım. Örtünmeye kendi irade ve isteğimle lise sonda karar verdim ama, elbette bunu orada uygulayamazdım. Ankara Koleji'nden sonra Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık Bölümü'nü örtülü olarak bitirdim. Ailemde benden başka örtülü yoktu, belki de onun için bu konuda beni desteklemedi. O zamanlar iki arada kalmıştım, bir yanda kolej ortamı, öbür tarafta okuduğum kitaplar, Allah'ın emri. Kendi kendime; 'Örtünürsem isteğim gibi yaşayacağım, iç huzurum olacak, aksi halde hayatım çok farklı bir yöne de gidebilir' deyip kararımı verdim. Başımdaki türban siyasi bir simge değil. Ayrıca bu amaçla örtünen bir kişiye de bugüne kadar hiç rastlamadım. Bazıları yobaz görünüşlü, bağnaz olabilir ama, bunu bütün başını kapatanlara mal etmemek lazım.YARIN: ZEYNEP BABACAN: ALİYİ EN ÇOK HANIMLAR SEVİYOR
Haberle ilgili daha fazlası: