Dedem Çanakkale şehidi

Güncelleme Tarihi:

Dedem Çanakkale şehidi
Oluşturulma Tarihi: Eylül 29, 1999 00:00

Haberin Devamı

Fedon, gece hayatını, eğlenmeyi çok seviyor. İyi bir koca değil ama iyi bir baba olduğuna inanıyor

Büyükada'ya ve denize aşığım. ‘‘Aşığınım’’ şarkısını yazdığım kız yüzünden askerden firar ettim. 6-7 Eylül'de yağmalanmayan tek dükkan babamınkiydi. Annemi kaybettiğimi sahnede öğrendim, programı kesmedim. Sonra odama çekilip saatlerce ağladım. Yaşamayı seviyorum. İyi bir babayım ama hiçbir zaman iyi bir eş olamadım. Çapkınım. Bana, bir gün bir kadının üzerinde kalacaksın diyorlar, otobüs çarpacağına böyle öleyim.

Sizce Fedon nasıl biri?

- Adam gibi adamım. İki Fedon var. Biri çok iyi bir baba, evine ailesine düşkün. Sıfırdan başlayıp buralara kadar gelen bir Fedon. Bir de serseri ruhlu, eğlenmeyi çok seven, delikanlı gibi yaşamasını, gezmesini bilen Fedon. Yerinde 4 çatalla yemek yiyebilen, gereğinde yer sofrasında ekmeğimi kırabilen bir adamım. Bu serserilikse evet öyleyim. Serserilik kötü birşey değil ki. Çapkınlığa gelince. Diye diye beni zampara yaptılar, Allah razı olsun. İnkar etmiyorum ki. Elli yaşımdan sonra bebek gibi kadınlar etrafımda dolaşırsa niye hoşlanmayayım.

HAYALİM ASKER OLMAKTI

Fedon'un macerası nasıl başladı?

- 1946 yılında Üsküdar'da doğmuşum. 5 yaşına kadar da orada yaşadım. İlkokulu, bir Rum okulunda okuduktan sonra Zoğrafyon Lisesi'ne gittim. Küçüklüğümden beri en büyük hayalim asker olabilmekti. Her yerde övünerek söylüyorum, ben bir şehit torunuyum. Dedem Kleanti, Çanakkale'de şehit düşmüş. Belki de bu yüzden asker olmayı çok istiyordum. Liseyi okumaktaki tek amacım da subay olabilmekti. Ama 1962 yılında bir yasa çıktı. Lise mezunları artık yedek subay olamayacaktı. Ben de karnemde kırığım olmadığı halde okulu bıraktım. Niye devam edeyim ki, nasıl olsa subay olamayacaktım.

Okulu bıraktıktan sonra ne yaptınız?

- Fotoğrafçılığı çok seviyordum. Fotoğrafçılık mesleğine adım attım ve renkli film basan bir şirkete girdim. Türkiyede ilk renkli film basan kişilerden biriyim ben. İtalya'da staj bile yaptım. Türkiye'ye döndükten sonra 19 yaşında askere gittim. Amasya 6. Piyade Er Eğitim Tugayında renkli fotoğraf bastım. Renkli baskı Türkiye'de yokken ben bunu Tugay'da gerçekleştirdim yahu, düşünün.

Erkeklerin askerlik anıları bitmez. Nasıl bir askerlik geçirdiniz?

- Askere koşa koşa gittim. Çünkü milliyetçi bir insanım. Türkiye'deki birçok Müslüman'dan daha çok Türk'üm. Bunu da her yerde göğsümü gere gere söylüyorum. Ama sene 1967, politik nedenlerden Kıbrıs olayları patlak verdi. Amasya 6. Eğitim Tugay'ından 700 kişi Kıbrıs'a gidecek. Listede ben yokum. ‘‘Neden?’’ diye sordum. ‘‘Gayri müslimler gitmeyecek’’ dediler. Kıbrıs'a gidebilmek için Genelkurmay'a yazı yazdım, hala yanıt bekliyorum biliyor musunuz?

Askerden döndükten sonra...

- Askerlikten sonra tekrar fotoğrafçılık işine girdim ama bu sefer para yetmedi. Baba mesleğine döndüm, konfeksiyon işine. Babamla birlikte giyim işi yaptık. Bir gün babama ‘‘Seri üretime geçelim’’ dedim. Eski adam hala ceketin kolunu elde takıyor. ‘‘Abi, ben o işte yokum bastır parayı al dükkanı’’ dedi. İşi büyütüp Şişli'ye geldim. 160 kişinin çalıştığı bir fabrika kurduk eniştemle. Türkiye'den Rusya'ya ihracat yapan ilk firma olduk. Çok para kazandım. Bunların yanında gece hayatı, ufak tefek yaramazlıklar da devam ediyordu.

GAVUR DEĞİLİM

Farklı bir kültürden olmanın sıkıntılarını yaşadınız mı?

- Benim evimde haçım var, ay yıldız da var, Atatürk'ün resmi de var, yan yana. Ben 6-7 Eylül olaylarını da yaşadım Türkiye'de. 100 bin 200 bin Rum'un gitmesiyle istanbul ölmedi, ama çok şey kaybetti. Başta mozaik yıkıldı. Adalarda biraz vardır o hala. Ben Büyükadalı'yım. Hala yazları oraya giderim. O jenerasyon benim jenerasyonum. Artık kalmadı. 6-7 Eylül'de Beyoğlu harap olduğu zaman yıkılmayan ender dükkanlardan biri babamın dükkanıydı. Ben o zaman 6 yaşındaydım. Bütün işçiler babamın atölyesinin önünde nöbet beklediler. Bir tek cam bile kırılmadı. Bir de bu var? Genetik birşey, demek ki babam da çok seviliyormuş. Ama gavur lafına sinir olurum. Bu yüzden 4 kişiyle dövüştüm, 4 ay hastanede yattım. Ben gavur değilim, o lafı yemem.

Şarkıcılık nasıl başladı?

- Gitiğim yerlerden biri de Mandıra Taverna'ydı. Orada Hakan Itik'le tanışmıştım. Buzuki çalıyordu. Bazen ben de ona oturduğum yerden eşlik ediyordum. Bana çok iyi bir kulağım olduğunu söylerdi. Bir gece 'birlikte bir yer açalım' dedi. 'Açalım' dedim. Gittik, Zorba'nın işletmesini aldık. Grek müziği yapacaktık ama program fiyatlarına bakıyoruz. Mümkün değil altından kalkamayız. Hakan, 'abi sen okursun' dedi. 'Ne diyorsun' dedim. 'Ayıptır söylemesi ama ben bir işadamıyım, utanırım' dedim. Yaparsın abi, yapamam abi derken, kendimi sahnede buldum.

‘‘SENİN İÇİN’’İN ÖYKÜSÜ

Kırkınızdan sonra şöhret oldunuz. Ben ne oluyorum dediniz mi?

- Evet, 40'ından sonra şöhret oldum. Para kazandım, sevildim. Bir şekilde ödemem gerekiyor, bana verilen bu lütfun karşılığını. Rumca kaset yapıyorum milyonu aşkın satıyor. Her şeyim para olsaydı, oturduğum ev benim olurdu. Taksitli bir eve girdim, Suadiye'de. Benim ilk evim olacak. Şöhretimin arttığı günlerde herşey iyi de gitmiyordu. Ablam, Madlen hastalanmıştı. O benim annem, babam, herşeyimdi. Hastanelerde sabahlıyordum. Ama onu kaybettim. Yaptığım ilk şarkı ablam içindi. 'Senin İçin'. O benim uğurum oldu ve o kaset milyondan fazla sattı.

Kıbrıs'taki konseriniz çok yankı uyandırmıştı.

- Ben sadece Zorba'da sosyete şarkıcısı olarak kalmadım. Şırnak'ta, Mehmetçik Vakfı'nın o minicik barakalarında da konser verdim. Amerika'da Bewerly Hilton'da da. ‘‘Kıbrıs'a gitme, seni vuracaklar’’ dediler. ‘‘Niye vursunlar’’ dedim, ben dostluk için gidiyorum, şarkı söylemek için gidiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş beni çiçeklerle karşıladı, koluma girdi. Sonra da Yunanlılar Denktaş'ın elini öptüğüm için bana olmadık laflar ettiler. Ne derlerse desinler, ben bir misyon üstlendiğime inanıyorum. Taksim Meydanı'na çıkıp Rumca şarkı okudum. TRT'de ilk kez Rumca şarkılar söyledim. Bir bakıma tabuları yıktım.

Yunanistan'daki konserlerinizde yaklaşım nasıl?

Gözyaşlarıyla. Buradan 20 yıl önce, 25 yıl önce giden Rumlar geldi, Yunanlı değil. Talio denilen bir yere yerleştiler onlar. Hala Türkçe konuşulur, Türkçe kasetler dinlenir. Kumkapı, Yenikapı, Büyükada lafları geçti mi, herkes ağlamaya başlar. Ben onlara konser verdim. Buradan giden Rum'lara İstanbul'dan bir koku götürüyorum ben.

Otuz yılı aşkındır Eda Hanımla evlisiniz ve çapkınsınız. Zor olmuyor mu?

- Benim ruhumda serserilik var. Gece hayatını çok seviyorum. Eğlenmeyi de. İyi bir baba olduğuma inanıyorum ama hiç bir zaman ne iyi bir koca oldum ne de iyi bir sevgili. Evimin hiçbir şeyini eksik bırakmam. Ama abi ben de akşam çıkıp iki arkadaşımla rakı içeceğim. Hayatta herşeyimi veririm ama hürriyetimi veremem. Başım ağrıyor ben sokağa çıkıyorum dediğim zaman bana kimse 'Fedon nereye' demeyecek. Var mı böyle bir şey ya? Yaptığım doğru değil. Bencilce, biliyorum. Bir kere çıktım münakaşa oldu, ikincisinde kavga ettik. Üçüncüsünde karıma, 'çekilir bir adam olmadığımı biliyorum. Boşanalım' dedim. Boşandık, yıl 1980.

YENİden evlendim

Eda Hanım ikinci eşiniz yani.

- Öyle değil, bak anlatayım. Haftasonları çocuklarımı alıp gezdiriyorum filan o zaman. Sonra eve götürüp bırakıyorum. Bir ay geçti geçmedi. Birgün Beyoğlu'nda Hasır meyhanesinde iki duble rakı içtim. Fazla da içemem zaten. Çaldım kapıyı 'ben geldim' dedim. 'Ama beni yanlış anlama ben yine aynı Fedon'um.' dedim. Eski eşimle yeniden evlendik ve 33 yıldır bu kaset çalıyor.

Özgürlüğünüzden asla taviz vermiyorsunuz yani?

- Fedon kayıpsa, kafası bozulmuşsa, onu Sedef Adası'nda ya Değirmen'de bulursun. Uğruna askerden firar ettiğim aşkımın ve onun için yazdığım ‘‘Aşığınım’’ın olayları orada yaşanmıştır. Kısa pantolonla geziyordum oralarda. Büyüdüm, flörtümle gezdim, annesi gelirdi, ben kaçardım. Babamla balık tuttuğum yerlerde hayal kurarım, ağlarım, gülerim. Orada yaşarım. Sahneyi bırakınca ya meyhanecilik yapacağım ya da deniz işleriyle uğraşacağım. Eski rum mezeleriyle, o tadı tekrar yaşatacağım. Ya da kiralık tekneler filan düşünüyorum.



Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!