Dinci radikalizmin kaynakları

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan ‘İslámcı terör’ denmesine karşı çıkıyor. Terör doğuran ideolojik ve dinci radikalizmin İslam’a inhisar etmediği doğrudur. Bütün dinlerin heretikleri, radikalleri ve militanları vardır. Ancak bugünkü aşamada global terörü doğuran ve Türkiye’yi de vuran şiddetin arkasında İslam’ı kendilerine bayrak yapanların olduğu da inkár edilemez.Terminoloji tartışmaları yerine radikal İslamcılığun son 25-30 yılda büyümesinde ve yayılmasında hangi unsurların ve gelişmelerin rol oynadığını araştırmak daha yararlı olur.Konu üzerinde şimdiye kadar sayısız incelemeler yapıldı, cilt cilt kitaplar yazıldı. Aralarındaki yaklaşım farkları ne olursa olsun bunların hemen hepsi radikal İslam’ın başlangıç noktası olarak 1979 İran devrimini görüyorlar. İran’daki ihtilal süreci ve akabinde kurulan İslami devlet modeli bütün Müslüman ülkelerdeki radikal gruplara şevk ve ilham verdi.***İran mollaları, kendilerini örnek göstererek Arap halklarını ‘Batı’nın kuklaları’ olarak niteledikleri monarşileri ve rejimleri devirmeye çağırdılar. Arap ülkelerinin liderleri ise çareyi Şii köktendinciliğine karşı Sünni köktendincilik silahına sarılmakta buldular. 11 Eylül 2001 saldırısını icra edenler ile daha sonra Avrupa’da yakalanan teröristlerin birçoğunun ortak noktası ‘Selefi’ inancına bağlılıkları.Selefiler, İslam’ın ilk devirlerini referans olarak alıyorlar ve cihadı dini bir görev sayıyorlar. İslam’a aykırı olmasına rağmen intihar saldırılarını onaylıyorlar. Selefi fikirlerin öğretildiği ve oradan yayıldığı merkez ise Medine Üniversitesi.***‘Guardian’ Gazetesi’nden John Hooper ve Brian Whitaker, radikal İslam’ın gelişmesinde medreselerin rolü üzerinde bir araştırma yapmışlar. Onlara göre medreseler her zaman Batı düşmanlığını aşılarlar, Batı kültürünü reddederler, fakat eskiden şiddeti teşvik etmezlerdi. Medreselerin daha sonra radikalleşmesinde Pakistan’ın sorumluluğu çok büyük.General Ziya Ül-Hak, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı istilasını takiben Pakistan’a sığınan 5 milyon Afganlı mülteci için okul yerine medreseler kurdu. Taliban ‘Cennet kılıçların gölgesindedir’ inancının hákim bulunduğu bu medreselerde büyüdü.Ziya Ül-Hak’ın politikasını diğer Müslüman ülkeler de benimsediği için medreselerin sayısı süratle arttı. Avrupa ve Amerika’daki Müslüman göçmenler de camilerin yanında medreseler kurdular. Bütün bu faaliyetleri Körfez ülkeleri ve özellikle Suudi Arabistan cömertçe desteklediler.***Pakistan’da 1956’da 244 medrese mevcuttu. 2002 yılında ise 10 bin medresede 1 milyon öğrenci eğitiliyordu. Müslüman ülkelerdeki medreselerin 6 milyon öğrencisi var.Bunun iki misli çocuk da Kuran kurslarına kayıtlı. Demek ki milyonlarca öğrenci ortaçağ zihniyeti ile hayata hazırlanıyor. Kuşkusuz bu okulların hepsinde şiddet çağrısı yapılmıyor, fakat oradan yetişenlerin radikalizme kendilerini kolayca kaptırmaları herhalde zor değil.İslám dünyasındaki sorunların, özellikle eğitim sorununun çözümlenmesi köklü bir politik ve sosyal zihniyet değişikliği, uzun vadeli bir çaba ve muazzam mali kaynak gerektiriyor.
Haberle ilgili daha fazlası: