Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Büyükelçiler Konferansı'ndaki konuşmasının tam metni

Cumhurbaşkanı Erdoğanın Büyükelçiler Konferansındaki konuşmasının tam metni

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da düzenlenen Büyükelçiler Konferansı dolayısıyla yaptığı konuşmada, İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nda meydana gelen patlamaya Suriye kökenli bir canlı bomba saldırısı olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara'da düzenlenen Büyükelçiler Konferansı dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde yurt dışından gelen ve merkezde görevli büyükelçiler için düzenlenen yemekte yaptığı konuşmaya, büyükelçileri selamlayarak başladı. Erdoğan, 8. Büyükelçiler Konferansı vesilesiyle büyükelçilerle bir araya gelmekten dolayı büyük memnuniyet içinde olduğunu belirterek, "Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne, milletin evine hoşgeldiniz" diye konuştu.

Dışişleri teşkilatının önemli bir geleneğine dönüşen Büyükelçiler Konferansı’nın bu yılki toplantısının hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sultanahmet'teki patlamaya değindi.

Erdoğan, "İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nda meydana gelen ve Suriye kökenli bir canlı bomba saldırısı olduğu değerlendirilen terör olayını esefle kınadığımı belirtmek istiyorum. 10 kadar şu anda maalesef bu terör eyleminde ölümüz var, bunlar yerli, yabancı. Öyle zannediyorum ki şöyle yarım saat, bir saat içerisinde açıklanacak. Ben patlamada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar diliyorum ki 15 kadar yaralı var" ifadesini kullandı.

Haberin Devamı

"BÖLGEDEKİ TÜM TERÖR ÖRGÜTLERİNİN HEDEFİ TÜRKİYE'DİR"


"Bu hadise bir kez daha millet olarak terör karşısında, terör örgütleri karşısında tek yürek, tek vücut olmamız gerektiğini göstermiştir" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye'nin terörle mücadele konusundaki kararlı ve ilkeli duruşu sonuna kadar devam edecektir. Bizim için DAİŞ'le PKK’nın, PYD'nin, YPG’nin, DHKP/C’nin, MLKP’nin, velhasıl adı veya kısaltması ne olursa olsun bütün terör örgütlerinin bir diğerinden farkı yoktur. Dikkat ederseniz bu bölgede faaliyet gösteren tüm terör örgütlerinin ilk hedefi Türkiye’dir.

Çünkü Türkiye ayrım yapmaksızın bunların tamamına karşı aynı şekilde yaklaşmakta, aynı kararlılıkla mücadele yürütmektedir. Buradan açıkça soruyorum; dünyada DAİŞ denilen terör örgütüyle Türkiye’den daha kararlı bir şekilde mücadele yürüten ve bizim kadar bedel ödeyen başka bir ülke var mıdır? Aynı şekilde bölücü terör örgütüyle mücadelemizi de kararlılıkla ve fedakarlıkla yürütüyoruz ama bunu bile anlamamakta direnen birileri var, ülkeler de var."

"MEYDANI TERÖR ÖRGÜTÜNE, BÖLÜCÜLERE, YIKICILARA BIRAKMAMALIYIZ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, büyükelçilerden bölücü terör örgütünün faaliyetleri hususunda teyakkuz halinde bulunmalarını özellikle beklediklerini dile getirerek, şunları kaydetti: "Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere terör örgütü ve müzahir kuruluşlarının etkinliği olan yerlerde biz de devlet olarak çok daha güçlü bir çalışma ortaya koymak mecburiyetindeyiz. Meydanı terör örgütüne, bölücülere, yıkıcılara bırakmamalıyız.

Dünyanın pek çok ülkesinde terör örgütleri konusunda ikircikli bir tavır ortaya konduğunu görüyoruz, biliyoruz. Bunlar sizler tarafından da yakından bilinen, takip edilen konular. Buna rağmen bölücü terör örgütünün gerçek yüzünü göstererek söz konusu ülkelerin kamuoylarına hakikati anlatmaktan bizi alıkoyacak bir şey yoktur. Bu konuda sizler elimiz, ayağımız, gözümüz, kulağımız, her şeyimizsiniz."

"EY AYDIN MÜSVEDDELERİ, SİZ KARANLIKSINIZ KARANLIK"

Erdoğan, Büyükelçiler Konferansı dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde verdiği öğle yemeğindeki konuşmasında, ülkede ortaya çıkan zorlukların farkında olduklarını, kendilerine güya "akademisyen" ve "araştırmacı" unvanı yakıştırmış bir güruhun ortaya çıktığını söyledi.

Bu güruhun, terör örgütünün eylemlerine karşı vatandaşlarını ve topraklarını savunan devlete dil uzattıklarını vurgulayan Erdoğan, "Neymiş efendim, 'hak ve özgürlükler ihlal ediliyormuş.' Evet, terör örgütünün eylemleri yüzünden bölgede yaşayan milyonlarca vatandaşımızın hak ve özgürlükleri ihlal ediliyor. Ama bu ihlali yapan devlet değil, terör örgütünün ta kendisidir" ifadesini kullandı.

Erdoğan, hendekleri barikatlarla kapatanın terör örgütü olduğuna dikkati çekerek, yollara, köprülere bombalar döşeyerek, seyahat özgürlüğünü engelleyenin de terör örgütü olduğunu dile getirdi.

Okulları, hastaneleri, camileri, kütüphaneleri, evleri ve iş yerlerini yakarak, ambulans ve itfaiye araçlarını kurşunlayarak vatandaşa hayatı zehredenin terör örgütü olduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti: "Evlerin duvarlarını delip, insanların yatak odalarından geçen tüneller açarak vatandaşımızın hak ve özgürlüklerini ihlal eden yine terör örgütüdür. Tüm bu gerçeklere rağmen kendilerine 'akademisyen' diyen güruh, bildiri yayınlayıp devleti suçluyor. Sadece bununla da kalmıyor, gelişmeleri takip etmek üzere yabancıları ülkemize davet ediyorlar. Bunun adı 'müstemleke zihniyetidir', bunun adı 'mandacılıktır.' Türkiye, bu zihniyetin ihanetiyle yüz yıl önce de karşılaştı. O zaman da bu ülkeyi ancak yabancıların düzeltebileceğine inanan ve kendilerine yine 'aydın' diyen mandacı bir güruh vardı.

Milletimiz, Kurtuluş Savaşı'nı zaferle sonuçlandırıp, istiklalini kazanarak bunlara hak ettikleri cevabı vermişti. Ama maalesef Cumhuriyetimizi kurduktan sonra bu müstemlekecilerin gelip yine köşe başlarını tuttuklarını gördük. Bugün de üstelik çoğu maaşını devletten alan, cebinde bu devletin kimliğini, pasaportunu taşıyan, ülke ortalamasının oldukça üzerinde bir refah seviyesine sahip sözde aydınların ihanetiyle karşı karşıyayız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, salonda kendisini dinleyenlere seslenerek, "Buradan tüm Türkiye'ye, tüm dünyaya şu mesajı vermek istiyorum; Türkiye'nin Kürt vatandaşlarıyla hiçbir sorunu yoktur. Yani Türkiye'de Kürt sorunu diye bir mesele yoktur. Her kesim gibi Kürt kardeşlerimizin kendilerine yaşadıkları yerlere mahsus sıkıntıları olabilir, bunları oturur kendileriyle konuşur, çözeriz" dedi.

Son 14 senede Güneydoğu ve Doğu'ya, Batı'da ne varsa taşındığını, götürüldüğünü kaydeden Erdoğan, "Bugün Türkiye'nin sorunu dünyada pek çok ülkenin de bizar olduğu terör sorunudur, Kürt sorunu değildir. Kendimizi aldatmayalım. Bunu çok iyi anlatmamız lazım. Ama bu aydın müsveddeleri, ne yazık ki kalkıp devletin bir katliam yaptığından bahsediyor. Ey aydın müsveddeleri, siz karanlıksınız karanlık. Aydın falan değilsiniz. Sizler ne Güneydoğu'yu ne Doğu'yu, buraların adresini bilemeyecek kadar karanlıksınız ve cahilsiniz. Ama oraları bizler kendi evimizin yolu gibi, adresi gibi çok iyi biliriz" diye konuştu.

Erdoğan, eğer bugün Güneydoğu'nun her yanına havalimanları, üniversiteler gitmişse, camileri ve okullarıyla bütün bölge zengin bir hale gelmişse, bu durumun kendilerinin bölgedeki Kürtlere verdikleri değerin bir göstergesi olduğuna işaret etti. Terör örgütünün ne yaptığı sorusunu yönelten Erdoğan, şu anda evlerin boşaltıldığını, bu evlere tüneller kazımak suretiyle oralarda terörü estirdiklerini aktardı.

Erdoğan, hiç kimsenin Yasin Börü'yü konuşmadığını belirterek, "Ne yapıyorlardı bunlar? Kurban eti dağıtıyorlardı. Üçüncü kattan aşağı atmak suretiyle ondan sonra da arabayla üzerinden geçmek suretiyle onu maalesef şehit ettiler. 6-7-8 Ekim'de olan olayların faili kim? Bütün Kürt kardeşlerimizi sokağa dökmek suretiyle orada 50 kişinin ölümüne sebep olan kim? Neredeydiniz aydınlar, sözde aydınlar, sesiniz çıktı mı? Kalkıp da bunu lanetlediniz mi" değerlendirmesini yaptı.

"BEN KENDİLERİNİ TÜRKİYE'YE DAVET EDİYORUM"

Haberin Devamı

Sorunun bir tarafında millet ve devletin, diğer tarafında ise elinde silahıyla, bombasıyla, molotofuyla teröristlerin bulunduğunun altını çizen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Sözde akademisyenler bildirisine imza atan, isimleri bizden ama zihinleri bize yabancı tipleri bir kenara bırakıyorum. Sizden de şimdi bu konuda özellikle bir gayret istiyorum. Bu şekilde yabancı akademisyenlere benim bir teklifim var. Ben kendilerini Türkiye'ye davet ediyorum. Buyursunlar, Türkiye'ye gelsinler öyle kuru kuruya imza atmakla olmaz. Gel Türkiye'ye. A'dan Z'ye, Güneydoğu'da, Doğu'da bütün bu bölgelerde ne oluyor ne bitiyor, bunları müdellel olarak biz kendilerine anlatmaya hazırız.

Haberin Devamı

Türkiye'deki sorunun, devlet tarafından 'hukukun çiğnenmesi mi yoksa terör örgütünün vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini gasbetmesi mi' olduğunu gelsinler kendi gözleriyle bizzat görsünler. Mesela, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçimiz, daha önce de Türkiye'nin terör örgütüne yönelik operasyonlarıyla ilgili açıklama yapan Chomsky'i davet etsin. Kendisini bölgede misafir edelim. Gerçekleri bu akademisyen sıfatlı beşinci kol elemanları aracılığıyla değil kendi gözleriyle görsün. Diğer ülkelerdeki bu şekilde düşünen gönlü ve zihni açık akademisyenleri de çağıralım. Ülkemize gelsinler, bölgeyi gezdirelim. Dünya kamuoyuna gerçekleri bu şekilde çok daha doğru ve etkin şekilde aktarabileceğimize inanıyorum."

"BİZİM BU SÖZDE AKADEMİSYENLERDEN İZİN ALACAK HALİMİZ YOK"

"Bizim bu sözde akademisyenlerden izin alacak halimiz yok" diyen Erdoğan, hukukta böyle bir kaidenin olmadığını vurguladı. Bunu herkesin çok iyi bilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bunların haddini de bilmesi lazım. Biz bu ülkede 78 milyonun can güvenliğini, mal güvenliğini korumakla mükellefiz. Devletin görevi budur. Bunu da silahlı kuvvetlerimizle, polisimizle, geçici gönüllü köy korucularımızla birlikte yürütüyoruz. Sizlerden görev yaptığınız ülkelerdeki muhataplarınıza bu gerçeği tüm çıplaklığı ile anlatmanızı ve terörle mücadelemize destek sağlamanızı özellikle bekliyorum. Buradan hükümetimize, bakanlıklarımıza, ilgili tüm kurumlarımıza çağrıda bulunuyorum. Bu devletin ekmeğini yiyip de bu devlete düşmanlık eden herkes, hiç vakit kaybedilmeksizin, en kısa sürede hak ettiği cezaya çarptırılmalıdır. Ne okulda ne hastanede ne adliyede ne emniyette ne maliyede ne tarımda hiçbir kurumumuzda, ülkesinin bütünlüğüne, milletinin birliğine karşı tavır içinde olan kamu çalışanı olamaz. Böyle bir duruma kesinlikle müsaade edemeyiz. Bu şahsımla birlikte, milletimin de hissiyatıdır. Tüm ilgili kurumlarımızı bu konuda hassas olmaya ve görevlerini yerine getirmeye davet ediyorum."

Bu seneki Büyükelçiler Konferansı temasının "Kriz Yönetimi, İnsani Çözümler" olarak belirlenmiş olmasını isabetli bulduğunu aktaran Erdoğan, krizlerin dünyanın hemen her bölgesinde günlük hayatın bir parçası haline dönüştüğünü dile getirdi.

Bu durumun insani yaklaşımlar ve inisiyatiflere duyulan ihtiyacı daha da arttırdığını vurgulayan Erdoğan, "Ülkemiz bir yandan kendi sorunları ile mücadele ederken, diğer yandan da çevresinde yaşanan insani krizler karşısında ilkeli bir tavır ortaya koymanın çabası içindedir. Özellikle bölgemizde yaşanan hadiseler karşısında ülkemizin tavrı diğer devletlerden farklıdır, farklı olmak zorundadır. Bizim asırlar boyunca birlikte yaşadığımız, ortak tarih, kültür ve medeniyet değerlerine sahip olduğumuz kardeşlerimize karşı sorumluluklarımız var. Bölgemizdeki hiçbir ülke bizim için devletlerden bir devlet, hiçbir toplum da milletlerden bir millet değildir" ifadesini kullandı.

Erdoğan, Türkiye'nin bölgeye bakışının asla ekonomik, askeri, jeopolitik çıkarlar ya da güncel gelişmelerle sınırlı olamayacağına dikkati çekti. Erdoğan, "Esasen bizim kültür ve medeniyet anlayışımız tüm dünyaya aynı şekilde bakmamızı gerektiriyor ve öyle de yapıyoruz. Güney Amerika'daki, Asya'nın ve Afrika'nın üçra köşelerindeki çabalarımızın öncelikli sebebi işte bu anlayıştır" diye konuştu.

"EY SÖZDE AYDINLAR, MADAYA'DA OLANLARA SES ÇIKARDINIZ MI?

"Bulunduğu ülkelerde, Türkiye'yi temsil eden her bir büyükelçinin de aynı heyecan ve vizyonla işine dört elle sarılmasını isteyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Kendinizi sadece bürokratik tanımlarla ve misyonla sınırlarsanız bana göre görevinizi eksik yapmış olursunuz. Sizden asıl beklentimiz, Türkiye'nin bu tarih, kültür ve medeniyet vizyonunu hayata geçirmeniz, bu yönde kayda değer çalışmalar ortaya koymanızdır. Siz sıradan bir büyükelçi değilsiniz. Siz bir tarihsiniz ve o tarihin adeta geleceğe taşıyacak varisleriniz. Bizim için insani değerleri savunmak, herhangi bir politikanın aracı veya kılıfı değildir. Bu tavır binlerce yıllık devlet geleneğimizin ve mensubu olduğumuz milletin hasletlerinin bir gereğidir.

Çünkü Afrika'da açlıktan bir deri bir kemik kalmış bir çocuğa baktığımızda biz kendi evladımızı görürüz. Böyle bir empatiyle meseleye yaklaşırız. Ey sözde aydınlar şu anda Madaya'da olanlara siz bugüne kadar ses çıkarttınız mı? Onun için kampanyalar düzenlediniz mi? Onun için bir tane imza attınız mı? Hayır. Suriye'de terör örgütlerinin, rejimin ve onu destekleyen devletlerin saldırıları sonucu evlerinde, okullarında, pazar yerlerinde, ekmek almak için sıra beklediği fırının önünde katledilen masumların acısını kendi yakınımızı kaybetmişcesine biz yüreğimizde hissederiz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Balkanlardaki, Kafkaslardaki, Ortadoğu'daki, Kuzey Afrika'daki şehirlerde, köylerde zor şartlarda hayatlarını sürdüren insanların, Türkiye bayrağını gördüklerinde, adını işittiklerinde duydukları heyecanın sebebinin çok iyi anlaşılmasını istedi. Erdoğan, "Burada herhangi bir çıkar, istismar, istiskal değil sadece ve sadece yaratılanı yaratandan ötürü sevme anlayışına dayalı samimi bir ilişki söz konusudur. Türkiye'nin insani değerler diplomasisinin gerisindeki bu tarihi ve manevi dinamik anlaşılmadan yaptıklarımız ve yapmak istediklerimiz doğru şekilde kavranamaz" diye konuştu.

Türkiye'nin dünyada en fazla resmi kalkınma yardımı yapan ülkelerden biri haline geldiğini vurgulayan Erdoğan, milli gelire oranla bakıldığında dünyada en fazla insani yardım yapan ülke durumunda olduğunu söyledi. Türkiye'nin sıradan bir ülke olmadığına işaret eden Erdoğan, "Dünün yardım alan, yardım isteyen Türkiyesi bugün yardım yapmada dünyada en zengin ülkeleri geride bırakan devlet haline geldi. 2015 yılında ülkemizin yaptığı uluslararası insani yardım rakamının 5 milyar doları bulmasını bekliyoruz. Ne mutlu bize, rabbime hamd olsun, bugünleri gördük" dedi.

"İNSANLIĞIN VİCDANI OLMAK TÜRKİYE'YE ZARAR VERMEZ, GÜÇ KATAR"

Türkiye'nin Birlemiş Milletler, İnsani Eşgüdüm Ofisi, Kalkınma Fonu gibi örgütlere en fazla katkı sağlayan ülkeler arasında yer aldığına dikkati çeken Erdoğan, "TİKA, AFAD, Kızılay ve ilgili tüm diğer kuruluşlarımız, başta doğal afetler olmak üzere tüm insani krizler karşısında dünyanın her köşesinde operasyon gerçekleştirebiliyor. Tüm bu çalışmaları, yardım elini uzattığımız insanların kim olduğuna, dinine, kimliğine bakmadan, kapsayıcı ve kucaklayıcı bir yaklaşımla sürdürüyoruz. Aynı şekilde insanlığın karşı karşıya olduğu sorunlara sürdürebilir çözümler bulunması yönünde sergilediğimiz o ilkeli tutumu kararlılıkla devam ettireceğiz" ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kapsamda BM'nin özellikle de Güvenlik Konseyinin daha kapsayıcı ve etkin bir yapıya kavuşmasına yönelik reform çağrılarımızı güçlü bir şekilde seslendirmeyi sürdüreceklerini belirtti.

Erdoğan, şunları kaydetti: "Unutmayınız, 'Dünya beşten büyüktür' itirazımız sadece bizim değil, BM çatısı altındaki ülkelerin artık çok büyük bir bölümünün de hissiyatı haline gelmiştir. Seslendirdik, seslendirmeye de devam edeceğiz. İnsanlığın vicdanı ve sesi olmak Türkiye'ye zarar vermez tam tersine güç katar. İtibarımızı yükseltir. Aynı şekilde anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesine önemli katkılarda bulunan barış için arabuluculuk girişimimizi de önemli görüyorum. Yine günümüzde önemli olan adımlardan bir tanesi, bu yaşanan sorunların çözümü için ciddi bir kanal olarak gördüğüm, kurucusu olduğumuz Medeniyetler İttifakı çalışmalarını da ihmal etmemeliyiz. Eş başkanlığını yaptığımız Terörizmle Mücadele Küresel Forumunu, dünyada bu alanda oluşturulacak işbirliği kanalları için etkin bir platform olarak kullanabilmenin yollarını da aramalıyız. Uluslararası alandaki tüm bu faaliyetlerimiz, dünya meselelerine sorumluluk sahibi bir ülke olarak yaklaşıyor olmamızın tezahürleridir. Antalya'daki G20 Zirvesi'ni büyük bir başarıyla yürüttük. Oradaki ekonomik büyümeyle en az gelişmiş ülkelerin sorunlarının da dikkate alınması gerektiği yönünde yaptığımız vurgunun sebebi de bu."

Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, Türkiye'nin dünyada ilk kez gerçekleştirilecek "Dünya İnsani Zirvesi"ne ev sahipliği yapmak üzere seçilmesini, insani diplomasi alanındaki etkinliğinin sonucu olarak gördüğünü ifade etti.

Bu zirve kapsamında, dünya liderlerinin siyasetçiler, akademisyenler, kanaat önderleri ve sivil toplum temsilcilerinin mayısta İstanbul'da bir araya geleceğini belirten Erdoğan, bu toplantının dünyada insani yardım için kurulacak mekanizmaların geleceği açısından tarihi öneme sahip olduğunu söyledi.

Nisan ayında "13. İslam İşbirliği Teşkilatı Liderler Zirvesi"ne Türkiye'nin ev sahipliği yapacağını vurgulayan Erdoğan, İslam dünyasının çok ciddi sınamalarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde toplanacak bu zirvenin de Türkiye'nin tarihi ve insani sorumlulukları bakımından hayati öneme sahip olduğunu dile getirdi. Erdoğan, her iki zirvenin de başarılı geçmesi için Dışişleri kadroları olmak üzere ilgili kurumların titiz bir çalışma ortaya koymalarını beklediğini ifade etti.

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2015’in Türkiye'nin yakın çevresinde yaşanan krizlerin daha da derinleştiği bir yıl olduğuna dikkati çekerek, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da 2010'da başlayan halk hareketlerinin yol açtığı büyük umutların, pek çok yerde yerini acıya, savaşa, kaosa bıraktığını aktardı.

Suriye'de 5 yıldır süren krizin, bu ülkeyi bölgeyle tüm dünyada güvene ve istikrara yönelik tehditlerin odağı haline getirdiğini anlatan Erdoğan, bir yandan terör örgütlerinin diğer yandan rejim ve onu destekleyen kimi ülkelerin Suriye halkına "zulüm" ettiğini vurguladı. Akdeniz kıyılarından Avrupa'ya uzanan göç krizinin herkesi üzen sahnelere yol açtığını belirten Erdoğan, buna karşılık bir süredir devam eden ekonomik krizin de etkisiyle yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve İslamofobi gibi tehlikeli akımların Avrupa'da güç kazandığını kaydetti.

Haberin Devamı

"RUSYA'NIN OPERASYONLARI SORUNLARI DAHA DA DERİNLEŞTİRİYOR"


Göçmenlere düşmanlık söylemiyle hareket eden siyasetçilerin tahriklerinin, Avrupa'da yaşayan Türkiye kökenlileri doğrudan etkilediğini dile getiren Erdoğan, dünya siyaseti içinde yer alan veya alma arzusu içinde olanların, bazı ülkelerde "Buraya Müslümanların girmesini istemiyoruz. Müslümanların buraya girişini engelleyeceğiz" yaklaşımının, insanlığa ve insana bakışlarını göstermesi bakımından da çok önemli olduğuna işaret etti.                

Rusya'nın hem Suriye'de hem de Ukrayna'da attığı adımların, bu ülkeyle Türkiye arasında ciddi sorunlar ortaya çıkmasına yol açtığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sormak lazım, Suriye kendilerini davet ettiği için Suriye'ye girmişler. Peki Gürcistan sizi davet etti de mi Gürcistan'a girdiniz veyahut da Ukrayna sizi davet etti de mi siz Ukrayna'ya girdiniz? Bu soruların da o zaman cevabını vermek lazım. Kırım'ın hukuk dışı ilhakı ve Kırımlı soydaşlarımızın maruz kaldığı baskılar, kuzeyimizde istikrarsızlıklarla dolu yeni bir konjonktürün oluşmasına neden oldu. Suriye'de terörle mücadele bahanesiyle bölgeye gelen, asıl amacının Esed rejimini ayakta tutmak olduğu anlaşılan Rusya'nın operasyonları bölgedeki sorunları daha da derinleştiriyor.

"UÇAK MESELESİ SADECE BİR BAHANEDİR"

Erdoğan, Rusya’nın, DAİŞ'le mücadelede olmadığını belirterek, “Rusya DAİŞ'e karşı bir mücadele vermemektedir, tam aksine Rusya şu anda Lazkiye ve çevresinde butik bir Suriye devleti kurmanın gayretiyle kendine mekan hazırlamaktadır ve oradaki bizim soydaşlarımızı, Türkmen kardeşlerimizi vurmaktadır, vurmaya devam etmektedir. İşte böyle bir ortamda yaşanan uçak meselesi, Rusya'nın ülkemizde ilişkilerini getirdiği yer bakımından bir sebep değil sadece bir bahanedir" dedi.

Rusya'nın içine girdiği tehlikeli mecranın, kendisi ve bölge ülkeleriyle birlikte tüm dünya için de çok büyük bir sorun olduğunu vurgulayan Erdoğan, diğer taraftan İran'ın da Suriye, Irak, Yemen gibi ülkelerdeki gelişmeleri kendi nüfus alanını genişletmenin bir aracı olarak kullanmaya çalıştığını söyledi.              
“İRAN, YENİ VE TEHLİKELİ BİR SÜRECİN FİTİLİNİ ATEŞLEMEYE ÇALIŞIYOR”

Erdoğan, "Mezhep temelli ayrışmaları çatışmaya dönüştüren tavrıyla İran, yeni ve tehlikeli bir sürecin fitilini ateşlemeye çalışıyor. İran'ın Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini bilinçli olarak gerginleştirmesi bu stratejinin bir parçasıdır. Hiç şüphesiz bu sorunlar listesini daha da uzatabiliriz. Önemli olan karşı karşıya bulunduğumuz bu sorunlar ve krizler karşısında bizim ne kadar sağlam bir duruş sergileyebildiğimizdir" değerlendirmesinde bulundu.

İdamın Suudi Arabistan'da, Amerika'da, Çin'de, Rusya'da, İran'da kalkmadığını hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu: "Peki şunu sorma hakkına sahip değil miyiz; orada bir tane ayetullah olduğu söylenen zatın idamı, onun yanında üç tane daha Şia ama onun yanında 43 tane Sünni, El Kaide'yle bağlantılı oldukları gerekçesiyle idam edilmiş. Olay bu. Peki İran'da bunca idamlar var. Bunları nereye koyacağız? Onların aileleri yok mu, onları savunanlar yok mu? Bunları nereye yerleştireceğiz? Türkiye'nin böyle bir sorunu yok. O zaman bunlara da öncelikle kendilerinin cevap bulması lazım”

"KÜRESEL DÜZEYDE SONUÇ ALINMASI GEREKEN MESELELER VAR"

 Erdoğan, dış politika uygulamalarını insani bir bakış açısına ve kapsamlı stratejilere dayandırarak, uluslararası siyasi süreçlerin işleyişinde daha etkin şekilde yer almak mecburiyetinde olunduğunu belirterek, 2016’nın bu bakımdan verimli bir yıl olacağı yönündeki inancını dile getirdi.


Ülke olarak küresel düzeyde takip edilmesi ve sonuç alınması gereken çok önemli meseleler olduğunun altını çizen Erdoğan, bunlar arasında bölücü terör örgütünün uluslararası alanda giderek artan faaliyetleri, Paralel Devlet Yapılanmasıyla yürütülen mücadele ve süregelen Ermeni iddialarının bulunduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların hepsinin her geçen gün birbiriyle ilişkili ve birbirini destekleyen unsurlara dönüştüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti: "Türkiye'nin terör örgütlerine destek verdiği, basın özgürlüğünde, demokrasimizde ve hukukun işleyişinde sorunlar bulunduğu gibi menfur iddialar hep aynı çevreler tarafından ortaya atılıp işleniyor. Özellikle Paralel Devlet Yapılanması bu konuda diğerlerini de geride bırakan bir ihanet çizgisine geldi. Bugün dünyada ülkemiz aleyhinde çıkan haberlerin önemli bir bölümünün gerisinde bu yapının ve onlarla irtibatlı kişilerin olduğunu biliyoruz. Türkiye'nin Paralel Devlet Yapılanması ile yürüttüğü mücadele konusundaki kararlılığımızı sizlere bir kez daha belirtmek istiyorum. Milli Güvenlik Kurulu’muz tarafından da ülkemiz aleyhine çalışan bir terör örgütü olarak tescil edilip faaliyetleri izlenen bu şer şebekesi konusunda en küçük bir müsamahamız yoktur. Siz kıymetli büyükelçilerimizin, görev yaptığı ülkelerde bu yapının tüm faaliyetlerini yakından takip ettiğine, gerekli müdahaleleri hızla ve eksiksiz şekilde yerine getirdiğine inanıyorum. Bakanlığımızca yakından izlenen bu çalışmalarınızda Cumhurbaşkanı olarak şahsımın da daima yanınızda olduğundan şüpheniz bulunmasın."

Paralel Devlet Yapılanması'nın ortaya çıkardığı kurumların aslen devlete ait olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu: "Paralel Devlet Yapılanması ile mücadele etmek kadar onun sebep olduğu tahribatı tamir etmek de önemlidir. Bu yapının kurduğu okullar, geliştirdiği ticari ilişkiler kendi malı değildir. Bunların hepsi bu ülkenin ve bu milletin imkanları ile tesis edilmiştir. Ama zekattır ama sadakadır ama yardımdır. Dolayısıyla bu değerlerin yok edilmesi yerine asli sahibi olan ülkeye ve millete kazandırılması yönünde gayret sarf etmeliyiz.

Okullar konusunda Milli Eğitim Bakanlığımız bünyesinde kuruluş hazırlıkları başlatılan Maarif Vakfı'nın hayata geçmesi, arka arkaya yaşadığımız seçimler sebebiyle biraz gecikti. Farklı vakıflar da bu konuda hizmet vermeye hazır hale geldi, geliyor. Bunun için gerekli kanun süratle yürürlüğe sokulmalıdır. Hemen ardından Afrika, Balkanlar, Kafkaslar başta olmak üzere Paralel Devlet Yapılanması bünyesinde gözüken ama aslında milletin malı olan okullara süratle sahip çıkılmalıdır. Gerekirse Maarif Vakfı aracılığıyla yeni okullar kurmak, diğer sivil toplum örgütlerini teşvik etmek suretiyle ortaya çıkan potansiyeli değerlendirme yoluna gitmeliyiz. Hükümetimizden ve Milli Eğitim Bakanlığımızdan bu hususa önem ve öncelik vermesini özellikle istiyorum. Gerekli düzenlemelerin ardından siz kıymetli büyükelçilerimizin de gayreti ve desteği ile bu meselenin süratle çözüm yoluna gireceğini ümit ediyorum."

"HEBA EDİLECEK DEĞER YOK"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ticari ilişkiler konusunda da aynı hassasiyetin sürdürülmesi gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: "Ticaret müşavirliklerimizi DEİK, TOBB gibi resmi niteliği bulunan kuruluşlarımızı daha etkin kullanarak, ticari alanda elde edilen kazanımlara sahip çıkmalıyız. Bu ülkenin ve milletin heba edilecek tek bir kaynağı, tek bir imkanı, tek bir değeri yoktur. Yapmamız gereken, bu potansiyeli Paralel Devlet Yapılanması'nın tasallutundan kurtararak devletimize ve milletimize tekrar kazandırmaktır.

Büyükelçiliklerimizin ve büyükelçilerimizin ticari ilişkilerimiz konusuna da bu hassasiyetle yaklaşacaklarına inanıyorum. Bir kez daha ifade ediyorum; buradaki ayrım son derece önemli. Paralel Devlet Yapılanması'nın üzerine tüm gücümüzle ve imkanlarımızla gideceğiz ama ortaya çıkmış olan ve zaten milletin malı olan potansiyelin heba olmasına da izin vermeyeceğiz. Benim gözümde bu ikisini birlikte başaran büyükelçilerimiz, en başarılı büyükelçilerimizdir."

Türkiye'nin geçtiğimiz 13 yılda kat ettiği mesafenin dünyadaki yansımalarını en iyi bilen, gören, yaşayan kişilerin büyükelçiler olduğunu anlatan Erdoğan, Dışişleri Bakanlığı personelinin çalışmalarını memnuniyetle takip ettiğini vurguladı.

Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı: "Uluslararası düzeyde etkinliğimiz arttıkça karşılaştığımız sorunların mahiyeti değişmekte, cesameti artmaktadır. Bu durum büyükelçilerimizin özellikle hem daha donanımlı hem dirayetli hem de daha çalışkan olmasını zorunlu kılıyor. 2016'nın ilk günlerinde yaşananlar dahi bu yıl da yoğun bir gündemle karşı karşıya olacağımızı gösteriyor.

Önümüzdeki dönemde maruz kalacağımız sınamalar en az geride bıraktığımız yılki kadar, belki ondan da zorlayıcı olacaktır. Aynı anda pek çok krizle mücadele etmek, bu kadar çok gelişmeyi takip etmek ve eş zamanlı olarak yapıcı adımlar atmak elbette kolay değildir ancak ben sizlere güveniyorum, sizlere inanıyorum. Dışişleri camiası olarak sergilediğiniz yoğun mesai ve özverili çalışmaları memnuniyetle takip ediyorum. Bu yıl sizden daha büyük inanç ve özveri ile daha kararlı, daha verimli, daha üretken çalışmalar bekliyorum. İnşallah hep birlikte Türkiye'yi çok ileri noktalara taşıyacağız."