Horoz duruşu bize özgü

Güncelleme Tarihi:

Horoz duruşu bize özgü
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 28, 1998 00:00

Haberin Devamı

Türkiye'de iletişim, diğer birçok ülkede olduğu gibi, sözlerden daha çok beden üzerinde yoğunluk kazanıyor. Ancak, Akdeniz ikliminin özelliklerini taşıyan bölgelerde bedenler birbirlerine daha yakın dururken, doğuya kaydıkça, geniş ve boş topraklarda yaşamanın getirdiği farklılık hissedilmeye başlanıyor ve insanlar birbirlerinden mümkün olduğu kadar uzak durarak iletişim kuruyor. Ancak, Academy International Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şerif İzgören'e göre Türk toplumunun doğu ve batısında bedenlerin ortak bir mesajı var: ‘‘Türkler, saldırgan ve sinirli.’’

‘‘Türk insanı, deniz kenarında tatil yaparken bile iki eli belinde geziyor’’ diyen İzgören, ‘‘horoz duruşu’’ olarak tanımladığı bu hareketin, Türk insanının asabi ve her an kavga etmeye hazır bir yapıya sahip olduğunu gösterdiğini belirtiyor. ‘‘Ayrıca, iki elini beline koyan insanlar, ‘ben bilirim, dışarıdan gelebilecek her türlü saldırıya da hazırlıklıyım' mesajını verirler’’ diyen İzgören, Türklerin birbirlerine ya da yaşadıkları ortama güvenemekte güçlük çektiklerini savunuyor.

ICON Kişisel Gelişim ve Eğitim Merkezi Genel Müdürü Bahri Aydın ise, Türklerin özellikle konuşurken ellerini daha çok ağız etrafında getirdiklerine dikkat çekiyor. ‘‘Türk toplumu sosyal hayatını baskıcı bir anlayış üzerine kurmuş, bu yüzden üç maymun hareketini, yani görmedim, duymadım, söylemedim mimiklerini daha sofistike fakat sıklıkla tekrarlıyorlar’’ saptamasında bulunan Aydın, insanlarımızın, daha çocuk yaşta konuşmamaya, sormamaya, hatta yalan söylemeye yönlendirildiğini hatırlatıyor.

Beden dili ile verilen mesajlar, bir ülke içinde olduğu kadar ülkeden ülkeye de farklılıklar taşıyabiliyor. Örneğin, Güney Avrupalıların genellikle gözlerin tam içine bakarak konuşma alışkanlıklarına karşın, Japonlar konuştukları insanların boyunlarına odaklanmayı tercih ediyorlar.

Zaman zaman, bir ülkede ayıp karşılanan bir hareket ise başka bir ülkede saygı, neşe ya da daha değişik bir duygunun ifadesi olabiliyor. Aynı Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e ziyarete gelen Yeni Zelandalıların yaptıkları yerel dansta yaşananlar gibi... Nisan ayında, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e resmi ziyarette bulunmak üzere Türkiye'ye gelen Yeni Zelanda Genel Valisi Sir Michael Hardie Boys'a eşlik eden Yeni Zelanda yerlileri, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde Türk kültüründe argo sayılan bir el hareketini, devletin en kıdemli mercisi karşına geçerek yapmış ve Türk izleyicilerin kıpkırmızı kesilmelerine neden olmuştu.

Ancak, beden dili, dünyanın her köşesinde politikacıların ‘‘koltuk’’ yolunda en önemli kozlarından biri. Bu nedenle, sahne sanatlarındaki başarının temeli olan beden dilini ve ses tonunu doğru kullanma, son yıllarda politikacıların gözbebeği olmaya başladı. Çünkü, seçim kampanyaları için ülkeyi karış karış gezen, medyada boy gösteren politikacılar, kitlelerin uzun süreli ilgilerini çekebilmenin yolunun anlattıklarında değil tavırlarında olduğunu keşfettiler.

Türkiye'ye özel şirketlere eğitim vermek üzere kısa bir ziyarette bulunan ve ünlü top model Christy Turlington, budist yazar Dalai Lama'nın sözcüsü Robert Thurman gibi isimlere danışmanlık yapmış olan Deidre Peterson konu ile ilgili düşüncelerini ‘‘Bill Clinton bu konudaki en iyi örnek’’ sözleriyle özetliyor. Son dönemlerde başı hemen hiç dertten kurtulmayan ABD Başkanı'nı bu denli beğenmesini şöyle açıklıyor ünlü yazar ve eğitimci: ‘‘Clinton'ın skandalları herkesçe malum ama, o soğukkanlılığını hiç kaybetmeden beden dilini mükemmel kullanarak ve insanların gözlerinin içine bakarak yaptığı konuşmalarla bu sorunları aşıyor. Clinton, medyayı avucunun içine almayı çok iyi bilen bir insan...’’

Ancak, uzun süre ‘‘Amerikalı iletişim uzmanlarından ders alıyormuş’’ sözleriyle anılan, DYP Genel Başkanı ve eski Başbakan Tansu Çiller'in beden dilini bu kadar iyi kullandığı söylenemez. İki elini kullanarak tokalaşması, dinamik yürüyüşü ve daha pek çok hareketi ile yakın çevresinde sıcak bir hava yaratan Çiller'in beden dilini Faruk Bildirici'nin yazdığı ‘‘Maskeli Leydi/Tekmili Birden Tansu Çiller’’ adlı kitapta Dr.Mustafa Karaoğlu yorumluyor:

‘‘Uzmanların, kürsüde konuşurken ellerini kullanması tavsiyesine harfiyen uyuyordu. İşaret parmağını kullanıyor, parmaklarını birleştirip avucunu hafif kavisli tutarak kesme işareti yapıyor; zaman zaman kürsüye yumruk vuruyordu. En önemli sorun, yumruklarla söylediği şeyin senkronize olmamasıydı. Bir türlü ikisini aynı anda yapmayı başaramıyor; bu da dikkatli bakan gözler için yumruğun tepkisel bir hareket değil, rol icabı uygulanan bir sahne olduğunu ortaya koyuyordu.’’

