GeriGündem Her yıl daha büyük bir özlemle anılıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Her yıl daha büyük bir özlemle anılıyor

"Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken, bizler bir mum ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük, dövüldük, vurulduk, asıldık. Vurulduk ey halkım, unutma bizi"Cumhuriyet Gazetesi'nin 25 Ağustos 1975 tarihli sayısında yayınlanan ''Sesleniş'' başlıklı makalesinde, halkına bu satırlarla seslenen gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun katletilişinin üzerinden 10 yılgeçti. Ancak, insan ömrü için uzun sayılabilecek bu sürede, bu seslenişe kulak veren halkı, demokrasi şehidini asla unutmadı, ona duyulan büyük özlemde en küçük bir azalma yaşanmadı.  Türkiye tek yürek halinde, bedeni Karlı Sokak'ta uğradığı bombalı suikastta parçalanmasına rağmen, fikirleri sonsuza kadar yaşayacak olan Mumcu'yu, çeşitli etkinliklerle anıyor, anmaya da devam edecek.  BİR AĞUSTOS AYINDA DOĞDUAilesi Ankaralı olmasına karşın Uğur Mumcu, babasının görevi nedeniyle bulundukları Kırşehir'de, 22 Ağustos 1942'de doğdu. Tapu kadastro memuru Şinasi Hakkı Bey ile Nadire hanımın dört çocuğundan üçüncüsü olarak dünyaya gözlerini açtı.  Mumcu, babası Ankara'ya atanınca, Ulus'taki balıkpazarında bulunan Devrim İlkokulu'nda başladığı ilköğrenimini, 1954 yılında Bahçelievler'deki Ulubatlı Hasan İlkokulu'nda tamamladı. Cumhuriyet Ortaokulu'ndan (1957) sonra Deneme Lisesi'ni bitiren Mumcu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi (1961). Hukuk fakültesini bitirmesinin (1965) ardından kısa bir süre avukatlık yapan Mumcu, dil öğrenmek için gittiği İngiltere dönüşünde, Prof. Tahsin Bekir Balta'nın asistanı oldu.  Daha öğrencilik yıllarındayken, ''Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağına'' karar veren Mumcu, henüz 20 yaşındayken ''Türk Sosyalizmi'' başlıklı yazısı ile ''Yunus Nadi Makale Yarışması''nı kazandı.  ''SAKINCALI PİYADE'' ASKERDEDoğan Avcıoğlu yönetimindeki Yön Dergisi'nde 29 yaşında bir öğretim görevlisi olarak yazmaya başlayan Mumcu, askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada, ''Orduya hakaret'' etmek suçundan tutuklanarak, Mamak Askeri Cezaevi'ne konuldu.  Açılan davada 7 yıl hapis cezasına mahkum edilen Mumcu, ''Komünistdüzenin getirilmesinde bayrağın soldan sağa sallanacağını belirtmektedir'' gibi ifadelerin yer aldığı mahkeme kararının Yargıtay'ca bozulmasının ardından, bir yıla yakın kaldığı cezaevinden çıktı.  Serbest kalmasının hemen ardından Mumcu, askere alındı. Tuzla Piyade Okulu'ndaki üç aylık eğitimden sonra, okul yönetiminin hakkında verdiği rapor nedeniyle ''Er'' çıkan Mumcu, ''Sakıncalı piyade'' olarak askerliğini Ağrı'nın Patnos İlçesi'nde tamamladı.  Adeta bir düşünce üretim merkezi olan Mumcu, bu dönemde yaşadıklarını ''Sakıncalı Piyade'' adlı yapıtında, esprili bir tarzla anlattı. Aziz Nesin'in, ''Bizi acı acı güldürdü'' diye önsözünü yazdığı ''Sakıncalı Piyade'', daha sonra tiyatro oyunu haline getirildi ve yüzlerce kez sahnelendi.  KAMUOYUNU HAYALİ İHRACAT KAVRAMIYLA TANIŞTIRDIMumcu, askerliğinin tamamlamasıyla birlikte gazetecilikte karar kılar ve üniversitedeki görevinden ayrılır. Yön, Kim, Türk Solu, Ortamgibi çeşitli dergilerle, Akşam, Milliyet ve Yeni Ortam gazetelerinden sonra uzun süre Cumhuriyet'te yazan Mumcu, Anka Ajansı'nda çalışırken Altan Öymen'le birlikte izlediği Yahya Demirel'e ilişkin, ''Mobilya Dosyası'' adlı bir kitap oluşturdu. Bu kitap sayesinde, kamuoyu da, ''Hayali ihracat'' kavramıyla ilk kez tanışmış oldu.  Uğur Mumcu, 19 Temmuz 1976'da Güldal Homan ile evlenir ve bu evlilikten 1977'de oğlu Özgür, 1981'de kızı Özge doğar. ''Susmayı, kendi kabuğunun içine çekilmeyi'' çağın suçu olarak gören Mumcu, ''Cesur bir kere, korkak bin kere ölür'' diyerek, karanlıkta kalan dosyaların üzerine gitmeye başlar.  İPEKÇİ CİNAYETİNDEN, ''RABITA''YA...Gazetecilik ve yazarlık hayatı boyunca, katilleri yakalanmayan gazetecilerin, bilim ve sanat adamlarının kanlarının yerde kalmaması için adeta savaş veren Mumcu, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın iç ve dış ilişkilerinden papa suikastına, hayali ihracat dosyalarından Abdi İpekçi cinayeti, ''Rabıta'' ve Susurluk'taki kazada ölen AbdullahÇatlı'ya kadar birçok konuda yazdığı yazılarla kamuoyunu aydınlattı.  Türkiye'de araştırmacı gazeteciliğin öncüsü olan Mumcu, tam bir Ankara sevdalısıydı. Ankara onun için sadece yaşadığı kent değil, laikcumhuriyetin de bir simgesiydi. Mumcu, Ankara'ya karşı olan sevgi ve hassasiyetini, yazılarında sık sık, ''Ankara'nın taşına bak / Gözlerimin yaşına bak / Uyan uyan Gazi Kemal / Şu feleğin işine bak'' dizelerini kullanarak gösteriyordu.  ALDIĞI ÖDÜLLERAnkara Sanat Tiyatrosu'nda sahnelenen ''Sakıncalı Piyade''adlı oyunu büyük ilgi ve başarı kazanan Mumcu, ilk ödülünü, 1962'de ''YunusNadi Makale Yarışması'nı kazanarak aldı. 1979 yılında, Türk Hukuk Kurumu'nca ''Yılın Hukukçusu'', aynı yıl Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından ''Yılın Gazetecisi'' seçilen Mumcu, 1980, 1982, 1983, 1987 ve 1993 yıllarında İstanbul Gazeteciler Cemiyeti'nin inceleme ve röportaj dallarındaki ödüllerine layık görüldü. 1984, 1985 ve 1987 yıllarında Nokta dergisi Mumcu'ya ''Yılın Doruktaki Gazetecisi'' ödülünü verdi. 1980'de (Cüneyt Arcayürek'le birlikte) ve 1988'de Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik ödüllerini aldı.  Yaşamı boyunca, makale ve yapıtları çok sayıda ödüle değer bulunanMumcu'ya, ölümünden sonra da ödül yağdı. Halkı, ''Kendisi gibi yaşayanbinlerce yoksulun yüreğini yüreğinde yaşayarak o büyük kavgaya katılan'' demokrasi şehidini asla unutmazken, çok sayıda basın kuruluşu, siyasi parti ve sivil toplum örgütleri, 1993-1997 yılları arasında Mumcu'yu ödüle layık bularak, halkın bu hislerine adeta tercüman oldu.  BOMBA SADECE ONU DEĞİL, HALKIN YÜREĞİNİ PARÇALADIUğur Mumcu, 51 yıla sığan yaşamı, 24 Ocak 1993'te Ankara'da oturduğu Karlı Sokak'ta arabasına konulan bombanın patlamasıyla son buldu. Sadece Mumcu'yu değil, halkın yüreğini parçalayan bombayı koyanlar, asla hedeflerine ulaşamadılar.  