GeriGündem Kanadoğlu: Erdoğan kurucu üye olamaz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kanadoğlu: Erdoğan kurucu üye olamaz

Abone Olgoogle-news

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekilliğine seçilme yeterliliğinin bulunmadığını, bir siyasi partiye üye olamayacağını ve üye kaydedilemeyeceğini bildirdi. Kanadoğlu, ''Milletvekilliğine seçilme yeterliliği bulunmayan, hatta bir siyasi parti üyesi olamayacak ve üye kaydedilemeyecek olan adı geçenin, ayrıca TBMM'de grubu bulunan bir partinin Genel Başkanlığı'na seçilmesi, ayrı bir talihsizlik oluşturmuştur'' dedi.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun Anayasa Mahkemesi'ne bugün gönderdiği AK Parti hakkındaki ''ihtar ve tedbir verilmesi'' istemli altı sayfalık başvurusunun ilk bölümünde gerekçeleri anlatılıyor.Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik, laik bir hukuk devleti olduğunun vurgulandığı, 68. maddesinin 2. fıkrasında ise siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu belirtilen başvuruda, siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemlerinin hukuk devleti ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olmayacağının açıklandığı, ayrıca yine Anayasa'nın 69. maddesinin son fıkrasında siyasi partilerin kuruluş ve çalışmalarının, denetleme ve kapatmalarının kanunla düzenleneceğinin hüküm altına alındığı ifade edildi.Başvuruda, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu'nun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılarına verdiği görev ve yetkiler kapsamında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) kuruluş bildirisi ve belgelerinin incelendiği kaydedildi.Başvurunun, ''Hukuk devleti ilkelerine uygunluk bakımından'' başlığını taşıyan bölümünde, hukuk devleti ilkesi gereği siyasi partilerin de kuruluşundan başlayarak bütün faaliyetlerinin Anayasa ve yasalara uygun yürütülmesinin zorunlu olduğu kaydedildi.Hukukun üstünlüğünün sonucu olarak hiç bir siyasi partinin Anayasa ve yasaların emredici hükümleri dışına çıkamayacağı vurgulanan başvuruda, bu konularda hukuka karşı hile yoluna sapılamayacağı belirtildi.MİLLETVEKİLİ SEÇİLME KOŞULLARIBaşvuruda, İçişleri Bakanlığı'nın Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği AK Parti'nin kuruluş bildiri ve belgelerinin incelenmesi sonucunda kurucu üyelerden Recep Tayyip Erdoğan'ın 06.12.1997 suç tarihi itibarıyla Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 312/2, 59'uncu maddeleri gereğince Diyarbakır 3 No'lu DGM'nin kesinleşen 21.04.1998 tarihli kararıyla 10 ay hapis cezasına mahkum olduğu, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi'nin 13.07.1999 tarihli şartla salıverme kararıyla tahliye edildiğinin anlaşıldığı ve adı geçenin kurucular kurulu tarafından partinin Genel Başkanlığı'na seçildiğinin tespit edildiği hatırlatıldı. 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 8'inci maddesinin 1'inci fıkranda, ''Siyasi partiler, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip en az 30 Türk vatandaşı tarafından kurulur'' hükmünün yer aldığı kaydedilen başvuruda, şöyle denildi:''Anayasa'nın 76'ncı maddesinde milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin sınırlama, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun milletvekili seçilemeyeceklerle ilgili 11'inci maddesinin f/3 fıkrasında tekrarlanarak affa uğramış olsalar bile 'TCK'nın 312'nci maddesinin 2'nci fıkrasında yazılı halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etme suçlarından mahkum olanların' milletvekili olamayacakları belirtilmiştir.Bilindiği üzere, genel af suçu, başka bir deyimle işlenen fiilin suç olma niteliğini ve hükmolunmuş ise cezayı ve mahkumiyetin bütün neticelerini ortadan kaldıran bir kurumdur. Anayasa ve yasa koyucu, TCK'nın 312'nci maddesinde öngörülen suçu, niteliği ve vahameti yönünden o derece önemli görmektedir ki genel affa uğramış olsalar bile bu suçtan mahkum olanların, milletvekili seçilme yeterliliği bulunmadığını kabul etmiştir.Gerek 4454, gerekse 4616 sayılı kanunlar ise 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesine ilişkindir.Bu kanunlar, af kanunu nitelik ve özelliğini taşımazlar. 4454 sayılı Kanunun 'ertelemenin sonuçları' başlığını taşıyan 2'nci maddesinin son fıkrasında, birinci madde kapsamına giren kasıtlı bir cürümden dolayı 3 yıllık süreyi yeniden mahkum edilmeksizin geçiren şahıs hakkındaki mahkumiyetin vaki olmamış sayılacağı öngörülmüştür.Genel affa uğramış olmasına rağmen TCK'nın 312/2 maddesinden mahkum olanlara milletvekili seçilme yeterliliği tanımayan yasa koyucunun, bu kurumla ilgisi ve benzerliği dahi bulunmayan ertelemeden yararlanacaklara yeterlilik sağladığı ileri sürülemez.''KAMU DÜZENİ VE KAMU YARARI AÇISINDAN İVEDİBaşvuruda, bu gerekçeler sıralandıktan sonra, AK Parti'nin kurucu üyesi ve Genel Başkanı Erdoğan'ın, TCK'nın 312/2 maddesi uyarınca 10 ay hapis cezasına mahkum edildiği, bu nedenle milletvekili seçilme yeterliliği bulunmadığı vurgulandı. Başvuruda, şöyle devam edildi: ''Bu nedenle, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 8'inci maddesine göre, bir siyasi parti kurucu üyesi olamayacağı anlaşıldığından ve adı geçenin bu hukuki durumu diğer tüm kurucular tarafından açıkça bilinmesine rağmen kurucu üye olarak katılımı istenmiş ve hatta genel başkan olarak seçilmiş olması karşısında 2820 sayılı Kanun'un 8'inci maddesinde yer alan emredici hükme bilerek yapılan bu aykırılık sebebiyle aynı Kanun'un 104'üncü maddesi uyarınca davalı siyasi parti hakkında adı geçenin kurucu üyelikten çıkartılması suretiyle aykırılığın giderilmesi için ihtar kararı verilmesinin istenmesi zaruri görülmüştür. Milletvekilliğine seçilme yeterliliği bulunmayan hatta bir siyasi parti üyesi olamayacak ve üye kaydedilemeyecek olan adı geçenin ayrıca TBMM'de grubu bulunan bir partinin Genel Başkanlığı'na seçilmesi, ayrı bir talihsizlik oluşturmuştur. Türkiye'nin ekonomik ve siyasal türlü güçlüklerle karşılaştığı bir dönemde, siyasi yaşamda büyük rol oynayabilecek bir siyasi partinin genel başkanı olarak görevine devam etmesinin davalı partiye yasa gereği verilmesi zorunlu süre de gözönüne alındığında, kamu düzeni, kamu yararı ve ivedilik göz önünde bulundurularak ileride muhtemel ve giderilmesi olanaksız sakıncalar yaratacağından Recep Tayyip Erdoğan'ın, davalı parti tüzüğünün 77'nci maddesinde yazılı görev ve yetkilerini kullanmasının tedbiren önlenmesine karar verilmesini istemesi de ayrıca zorunlu görülmüştür."TÜRBAN DEĞERLENDİRMESİYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda, altı kadın kurucu üyenin kurucu üyelikten çıkarılmaları talebinin gerekçelerini de sıraladı. Kanadoğlu, üniversite öğrencileri için türbanı sistem bakımından tehlikeli görürken, iktidara geldiğinde devlet iradesinin oluşumunda söz sahibi olacak bir partinin kurucularının üniversitedeki öğrenciden daha az tehlikeli olacağının söylenemeyeceğini ifade etti. Kanadoğlu, ''Devlet okullarında yargı kararıyla yasaklanan ve demokratik rejim bakımından tehlikeli olarak kabul edilen ve iki siyasi partinin kapatılma nedeni olan türbanın, iktidara geldiğinde devlet düzenine yön verecek siyasi parti kurucuları tarafından gelecekteki amacı sağlama yönünde kullanıldığında kuşku yoktur'' dedi.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi'ne Ak Parti hakkındaki ''ihtar ve tedbir'' istemini ''Laik Cumhuriyet ilkelerine uygunluk bakımından'' da değerlendirdi. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da vurgulanan laiklik ilkesinin, Anayasa'nın 68/4. maddesi gereğince siyasi partilerin uymaları gereken temel ilke olarak nitelendirildiği hatırlatılan başvuruda, bu itibarla bir siyasi partinin kuruluşunda kurucu üyelerin bu ilkeye sadakatle bağlı olduklarını ortaya koyacak ''söylem, eylem ve davranış birliği''içinde olmaları gerektiği ve bu konuda kuşku doğuracak simgesel dayatmalarda bulunamayacaklarına dikkat çekildi. 6 KURUCU ÜYE TÜRBANLIBaşvuruda, AK Parti'nin Anayasa Mahkemesi'nde de bulunan kuruluş dosyasındaki fotoğraflarından kurucu üyeleri Ayşe Böhürler, Ayşe Nur Kurtoğlu, Habibe Güner, Sema Ramazanoğlu, Fatma Ünsal Bostan ve Serap Yahşi Yaşar'ın türbanı bu amaçla kullandıklarının anlaşıldığı ifade edildi. ''Siyasi partilerin kamu hukuku veya özel hukuk kuruluşu oldukları konusunda farklı görüşler olmakla beraber, demokratik siyasi hayatın unsurları olmaları itibariyle kamu hukuku kurullarından hareketle kamu gücüyle ilgili yetkiler kullandıkları kuşkusuzdur'' denilen başvuruda,kamu gücünü kullanan partilerin devlet idaresinin oluşumunda paylarının büyük olduğu kaydedildi. Başvuruda, siyasi partilerin kamu hukuku kurumları olmamaları nedeniyle devlet örgütü içinde yer almamalarına rağmen, iktidar olduklarında bakan olanlar ile milletvekili seçilenlerin Meclis Genel Kurulu'na katılmaları halinde kamu alanı ve düzeni itibariyle uymaları gereken kuralların bulunduğu belirtilerek, şöyle devam edildi: ''Örneğin, TBMM İç Tüzüğü'nün 56. maddesinde TBMM Genel Kurul çalışmalarına kimlerin hangi kıyafetleri giyinecekleri hususu düzenlenmiştir. Kaldı ki türban konusunda Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa insan hakları organlarının görüşleri ortadadır. FP'nin milletvekillerinin türban konusundaki tutumları nedeniyle kapatıldığı ve RP Genel Başkanı'nın türban ile ilgili görüş ve açıklamalarının da RP'nin kapatılmasında öncelikli gerekçe olduğu bilinmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin RP'nin kapatılması kararında, bu husus adı geçenin, 'Anayasa Mahkemesi kararlarını gözardı ederek, resmi daire ve üniversitelerde türban ve başörtüsü kullanmayı teşvik eden konuşmaları laik düzen karşıtları için bir mesaj oluşturmuştur. Nitekim, ülkenin çeşitli yerlerindeki üniversitelerde ve cami önlerinde kamu düzeninin bozulmasına yol açan bir çok eylem yapılmıştır' şeklinde ifade edilmiştir. Kaldı ki RP'nin kapatılması kararına karşı yapılan başvuru üzerine AİHM'in kararında ilgili devletin, ülkede iç barış ve demokratik rejimi tehlikeye atacak siyasi bir hedefin gerçekleşmesini eylemler somut hale dönüşmeden engelleyebileceği vurgulanmıştır.'' ''SEÇMENE VERİLEN MESAJ''Gerek TBMM İç Tüzüğü'ndeki düzenlemenin gerekse Anayasa Mahkemesi ve mahkeme kararlarının bağlayıcılığı karşısında AK Parti kurucularının bu kararları etkisiz kılacak şekilde davranmalarının mümkün olamayacağına dikkat çekilen başvuruda, şöyle denildi:''Dolayısıyla iktidar olmak amacıyla kurulan ve faaliyette bulunan bir partinin, iki ayrı partinin kapatılmasına neden olan türbanı bilinen simge olarak kullanmasının seçmene verilen mesajdan başka bir anlama gelmeyeceği kuşkusuzdur.Zira kişilerin özel yaşamları bakımından yasak konusu olmayan türbanın bir parti tarafından laik, demokratik düzeni yıkmak amacıyla kullanılmasının Anayasal ilkelere dayalı yargı kararları ile sistem dışına itildiğine ilişkin gerçeğe rağmen yeni bir partinin kurucuları arasında türbanlıların da yer almasının kaba bir zorlama ve dayatmadır. Dolayısıyla türbanlı kuruculardan oluşan bir Kurucular Kurulu'nun AK Parti'yi iktidara getirdiklerinde özel yaşamda serbest olan türbanı iktidar yoluyla kamusal alana taşımak için kullanacakları yolundaki mesaj açıklama gerektirmeyecek kadar nettir. Çünkü, kapatılan partilerce türbanın laik demokratik düzene karşı kullanıldığına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı karşısında, yeni bir partinin kimi yöntem farklılıklarıyla aynı sonucu doğurucu tutum içinde olmasının bir başka izahı olamaz.''ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ TEHLİKEYSE...AİHM kararında demokratik rejime yönelik tehlikelerin somut eylem boyutuna ulaşmadan ve demokratik rejimin kendisini savunamayacak duruma gelmesine fırsat vermeden sona erdirilmesi gerektiğini işaret edildiği hatırlatılan başvuruda, daha sonra şöyle denildi:''Diğer yönden, devlet sistemimizde türban hakkında verilen yargı kararları (Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları) 'dinin, bireyin manevi yaşamını aşarak toplumsal yaşamı etkileyen eylem ve davranışlara ilişkin bölümlerinde kamu düzenini, güvenliğini ve yararını korumak amacıyla sınırlamalar yapılması ve dinin kötüye kullanılmasının ve sömürülmesinin yasaklanması', 'yükseköğretim kurumlarında dinsel giyim esaslarını içeren düzenleme, dinsel kurallardan arındırılmış devlet düzenine giyim nedeniyle dinsel bir elatmada bulunmaktadır' gerekçeleriyle üniversite öğrencileri için türbanı sistem bakımından tehlikeli görürken, iktidara geldiğinde devlet iradesinin oluşumunda söz sahibi olacak bir partinin kurucularının üniversitedeki öğrenciden daha az tehlikeli olacağı söylenemez. Yani, devlet okullarında yargı kararıyla yasaklanan ve demokratik rejim bakımından tehlikeli olarak kabul edilen ve iki siyasi partinin kapatılma nedeni olan türbanın, iktidara geldiğinde devlet düzenine yön verecek siyasi parti kurucuları tarafından gelecekteki amacı sağlama yönünde kullanıldığında kuşku yoktur. Bir partinin kuruluş harcının hem de Anayasa Mahkemesi kararlarında türbanın 'laik düzen karşıtlarına mesaj' niteliği taşıdığının belirtilmesine rağmen, türbanla atılmasındaki amaç budur. Kaldı ki türbanı simge olarak kullanan bir kişinin milletvekili seçilmesi ve TBMM'de yasama faaliyetinde bulunması, mevcut genel düzenlemeler karşısında mümkün değildir. Bu kişinin milletvekili seçilme yeterliliği yoktur.'' Başvuruda, bu nedenlerle AK Parti'nin kurucu üyelerinden Ayşe Böhürler, Ayşe Nur Kurtoğlu, Habibe Güner, Sema Ramazanoğlu, Fatma Ünsal Bostan ve Serap Yahşi Yaşar'ın ''türbanı simge ve dayatma unsuru'' olarak kullandıkları ve bu halleriyle milletvekili seçilme yeterliliğine, bu nedenle sahip olmadıkları anlaşıldıklarından kurucu üyelikten çıkartılmaları için davalı AK Parti'ye ihtar kararı verilmesinin istendiği ifade edildi.''ERDOĞAN'IN ADI YASAL ZEMİNDE YOK''Başsavcı Kanadoğlu, başvurusunun ''Sonuç ve istem'' bölümünde de şunları kaydetti:''Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurucu üyelerinden olan ve parti genel başkanlığına seçilen Recep Tayyip Erdoğan'ın, Anayasa'nın 76/2, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 8/1 ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11-f/3 maddeleri uyarınca kurucu üye olamayacağı anlaşıldığından, yasal zeminde olmayan adı geçenin davalı Siyasi Parti Tüzüğü'nün 77'nci maddesinde yer alan genel başkanlık görev ve yetkilerini kullanmasının tedbiren önlenmesine ve Recep Tayyip Erdoğan ile Ayşe Böhürler, Ayşe Nur Kurtoğlu, Habibe Güner, Sema Ramazanoğlu, Fatma Ünsal Bostan ve Serap Yahşi Yaşar'ın kurucu üyelikten çıkarılmaları için davalı Siyasi Partiler Kanunu'nun 104'üncü maddesi uyarınca ihtar kararı verilmesi arz ve talep olunur.''
False