Kendimle ve çevremle barışığım

Güncelleme Tarihi:

Kendimle ve çevremle barışığım
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 02, 1999 00:00

Haberin Devamı

18 Nisan'da Türkiye'de DSP rüzgarı eserken, İzmir'de Ahmet Piriştina fırtınası koptu. İzmirliler'in üçte biri oylarını Piriştina için kullandılar. Piriştina, nezaketinden olsa gerek, başarının esas olarak DSP'ye ait olduğunu söylüyor. Oysa o, İzmir'de DSP'ye oy veren ya da vermeyen hemen herkesin uzlaştığı tek isim.

Kosova'yı malzeme yapmadım

Soyadı, Kosova'nın başkenti Priştina'dan geliyor. Nüfusa yazılırken araya bir ‘‘i’’ eklenmiş ve Piriştina olmuş. Baba tarafı Priştinalı. Anne tarafı Priştina'ya çok yakın olan ve şu anda Makedonya sınırında kalan Üsküp'ten. Anne tarafı 1920'lerde, babası ise 1930'larda İzmir'e geldi. Kosova'da süren savaşla ilgili öne çıkmamasını şöyle açıklıyor: ‘‘Milletvekilliği dönemimde Kosova'ya gittim. Oranın önemli Arnavut liderleriyle görüştüm. Türk soydaşlarımızı temsil eden kuruluşlarla, aydınlarla temaslarım oldu. Orada acılar çekilirken insanlar ölürken göçe zorlanırken bunlara ilişkin karınca kararınca yaptığımız şeyleri seçimde propoganda aracı olarak kullanmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Yoksa o konuda söylenebilecek çok şey vardı. Bunları, ancak sorulursa cevapladım.’’

Sanatçılarla yakın dostluk

Kültür ve sanat dünyasıyla yakın ilişkileriniz olduğunu biliyoruz. Hatta rahmetli Aziz Nesin sizin Çeşme'deki evinizde vefat etmişti.

- Evet. Aziz Ağabey çok değerli bir ustaydı. Son gecesini, son saatlerini birlikte geçirdik. Böyle üzücü bir olaydan çıkarılabilecek bir onur payı varsa, onunla son anında birlikte olan insanlardan biri olduğum için onur duyuyorum. O gece yemekte altı kişiydik. Aziz bey, onun bir arkadaşı hanımefendi, Sadun Aren ve eşi, ben ve eşim.

Başka kimler var sanatçı dostlarınız arasında?

- Kardeş kadar yakın olduğum ve uzun yıllara dayanan dostluklarım var. AST (Ankara Sanat Tiyatrosu) kökenli arkadaşlar var. Rutkay Aziz, Rana Cabbar. Rahmetli Yaman Okay kardeş kadar yakın olduğum biriydi. Sonra Timur Selçuk var. Edebiyat dünyasından Demirtaş Ceyhun'la yakınız. Sanatın bir çok alanında sevgiye ve saygıya dayanan dostluklar var. O dostlukları yaşayabilmiş olmaktan hala sürdürüyor olmaktan da büyük bir mutluluk duyuyorum.

İzmir'de DSP'li olmayanların da oylarını aldınız. İzmirliler sizi neden seviyor?

-Hiç bir zaman inanmadığım bir şeyi söylemedim. Özel yaşamımda da öyle. Farklı düşüncelerden, farklı siyasi görüşlerden insanlarla aynı dostluk içerisinde olabiliyorum. Uzlaşıcı ve uyumlu bir yapım olduğunu söyleyebilirsiniz. Genelde kendimle de çevremle de barışığımdır.

METİN'İN POZİTİF DESTEĞİ

Metin Akpınar yakın arkadaşınız. Onun kampanyaya nasıl bir desteği oldu?

- Pozitif bir desteği oldu. Ağabey kardeş ilişkisi içinde olduğumuz, kökleri 1970'lere uzanan bir dostluk bu. Özellikle son yıllarda benim öncülük ettiğim bir Kipa hipermarket zinciri organizasyonu vardı. O da bu oluşumun içinde ve yönetiminde görev aldı. Dostluğumuza bir de ticari boyut eklendi. Tatillerimizi filan birlikte geçirir olduk. Bu dostluğun temelinde varolan bir şey daha var. Dünya görüşlerimiz, siyasi duruşumuz birbirine çok yakın. Sosyal yaşamanızda bu kadar yakın olan bir insanın, siyasi bir faaliyetinizde sizi desteklemesi de kolaylaşıyor. Kampanyanın en sıcak dönemlerinde, bu tür desteklere ihtiyacımız olduğu bir dönemde bizimle birlikte burada kalıp kahve toplantılarına katıldı.

Bana mı geliyorlar Metin Akpınar'a mı diye düşündünüz mü?

- Metin Akpınar yediden yetmişe kadın erkek herkesin sevdiği, değer verdiği biri. Bu anlamda kampanya sürecinde o da yoğun ilgi ile karşılaşıyordu. Ama sonuçta bu bir seçim kampanyası olduğu için bizim tanıtımımıza yönelik bir şey olduğu için ben de kendimi anlatacak platformu biliyordum.

ANAP Mahsun Kırmızıgül beraberliği gibi bir şey değildi yani.

- Olur mu canım, hiç ilgisi yok. Benim dostluk anlamında sanat dünyasıyla, kültür dünyasıyla geçmişten gelen dostluklarım var. Bunların her hangi profesyonel bir boyutu olmadığı gibi suni bir boyutu da yok.

