Hayatımın en güzel 8 yılını çaldılar

Türkçe sözlü rock müziğinin dev ismi Cem Karaca, yakın tarihte çeşitli spekülasyonlara neden olan özel yaşamıyla ilgili açıklamalarını sürdürüyor. Arkadaşımız Yener Süsoy'a 12 Eylül askeri müdahalesi sonrası yurtdışındaki sürgün yıllarını anlatan Cem Karaca, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'la karşılaşmasını ve dostluğunu, Türk basınında ilk kez ayrıntılarıyla Hürriyet'e anlattı.

Hiçbir zaman komünist olmadığını söyleyen Cem'e sorduk. Ya Marksist ideoloji?

- Marksist olmak çok kolay bir şey değil, Marx'ı okudum, onayladığım çok tarafı var, Diyalektik benim rehberimdir. Ama Diyalektik Materyalist değilim, çünkü inancım var. Bir zamanlar ateist olduğumu da zannettim ama sonra mukadderat denen şeyin insan hayatındaki önemini yaşadım.

DÖNMEKSE DÖNDÜM!

Bunca yıllık delikanlı arkadaşım yoksa ‘‘dönek’’ler arasında mıydı?

- Ben Türkiye'ye ilk dönen olduğum için böyle diyebilirsin. Bana dönek diyenlerin hepsi benden sonra geldiler Türkiye'ye. Şarkımda bunun cevabını verdim: ‘‘Ben döneksem döndüm diye memleketime /Döndüm baba, döndüm işte, oh be’’... Kendi ülkeme olan özleminden dolayı ‘‘Ya devlet başa, ya kuzgun leşe’’ diyerek savcıların hakkımda toplam 200 sene ceza istedikleri bir rizikoyu göze alıp ülkeme dönmem şayet döneklikse, ben döneğim arkadaş. Alman, Fransız benim Türkiye'yi onlara çekiştirmemi istiyor. Türkiye'de genellikle entel, ilerici, aydın olmanın kriteri Türkiye'yi Batı'da çekiştirmekten geçiyor. Evet, Türkiye'yi eleştireceğiz, bu görevimiz. Ama artısıyla, eksisiyle eleştireceğiz. Ve bunu herhalde gidip elin frengine şikayet etmeyeceğiz. Ben bunu Türkiye dışında hiçbir zaman yapmadım. O zamanlar yerli basınımız yer yer 12 Eylül'den faşizm diye söz ederken, ben yurt dışında hep ‘‘askeri müdahale’’ kelimesini kullandım. Ben ülkemi Thomas'a, Inge'ye, Pier'e, John'a, Helga'ya şikayet etmem, buna hakkım yok. Biliyorum ki, bu ülkenin kurtuluşu Ayşeler, Ahmetler, Fatmalar sayesinde olacaktır.

ARİF SAĞ'IN SÖZLERİ

Cem'in Münih'te Turgut Özal'la görüşmesi müthiş tepki almıştı.

- Ee be kardeşim, Behice Boran'la mı görüşecektim, Gorbaçov'la mı, yoksa Çavuşesku'yla mı?.. Ben Türkiye'ye dönmek istiyordum, Romanya'ya değil... Mesela sevgili dostum Arif Sağ, bana Türkiye'de ‘‘Bir gün sosyal demokratlar olarak başa gelecektik, o zaman dönseydin’’ dedi. Arif ustanın bağlama çalması önünde saygıyla eğilirim ama, bu sözleri karşısında benim lafım yok. Böyle bir mantık olur mu yahu?.. Memleketini özleyen benim hemşerim!.. Sen Boğaz'a karşı balığını yiyorsun, rakını içiyorsun, eşinle dostunla sazını çalıyorsun, ben hasretten geberiyorum.

Gelelim Turgut Özal'la Münih buluşmasının ayrıntılarına.

- 1985 yılında Münih'teki ünlü ‘‘Dört Mevsim’’ otelinde Turgut Bey'le buluştuk. Mesut Yılmaz'ın kardeşi Turgut Yılmaz, beni lobiden alarak Özal'ın odasına çıkardı. Odada benim dışımda Semra özal ve Mesut Yılmaz vardı. Bir merhaba lafından sonra Turgut bey, Semra hanıma dönerek ‘‘Hani meşhur şarkıcı Cem Karaca var ya, işte Semra o’’ dedi. Bu da onun insani tarafı, kibarlığıydı işte. Ben ‘‘Sayın başbakanım ülkeme dönmek istiyorum, artık burama geldi’’ dedim.

Özal şöyle Mesut beye dönerek ‘‘Mesut, ne zaman oldu bizim zamanımızda mı, askerlerin zamanında mı?’’ diye sordu. Mesut bey de ‘‘Bizden önce efendim’’ diye cevap verdi. O anda Turgut beyin yüzünde ‘‘Emir demiri keser’’ esprisinde bir ifade okur gibi gibi oldum.

Sonra bana dönerek ‘‘Sen gereken müracaatları yap, gelirsin memlekete, aklanırsın, hiçbir mesele olmaz oğlum. Gördüğüm kadarıyla şarkı söylemişsin, şarkı söylemekle böyle işler olmaz’’ dedi. Turgut beyin muhteşem ‘‘magic touch’’ını unutamıyorum, yani dokunarak konuşması. Benimle konuşurken elini dizime koymuştu. Ben hayatımla ilk defa bir başbakanla konuşuyorum ve o başbakan elini benim dizime koyuyor. Bunlar bizim kuşak için önemli ayrıntılardır. Biz mahalle karakoluna giderken bile kravat takardık.

EL ÖPME ÖYKÜSÜ

Cem'ciğim, Semra hanımın elini öpme bölümünü atladın.

- Ben Robert Kolejliyim, belli bir kültürden, belli bir aileden geliyorum. Bunu yapmam icap ediyordu. ‘‘First Lady’’ konumundaki bir hanımefendiye benim gibi bir centilmenin yapması gereken oydu. Elini öpmek değil, dudakları çok hafif değdirmek. Bunun yağcılıkla ilgisi yok. Yener, namerdim ki, Turgut beyin elini öpüp başıma koymadım. Hürmetle alakası yok bu işin, o kadar yaşlı bulmadım...

VATAN HAİNİ CEM

Bu buluşmanın adını ‘‘Özal'dan af dileme’’ olabilir mi?

- Özür dilemek bir erdemdir, hata yapmışsam ben de özür dilemesini bilirim. Benim özür dilemem gereken bir konu yoktu ki. Hatta sanırım özür dilenmesi gereken kişi bendim. Çünkü benim kutsal vatandaşlık hakkım üzarinde büyük spekülasyonlar yapılmıştı. Vatan haini bile ilan edilmiştim. Hayatımın en güzel sekiz yılı çalınmıştı. 1985 yılında dönecekken 1987 yılında döndüm. Ben özür dilemediğimi gazetelere açıklayınca Turgut beyle ilişkilerimiz kopar gibi oldu. İki yıl sonra avukatım Turgut Kazan, rahmetli Adnan Kahveci üzerinden tekrar kontak kuruldu. Ben Kahveci'yi çok sever, takdir ederdim ayrıca.

Turgut bey, Cem'e nasıl bir garanti vermişti ki?

- Bunu o tarihte Stern dergisi de sordu bana. Türkiye, Birleşik Arap Emirliği mi yani? Türkiye Cumhurbaşkanının, Başbakanının böyle bir yetkisi var mı? Açıkçası ben Yeşilköy'e indiğimde tutuklanmayı bekliyordum. O heyecanımı asla unutamam. Otobüsle terminale geldiğimde Havaalanı Emniyet Müdürü gülerek ‘‘Yurdunuza hoş geldiniz sayın Karaca’’ dedi. Orada sadece ikametgahımı kayıt ettiler, çıkıp evime gittim. O gece Dalaman'a uçtuk, Fethiye'ye gittik. Ertesi gün de mahkemeye çıktım, aklandım.

Sürgün yıllarını ilk kez anlatıyor

- O zaman ben Kenan Evren'e yazı göndererek gazetelerde beni vatan haini olarak ilan edilerek basılan resmin yalan olduğunu söyledim. 1979'da Münih'te düzenlenen 1 Mayıs mitingine katılmıştım. O büyük mitingin içinde Willy Brandt bile vardı. Bu fotoğraf 1982 yılında bir magazin gazetesinde yayınlanmış. Bunun üzerine bana gönderilen tebligatı DW yayınında duydum. 45 gün içinde Türkiye'ye dönmezsem vatandaşlıktan çıkarılacağım söyleniyordu. Vatandaşlıktan çıkarıldığım Resmi Gazete'de ilan edilince bir arkadaşım aradı. Korkunç bir şok. O dönem Almanya'ya iltica etme konumunda olan, Türkiye'deki sistemle çatışan arkadaşların da sürekli konserlerine gidiyordum, destek oluyordum. Ben saf saf ‘‘Artık telefonum’’ susmaz dedim. Herkes beni arayacak, bana dayanışma getirecekler diye bekliyorum. Bırak telefonun çalmasını, sokakta yürürken boynuma sarılıp öpen insanlar artık beni görünce kaldırım değiştirmeye filan başladılar. Sosyal bir cüzzamlı muamelesi görmeye başladım. Çok zoruma gitti, çıldıracak hale geldim. Rahmetli Özal'la görüşmek istemem bunlardan oldu.

Zehir zemberek açıklamalar

Kendi ülkeme olan özleminden dolayı ‘‘Ya devlet başa, ya kuzgun leşe’’ diyerek savcıların hakkımda toplam 200 sene ceza istedikleri bir rizikoyu göze alıp ülkeme dönmem şayet döneklikse, ben döneğim arkadaş.

Münih'te Turgut Özal'la görüştüm diye tepki gösteriyorlar. Ee be kardeşim, Gorbaçov'la mı görüşecektim, yoksa Çavuşesku'yla mı?.. Ben Türkiye'ye dönmek istiyordum, Romanya'ya değil...

O anda Turgut beyin yüzünde ‘‘Emir demiri keser’’ esprisinde bir ifade okur gibi gibi oldum. Sonra bana dönerek ‘‘Sen gereken müracaatları yap, gelirsin memlekete, aklanırsın, hiçbir mesele olmaz oğlum. Şarkı söylemekle böyle işler olmaz’’ dedi.

Yeşilköy'e indiğimde tutuklan-mayı bekliyordum. O heyecanımı asla unutamam. Otobüsle terminale geldiğimde Havaalanı Emniyet Müdürü gülerek ‘‘Yurdunuza hoş geldiniz sayın Karaca’’ dedi.



Haberle ilgili daha fazlası: