Elhamra yine yandı

Güncelleme Tarihi:

Elhamra yine yandı
Oluşturulma Tarihi: Şubat 17, 1999 00:00

Haberin Devamı

1831 yılında çıkan büyük yangından sonra yapılan ve Fransız Tiyatrosu adıyla hizmete giren tarihi bina

1827 yılında yapılan ilk bina 1831 yangınında kül olmuş ve Giustiniani adında bir Cenevizli tarafından yeniden yaptırılarak Fransız Tiyatrosu adıyla hizmete girmişti. 1868'de restore edilen bina, 1923 yılında Alhambra adıyla sinema olarak hizmete girmişti.

Önünden geçip gittiğiniz bir yer. Bazen bir afiş gözünüze ilişmiştir. Çoğu zaman beyaz zemin üzerinde kırmızı kalın harflerle bir yazı: 2 Film Birden. Uzun, karanlık, insanın üzerine çöken bir pasaj. Orada bir sinema olduğunu bilirsiniz, hâlâ açık olduğuna göre belli ki birileri gidip geliyordur ama kimdir onlar, bilmezsiniz. Salonun güzelliğini, tarihi değerini anlatan yazılar gözünüze ilişmiştir belki. Şurda burda film aralarına parça konduğu çalınmıştır kulağınıza. Hepsi bu.

Çoktan ölmüştü

Evet, seks filmleri oynatıyordu Elhamra. Evet, Beyoğlu'nun nispeten az kullanılan bir kesiminde kalmıştı, ona gelene kadar bir dolu sinema salonu vardı. Bütün bunlar doğru elbette, ama sonuç bunlar. Elhamra'nın kaderini çizen şudur aslında: Değişen bir dünyanın içinde değişmeden kalmaya çalışmak. Elhamra Sineması, 1970'lerin Beyoğlu'suna takılıp kalmıştı. Ne Sinema Günleri ulaşabildi ona, ne bir salondan birkaç salon çıkartan marifetli Amerikalı dağıtımcılar. Elhamra uzun zaman önce ölmüş, çürümeye başlamıştı, ateşin yakıp kül ettiği bir iskeletti sadece. Uzun tarihi olan bir iskelet.

Behzat Üsdiken, ‘‘Pera'dan Beyoğlu'na 1840-1955’’ adlı kitabında, Elhamra Sineması, bugüne dek yaşayabilen en eski gösterim yerlerinden birinin yerinde açılmıştı, diyor ve yapının hikayesini özetle şöyle anlatıyor:

‘1827 yılında Giustiniani adında bir Cenevizli, Galata’da çalıştırdığı tiyatroyu kapayarak Pera’ya yerleşti ve ilk kez, bugünkü Elhamra Sineması’nın bulunduğu yere bir tiyatro binası yaptırdı. O dönem buraya Fransız Tiyatrosu adı verildi. Fransız Tiyatrosu olarak bilinen bu yer 1831 yangınında tamamen yandı. Bunun üzerine Giustiniani buraya yeni bir tiyatroyu aynı yıl içinde yeniden yaptırdı. Bu tiyatroyla ilgili olarak Adolpe Thalasso, Revue Encyclopedique’in bir sayısında çıkan Le Theatre Turc Contemporain adlı yazısında aynen şöyle yazar:

'Giustiniani Pera’nın tam ortasında gösterişli bir tiyatro binası yaptırdı. Bu balkonu ve galerisi olmayan İtalyan tipi bir tiyatro idi. Bir at nalı biçiminde ve geniş bir parteri bulunan tiyatronun arka kısmı altı katlıydı. Bu katlarda sekizer kişilik toplam yirmi altı loca bulunmaktaydı.'

Gösterişli ve nar renkli kadifelerle altın yaldızlı süslemelerin göz kamaştırdığı bu güzel tiyatro salonuna o dönem gene, Fransız Tiyatrosu deniyordu.’’

Üsdiken, tiyatronun 1831 yılında yandığını ve sonra yeniden yapıldığını belirttikten sonra şöyle devam ediyor:

‘‘Bu arada, 1861 yılında Edouard Salla tiyatronun girişine bir balo salonu yaptırdı. Bu durum hem Guistiniani’nin Fransız Tiyatrosu hem de Edouard Salla’nın Palais de Cristal’i (Salla yaptırdığı salona bu adı vermişti) aynı yerde çalışmalarını sürdürüyordu.

1868 yılında Giustiniani ve Salla binayı yeniden onarım çalışmalarına giriştiler. Bununla ilgili planları da Celestin d’Ortega, Edouard Cociffi ve Mahony üçlüsüne hazırlattılar. Bu planlara göre, tiyatroyla balo salonunun onarımı dışında, bir de Glavany Sokağı’na ayrıca bir çıkış yapılıyordu.

1875 yılında Edouard Salla’yla Edgar Manasse müştereken tiyatroyu devralmak istediler. Ancak tiyatroyu yeniden yapacak olan mimar Jean Baptiste Barborini’yle fiyatta anlaşamadılar. 1879 yılında Palais de Cristal’i, Spiraki Raftopoulos devraldı ama, tiyatro hâlâ Giustiniani yönetiminde idi.

Bu sıralarda karşıdaki Concordia Gazinosu’nun satılması ve yerine Saint Antoine Kilisesi’nin yapımına başlanması sonucu, hem Fransız Tiyatrosu, hem de Palais de Cristal kendiliğinden, bilinmeyen bir nedenle kapanmak zorunda kaldı. Bu koskocaman binaya da Osmanlı-Avusturya Mobilya ve Halı Firması yerleşti. 1920 yılına kadar burada kalan işyeri, binanın Adapazarlı Arapzade Said Bey’e satılması üzerine kapandı.

Bazı kaynaklarda Arapzade Said Bey’in binayı yıktırarak, bugünkü haliyle Mimar Vedat Tek’e yeniden yaptırttığı ileri sürülmektedir. Kanımca buna olanak yoktur. Çünkü, Edouard Salla’yla Giustianiani ’nin 1868 yılında yaptıkları Glavany (Kallavi) Sokağı’na çıkış halen durmaktadır. Ayrıca galerilerin bulunduğu yerdeki 18 kolon halen yerindedir. Kaldı ki parterin gerisinde ve locaların hemen altında bulunan üç sıra koltuk bugünkü sinemaların hiçbirinde bulunmayan bir tiptedir. 120 x 120 cm. boyutunda olan bu maroken koltuklara oturduğunuzda içine gömülürdünüz. Localarsa çok geniş olup arkalarında acayip ve geniş koridorlar bulunmaktadır. Kanımca Arapzade Said Bey, binayı yeniden yaptırmış olamaz, ama büyük bir olasılıkla büyük bir tadilat yaptırmıştır.’’

Küllerinden doğsun

1923 yılında Alhambra sineması adıyla işletilmeye başlanan salon, o yılların en iyi sineması olarak dikkat çekiyordu. İstanbul'a geldiği zamanlarda Atatürk'ün de film seyretmek için tercih ettiği Elhamra, 1936 yılında Cevat Adapazarlı tarafından satın alınarak ismi Sakarya Sineması olarak değiştirildi. Salon 1944 yılında yeniden Elhamra adını aldı. 1958 yılında Suriri Topluluğu'nun İstanbul Opereti adıyla buraya yerleşmesiyle tiyatro olarak hizmet vermeye başladı. 1970'lerin başında bir süre kapanan salon, 1976 yılında yeniden sinema olarak kullanılmaya başlandı ve dönemin ruhuna uygun olarak vurdulu kırdılı filmlerle seks filmleri göstermeye başladı.

Elhamra Sineması uzun yıllarıdr sadece seks filmleri oynatıyordu. Ama salon hâlâ eski güzelliğinden izler taşıyordu. Bir kez daha Behzat Üsdiken'e kulak verelim.

‘‘Sinema salonunun zemini hemen hemen kare şeklindeydi. Sahnenin, daha doğru bir deyişle orkestra çukurunun olduğu yerden yukarıya localara doğru hafif bir meyil vardı. Normal koltuklar sandalye şeklinde olup bunlar yarı bir elips çizecek şekilde sıralanmışlardı. Localar ve önlerinde bulunan üç sıra koltuk da aynı çizgi içinde idi. Locaların her birinde dört-altı iskemle veya koltuk, balkonlardaysa iki yüz kadar arka arkaya sıralanmış deri koltuklar bulunmaktaydı. Sinema makinelerinin bulunduğu oda yer kazanmak düşüncesiyle kolonlar arasına yerleştirilmişti. Kubbeli tavandan aşağı doğru bronzdan yapılmış, oldukça büyük bir avize sallanmaktaydı. Tavansa tamamen mavi suluboyayla yapılan resimlerle süslenmişti. Girişte duvarlar ve kolonlar, zeminden başlamak üzere Kütahya çinileriyle balkona kadar kaplanmıştı. Sinema salonunun bu şekilde dekore edilmesi, dış arabesk cepheye uygun düşmüş ve salonun içine de ayrıca değişik bir hava vermişti.’’

Dileyelim, Elhamra bir kez daha küllerinden doğsun ve bir kültür merkezi olarak yeni Beyoğlu'nda yaşama dönsün.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!