GeriGündem Cumartesi Anneleri'nin 400'üncü eylemi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Cumartesi Anneleri'nin 400'üncü eylemi

Cumartesi Anneleri'nin 400'üncü eylemi
refid:22004791 ilişkili resim dosyası
Abone Olgoogle-news

Cumartesi Anneleri’nin 400’ncü buluşmalarına tanık olmaya giderken aklımda tek soru vardı: “Canımın yarısı, bırakın günü, yılı, bir saatliğine yanımdan kaybolsa ne yapardım?”

Kafamda bu soruya yanıt ararken İstiklal Caddesi’nin ortasında bir grup gencin arasında buldum kendimi. Ellerinde karanfiller, dillerinde “Anaların öfkesi katilleri boğacak” sloganı buluşma noktasına birlikte yürüdük. Galatasaray Lisesi’nin önü iki polis otobüsü tarafından kontrol altına alındığı için 50.yıl Cumhuriyet anıtının etrafındaydılar. Yağmurdan arta kalan ıslak zemine rağmen çoğu oturuyordu. Önlerinde siyah muşamba, üzerinde kaybettikleri yakınlarının fotoğrafları ve tam ortasında “Türkçe anlatamadık, buyrun dünya diline” dercesine İngilizce bir döviz: “I have to believe that you will come back”. Kalabalığın içinde farklı dillerde aynı anlama gelen dövizler: “Döneceğine inanmak istiyorum.”

400'ÜNCÜ CUMARTESİ / Foto Galeri

17 yıldır çocuklarını, kardeşlerini, babalarını hatta dedelerini arayanlar arasında önce 12 Eylül darbesinden bir gün sonra gözaltında kaybolan Cemil Kırbayır’ın ağabeyi, Berfo ananın büyük oğlu Mikail Kırbayır aldı mikrofonu:

“Adalet, vicdan, ahlak arama mücadelesinin 400. haftasındayız. Çeyrek asırlık zaman dilimi içinde ülkeler işgal edildi, hükümetler kuruldu, diktatörlerin heykelleri yerle bir edildi. Ülkemizde 3 cumhurbaşkanı, 10 hükümet, 6 başbakan, 16 adalet bakanı, 17 içişleri bakanı değişti. Biz kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları 12 Eylül faşizmininin ölçmeden, provasını yapmadan bizlere giydirdikleri deli gömleğiyle yollara düştük. Ankara’ya yürüdük, Parlamento’ya gittik. ‘Yüreğimizi kaybedenler olarak vicdan, adalet, ahlak arıyoruz dedik. 30 yıl boyunca en büyük ahlaksızlık yalan söylemektir. Kardeşimin işkencede öldürüldüğü ve kaybedildiği gerçeğiyle yüzyüze kaldık. Gözaltındaki bütün kayıpların akıbeti aynıdır.”

Sonra mikrofon elden ele dolaştı. Mardin Dargeçit’te 13 yaşındayken gözaltında kaybolan Seyhan Doğan’ın kardeşi Hasni Doğan “Annemle babam sadece bir mezarının olmasını istiyorlardı, o mezarı bulamadan göçüp gittiler” derken Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl’ün tek dileği vardı: “Abimi nereye gömdünüz, sadece onu söyleyin, yakanızdan elimi çekeyim.”

400 haftadır meydandan ayrılmayan, Cumartesi Anneleri’nin sembolü Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak meydanın sesini Zazaca dillendirdi: “Söylenecek söz yok. Mezarlarımız bu toprakların her yerine dağıldı. Onları bulana kadar burada oturmaya devam edeceğiz.”
Dövüldüler, tartaklandılar, gözaltına alındılar. Vazgeçmediler oturmaktan. Ellerindeki karanfilleri kayıplarının mezarlarına koyana kadar da vazgeçecek gibi görünmüyorlar.
 
17 YIL ÖNCE

17 yıl önce 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan Gazi Mahallesi saldırısı sonrası direnişin sembol ismi öğretmen Hasan Ocak gözaltında kayboldu. 55 gün sonra da cesedi Kimsesizler Mezarlığı’ndan çıktı. Kamuoyu kayıp yakınlarından oluşan Cumartesi Anneleri ile bu olay sonrası tanıştı. Arjantin’de cunta yönetiminin yok ettiği çocuklarını bulmak için Plaza Del Mayo meydanında toplanan anneler gibi onlar da her Cumartesi İstanbul’un en işlek caddesi olan İstiklal Caddesi’ndeki Galatasaray Lisesi önünde toplanmaya başladılar. Tarih 25 Mayıs 1995. Üç talepleri vardı: “Gözaltındaki kayıplar son bulsun. Kayıpların akıbeti açıklansın. Failleri yakalansın.” 30 kişiyle başlayan oturma eylemine katılanların sayısı artmaya başlayınca müdahaleler de başladı. Dövülmek, gözaltına alınmak yıldırmadı. Ancak en sert müdahalenin yaşandığı 200. buluşmadan sonra dağıldılar. 10 yıl sonra Ergenekon davasıyla faili meçhuller tartışılmaya başlanınca umutlandılar. 31 Ocak 2009’da yeniden toplandılar.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi yetkililerine göre 1990’lı yıllardan bu yana kendilerine ya da barolara yapılan resmi kayıp başvurusu 1200 civarında. Ancak bu sayının gerçek sayı olmadığı düşünülüyor. Buna gerekçe olarak da 1989’daki bir kaybın iki yıl önce reşit olan çocuklarının başvurusuyla öğrenilmesi gösteriliyor.

 

 

 

 

 

 

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle