GeriGündem Hafıza Panosu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hafıza Panosu

Geçen hafta Türkiye iki korkunç gün yaşadı. Terör İstanbul'u dört noktada kalbinden vurdu. Kuledibi Büyükhendek Caddesi, Pangaltı Nakiye Ergül Sokak, Levent Büyükdere Caddesi ve Galatasaray Meşrutiyet Caddesi 50’den fazla insanın canını verdiği, yüzü aşkın çocuğun yetim ve öksüz kaldığı, yüzlerce kişinin yaralandığı dört lanetli adrese dönüştü.

Ölü ve yaralı adları, sayıları, televizyon ekranlarındaki bantlarda hepimizin gözlerinin önünden kayıp geçti. Bu yazı yayına hazırlandığı saatlerde henüz hepsinin adı bile belli değildi.

O gün o saatte orada, niye öldüklerini dahi bilmeden hayatlarını kaybeden bu insanların her birinin bir geçmişi, bir gelecek umudu vardı. Sıkıntıları, sevinçleri, hayalleri, sevdikleri vardı.

Aralarında kadınlar, erkekler, doğmamış bebekler, gençler, yaşlılar, Müslümanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, başkonsoloslar, şoförler, bankacılar, polisler, elektrikçiler vardı. Hepsinin birer hikayesi vardı.

İşte bu hikayeleri öğrenmek, ölümün henüz bozmadığı gerçek yüzlerini görmek, onları ‘‘terör kurbanları’’ listesinde birer sayı olmaktan kurtarmak, sevdiklerinin ve hepimizin ortak hafızasında bir yer açmak için bütün arkadaşlarımız seferber oldu. Ortaya bu hafıza panosu çıktı.

Levent Büyükdere Caddesi

Levent'te Büyükdere Caddesi üzerindeki HSBC Bankası genel müdürlük binasının önünde büyük bir patlama meydana geldi. Beyaz renkli bomba yüklü kamyonetin patlaması sonucu banka binası harabeye dönerken saldırıda 9 kişi hayatını kaybetti.

Trafik ışıkları kırmızı yanıyordu

KEREM YILMAZER (58)

Eşi Göksel Kortay, çok sevdiği dostu Haldun Dormen'le perşembe sabahı TV8'de canlı yayına çıkmasa, Kerem Yılmazer patlama sırasında NTV stüdyolarında olacaktı. Saat 11.00'de dublaj çalışması başlıyordu. Yılların sanatçısıydı, profesyonel gibi davranıp en az 20 dakika önce stüdyoya gelir, metne göz atardı. Eşiyle Dormen'in konuşmalarını bir süre izledikten sonra otomobiline atlayıp evden ayrıldı. Saat 10.57'de Levent'teki trafik ışıklarına geldiğinde ölümcül tesadüfle karşılaştı. Kırmızı yanıyordu.

Hukuk Fakültesi'nde ve bir yıl da George Washington College'da eğitim gören Yılmazer, 1964'te Ankara Meydan Sahnesi'nin açtığı kurslara katılarak ‘‘Fantastik’’ adlı müzikalle tiyatro dünyasına adım atmıştı. İstanbul'a gelmesini ve Yeşilçam'la tanışmasını sağlayan Haldun Dormen olmuştu. Dormen Tiyatrosu'nu kurup Yılmazer'i çağırdı.

Hey Dergisi onu 1977 yılında Yılın En Ümit Veren Erkek Şarkıcısı seçmişti. Hayat Boş, Ah Sen Sen gibi altı plak doldurdu. 1978'de Eurovision Türkiye finalinde, Esmeray, Ertan ve Funda Anapa, Melike Demirağ ve İskender Doğan'la birlikte, Atilla Özdemiroğlu'nun bestelediği İnsanız Biz adlı şarkıyı seslendirmişti. 1988'de Kuşlar müzikaliyle Şehir Tiyatroları'na geçen Yılmazer, dört yıl boyunca 250'den fazla oyunda oynadı, televizyonda Panorama programını sundu.

AHMET DAMA (22)

Ahmet Dama, doğma büyüme Cihangirli'ydi. Tüm çocukluğu babasının 50 yıl önce Mersin'den gelip yerleştiği, Ağa Hamamı Sokak'taki apartmanda geçti. Canlı, girişken ve giyimine düşkündü. Güney Kore İstanbul Başkonsolosu'nun makam şoförü olarak çalışıyordu. TIR şoförü babası Veysel Dama'dan çocuk yaşta şoförlüğün püf noktalarını öğrenmişti. En büyük keyfi Java motosikletiyle sokaklarda gezmekti. Diyarbakır'da yaptığı askerliğini tamamlayalı 6 ay olmuştu. 10 gün önce Duygu Ezder'le nişanlandığında, Cihangir sokaklarında, ‘‘Çok mutluyum havalara uçuyorum’’ diyerek dolaşıyordu. Çarşamba günü HSBC Bankası önündeki patlama olmadan önce Havalimanı, Mecidiyeköy ve Gayrettepe arasında, arabasıyla mekik dokuyordu. Zincirlikuyu'dan Maslak'a doğru giderken, Levent'te trafik ışıkları kırmızıyı gösteriyordu. Arabasını durdurduğu sırada, hayat saati de durdu.

ORHAN ATAÇ (23)

Banka kartı çıkartacaktı

MÜ, Tarih Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Orhan Ataç, arkadaşının Levent'teki evinden ‘‘HSBC'ye uğrayıp, kart çıkartacağım’’ diyerek ayrıldı. Patlamayı duyan arkadaşları ona ulaşamayınca Antalya'daki ailesini aradılar. Emekli olan babası Nuri Ataç İstanbul’da oğlunu teşhis ettiğinde bir başka darbe daha yedi: Cenazenin nakli için istenen parayı denkleştiremiyordu.

ETHEM DOĞAN (30)

Kayıp evrakı aramaya gitti bir daha toplantı salonuna dönemedi

Kocaeli Üniversitesi Sakarya Mühendislik Fakültesi'nin iki yıllık inşaat bölümü mezunuydu. Ardından Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. Beş yıl önce Demirbank'ta teknik müdür olarak çalışmaya başladı. Hayatını birleştirdiği Serpil Doğan da bankacıydı. İkiz kızları Melike ve Melisa dünyaya geldiğinde işten ayrılıp çocuklarını büyütmeye karar vermişti. Altı ay önce aileye Meltem katıldı. 16 Eylül'de ikiz kızlarının doğum gününü kutlayan çift, hafta sonunda hep birlikte alışverişe çıkmış ve bayramlık giysiler almıştı. Doğan, banka el değiştirip HSBC olduktan sonra da görevini sürdürdü. Ofisi zemin kattaydı. Fakat şans eseri o gün toplantı vardı. Bu nedenle üst kata çıkmıştı. Toplantı sırasında bir evrak gerekti. Alt kata inip çekmecesinden alması gerekiyordu. Merdivene yöneldiğinde saat 10.49'u gösteriyordu. Masasına geldiğinde aradığı evrakın yerinde olmadığını gördü. Oturdu ve tek tek dosyaların içine bakmaya başladı. Ön cepheden gürültüyle gelen basınç dalgası masasını kaldırdı ve genç mühendisi duvara sıkıştırdı. Toplantı odasında kalanların tümü binadan sağ çıkacaktı...

NADİRE ÖZDEMİR (35)

Grip için ilaç alacaktı

İkisinin de Levent'te işi vardı. Evden birlikte çıktılar. Nadire Özdemir gripti. SSK Levent Dispanseri'ne uğrayıp muayene olacak, daha sonra Etiler Pazarı'ndan kızları Ayşe (17) ile Aylin'e (16) aldığı kırmızı montları değiştirecekti. Çıkarken oğlu Emin'i (7) evde bıraktı. Kayınvalidesi Şükran Özdemir (62) ise Vakıfbank'tan emekli maaşını alacaktı. Levent trafik ışıklarında ayrıldılar. Patlamanın ilk etkisi geçer geçmez Şükran Özdemir koşarak çevreyi dolaşmaya, Nadire'yi aramaya başladı. Şoka girmişti. Levent'ten Etiler'e yürüdü, bir taksiye ‘‘Beni eve götür’’ diyebildi. Taksici onu Etiler Karakolu'na götürdü. Polis Nadire Hanım'ın eşi Neşet Özdemir'e haber verdi. Neşet Özdemir tüm hastaneleri dolaştı, eşini bulamadı. Adli Tıp Enstitüsü Müdürü Sevil Atasoy'un, ‘‘Kıyafetlerinden teşhis edin’’ demesi üzerine annesini arayıp, eşinin giysilerini öğrendi. Evet, cesetlerden birinin üstünde siyah kazak ve siyah mont vardı.

YONCA BİLGİN (30)

Bankacı oldu HSBC’yi seçti

Bankacı Yonca Bilgin, ilk ve orta öğrenimi sırasında çok başarılı bir öğrenciydi. Müzikle ilgileniyor, piyano ve gitar çalıyordu. Liseyi iyi dereceyle bitirdikten sonra İTÜ İnşaat Mühendisliği Fakültesi'ne girdi. 1995'te aynı okulda yüksek lisans programına başladı. Yetinmedi, Uluslararası İşletme dalında yüksek lisans programına başvurdu. İş hayatına bir inşaat şirketinde başlamıştı. Fakat inşaat işini sevmiyordu. Banka sektörüne geçti. Kendisi gibi bankacı olan Kaya Bilgin'le evlendi. Annesi kanser olunca ona bakmak için işten ayrıldı. Annesinin vefatı üzerine, bir yıl önce tekrar iş aramaya başladı. İş başvurularına üç ayrı bankadan cevap geldi. Ancak Yonca cevap veren bankalardan sonuncusunu, HSBC'yi seçti. Bir yıldır bankanın Bireysel Krediler Bölümü'nde çalışıyordu. Patlama sırasında HSBC Genel Müdürlüğü'nün birinci katındaki masasında çalışıyordu. Kırılan camlardan biri ensesine saplandı. Oturduğu yerde can verdi.

AYNUR ERKOCA (36)

Beyni öldü vücudu direniyor

Sinagog patlamalarından sonra astsubay emeklisi eşi Ergin Erkoca'ya ‘‘Artık daha dikkatli olalım’’ demişti. Terör onu beklediği gibi sokakta değil, işyerinde buldu. Bankacı Aynur Erkoca, bomba patladığında HSBC Bank Genel Müdürlüğü'nün ikinci katındaki Kredi Kartları Bölümü'nde masasının başındaydı. Bu bölümün şefliğini yürütüyordu bir süredir. Oğlu Eray (8) Göztepe Etüt Beslenme İlköğretim Okulu ikinci sınıfında okuyordu. İki yıl sonra emekli olacak, yeni bir hayata adım atacaktı. Patlamada ağır yaralandı. Özel Acıbadem Hastanesi'ne getirildiğinde durumu çok ciddiydi. Hemen ameliyata alındı. Ancak vücudu yaşadığı şoku kaldıramamıştı. Birkaç saat sonra beyin ölümü gerçekleşti. Doktorlar geri dönüş şansının olmadığını açıkladı.

SEDAT YEŞİLYURT (29)

Ateşi vardı doktora gidiyordu

İyi bir hafız, çevresine din konusunda bilgi aktaran genç bir ilahiyatçıydı. Mısır'a gitmiş, El Ehzer Üniversitesi'nde doktora yapmıştı. Üç yıl önce Türkiye'ye döndü. İETT Ayazağa Bölge Müdürü Abdullah Kazdal'ın danışmanı ve sekreteri olarak çalışmaya başladı. Bir yıl sonra da evlendi. Çocukları olsun istiyorlardı. Sedat Yeşilyurt, perşembe sabahı işinden izin alıp Levent'teki SSK Dispanseri'ne gitmek üzere yola çıktı. Ateşi vardı; muayene olacak, ilaç alacaktı. Levent'te otobüsten indi. Dispansere doğru yürümeye başladı. Beşiktaş yönünden gelen beyaz kamyonet tam o sırada havaya uçtu. Olay yerinde ilk hayatını kaybedenlerden biriydi Yeşilyurt. Cesedi ambulansa konularak Adli Tıp Kurumu Morgu'na götürüldü.

FİRDEVS LATİF (41)

Cami gezip dua edecekti

Saat 10.56'da HSBC Bank önündeki patlamaya yakalanmasa o gün eşiyle camileri gezip, birlikte dua edecekti. Ertesi gün Kadir gecesiydi ve bu Firdevs Latif için önemliydi. Levent'teki evinden sabah saat 08.30'da çıktı. SSK Polikliniği'ne gidiyordu. Jinekolojik muayeneden geçecek, reçete yazdıracaktı. Yanında 17 yaşındaki lise öğrencisi kızı Nilgün vardı. O da staj gördüğü işyerine gidecekti. Otobüs durağında vedalaşıp ayrıldılar. Firdevs Latif, ilaçlarını yazdırıp, poliklinikten çıktı. Tam kapıda yanlışlık yapıldığını fark edip, geri döndü. İçerisi kalabalıktı. Beklemesi gerekmişti. Bir saat sonra doğru reçeteyi aldı, poliklinikten ayrıldı. Saat 10.50'de cep telefonuyla oto boyacısı eşi Mustafa Latif'i aradı. Bir saat sonra buluşmak üzere randevulaştılar. Ancak 3 çocuk annesi, ev hanımı Firdevs Latif, bu randevuya gidemedi. Patlamadan sonra HSBC önündeki toz bulutu kalktığında o yerde yatıyordu.

BURADA HAYATINI KAYBEDEN DİĞER İSİM

İlbey Erdoğdu (HSBC çalışanı)

Kuledibi Büyük Hendek Caddesi

Şabat duasının yapıldığı Neve Şalom Sinagogu'nun önünden geçen kırmızı bir kamyonet sinagogun kapısına yaklaştığı anda müthiş bir patlama oldu. Bomba yüklü kamyonun havaya uçması sonucu sinagogun önünde iki metre genişliğinde ve 50 santim derinliğinde bir çukur açıldı. Kamyoneti Gökhan Elaltuntaş (22) adlı kişinin kullandığı ve bombayı patlattığı tespit edildi. 11 kişi hayatını kaybetti. O gün hayatını kaybeden Mesut Gürol’un ise nerede öldüğü belirlenemedi.

Pangaltı Nakiye Ergül Sokak

Beth İsrael Sinagogu'nda, Hahambaşı İshak Haleva'nın da bulunduğu şabat ayini yapılıyordu. Saat 09.16'da 34 UHK 68 plakalı beyaz bir kamyonet sinagogun önüne yaklaştı. Güvenlik görevlileri müdahale edemeden kamyonet büyük bir gürültüyle patladı. Aracı Mesut Çabuk'un (29) kullandığı ve bombayı patlattığı anlaşıldı. Saldırıda 12 kişi hayatını kaybetti.

FAZLI SÜSLÜ (41)

Tam işyerinin kapısındaydı

Rize'nin Pazar ilçesi, Kuzeyce köyünden. Seydullah-Emine Süslü'nün dört çocuğunun en büyüğü. Askerden önce geldi İstanbul'a. Eşi Sabahat'a aşık olup evlendiğinde 16 yaşındaydı. Dördü kız, biri erkek beş çocukları oldu. En büyük oğlu Yavuz 24, en küçük kızı Fatma 10 yaşında. Televizyon parçaları montajı yapan Kuledibi'ndeki bir firmada işçi olarak çalışıyordu. 8-9 ay kadar önce Neve Şalom Sinagogu'nun bulunduğu Büyükhendek Caddesi'ndeki bu atölyede işe başlamıştı. Hasta olduğu halde cumartesi günü işe gitti. Ölüm onu işyerinin kapısından içeri girerken yakaladı. Yıllarca oturduğu Balat'ta ve memleketi Rize Pazar'da çok sevilen bir insandı. Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz pazartesi akşamı hemşerisi Fazlı Bey'in evine gidip ailesine başsağlığı diledi. Fazlı Süslü'nün cenazesi, Balat'taki Ferruh Kethuda Camii'nden kaldırıldıktan sonra Edirnekapı Mezarlığı'nda defnedildi.

MEHMET ERUŞ (23)

Babasını uğurlamıştı ki...

Üsküdar'da doğdu. Ordulu Şaban Bey'le, Kelkitli Yaşar Hanım'ın üç çocuğundan biriydi. Çocukluğundan beri Küçükyalı'da oturuyordu. Babası Şaban Bey Anadolu yakasında avizecilikle uğraşıyordu. Kırmızı kamyonet Büyükhendek Caddesi'ne girdiğinde Mehmet Eruş da çalıştığı Kılıç Avize'nin önünde babasını uğurluyordu. Şaban Bey, Kuledibi'ne malzeme almaya gelmiş ve oğlunun yanına da uğramıştı. Babası uzaklaştıktan birkaç saniye sonra büyük patlama oldu. Mehmet Eruş, Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi. Olaydan altı gün sonra konuştuğumuz annesi Yaşar Hanım, ilk günlerde ‘‘Neden biz ya Rabbim!’’ diye sorup durduğunu söyledi. Ama perşembe günkü saldırıdan sonra, hedefin sadece kendileri olmadığını anlamış. ‘‘Her nereye baksam oğlumu görüyordum. Ama şimdi kaybettiğimiz diğer çocukları da kendi oğlum gibi düşünmeye başladım. Allah hepimize metanet versin.’’

MUSTAFA YENİER (26)

Sinagogdaki işine 20 gün önce başlamıştı

Konya Akşehir'de 1977'de doğdu. Baba adı Orhan, anne adı Sebahat'ti. Üç kardeşin ortancasıydı. Akşehir Endüstri Meslek Lisesi Elektrik-Elektronik Bölümü'nden mezun oldu. Askerden döndüğünde, Adana'da bir güvenlik şirketinde işe başladı. Akşehir'de amatör takımda top koşturdu. Koyu bir Beşiktaş taratarıydı. Sportmendi, ağzına sigara ve içkiyi değdirmezdi. Adana'dan bir kız sevdi. Bayramdan sonra ailesiyle birlikte o kızın evine dünürcü gideceklerdi. Üç yıl önce İstanbul Tansaş'ta güvenlik görevine başladı. Bombalı saldırıdan 20 gün önce, bağlı olduğu güvenlik şirketi tarafından Kuledibi'ndeki Neve Şalom Sinagogu'nda görevlendirilmişti. Bombalı saldırıda hayatını kaybetti. Köyünde toprağa verildi.

Biri malzeme alırken diğeri satarken

ÖMER YAZAR (31)

Çorum, Sungurlu Çayyaka köyü doğumlu. Satılmış ve Şefika Yazar'ın 8 çocuğundan biri. Babası iki yıl önce öldü. Annesine Ömer bakıyordu. İlkokuldan sonra bir elektrikçinin yanında çırak olarak işe başladı. Daha sonra kurslara giderek elektrik teknisyeni oldu. Yedi yıl önce Naime Hanım'la evlendi. Kızları Aleyna 5 yaşında, Ezgi ise henüz üç aylıkken babasız kaldılar. Amatör olarak mahalle takımlarında futbol oynardı. Ailesine çok düşkündü. Aleyna'nın elektrik mühendisi, Ezgi'nin de doktor olmasını istiyordu. 500 Evler semtinde küçük bir dairede kiracıydı. Saldırının olduğu gün, üç arkadaşıyla birlikte Neve Şalom Sinagogu yakınlarındaki bir evin elektrik tesisatını yapıyordu. Bir ara malzemelerinde eksik olduğunu fark etti, Murat Şahin'in Büyükhendek Caddesi'ndeki elektrikçi dükkanına gitti. Korkunç patlama, Ömer Yazar malzeme alırken meydana geldi. Murat Şahin'le birlikte yaşamını yitirdi. Ömer Yazar, teyzesinin oğlu olan Selami Aykul'a küçüklüğünden beri 'dayı' diye hitap ederdi. Çünkü Selami Bey, İstanbul gibi büyük bir şehirde onun en büyük destekçisiydi. Fındıkzade Bekirpaşa Camii'nde imamlık yapan Aykul, çok sevdiği yeğeninin cenazesini kendi elleriyle defnetti. Yazar, Sultançiftliği'nde Habibler Yayla Mezarlığı'nda toprağa verildi.

MURAT ŞAHİN (38)

Sivas'ın Divriği ilçesi Yağbasan köyünde doğdu. Ali ve Nermin Şahin'in altı çocuğundan biriydi. Murat aile şirketinin yönetim kurulu başkanlığını yapıyordu. Lise mezunuydu. Divriği Kültür Derneği'nde ve başka sivil toplum kuruluşlarında aktif olarak çalışan sosyal bir insandı. Terörden nefret ederdi. Kaba kuvvetle hiçbir sorunun çözülmeyeceğine inanırdı. Anadolu Kültürü’nü Yaşatma Vakfı'nın kurucu üyesiydi. Pir Sultan'ı ve Yunus Emre'yi çok sever, saz çalmayı çok isterdi. Bu yüzden yetenekli gençlere burs için vakfı harekete geçirmişti. 16 yıl önce Fatma Hanım'la evlendi. Alper (14), Soner (8) ve Buse (6) isimli üç çocukları oldu. Yakın arkadaşı İsmail Döner, ‘‘Türkiye'de çağdaşlaşma sürecinin hızlanması için çabalayan eşsiz bir insandı, kaybımız çok büyük’’ diyor. Murat Şahin, 1986'da, henüz 16 yaşındayken, Neve Şalom Sinagogu'na yapılan ilk saldırı sırasında da aynı dükkandaydı. Son saldırının gerçekleştiği gün sabah erkenden dükkanını açmış, alışverişe gelen Ömer Yazar'la ilgileniyordu. Müşterisiyle el sıkışıp vedalaşırken patlayan bomba ikisinin de hayatına son noktayı koydu. Firuzköy Erenler Cemevi'nde düzenlenen cenaze töreninin ardından Firuzköy Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Nurettin Aydın (43)

O gün hiç işe gitmek istemedi

Samsun'un İstasyon Mahallesi'nde doğdu. Selahattin Bey'le Feride Hanım'ın üç çocuğundan biriydi. Acılı bir aileydi: Feride Hanım'ın eşi 13 yıl önce ölmüştü, büyük oğlu Metin Aydın'ı ise geçtiğimiz yıl kanserden kaybetmişti. Üç yaşındayken İstanbul'a gelen Nurettin Aydın, Zeynep Hanım'la evlendi. Dört yıl önce bir kızı oldu ama yaşamadı. Şimdi iki yaşında olan ikinci kızı Elif'i çok seviyordu. Elif, babasıyla birlikte erkenden uyanır ve her sabah işe gitmeden önce onunla oynardı. Nurettin Bey, Kuledibi'nde çaycılık yaparak ailesinin geçimini sağlıyordu. Zeynep Hanım, patlamanın yaşandığı günün sabahında eşinin bir türlü işe gitmek istemediğini, kapıdan çıkarken kocasının kızını uzun süre öpüp kokladığını söylüyor, ailece yaşadıkları tarifsiz acıyı şöyle dillendiriyor: ‘‘Elif bir bebek. Hayatın annesinin kucağından ve babasının öpücüklerinden ibaret olduğunu zannediyor. Daha ölümün ne olduğunu bilmiyor. Anlatmıyoruz, anlatamıyoruz. Her sabah uyanıp babasını soruyor. Biz ona sadece babacığının uzun, upuzun bir yolculuğa çıktığını söylüyoruz. Ama bilmiyor. Yine akşam olunca yolunu gözlüyor, sabahları babasının onu 'Elifim' diye uyandırmasını bekliyor.’’ Elif'in babası Nurettin Aydın Feriköy Mezarlığı'nda yatıyor.

EMİN TÜRKASLAN YAKUPOĞLU (52)

6 yıldır sinagogu koruyordu

Giresun’un Tirebolu ilçesinde doğdu. Liseden ayrıldı. Babası Ali Nazmi Yakupoğlu da polisti. Biri kız ikisi erkek üç kardeştiler. Emin Bey de babası gibi polis olmayı seçti, kardeşi Engin Yakupoğlu da. Askerden geldikten sonra polis oldu. 26 yaşındayken Nurten Hanım'la evlendi ve dört çocukları oldu. Yedi yıl önce Zonguldak'ta emekli oldu ve İstanbul Bahçelievler'e taşındı. Altı yıl önce de Neve Şalom Sinagogu'da güvenlik görevlisi olarak işe başladı. Emin Türkaslan Yakupoğlu, Tirebolu'daki asri mezarlıkta toprağa verildi.

Berta (28), Ahmet (34), Işık ÖZDOĞAN (0)

İki dinin örnek birlikteliğiydi onlarınki

Koçbank Cağaloğlu şubesinde ikinci müdür olarak çalışan Ahmet Özdoğan, İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü'nde okurken lise öğrencisi Berta'yla tanıştı. 11 yıllık bir aşktı onlarınki. Berta, Ahmet'i tanıdığında henüz liseye gidiyordu. 5 yıllık bir flörtten sonra, evlenmeye karar vermişlerdi. Biri Yahudi, diğeri Müslüman olduğu için evlilikleri o kadar da kolay olmadı. Ama her iki aile de çocuklarının aşkına şahit olunca susmaya karar verdi. Berta'nın anne ve babası 17 Ağustos depreminde Çınarcık'ta hayatını kaybetti. Ruhlarını yeni yeni tamir ediyor, ölümlerle küçülen ailelerini büyütmek için çocuk yapmak istiyorlardı. Berta 5 ay önce hamile kaldığında, hayata tutundukları ipe daha sıkı sarılmışlardı. Doğacak bebeğin adı Işık olacaktı. 15 Kasım sabahı Neve Şalom Sinagogu'nun sokağında elele yürürken, bir kamyonet onlara doğru geliyordu. Tutundukları ipler ellerinden kaydı. Oysa ertesi gün altıncı evlilik yıldönümlerini kutlayacaklardı. Ahmet, Berta'yla tanıştıkları yer olan Büyükada'da bir mezarlığa defnedildi. Berta ise Ulus'taki Aşkenaz Musevi Mezarlığı'nda toprağa verildi.

İsrael Yoel Ülçer (19)

Mokasenleriyle futbol oynadığı için çok azar işitti

1 Ocak'taki doğumu ailesine güzel bir yılbaşı hediyesi olmuştu. Zekásı, yakışıklılığı, insancıllığı ile diğer çocuklardan hemen ayrılıyordu. Ölümünden sonra verilen bir ilanın altında, ‘‘Her biri senin yerinde olabilecek arkadaşların’’ yazıyordu. Işık Lisesi'ni bitirdikten sonra Yeditepe Üniversitesi Dişçilik Fakültesi'ne girmişti. Bilgisayar tüm dünyasıydı. Diş doktoru olduğunda, haftanın bir gününü muhtaçlara ayıracağını ve tedavilerini yapacağını söylüyordu. Futbola aşıktı, iyi bir kaleciydi. Babasının pırıl pırıl boyattığı okul ayakkabılarıyla futbol oynayıp, çabuk eskittiği için çok azar işitmişti. Çocukla çocuk olurdu. Köpeğiyle ilişkisini tüm aile kıskanırdı. Cuma akşamlarını ve bayramları mutlaka ailesiyle geçirirdi. Biraz uykucuydu. Bazen çok komik ve esprili, bazen çok ciddiydi. Neve Şalom Sinagogu'ndaki polis ve özel korumalarla iyi arkadaştı. Gönüllü olarak, sinagoga gelen kişilerin cemaatten olup olmadıklarını kontrol ederek, onlara yardım ederdi. O gün olduğu gibi...

Serkan Balcı (26)

Oğlunun ikinci yaşını kutlayamadı

Baba Adı Ahmet, anne adı Seyhan. Aile Ordu, Perşembe'den İstanbul'a göç etmiş. Aykut diye bir kardeşi daha var. Lise mezunu. Askerde seyyar komandoydu. Bu yüzden güvenlik şirketine başvurunca hemen işe alındı. Bu alanda uzmanlaştı. Üç yıl önce işe başladığında Selma Hanım'la evlendi. Selma Hanım, tehlikeli olduğunu düşünerek kocasının bu sektörde çalışmasını istemiyordu. Son iki buçuk yıldır Neve Şalom Sinagogu'nda görevliydi Serkan Balcı. Patlamanın olduğu saatlerde olayı televizyondan izleyen Selma Hanım, sinagogun kapısını görünce korktuğunun başına geldiğini anlamıştı. Serkan Balcı, memleketi Çaytepe Köyü'nde toprağa verildi. Geride 21 yaşındaki genç eşi Selma ve bayramda iki yaşına girecek oğlu Sertan kaldı.

BÜLENT BOSTANOĞLU (26)

Karakol kapısında beslediği kedisine şimdi polis arkadaşları bakıyor

Polisti. Daha bir buçuk ay önce çok çok sevdiği Ayfer Hanım'la evlenmişti. Bir kızı, bir de oğlu olsun istiyordu. Babası Kaya Bostanoğlu da polisti ve görevi başındayken kalp krizi geçirerek şehit olmuştu. Dört çocuklu bir ailenin en büyük oğlu olan Bülent, babasının bıraktığı yerden bayrağı devralmış ve Polis Meslek Yüksekokulu'nu bitirdikten sonra mesleğe atılmıştı. 2000 yılında Şişli Emniyet Müdürlüğü'nde göreve başlamıştı. Arkadaşları onun şakacı, neşeli, hoşgörülü bir mizaca sahip olduğunu anlatıyor. Geçen ay, karakolun yakınlarında bulduğu yaralı bir yavru kediyi veterinere götürmüş, ona günlerce bakmıştı. Şimdi her sabah karakolun önüne gelen yavru kedinin bakımını arkadaşları sürdürüyor. Ara ara Beth İsrael Sinagogu'nun önünde nöbeti olurdu. O gün de kamyoneti ilk fark eden o olmuş, elini kaldırarak kamyonete doğru fırlamış ama çok geç kalmıştı. Geride annesi Sıdıka Hanım'ı, kardeşleri Mustafa ile İsmail Bostanoğlu'nu bir de canından çok sevdiği eşi Ayfer Hanım'ı bıraktı. Cebeci Polis Şehitliği'ne defnedildi.

KAYA KAYA (83)

Her cumartesi eski dükanına sohbete giderdi, bu sefer son oldu

Erzurum'un İspir ilçesinde doğdu. İşçi emeklisiydi. Eşi Sebile Hanım'la 60 yıl önce evlendi. Bu evlilikten biri kız üç çocukları oldu. Çocukları da onu dört torun sahibi yaptı. Emekli olduktan sonra hacca gitti. Kaya, İstanbul'a 1938'te gelmiş, Çağlayan Hürriyet Mahallesi’ne yerleşmiş ve hemen çalışmaya başlamıştı. 50 yıl çalıştıktan sonra şöyle biraz dinleneyim diye emekliye ayrılmıştı. Hacı Kaya Bey, dostlarına sadık, maneviyata değer verir, kıymet bilirdi. Şişli'deki Beth İsrael Sinagogu'nun olduğu Nakiye Elgin Sokak'taki eski işyerine cumartesileri uğrar, dostlarını, eski çalışma arkadaşlarını görür, çay kahve içer, onlarla sohbet ederdi. O gün de öyle yapmıştı. Sultanbeyli Uzundere Mezarlığı'nda toprağa verildi. Çağlayan Cengiz Topel Caddesi'nde cenaze namazı kılınırken Hahambaşı'ndan gelen çelenk namaza katılanları çok duygulandırdı.

OĞUZ KIZILIRMAK (24)

Annesi, hastasın gitme dedi, o işinin yolunu tuttu

Babası Halil Bey ve annesi Nazmiye Hanım, bundan yıllarca önce Avanos, Özkonak'tan kalkıp, Almanya'ya işçi olarak gitmişti. Oğuz Almanya'da doğdu. Babası 1994'te İstanbul'a gelip Uçaksavar'a yerleşti. Oğuz ailenin büyüğüydü, Ebru ve Emel adında iki de kız kardeşi vardı. Geçen yıl İktisat Fakültesi'ni bitirdi. Eylülde Şişli'deki bir firmanın muhasebe servisinde staja başlamıştı. O günlerde gripti. Olaydan önceki perşembe günü servis şefi, dinlenmesini, iyileştikten sonra işe gelmesini tembihledi. İki gün dinlendi. Üçüncü gün iyileştiğini düşünerek işe gitmeye karar verdi. Annesi Nazmiye Hanım, iyileşmedin diye, mani olmak istedi. Ama o sabah erkenden yola çıkıp Şişli'deki Beth İsrael Sinagogu'nun sokağında bulunan işyerine gitti. Kapıdan içeri girerken her şey bitti. Levent Camii'nde cenaze töreni düzenlendi. Yeniköy Mezarlığı'nda defnedildi.

Engin ÖZTÜRK (37)

Çocuklarına ders çalıştıran babaydı

Ordu Mesudiye, Kavaklıdere köyünde doğdu. Nazım ve Sabriye Öztürk'ün beş çocuğundan biriydi. İki yaşında İstanbul'a geldi ve Kavacık’a yerleşti. Paşabahçe Ferit İnal Lisesi'nden mezundu. Amatör takımlarda yıllarca top koşturdu. Futbolu çok severdi. 12 yıl önce Nesrin Hanım'la evlendi, iki çocuğu oldu. Kızı Özge yedinci sınıf, Oğlu Anıl beşinci sınıf öğrencisi. Kuledibi'nde elektrik toptancılığı yapıyordu. Ekonomik kriz sırasında işini kaybetti, şirketini kapatmak zorunda kaldı. Maddi sıkıntı içine düştü. Bir aydır başkasının yanında çalışıyordu. Dayısının oğlu Gazi Kapukaya, onun insan ilişkileri kuvvetli, sevilen bir insan, çocuklarına çok düşkün bir baba olduğunu anlatıyor. Çocuklarının eğitimine çok önem verir, işten geldikten sonra onlara ders çalıştırırdı. Çok esprili ve bilgili bir genç adamdı. Kavacık Yıldırım Beyazıt Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra Beykoz Şahinkaya Mezarlığı'nda defnedildi.

Saadet Güneş (60)

O sokaktan geçerek işine giderdi

Kastamonu Cide, Menük Köyü'nde doğdu. 1960'ta Emin Bey'le evlenince İstanbul'a geldi. Kendi gayretiyle okur yazar oldu. Sürreyya ve Nilüfer adında iki kızları doğdu. Tam 23 yıldır Nişantaşı'nda bir ailenin evine hafta içi iki gün temizliğe gidiyordu. Evden ayrılmasından yaklaşık bir saat kadar sonra telefon çaldı. Küçük kızı Sema telefonu açtığında annesinin patronu, ‘‘Saadet Hanım işe gelmedi de ne oldu diye soracaktım’’ diyordu. O sırada televizyonlardan Beth İsrael Sinagogu'nda patlama olduğuna ilişkin haberler geçiyordu. Telaşlanmaya başladılar. Çünkü Saadet Güneş her gün o sokaktan geçerek işyerine gidiyordu. Birkaç saat sonra annesinin ölüm haberi geldi. Saadet Hanım, Edirnekapı Şehitlik Mezarlığı'nda defnedildi.

Hakan Yüksel (37)

Bir gün sonra İspanya’ya uçacaktı

Üsküdar'da doğmuştu. Bahri Bey'le Filiz Hanım’ın iki çocuğundan büyüğüydü. Bir de Barış adında kardeşi vardı. Üsküdar Halide Adip Adıvar Lisesi'nden mezun olduktan sonra İngiltere'ye gitti ve işletme eğitimi gördü. 10 yıl İngiltere'de kaldıktan sonra aile ve İstanbul'un hasretine dayanamayıp Türkiye'ye döndü. Daha sonra Şehnaz Yüksel'le evlendi. Şimdi 5 yaşında basan kızlarına Şahsenem adını koydular. Hakan Yüksel, Aker Kumaşçılık Şirketi'nin İthalat ve İhracat Müdürü olarak çalışıyordu. Olaydan bir gün sonra iş seyahati için İspanya'ya gidecekti. Patlamanın olduğu gün biletini almış ve patronuyla görüşmek için Şişli'deki işyerine gelmişti, işte tam o lanet olası saatte. Cenazesi, Bağlarbaşı Kazdal Camii'nde kılınan namazın ardından Ümraniye Hekimbaşı Kocatepe Mezarlığı'nda toprağa verildi.

MEHMET ATEŞ (26)

O babasını bebekken kaybetmişti bebek kızı da onu...

Hatay Reyhanlı, Camışkışlası Köyü'nde doğdu. Babası Casım Bey'i altı aylıkken kaybetti. Sekiz yıl önce İstanbul'a gelip, Şişli İzzetpaşa Mahallesi'ne yerleştiler. Mehmet Ateş iyi bir fırıncı oldu ama belinden rahatsız olduğu için bu mesleğe devam edemedi. 1.90 boyunda, gösterişli bir genç adam olduğu için güvenlik elemanı olarak başvurduğu firma tarafından işe alındı. İki yıl önce Esra Hanım'la evlendi. 13 ay önce bir kızları Dilan doğdu. Kuştepe'de oturuyordu. İki yıldır Şişli'deki Beth İsrael Sinagogu'nda görevliydi. O gün arka kapıda nöbetteydi. Hasdal Mezarlığı'ndan son yolculuğuna çıktı. Tıpkı kendisi gibi kızı Dilan da bir bebekken yetim kaldı.

ANNETTE RUBINSTEIN TALU (8) ANNA RUBINSTEIN (85)

Büyükanne, torun evden el ele çıktılar o anda da el eleydiler...

O sabah, küçük adımlarıyla yataktan kalktığında, doğduğundan beri hiç yanından ayrılmayan anneannesine, ‘‘Hadi sinagoga gidelim’’ demişti. Sinagog onun için henüz dua edilen bir yer değil, bir oyun alanıydı. Zira Beth İsrael Sinagogu'nda her cumartesi yetişkinler dualarını ederken, çocuklar için eğlence yapılırdı. Annette sadece 8 yaşındaydı ama boyundan büyük işler yapıp özel bir çocuk olduğunu kanıtlamaya başlamıştı bile. Arkadaşları alt sınıflardayken o dördüncü sınıfa gidiyordu. Almanca ve İngilizce biliyor, Fransızca'yı ise anlıyordu. Piyanodan mandoline, baleden tiyatroya sanata ilgisi olduğunu da herkes biliyordu.

Anneanne Anna Rubinstein, 1900'lü yıllarda Odessa'dan Türkiye'ye göç eden bir ailedendi. Büyükbabasından 500 yıldır Türklerle Yahudilerin nasıl güzel ortak hayatlar yaşadığını dinleyerek büyümüştü. Alman Lisesi'nden mezun olduktan sonra aşık olmuş, genç yaşta evlenmiş ve Tily adında bir kızı olmuştu. Tily, büyüdüğünde Erkan adlı Müslüman bir gence aşık oldu ve bu evlilikten Annette adında bir kızları doğdu. Anna, Tily, Erkan (Erkan, Tily ile evlendikten sonra Gabi diye çağrılıyordu) ve Annette, anne ve babası ayrılana kadar hep birlikte yaşadılar. Artık evde 3 kadın yalnız başlarına yaşamaya başlamışlardı. Ama Gabi onları yine de yalnız bırakmadı, Anna'ya anne demekten, kızını her cumartesi sinemaya götürmekten vazgeçmedi. İhtiyaçları olduğunda hep yanlarındaydı. 15 Kasım sabahı öğretmen olan Tily sınav kağıtlarını okuması gerektiğinden evde kaldı. Anneanne-torun sinagoga gitti. Evden el ele çıktılar, sinagogun önüne geldiklerinde hálá el eleydiler. Herşey o anda oldu...

Avron Varol (50)

100 yaşına kadar yaşamak için hem para hesabı hem spor yapıyordu

Bir gece önce Ortaköy'deki evden, ‘‘İyi ki doğdun’’ nidaları yükseliyordu. Çok sevdiği eşi, 11 yaşındaki oğlu ve 15 yaşındaki kızı, babalarının bir gün sonra aralarından ayrılacağından habersiz, ‘‘İyi ki varsın, hayatımızdasın’’ diye sarılıp, öpüşüyorlardı. Biraz geç evlenmişti. Kendinden 15 yaş küçük karısına genç görünsün diye kendine çok iyi bakar, çocuklarına tapardı. Çocukları küçük olduğu için, eşi kendisine iyi bakmasını söylediğinde, ‘‘Merak etme 100 yaşına kadar yaşayacağım’’ cevabını verirdi. Her sabah 6'da kalktığında duasını eder, çocuklarını okula yollar ve 100 yaşına kadar yaşamak için spor yapardı. Her cumartesi, bazen çocuklarıyla bazen yalnız sinagoga gider duasını ederdi. Herkes çıktığında, o sinagogda kalır, cemaatin gençlerine din felsefesi anlatırdı. Öyle tutumluydu ki, arkadaşları ona takıldığında, ‘‘Yahu çok para lazım. Bak şimdi, bir hesap yap. 100 yaşına kadar yaşarsak bu paralar bize yetmez ki’’ derdi. Eşinin, ‘‘Giyme şu eskileri, at artık’’ dediği ayakkabıları atmış gibi yapar, ama aslında saklardı. Bir başka misyonu da kötü kocaları, iyi koca haline dönüştürmekti. Arkadaşlarının eşlerinden, sadece bunun için çoook dualar almıştı. Her hafta Ortaköy'deki sinagoğa gidiyordu. Fakat Şişli'deki cemaate ayıp oluyor diyerek, son iki haftadır Beth İsrael Sinagogu'na gider olmuştu. O gün hemen hemen herkesten önce gelmiş ve pencere kenarına oturmuştu. Sinagogun içinde ölen tek kişi oydu. Tatile gitmeyi hiç sevmedi. Bu bayramda şeytanın bacağını kırıp GAP gezisi yapacaktı, şeytan önce davrandı.

NAŞİT GÜREL (53)

Örnek bir emekli polisti

Ordu'da doğdu. Beytullah Bey'le Güllü Hanım'ın iki çocuğundan biriydi. 1973'te Ankara Polis Okulu'ndan mezun oldu. Mesleğe başladı. 1976'da Leyla Hanım'la evlendi. Kızları Sevda (25) Ankara Üniversitesi Matematik'ten, Belma (24) Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya'dan mezun oldu. Yedi yıl önce Florya Polis Okulu'ndan emekli olan 27 yıllık polis memuru Naşit Gürel, bundan üç yıl kadar önce Pronet Güvenlik Şirketi'nde işe girdi. Tek istediği kızlarının iyi bir eğitim görüp, eğitimli insanlar olarak bu ülkeye hizmet etmesiydi. Her sabah erkenden kalkıp Şişli'deki Beth İsrael Sinagogu'nun giriş kapısında güvenlik görevlisi olarak nöbet bekliyordu. Ölüm, örnek bir emekli polisi işte o kapıda yakaladı. Şişli Halide Edip Adıvar Camii'nde kılınan cenaze namazı sırasında kızları babalarının tabutları başında onun ideallerini gerçekleştireceklerine dair yemin ettiler. Ve babalarını, Arıcılar Mezarlığı'nda toprağa verdiler.

YONA ROMANO (57)

Şoktan çıkamadı, kalp krizi geçirdi

57 yaşındaydı. Ailesi birkaç kuşak önce İtalya'dan göç etmişti. İki yetişkin oğlu vardı. Ticaretle uğraşıyordu. Ailesiyle birlikte Gayrettepe'de oturuyordu. Daha önce by-pass ameliyatı olmuştu. Saldırıdan hafif sıyrıklarla kurtuldu, hastanede olayın şokundan çıkamadı ve kalp krizi geçirerek öldü.

Galatasaray Meşrutiyet Caddesi

Beyoğlu'nda Galatasaray Lisesi önünden geçerek Meşrutiyet Caddesi'ne yönelen yeşil renkli bir kamyonet İngiltere Konsolosluğu'nun giriş kapısına çarparak infilak etti. Patlamayla birlikte konsolosluğun 1.5 ton ağırlığındaki giriş kapısı ve ön bahçe duvarı tamamen yıkıldı. Saldırıda 17 kişi hayatını kaybetti.

Yarenlik ettiği civar esnafla kader birliği edeceği aklına gelir miydi?

ROGER SHORT (59)

Roger Short, İngiliz Dışişleri'ne girdiğinde henüz 23 yaşındaydı. Edebiyat tutkunu olması, Oxford Üniversitesi'nde klasik edebiyat okumasından kaynaklanmıyordu sadece. İlk gençliğinde bile Osmanlı-İslam kültürüne ilgi duymuş, bu konuda ne bulmuşsa okumuştu. 25 yaşındayken Ankara'da görevlendirildi. Büyükelçilikte önce 3. sonra 2. sekreter oldu. Türkiye'den sonra Londra ve Rio de Janeiro'da görev yaptı. 1981'de yine Türkiye'ye döndü. Kariyerini mümkün olduğunca Türkiye'de geçirmek üzere planlar yapıyordu. Bosna'da, Oslo'da görevler yapmıştı ama Türkiye her zaman daha çok ilgisini çekmişti. 2001'de İstanbul'da başkonsolos olarak görevlendirildiğinde çok mutlu olmuştu. Önümüzdeki yıl kasım ayında İstanbul'daki görev süresi bitecekti. Türkiye'de üniversite, basın, hükümet, iş dünyası ve mahallesi Beyoğlu'ndan çok arkadaş edinmişti. Konsolosluk civarındaki restoran ve barlarda çalışan garsonlarla bile ahbaptı. Aksanlı Türkçe'siyle büyük sempati topluyordu. Her zaman yaptığı gibi, o gün de otomobiliyle giderken alışkanlığı olduğu üzere tabelaları okumayı ihmal etmemiş olmalıydı. İstanbul'un o en çok sevdiği güneşli günlerinden birinde konsolosluk binasına girerken aklından geçenler neydi, bilemiyoruz. Ama herhalde bir daha karısı Victoria'yı, 15 yaşındaki oğlu ve yirmili yaşlarındaki iki kızını göremeyeceği aklının köşesinden bile geçmiyordu.

Malları teslim etmiş Dolapdere'ye direksiyon kırmıştı

İngiliz Başkonsolosluğu önündeki korkunç patlamadan sonra, şoktaki görgü tanıkları TV kameralarına bomba yüklü araçtan bahsederken onun ters dönmüş Dodge kamyonetini işaret ediyordu. Oysa nakliyeci Durmuş Toprak, olay yerinden aracıyla geçerken hayatını kaybeden kurbanlardan biriydi sadece. Yeşilpınar'daki evinden sabah saatlerinde çıkmış, her günkü gibi kamyonetine binip Bayrampaşa halinin yolunu tutmuştu. Yüklediği malları müşterisine teslim etti. Daha sonra diğer nakliyeci arkadaşlarıyla birlikte iş beklediği Çukurcuma'daki kahvehaneye gitti. Tavlanın başına oturmadan telefonu çaldı. Tekstilci bir müşterisi arıyordu. Beyoğlu'ndaki atölyesinde dikilen elbiseler Laleli'deki mağazaya götürülecekti. Laleli'ye gidip, Beyoğlu'na döndü. İngiliz Başkonsolosluğu'nun önünden geçip Dolapdere'deki yakınlarına gidecekti. Başkonsolosluğun önünden geçtiği sırada patlama meydana geldi. Kamyoneti ters döndü. Başından ve vücudundan ağır yaralanmıştı, olay yerinde yaşamını yitirdi. Üç çocuk babasıydı: Leyla 16, Fatma 13, Rıdvan ise 18 yaşındaydı. Yaklaşık 10 sene önce Mardin'in Dargeçit Köyü'nden ailesiyle birlikte İstanbul'a göçmüştü. DEHAP İstanbul İl Örgütü üyesiydi. Çevresinde ne kadar sevildiği cenaze töreninde bir kez daha ortaya çıktı. Yaklaşık bin kişi geldi onu uğurlamaya. Doğduğu topraklara defnedildi.

İSMAİL ÇİFTLİK (36)

Patlamadan hemen önce evini aramıştı

Belki olacaklar içine doğmuştu. Başkonsolos Roger Short'un şoförlüğünü yapan güvenlik görevlisi İsmail Çiftlik o gün binaya girer girmez, kapıdaki güvenlik kulübesinden evinin telefonunu çevirmişti. 20 yıllık hayat arkadaşı Güler'le havadan sudan konuştu. Kapıda nöbet tutması gereken kardeşinin malzeme almaya gittiğini, onun yerine beklediğini ve ortalığın sakin olduğunu anlattı. Sonra eşinden, kızlarını telefona çağırmasını istedi. Şaşırmıştı Güler Hanım. Kocasının adeti değildi işyerinden uzun uzun konuşmak. 15 yaşındaki Gözde, 8 yaşındaki Buse ile bir süre sohbet etti. ‘‘Akşama görüşürüz’’ deyip kapattılar telefonu. Ama görüşemediler. Güler Çiftlik'in de söylediği gibi ‘‘herhalde İsmail'in içine doğmuştu öleceği’. On yıl önce İngiltere Başkonsolosluğu'nda çalışmaya başlamıştı. Dört yıl önce kardeşi Salman Çiftlik'in de aynı görevle işe alınmasını sağladı. İki kardeş geçen yıl babalarını kanserden kaybettiler. Olay günü konsoloslukta devam eden onarım çalışmaları için su tesisatı malzemesi alınması gerekmişti. İş, kapıda nöbet bekleyen Salman Çiftlik'e düştü. Yerine ağabeyi geçti. Saatler 11.07'yi gösterirken kapıda o kamyonet belirdi. Korkunç patlama İsmail Çiftlik'in 36 yıllık hayatına erken konulan nokta oldu.

GÜLCAN BOYUN (30)

Üç hafta sonra evlenecekti

11 çocuklu Boyun Ailesi'nin en büyük kızıydı Gülcan. Çocukluğundan itibaren ailesine destek olmaya çalışmış, son yıllarda neredeyse tek başına ailenin geçimini üstlenmişti. Arkadaşlarının söylediğine bakılırsa, ailesini düşündüğü için evlenme hayalini sürekli ertelemek zorunda kalmıştı. İngiltere Başkonsolosluğu'nun bulunduğu Meşrutiyet Caddesi'ndeki bir tekstil atölyesinde çalışıyordu. İki ay önce Levent'te bir restoranda çalışan 36 yaşındaki Baki Genç'le nişanlanmıştı. 7 Aralık'ta düğünleri olacaktı. Çarşamba günü çeyiz alışverişine çıkmıştı. Kardeşi Bircan'ın söylediğine göre, sevinçten uçuyordu. Patlamada ağır yaralandı. Taksim İlkyardım Hastanesi'ne kaldırıldığında hayattaydı. Ailesi adına hastane kapısındaki listede rastladılar: Ameliyattaydı. Annesi Emine kapıya çöktü, dua etmeye başladı. Ama ne o dua ne doktorların çabası Gülcan'ı geri döndürebildi.

NAZMİ HARMANKAYA (35)

TV'de izlemek istediği facia ayağına geldi

Sarıyer Belediyesi'nde depo bölümünde taşeron olarak çalışıyordu. Dört yıl önce, dostlarının yardımıyla İngiltere Başkonsolosluğu'na güvenlik görevlisi olarak girdi. Oğulları Kıvanç (7) ve İnanç'ın (12) geleceğinin bu iş sayesinde kurtulacağını düşünüyordu. Can güvenliğinden endişe ediyor, arkadaşlarına sık sık ‘‘Çok dikkatli olmalıyız’’ diyordu. Yine de kaygılarını ailesine yansıtmamak konusunda başarılıydı. Hiç beklenmedik anda eşine sürprizler yapardı. Eşi Nesrin Harmankaya sonuncusunu hiç unutamayacaktı. ‘‘Patlamadan önceki gece sahura kalktığımda bir baktım, Nazmi sofrayı hazırlamıştı. İlk kez böyle bir şey yaptı.’’ Perşembe sabahı Levent'teki patlamayı birkaç dakika sonra haber almıştı. Lobiye koşup televizyonu açmak istedi. Fakat TV'yi çalıştıramadı. Yeniden kapıya döndü. Ekrandaki felaket birkaç dakika sonra onu da içine aldı.

HÜSEYİN APAYDIN (33)

Devriye görevindeydi

Hüseyin Apaydın 12 yıllık polis memuruydu. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği'nde görevliydi. Dar gelirlilerin, memurların yaşadığı Çırçır Mahallesi'ndeydi evi. Kızı Kübra (7), Serdar Aksu ve oğlu Serdar (11) ilkokul öğrencisiydi. Patlama sırasında konsolosluk önünde devriye görevindeydi. Cesedini eşi Güler Apaydın, Adli Tıp Kurumu'nda zorlukla teşhis etti. Babalarının ölümü iki kardeşten saklandı.

Bir yıl önce işe başlamıştı

NADİDE KURU (27)

Eşi Ergun Kuru, Cihangir'de kafeterya işletiyordu. Bir yıl önce İngiltere Başkonsolosluğu'nun kafeteryası için personel arandığını duydu. Eşine haber verdi. Böylece Nadide Kuru işe başladı. Sabahları saat 09.00'da evden çıkıyor, 3 yaşındaki kızı Zeynep'i anne ve babasına bırakıp işe gidiyordu. Perşembe sabahı da hayat aynı şekilde başladı. İşe geldikten iki saat sonra başkonsolosluk binası korkunç patlamayla sarsıldığında giriş kapısının molozları altında kalanlardan biriydi. Durumu ağırdı. Kurtarma ekiplerinin tüm çabalarına rağmen sıkıştığı yerden kurtarılamadı. Olay yerinde hayatını kaybetti. Arkadaşları gözyaşları içinde onu anlatırken ‘‘O melek gibi bir insandı’’ diyordu...

Önce çocuk, sonra otomobil istiyorlardı

KİRAZ (32) VE CAFER GÜNDÜZ (34)

Kiraz Gündüz ve Cafer Gündüz 15 yıl önce birbirlerini severek evlendi. Kiraz'ın ağabeyi Murat Çetinkaya, İngiliz Başkonsolosluğu'nda çalışıyordu. Gündüz çifti onun yardımıyla konsoloslukta temizlik işçisi olarak çalışmaya başladı. Avcılar'da dostlarının yardımıyla bir gecekondu aldılar. Çocuk sahibi olmaya hazırlanıyorlardı. 17 Ağustos 1999 depreminde evleri üstlerine yıkıldı. Hayatta kaldıklarına şükredip yaşamaya devam ettiler. Borca girip bir yıl sonra Alibeyköy TEMAT Anadolu Sitesi'nde bir daire aldılar. Yılbaşında borçlarının son taksidini de ödeyip rahatlayacaklar, sonra da sıra çocuk yapmaya gelecekti. Perşembe sabahı ağabeyleri Murat otomobiline alarm taktırmak üzere servise götürmüştü. Eniştesi Cafer de yanındaydı. Cafer, otomobile bakıp iç geçirerek ‘‘Çok güzelmiş’’ deyince Murat ‘‘Sana da alırız ’’ dedi. Birlikte Başkonsolosluk binasına döndüler. Cafer işbaşı yaptı. Murat iki saat izin alıp binadan ayrıldı. Gündüz çifti Levent'teki patlamayı birkaç dakika sonra haber aldı. Televizyondan haberleri izlemek için lobiye koştular. Bomba yüklü kamyonet tam o sırada Başkonsolosluk kapısında belirdi. Patlamada ikisi de hayatını kaybetti. Murat Çetinkaya onları morgda buldu. Acı içinde kıvranırken mikrofon uzatan muhabirlere karı-kocayı anlattı: ‘‘Birbirlerini çok severlerdi. Allah onları ayırmadı. Onlara mutluluğu çok görenlere lanet olsun.’’

BEYOĞLU’NDAKİ SALDIRIDA HAYATINI KAYBEDEN DİĞERLERİ

n Süleyman Aydoğan (Konsolosluk güvenlik sorumlusu)

n Salih Çapkın (Konsolosluk kapısındaki görevli polis memuru)

n Lisa Hallworth (Konsolosluk çalışanı)

n Candan Toros Avosavan

n Adem Tezer

n Nazime Erkmen

n Muzaffer Gültaç (Zeytinci)

n Anetta (Janet) Elizabeth Kunna

HENÜZ HAKKINDA BİLGİ EDİNİLEMEYENLER

n Mesut Gürol:
15 Kasım'daki saldırılarda öldü, nerede öldüğü tespit edilemedi

n Kimliği tespit edilemeyen bir çocuk: 20 Kasım'daki saldırılarda öldü.
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle