GeriGündem Denizsiz bir ülkede bahriye nazırı gibiyim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Denizsiz bir ülkede bahriye nazırı gibiyim

Denizsiz bir ülkede bahriye nazırı gibiyim
refid:20151221 ilişkili resim dosyası
Abone Olgoogle-news

TİP yöneticiliğinden üç buçuk yıl hapis yatan; Abdi İpekçi, Uğur Mumcu ve Cem Karaca'dan Barış Derneği'ne pek çok gazeteci ve aydının avukatı, Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyesi Turgut Kazan mesleğinde 50. yıla girdi. Hukuk devletine aykırı atılan her adıma karşı tek başına neredeyse bir STK gibi çalışan Kazan, darbe yıllarında dahi karşılaşmadığı bir davayla mesleğinden men edilmek isteniyor.

Yer Erzurum Adliyesi'nin önü. Dışarıda kalabalık bir basın ordusu. Cumhuriyet tarihinde makamında gözaltına alınarak tutuklanan ilk savcı olan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in duruşması... Duruşma çıkışı avukatı Turgut Kazan basın açıklaması yapıyor. Kazan, İzmir Buca Cezaevi’nden gelen, içinde olayın seyrini değiştirecek iddiaların bulunduğu mektubu mahkemeye sunmasına rağmen dikkate alınmadığını öne sürüyor. Aradan aylar geçiyor; bu kez Kazan hakkında, müvekkilinin de yargılandığı mahkemede 'Yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve kamu görevlisini hedef göstermek' suçlarından üç yıl hapis ve meslekten men istemiyle dava açılıyor. Kazan'ı barolardan başkanlar, temsilciler ve onlarca avukat savunuyor.

"AİHM kararlarını hiçe sayan bu dava, savunma mesleğine açık bir saldırı. 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri dahil 50 yıllık meslek yaşamımda benzer bir uygulamayla hiç karşılaşmadım diyen" Kazan anlatıyor:

"Hukuka biraz saygısı, biraz vicdanı olan herkes görüyor ki; bu dava savunma mesleğini cezalandırma davası. Kendim için değil ama Türkiye için büyük utanç duydum. Yurdun her köşesinden koşup gelen baro başkanları ve yöneticileriyle o duruş, Türkiye’nin onuruydu. Korku imparatorluğuna karşı bu duruşu sürdürebilirsek demokrasiye doğru yürüyebiliriz. Hukukun silindir gibi ezildiği, hukukçuların sindirildiği böyle bir ortamda hukukçu olmak, denizsiz bir ülkede bahriye nazırı olmak gibi bir şey.

/images/100/0x0/55ea47d2f018fbb8f875c085

KÖFTECİDE PROPAGANDA

Adana Erkek Lisesi'nde okurken Sokrates’in savunmasından çok etkilendim. Ben de yoksul bir ailedenim; adaletli bir Türkiye yaratılmasında görev almak için avukat olmak istedim. Tek tercihim hukuktu ve İstanbul Hukuk Fakültesi'ni kazandım. Fakülte biterken TİP'e gidip geliyordum. O zaman korkulu ve tehlikeli bir şey komünistlik. Orhan Kemal’i köftecide komünizm propagandası yaptı diye tutukladılar. O içerideyken Fatih'te yoksul evinde ailesini ziyarete gittik.

SOLCULAR DİNLENİYOR

Eskişehir’de askerliğimi askeri savcı olarak yaptım, TİP il başkanı oldum. O zaman bir zehir hafiye vardı: Faruk Sükan. "Solcuların nefes alışlarını bile izliyoruz" diyen bir içişleri bakanıydı ve hep tertip yapılırdı. Bugün özel yetkili mahkemelerde yargılananlara uygulananlar gibi, bir yere orak-çekiç çizilir, TİP’liler çizdi diye hadi bir tevkifat. Genç yaşta MYK üyesi olduk, ardından 12 Mart darbesi... Eyvah dedim, bu muhtırayı verenler bizi kesebilir. Muhtıra öncesi ve muhtıra ABD oyunuydu. ABD, Türkiye sosyalizme giderse mahvoluruz diye bakıyor. Askerin bu anlamda memleketi kurtaracağına hiç inanmadım.

KÜRT HALKI KIZGINLIĞI

İnsanlar hukukun önemini özümsememişse, hukuku uygulayacak yargıç bulunamaz. Türkiye’de yargı hiçbir zaman kişilerin güvenliğini sağlayan, sığındığı bir yer olmamıştır ne yazık ki. Şak diye bize 15 yıl hapis verdiler. Orada Türk yargısını gördüm. Bizi tutuklayanlar benim arkadaşımdı. Bir kısmından TİP için bağış alıyordum. Beraber yiyip içiyorduk. 4. Kongre'de 'Kürt halkı' dedik, buna çok kızdılar. Akşam biri geldi dedi ki, "Ya Turgut nereden çıkarıyorsunuz Kürt halkını, biz herkese Türk demiyor muyuz?" Ben, "Herkese Türk diyoruz da, adli suçları işlendiğinde ifadesini alırken adamın Türkçe bilmediğini görüyoruz. Kürtçe tercüman bulup, ifadesini almıyor muyuz" dedim. Bunu diyen de Kürt'tü. Üç buçuk yıl hapis yattık, Bülent Ecevit bir af tasarısı çıkardı ama bugün demokrasi türküsü söyleyenlerin ağa babaları Meclis'te engelledi. Kanlı katiller çıktı, biz içeride kaldık.

AĞAR'IN ALTINI ÇİZİYORUM

Mumcu cinayetinde MİT ve emniyetten kaynaklanan soru işaretleri var. İran’la ilgili bir trafik var, turistik bir trafik değil, silahlı eğitim. Abdi İpekçi cinayeti davasında sürpriz tanık, sanık Oral Çelik uçaktan inerken televizyonda görüyor ve heyecanla, "Bu oydu!" diyor. Tanığı valiye götürdük; emniyet tatbikat yaptırdı, televizyonlara çıkarıp oynuyorlar adamla, bilinen sonuç: Adam, "Tanıyamadım" demek zorunda bırakıldı. İpekçi cinayeti sanığı Yalçın Özbey Almanya'da tutukluyken konuşmak istemiş. MİT ve emniyetten dört kişi gidip savcıdan habersiz dört gün ifade almış. Bakan, "Önemli bir şey yoktu imha ettik ifadeyi" diyor. Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'dı, altını çiziyorum. Bu işleri çok iyi bilir. Bu da suikastin MİT ve emniyet kaynaklı kirli bir iş olduğunu apaçık ortaya koyuyor.

Eşim 50 yıldır ilk kez aldığım davaları sorguluyor

KORKU EVİME SIZDI

28 Şubat’ta yargının brifing alması bir hukukçu olarak beni utandırır ama "şu tutuklanmalıdır" demek gazetecilikle bağdaşmayan çok çirkin bir yaklaşım. Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığını gösteriyor. Üç-dört yıldır bunu yaşıyoruz. Bütün soruşturmalar ve davalar güvenlik birimlerinin çizdiği yolda ilerliyor, bu da bizde hukuk devletinin olmadığını gösteriyor. Güvenlik birimi ne getirirse kadro hazır, şak diye tutukluyor. Korku imparatorluğu, iklim ağırlaşarak sürüyor. Eşim darbe yıllarında bile sormazdı, şimdi aldığım davaları sorguluyor. Heykel davasını bile Kars'a gittiğim gün söyledim ona, bir idare davası olmasına rağmen. Korku evimize sızdı.

False