TBMM'de Uğur Mumcu Komisyonu üyesiydiniz. Bu konuda içiniz rahat mı?

- Türkiye'de Uğur Mumcu'nun katili bulunmadan insanın içinin rahat olması mümkün değil. Bir komisyon üyesi olarak komisyon içinde yaptığınız çalışmalardan dolayı içiniz rahat mı diyorsanız, tabii ki bir komisyonun temel görevi o katili ismen bulmak olmadığı için o anlamda yapılan çalışmalardan içim rahat.

Adnan Polat'ın bir iş adamı olarak İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına adaylığını koyması tartışma yaratmıştı. Sizin iş adamlığınız tartışılmadı mı?

-Ben de iş dünyasından gelen bir insanım. İş hayatına babamın erken vefatıyla nedeniyle 19 yaşında, henüz lisede öğrenci iken atıldım. Sanayi Odasında yöneticilik de yaptım. 1991'den beri DSP üyesiyim. iki dönemdir PM üyesiyim. 91'de milletvekili adayıyım; hatırı sayılır bir oy almama rağmen yüzde 25'lik bölge barajı yüzünden seçilemedim. 95'de yine DSP'den milletvekili oldum. DSP'den önceki yaşantımda da, iş dünyası kökenli olmakla birlikte sol politikanın içinde oldum. Bugün sol görüşlü iş adamlarına rastlamak insanları çok şaşırtmıyor. Ama 70'li yıllarda bir iş adamının sol siyasete sempati duyması ender rastlanan bir şeydi. Ben o zaman da sol siyasete sempati duyuyordum.

70'lerdeki siyasi kimliğiniz sosyal demokrat mıydı, daha mı soldaydı?

- Sosyalist bir kimlikti. Benim yakın olduğum siyasi hareket TİP'ti. Yönetici olmadım, ancak partiye üyeydim.

TİP'in devamı olduğu söylenen ÖDP'de politika yapmayı düşünmediniz mi?

ÖDP üyesi olan, yakınımda olan bir çok değerli dostum arkadaşım var. Birikimlerine, kişiliklerine çok saygı duyduğum insanlar var. Farklı partilerde siyaset yapmamız bu dostlukları korumamızın önünde engel değil.

İş hayatınız nasıl bir seyir izledi?

- Anne tarafım 1924 yılında İzmir'de Hilal Un Fabrikası'nı kurmuş. Babam da hep un ticaretiyle uğraşmış. 1969'da İzmir Un fabrikasını kurduk. Babam 1971'de vefat edince ben fabrikasının ortağı oldum ve yönetiminde yer aldım. Liseyi o sene Türkay Koleji'nde tamamladım. Üniversite okumadım. Sanayi devam etti. 1976'da bir soğuk hava deposu kurduk. Benim ihracat ve ithalatla ilgili faaliyetlerim oldu. Bu arada birkaç ortakla çiftlik kurup besicilik yaptık. Bir ara Çeşme'de 12 evlik bir site yaptık. Tansaş Genel Müdürlüğüm başlayınca ticari faaliyetleri askıya aldım. Sonra zaten politika başladı. Ticari faaliyetlerimi askıya aldım. 1991'deki seçimlerde milletvekili seçilemeyince Kipa işine giriştik.

Kipa ve Tansaş, birbirine rakip iki kuruluş. Bu konudaki tutumunuz ne olacak?

- Aslında birbirlerine tam olarak rakip değiller. Ben Kipa’nın hem kurucusu hem yöneticisiydim. Bu görevimden istifa ettim. Tansaş'a gelince. Onun durumunda da bir değişme sözkonusu. Şu gün itibariyle belediyenin Tansaş'taki hakimiyeti, büyük ortaklığı sözkonusu değil. Bundan 4-5 ay önce Doğuş Grubu'na satıldı. Hukuki itirazlar oldu, tekrar yürütmeyi durdurma kararı alındı. Satış gerçekleşmiş olsa da olmasa da Tansaş ve Kipa birbiriyle çatışmıyor.

KIŞKIRTMAK BENİM GÖREVİM

Sivil toplum kuruluşlarına da önem veriyorsunuz.

- İki farklı örgütlenme düşündük. Biri klasik belediye hizmetleri için sosyal dayanışma boyutu olan semt merkezlerini kurarak yine gönüllü kuruluş muhtar, ilçe belediyesinin birlikte hareket edeceği bir yapı. Bir de bu şehrin geleceğine yönelik kimliğine yönelik fikirlerin tartışıldığı, görüşlerin oluştuğu, içinde üniversitelerin, meslek odalarının, sendikaların olduğu şehrin planlamasına ilişkin görüşleri ortaya koyacak, şehrin bir makro planını yapacak, bu şehirde yoğun bir kültür sanat ortamının oluşmasına ilişkin yapıları düzenleyecek bu konuda bir ortak akıl oluşturacak bir örgütlenme. Bu örgütlenmeyi bir vakıf olarak düşündük. Metropolitan Gelişim Vakfı. Bunun en temel unsuru gönüllü kuruluşlar. Zaten gönüllü insanlar varken bir belediye başkanının bu şehrin maddi ve manevi güçlerini harekete geçirmesi, onları biraz kışkırtmak bence en temel görevi.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!