Siyasette görmeye alışık olduğumuz diğer isimlerin beden dillerini ise Academy International'dan İzgören değerlendiriyor. Politikanın en kıdemli isimlerinden Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, DYP Genel Başkanlığı süresince miting meydanlarında yaptığı konuşmalarda, beden dilini en iyi kullanan politikacılardan biri olduğunu söyleyen İzgören, Demirel'in avuçlarına dikkat çekiyor: ‘‘Yüksek bir yerden hitap ederken avuçların kullanımı önem kazanır. Süleyman Demirel, halka seslenirken avuçlarını göğe doğru açarak konuşurdu bu da ‘‘sizinle dürüst olacağım’’ mesajını verirdi. Halk onu aralarından biri gibi görürdü.’’

İzgören, Başbakan Mesut Yılmaz'ın beden dilini ise ‘‘amatör’’ olarak tanımlıyor. ‘‘Mesut Yılmaz, sanırım beden dilinin önemini yeni yeni keşfediyor’’ diyen İzgören, Mesut Yılmaz'ın son seçimlerdeki yenilgisini ise medyada yarattığı ‘‘soğuk, kaba’’ imaja bağlıyor. Son dönemde, Mesut Yılmaz'ın daha çok gülümsediğine, ceketinin önünü açtığına ve kollarını iki yana bırakarak yürüdüğüne de dikkat çeken İzgören, Başbakan'ın eski ‘‘asabi’’ görüntüsünün de yavaş yavaş silindiğine dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz yıl Paris'te geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybeden Galler Prensesi Leydi Diana'nın ellerinden düşmeyen buket çiçekler, aslında onun, sosyal çevre ile ruhu arasında set olarak kullandığı bir araçtı.

Hitler'in ‘tali’ yolu

Hitler, yüzyılın belki de en önemli lideri oldu. Her ne kadar milyonları peşinden ölüme sürüklese de, o milyonları etkileme sanatı da kayda değerdi. Ancak, Hitler'in iktidar oyununda en önemli karargahı makam odasıydı. Dev dikdörtgen odada, Hitler masasını kapının tam karşısına koymaktansa sol köşeye yerleştirmişti. Masanın hizasında sağ duvarda ve giriş kapısının yine sol yanında yani Hitler'in masasının karşısında birer pencere bulunuyordu. Ancak odanın en önemli özelliği kapıdan başlayarak odanın ortasına kadar devam eden kırmızı halıydı.

İçeriye giren her kim olursa olsun, ister istemez kırmızı yoldan yürümeyi tercih ediyor ancak yolun yarısına geldiğinde karşısında bulmayı umduğu makam masasını bulamayınca ciddi bir güvensizlik yaşıyordu. Masaya ulaşmak için ‘tali’ yola çıkmak zorunda kalan misafir, bu sefer de yüzü bembeyaz, sırtı ise pencereye dönük bir koltuğa oturmak zorunda bırakılıyordu. Başka bir deyişle, Hitler, iktidar oyununu karşı taraf daha odaya girer girmez kazanıyordu.

Kimin bedeni nasıl konuşuyor

Türk siyaset insanları genelde beden dillerini çok fazla kullanma ihtiyacı duymuyorlar. Ancak, son yıllarda, özellikle merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dan sonra Türk siyaseti de iletişimde yüzde 55 etkili olan bu dili kullanmaya başladı. Academy International Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şerif İzgören gözlemlerini aktardı:

MESUT YILMAZ:

Beden dilini yanlış kullanması seçimleri kaybetmesine neden oldu. Ancak son zamanlarda ellerini daha fazla ortaya çıkarmaya, oturuşunda daha dik durmaya, daha rahat görünmeye gayret gösteriyor. Bu da olumlu bir gelişme.

TURGUT ÖZAL:

Kalemin büyüsünü kullanıyordu. İnsanların söylenenlerin büyüsüne yüzde 25 daha fazla kapılmalarını sağlayan kalem ile bakışları sabitliyor ve şartlı hipnoz yapıyordu.

ERDAL İNÖNÜ:

Çok zeki ancak beden dilini hemen hiç kullanmayan bir insandı. Dolayısıyla siyaset arenasında kalıcı bir imaj çizemedi.

SÜLEYMAN DEMİREL:

Türk siyasetinde beden dilini en iyi kullanan lider. Avuçlarını açık tutması karşı tarafa her zaman ‘‘ben dürüstüm’’ mesajını veriyor ve dedikleri inandırıcılık kazanıyor.

TANSU ÇİLLER:

DYP'nin en buhranlı zamanlarında ellerini hep kapalı tutarak tamamen dağılmayı engelledi. Ancak, Çiller, ne zaman Mesut Yılmaz'dan bahsetse, işaret parmağını göstererek tehditkar bir izlenim sergiliyor.

NECMETTİN ERBAKAN:

Özellikle ekonomi ile yapacağı açıklamalarda grafikleri bir değnek ile anlatmaya özen gösterdi. Böylece, karşı taraf üzerinde hakimiyet ve tutarlılık hissini uyandırdı.

DENİZ BAYKAL:

Basınla görüşmelerinde öne eğilmesi, ellerini ortaya çıkarması ile bedeninin üst kısmını çok iyi kullansa da, genellikle ayaklarını masanın altında çapraz olarak kitlemesi bir sorun olduğunu gösteriyor.






Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!