Yazar Sevgi Özel, Bilgi Yayınları'ndan bu ay çıkan ''Uğur Olsun! Bir Devrimcinin Öyküsü'' adlı kitabında, suikast anını şöyle anlatıyor:  ''Güldal da, çocuklar da alışmıştı artık, onun hepsinden önce arabaya yönelmesine. Eşine (Ben çıkıyorum, sen de çabuk gel) dedi. Güldal hızla mantosunu giydi, eşini bekletmemek için merdiveni koşarakçıktı. Özge evde yalnız olduğu için apartmanın dış kapısının iyi kapanmadığını düşünerek geri döndü. Kapıyı çekti, bir adım atmışken duydu, o korkunç gümbürtüyü. Arkasından bir kez, bir kez daha. Karlı Sokak'taki trafo mu patlamıştı yoksa? Gökgümbürtüsü dese değil, kıyamet koptu dese yeriydi.  Bir duman sarmıştı her yeri. Gözüne araba ilişti, tanınmaz durumdaydı. Demir, sac, boya...Karmakarışık bir metal yığını...(Uğur) diye bağırdı. Gördü onu. Yer yer karla kaplı olan karşıki su deposununbahçesindeydi. Oraya nasıl gitmişti? Ve kulaklarında o korkunç gümbürtü...Başka ses yoktu Ankara'da...Kulaklarında arka arkaya bombalar patlıyordu. Önce büyük bir patlama, sonra bir kez daha...Sonra yine, yine...''  Kitapta, Uğur Mumcu'nun oğlu Özgür'ün yazdığı bir şiir de yer alıyor. Türk halkının tek vücüt halinde sahip çıktığı babasının ölümünün yarattığı ruh halini Özgür, şiirinde şöyle anlatıyor:  ''O öldü / Onlar öldü / Bileylendi yürekler saçım uzadı / Altıncı hissim oldu yağmur / Uzakta yangınlarda külü savruldu sığlıkların / Gündüz koptu dalından / Tutsak, ham bir yaşam oturdu boğazıma / Saçım uzadı / Tüm göçmenlerin yakasına hüzün iliştirildi / O öldü / Onlar öldü / Büyüdü kalabalık / Büyüdü sesler / Korteje katıldı, sokaktan gözü yaşlı kediler.''  MUMCU'NUN FİKİRLERİ, UM:AG'DA HAYAT BULUYORGazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun, Atatürkçü, tam bağımsızlıktan yana,araştırmacı ve emekten yana kişiliği ve düşüncelerinin gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla, ailesi tarafından 1994 yılında ''Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (UM:AG)'' kurulur.  Eşi Güldal Mumcu ile çocukları Özgür ve Özge'nin yönetim kurulunu oluşturduğu UM:AG'ın danışma kurulunda ise İlhan Selçuk, Metin Akpınar, Oktay Ekşi, Yiğit Gülöksüz, Selim İlkin, Altan Öymen, İlhan Tekeli, Ali Sirmen ve Ercüment Ulay yer alıyor.  Bakanlar Kurulu tarafından 1997 yılında ''Vergi muafiyeti'' sağlanan vakfın en önemli programlarından birini ''Araştırmacı gazetecilik eğitimi'' oluşturuyor.  ''Dünya ve Türkiye'yi bilen, gelişmeleri doğru algılayan, sorgulayan ve değerlendiren, meslek ilkelerine ve topluma saygılı, toplumsal sorumluluk taşıyan, Uğur Mumcu'nun araştırmacı çizgisinden ayrılmayacak olan gazeteciler yetiştirmek'' amacıyla düzenlenen program, iki aşamalı olarak uygulanıyor.  Programın birinci aşaması yoğun bir kuramsal eğitimi, ikinci aşaması ise gazetelerin Ankara bürolarında uygulanan stajları kapsarken, ilk aşaması 1995 yılında başlayan programa, yükseköğrenim görmüş 83 öğrenci arasından seçilen 9 öğrenci katılır. Bir ay süren kuramsal eğitimin ardından, çeşitli gazetelerde staj yapan bu öğrenciler eğitim programının da ilk mezunları olurlar.  UM:AG, ''Araştırmacı gazetecilik eğitimi''nin yanı sıra meslekiçi eğitim programları da düzenliyor.  Çalışan gazetecilerin kendilerini yenileme olanaklarının genel anlamda çok sınırlı olduğu düşüncesinden hareketle gerçekleştirilen meslekiçi eğitim programlarına, Anadolu Ajansı da, merkez ve bölge müdürlüklerinde çalışan profesyonel muhabirleri göndererek katıldı.