GeriGündem ‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’

‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’

Devlet sanatçısı, ünlü piyanist Gülsin Onay, bugün uluslararası alanda müstesna bir Chopin icracısı kabul ediliyor… Altı yaşında verdiği ilk konserinde de repertuvarında Chopin varmış! O günden bugüne 2 bin 500’e yakın konser verdi, onlarca albüm kaydı yaptı, ödüllere layık görüldü. Son dönemde sosyal medyadaki ‘çevrimiçi’ konserleriyle milyonlarca izleyiciye ulaştı. En son ‘Bir bu eksikti’ diye girdiği ‘Clubhouse’da da büyük ilgi gören piyanistimizle müzik sesi eksik olmayan çocukluğuna gittik. Onay klasik müziğe giriş için bir tarif de verdi: Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart!

İstanbul’un Erenköy semtinde gül bahçeleri ve bağlar arasında, içinden sürekli müzik sesleri yükselen bir köşkteyiz… Gülsin Onay, “Çok sevgi dolu, geniş bir ailenin içindeydim” diye başlıyor hikayesini anlatmaya: “Evin orkestra şefi, anneannem Fatma Hanım’dı. Eşi, dönemin en meşhur matematikçilerinden, Türkiye’nin ilk ‘doktora sahibi’ unvanını taşıyan ilim insanı Kerim Erim. Annemin halası keman, babaannem piyano çalarmış. Annem Gülen Erim de Cemal Reşit Rey’in öğrencisi olan çok iyi bir piyanistmiş. Çok güzel çalıyormuş ama ezber problemi varmış. Heyecandan sahneye çıkamadığından müzik kariyeri yapamamış. Konservatuvar için gittiği Almanya’da babam Joachim Reusch ile tanışmış. Babam da keman öğrencisiymiş. Öyle aşık olmuşlar ki Stuttgart sokaklarında birbirlerinin gözlerinin içine bakmaktan zor yürüdükleri söylenirmiş!”

‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’
Ayakları pedala erişmeyen Gülsin en sevdiği oyuncağı piyanoanun başında, 6 yaşında verdiği konserin hazırlığında...

İLK KONSERİNİ ALTI YAŞINDA VERDİ

Gülsin Onay, işte böyle romantik bir aşkın sonucu olarak 1954 yılında dünyaya gelmiş… Evin içindeki herkes müzisyen olunca piyanoyla tanışması onun için kendi deyimiyle, ‘ekmek ve suyla tanışmak’ gibi olmuş. Müzik üzerine masallar dinleyerek büyürken piyano çok renkli, büyülü bir oyuncak gibiymiş… Onay devam ediyor: “Sesine bayılıyordum. Annem çalışırken hep kucağına çıkar, onunla çalmaya çalışırdım. Nihayet ben üç yaşıma gelince ‘Bari öğrensin de en azından güzel sesler çıkarsın!’ diye bana nasıl çalınacağını göstermeye başlamış. İlk konserimi altı yaşımda İstanbul Radyosu’nda vermiştim. O konseri çok iyi hatırlıyorum; müthiş bir heyecandı! Hiç bitmesini istememiştim.” Repertuvarında bugün, halen çalmaktan büyük zevk aldığı Chopin’in Vals’i, Debussy ve Schumann varmış. Konser sonrası gelen coşkulu alkışlarsa onda şaşkınlığa neden olmamış… Sebebini gülerek anlatıyor: “Dört, beş yaşımdan itibaren eve gelenlere piyano çalardım ve çok büyük alkış olurdu. Hiç kimseyi de kırmaz herkese çalardım. O zamandan beri de herkese çalmayı çok seviyorum!”

‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’
Gülsin 8-9 yaşlarında... Doğan Kardeş konserleri.. Vedat Nedim Tör, Gülsin’i takdim ediyor.

‘BİZİM ÇOCUK DA HARİKA MI ACABA?’

Sekiz yaşından itibaren ilkokulla birlikte konservatuvara da devam etmeye başladı. Annesiyle okul çıkışı vapura biniyor, belediye konservatuvarının bulunduğu Cağaloğlu’nun yolunu tutuyorlardı. Bu rutin, dayısı bir gün radyoda ‘Harika Çocuklar Kanunu’nu duyana kadar devam etmiş. Onay anlatıyor: “Yayında İdil Biret ve Suna Kan’ın yurtdışına devlet bursu ile gönderilip yetiştirilmeleri için özel olarak çıkarılan 6660 sayılı ‘Harika Çocuklar Yasası’ndan haberdar olmuş. ‘Bizim çocuk da çok yetenekli; acaba olur mu?’ diye düşünmüş… Ulvi Cemal Erkin’den randevu istemişler. Bir yaz sabahı Dragos’taki evine gittik. Kocaman elli, çok tatlı bir adamdı. Bana hem genel hem de müzikle ilgili bir sürü şey sordu; neler çalıyorum, ne kadar zamanda öğrendim, ne kadar çalışıyorum, dinlenmek için neler yapıyorum, son okuduğum kitaplar… O zamanlar Chopin’den Vals’ler, Schumann ve Mozart konçerto çalıyorum. ‘Mutlaka sınava girsin’ dedi. Komisyonda Ulvi Cemal Erkin, Ahmet Adnan Saygun, Mithat Fenmen, Necil Kazım Akses ve dönemin Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel vardı.”

‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’

Solda: SENE 1956. Anne baba arasında aşk çocuğu Gülsin...
Sağda: Gülsin 3-4 yaşlarında... “Erenköy’de köşkün bahçesinde baba kız... Joachim Reusch Türkçeyi mükemmel konuşuyor ve Türklere özenip bıyık bırakmış...”

Gülsin Onay’ın çocukken en sevdiği masalları ona babasının ortağının eşi Mukaddes Hanım anlatırmış: “Bana ‘Sen büyüyeceksin, çok güzel tuvaletler, uzun elbiseler giyeceksin ve sahneye çıkacaksın, herkes seni alkışlayacak’ derdi. Ben ‘Bir daha anlat!” der, on kere anlattırırdım!’

‘LISZT EKOLÜNÜN TORUNUNDAN DERS ALDIM’

Ulvi Cemal Erkin gördüğü yetenek karşısında yanılmamıştı. Onay, sınavı kazandı. Sene 1966’ydı. 11 yaşında, o artık resmen bir ‘Harika Çocuk’tu! Onay, önce Ankara’da iki sene Mithat Fenmen ve Ahmet Adnan Saygun tarafından özel olarak yetiştirildi. Sonrasını şöyle anlatıyor: “14 yaşımda Paris’e gittim. Orada Pierre Sancan’ın sınıfına girmek istiyordum ama o dönem kızları kabul etmiyordu… Teknik olarak yaşımın çok üzerinde performanslar sergiliyordum. Nitekim konservatuvar sınavını kazanıp onun sınıfına kabul edildim. Paris Konservatuvarı yüksek bölümünden 16 yaşımda ‘Premier Prix du Piano’ kazanarak mezun oldum. Ardından hem Liszt’in hem Busoni’nin öğrencisinin öğrencisi, o ekolün torunu Pierre Fiquet ile çalışıp muazzam bir teknik elde ettim. Onu, Monique Haas ve hocaların hocası Nadia Boulanger izledi. Türkiye, ‘Harika Çocuklar’ kapsamında bütün bu çalışmaların masrafını karşıladı. Konserlere gitmeyi çok severdim. Bazı günler bir yerdeki konserden yarıda çıkıp başka konser salonuna yetişirdim!”

‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’
SENE 1970: Çalışkan Gülsin, Paris'te Nadia Boulanger’nin verdiği armoni ödevlerini tamamlıyor!

‘SEYİRCİ DEFALARCA BİS YAPIYORDU’

Peki bu ‘Harika Çocuk’un bugünün yıldız piyanistlerinden birine geçişi nasıl olmuş? Şöyle yanıtlıyor: “Paris’ten sonra bir süre Türkiye’ye geldim. 25 yaşımda yeniden Avrupa’ya döndüm. Hannover Radyosu’nda 1981 yılında ‘Adnan Saygun Konçertosu’ çaldım, resitaller verdim, kayıtlar yaptım. Bu sırada yeniden eğitim almaya karar verdim. Tanınıyordum ama kendimi hep ‘bitmemiş’ hissediyor ve daha çok öğrenmek istiyordum. Bernard Ebert’in sınıfına girdim. Bir taraftan uluslararası yarışmalara katıldım. Oradaki konser menajerleri beni görüp beğendiler. Dereceler kazanınca pek çok orkestrayla önce Almanya’da ve 1990’lardan itibaren sayısı 80’i bulacak başka ülkelerde 2.500’e yakın konserlik maraton başladı. O dönem Almanya’da o kadar çok şehirde çaldım ki… Müthiş övgü dolu yazılar çıktı. Tabii seyirci ilgisi de çoktu; defalarca bis yaptırıyorlardı!”

‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’
SENE 1971: Hocaların hocası Nadia Boulanger ile Paris’te Chateau Fontainebleau konserinden sonra...

‘KLASİK MÜZİKTE YILDIZ ÇOCUKLAR ÇAĞI’

Gülsin Onay’a göre biz klasik müziği seven bir toplum muyuz? Sosyal medya gözlemlerine dayanarak bir analiz yapsa ne derdi? Şöyle: “Atatürk, inanılmaz öngörüsüyle müzik alanında muhteşem temeller atmış. Beni eskiden beri takip edenlerle birlikte ilk defa piyano duyup çok sevenler de çoğalıyor. Aileler, aydınlık ülkemizin daha ileriye gitmesi için çocuklarını özellikle kültürle, müzikle yetiştirmeye, ruhlarını beslemeye çalışıyor. Eczacıbaşı ve Borusan gibi özel şirketlerin de çok iyi burs programları var. Bunun sonucunda yarışmalarda birincilikler alan, yurtdışındaki orkestralarda inanılmaz başarılar kazanan yıldız çocuklar çıktı. Mesela Berlin Filarmoni Orkestrası’ndan Hande Küden, Münih Filarmoni’de Fora Baltacıgil, Japonya ve İngiltere’de Can Çakmur... Çok güzel konser salonları yapıldı. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Samsun, Antalya ve Mersin’de orkestralarla muhteşem konserler ve opera temsilleri yapılıyor.”

‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’
SENE 1975: Ahmet Adnan Saygun ile Ankara Devlet Konservatuarı konserinden sonra...

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN 21 GÜNLÜK REHBER…

Peki klasik müziğe nasıl başlanır? Erişimi pahalı mıdır? “Hiç de değildir!” diyor: “On liraya dijital konser izleyebilir, pek çok ücretsiz konser yakalayabilirsiniz. Bunu resimli dergiyle edebiyat arasındaki fark gibi düşünün... Goethe’yi veya Yunus Emre’yi okurken emek vermek gerekiyor. Müzikte de böyle; üç dakikalık bir şarkı kolayca dinlenebiliyor, o anki ruh halinize katkısı olabilir ama sizi esas besleyen uzun soluklu, derinine inmesi çok şeyler kazandıran müzik dünyasıdır... Otuz dakikalık bir senfoni önceleri zor gelebilir. Ancak birazcık sabırla merakınızı ve kalbinizi açık tutarsanız kendinizi çok daha iyi ve farklı hissedeceksiniz. Klasik müziğin iyileştiren ve birleştiren bir yönü var. Muhteşem zengin bir dünya. Peki nasıl başlamalı? Bence Mozart’ın piyano konçertoları harika bir başlangıç olabilir... 21 konçertoyu her gün, her sabah bir tane kahvaltıda dinleyin. 21 gün sonra baştan yine yapın. Bir, iki ay içinde çok güzel açar sizi...”

‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’
SENE 2019: Bir konserde Chopin bis çalarken...

Onay, dünyadaki en istisnai Chopin icracılarından biri olarak kabul ediliyor. Bununla ilgili, “Piyanoyu çok seviyorum. Piyanoya en güzel şarkı söyleten besteci de Chopin. Başka benzer taraflarımız da var. O da tiyatroyu çok severmiş…” diyor.

‘HAYATIMIN EN GÜZEL ANLARI...’

Gülsin Onay, bugüne kadar 2.500’den fazla konser verdiğini söylüyor. En unutulmaz konser anısını şöyle anlatıyor: “Oxford’da konser salonu gibi kullanılan bir kilisedeydik. Eski bir piyano vardı. Ben de Liszt’in ‘Dante Sonata’sını çalıyordum. Biraz güçlü çalınan bir eserdir. Kendimi fazla kaptırdım. Piyano sallanmaya başlamış. Kapağı, bir anda düştü, kilisenin akustiğinde bomba patlamış gibi bir ses çıktı! Dinleyiciler çığlıklar attı! Kısa aradan sonra bir alkış patlaması oldu ve devam ettik…Ben piyano çaldığım anların yaşadığım en güzel an olduğunu düşünüp hissetmeyi ön planda tutarım. O zaman oradan hiç ayrılmak istemem. Yaşamda da bunu uyguluyorum. Yaptığım şeylerden keyif alıp hiç bitmesini istemediğimde daha verimli oluyorum. Hiçbir şeye “Bitse de gitsem” diye bakmam. Bu yıl Beethoven’in 250. doğum yıldönümü kutlamaları çerçevesinde dört canlı resitalde sonatlarını çaldım ve iki CD kaydı yaptım. Yeni çıkacak CD önümüzdeki haftalarda müzikseverlerle buluşacak… 18 yıldır Eren Levendoğlu ile birlikte düzenlediğimiz Uluslararası Gümüşlük Müzik Festivali de artık dünyada tanınan ve marka haline gelen bir festival oldu.” 

‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’
Eşiyle 2021’in ilk çevrimiçi etkinliğinde. “Eşim Prof.Tony Scholl, Cambridge Üniversitesi’nde matematik profesörü. O da harika bir müzisyendir; hobi olarak piyano ve kontrabas çalıyor, beste yapıyor. Pandemi dönemini benimle birlikte Ankara’da geçirdi. Birlikte üç çevrimiçi konser verdik.” 

KARANTİNA GÜNLERİ REÇETESİ

Gülsin Onay, geçen yıl karantina ilk başladığında Hürriyet okurları için ruh halimize iyi gelecek bir müzik reçetesi hazırlamıştı:

- Neşeli, hafifletici müzik istediğimizde: Mozart.
- Romantik duygularla baş başa kalmak istediğimizde: Chopin.
- Coşmak, hem üzüntülü hem sevinçli duyguları dışa vurmak istediğimizde: Rahmaninov ve Çaykovski.
- Sükûnet ve ulvi düşünceler istediğimizde: Bach.
- Dirilik istediğimizde, iniş çıkışlı muazzam mimari yapısıyla: Beethoven.
- Hayal gücümüzü geliştirmek istediğimizde: Debussy.
- Topraklarımızın gücünü hissetmek istediğimizde: Ulvi Cemal Erkin, Ahmet Adnan Saygun.

‘Her sabah kahvaltıda bir doz Mozart…’
Dedesi dönemin en meşhur matematikçilerinden, Türkiye’nin ilk ‘doktora sahibi’ unvanını taşıyan ilim insanı Kerim Erim...

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

False