Ben kasıntı adamım

Güncelleme Tarihi:

Ben kasıntı adamım
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 16, 1999 00:00

Haberin Devamı

Altın Portakal Film Festivali'nde Yaşam Boyu Onur Ödülü alacak olan Göksel Arsoy Hürriyet'e konuştu

Göksel Arsoy bugün Türk Sineması'na girişinin 40. yılını kutluyor. Yeşilçam'a 1959 yılında ‘‘Kara Günlerim’’le ilk adımını atan ‘‘Altın Çocuk’’ bu yılki Altın Portakal Film Festivali'nde ‘‘Yaşamboyu Onur Ödülü’’ alacak. Aslını ararsanız Arsoy'lar tam bir sanatçı ailesi. İlk kuşakta Türk Sanat Müziği'nin unutulmaz bestecilerinden Yesari Asım Arsoy yer alır. İkinci kuşak Göksel Arsoy, üçüncü kuşak oğul Gökhan Arsoy. Şimdi bunlara önceki gün Sapanca'da çekilen bir reklam filminde babası ve dedesiyle birlikte rol alan 6 yaşındaki torun Emre Arsoy eklendi.

1960'larda çırak gazeteciliğimizde Göksel Arsoy'un film setlerini izlemek büyük keyifti. O yıllarda genç kızlarının rüyalarını Göksel Arsoy süslemeye başlamıştı. Rahmetli Ayhan Işık şansını Hollywood'da denerken ‘‘Altın Çocuk’’ Türkiye'yi kasıp kavuruyordu. Sonra ‘‘Kral’’ Türkiye'ye dönecek, amansız rakibi Göksel Arsoy'la içtikleri su ayrı gitmeyecekti... Sevgili arkadaşım Göksel'le Etiler'deki villasının serin bahçesinde saatler boyu nostalji yaptık. Bizi dinleyen 38 yıllık eşi Soley ile kızı Aşkım, oğlu Gökhan ve damadı Ferit, çoğu zaman güldüler, biraz da hüzünlendiler. Buyrun, masamızda hepiniz için yer var.

MÜZİK MATEMATİKTİR

- Beni sinemaya getiren Sırrı Gültekin'dir. Onu her zaman büyük bir hürmet ve saygıyla, vefayla anarım. Benim hayatımı değiştiren adamdır. İlk filmim ‘‘Kara Günlerim’’ idi, bin lira almıştım. O sırada havaalında çalıştığım ingiliz şirketinden 700 lira maaş alıyordum. Sonra 1968 yılında sahneye başladım Sinemanın kötüye gidişini gördüğümden amcam Yesari Asım Arsoy'dan gizil gizli dersler alarak kendimi hazırladım. Müzik benim ayağımı yere bastırdı, çünkü müzik matematiktir. Sinemada atarsın, ‘‘En büyük benim’’ diye. Müzikte adamın önüne notayı koyarlar, kaliteni, fiyatını beş dakikada biçiverirler. Sinemadan sahneye geçenler arasında, radyo ve televizyonda Türk sanat müziği programı yapan adam benim. 1981'de sinema ve sahneden kaçmam lazım geldiğini gördüm. Eğer şöhreti kovalasaydım mahvolurdum.

SİNEMAYI AİLE TUTAR

Aslında sinema ve sahnedeki çöküş 1977 yılında başladı, çünkü o tarihte para el değiştirdi. Türk müziğini ve eğlenmesini bilen, Türk müziğini bestecilerin ağzından dinlemiş olan klas insanlar ortadan kayboldu. Gazino kadrolarına mavi boncuk dağıtanlar dolduruldu. Sinema çok rezil seks filmleri yaparak kolay yolu seçti. O gün için vurup kaçtılar belki ama, sinemayı çökerttiler. Sinemayı ayakta tutan aile idi, onu kaybettiler ve olay bitti. 80'den sonra Amerikan filmlerine kapılar çok müsait şartlarla açıldı, o dev sanayi Türkiye'yi etkisi altına aldı. Bizim firmalar da şahıs şirketleri olarak kalmaya devam edince yapımlar güçlerini aştı. Düşün ki bir film aynı anda New York, Paris ve İstanbul'da aynı anda oynuyor. Buna dayanmak kolay değil.

YEŞİL ALTIN SAÇLAR

Göksel'i yakından tanımayanlar o duygu adamını kendini beğenmiş, kasıntı bulurlar.

- Evet Yener'ciğim bende kasıntılık vardır. Özel bir adam olduğumu düşünüyorum. Kıymetli olan altının rengi sarı değil, yeşildir. Benim de saçıma bakacak olursan yeşil altın sarıdır. Böyle diyenlere ben de böyle espri yapıyorum kardeşim. Ben çok hassas insanım, sen de çok iyi bilirsin. Bir bakıştan, bir tavırdan hemen alınıyorum, elimde değil. Mesela bir meslise girdiğim zaman, orada bulunan sanatçılar yıllardır tarttıklarım değilse çekingen davranırım, dışarda dururum. Bizim sanat áleminde kimin, ne zaman, ne yapacağı belli olmaz. İlginçtir, ne zaman ilk adımı attıysam hep taşa çarpmışımdır, sonra da pişman olurum. Artistler oynamayı severler, ben de oynarım bazen. Katıldığım meclislerde ikinci plandan kalmaktan hoşlanmam, abartılı çok konuşan insanlardan da nefret ederim. Ben daha çok gözlerimle konuşurum.

SODER'i 1960'larda kurmalıydık

Yeşiçam deyince sinemanın ‘‘Altın Çocuk’’ lakaplı efsane yıldızının içi titriyor.

- Yeşilçam bana hiçbir şey kaybettirmedi, tam tersine çok şey kazandırdı. Yeşilçam'ın benim hayatımdaki yeri çok önemlidir. Maddi, manevi olarak beni ben yapan, beni 2000'li yıllara getiren Yeşilçam'dır. Bu sevgiyi, bu itibarı, bu güzellikleri bana temin eden Yeşilçam'dır. Sinemadaki bazı sanatçı arkadaşlar yanlış konuşmalar yapıyorlar: ‘‘Ödenmeyen bonolarıyla ünlü Yeşilçam...’’, ‘‘Benim Yeşilçam'dan alacağım var’’ gibi. Bunlar ne kadar yanlış, ne kadar ayıp konuşmalar, ne kadar büyük nankörlük... Kendileri yanlış firmaları, projeleri seçtilerse bunda kimin kabahati var? Benim başıma hiç böyle işler gelmedi, hangi firmayla çalıştıysam her zaman paramı gününde aldım. Benim Yeşilçam'dan hiçbir alacağım yok, bilakis haykırıyorum ki benim Yeşilçam'a manevi borcum var. O filmlerimizi bugün seyredip beğenmeyen, hatıralarını yaşamayan bir tek insan tasavvur edemiyorum. Genç kuşak meslektaşlarımız bizlere karşı daima saygılı, terbiyeli ve takdir içinde konuşmak mecburiyetindeler. Çünkü 2000 yılında bunun cevabını halk veriyor. Biz olmasaydık bugün Türk sineması yoktu. Herkes haddini bilecek, saçma konuşmalar yapmayacak. Yener'ciğim bu arada bir şeyi itiraf etmeliyim sana. 1988'de halkın taçlandırdığı sanatçılar olarak kurduğumuz SODER'i keşke 60'lı yıllarda kursaydık. Sosyal haklar bakımından çok daha ileri adımlar atılmış olacaktı. Bugün yardıma muhtaç, yürekler acısı durumda olan bir kesim var.

Filmleri eşinden habersiz çevirdi

Soley'le 12 Nisan 1961 yılında evlendik. Ona evlilik teklifini öğrencisi olduğumuz Beyazıt'taki İstanbul Üniversitesi'nin bahçesinde bir bankta yaptım. İlk filmlerimi ondan habersiz çevirdim, sonra kabul etti. Çocuklarımızı eksiksiz ve kusursuz olarak büyüttük, onlar için herşeyi yaptık. Kızım Aşkım 21 Nisan 1963 doğumlu, St Benoit'dan sonra Boğaziçi'nden mezun oldu. Sonra İngiltere'de işletme-pazarlama okudu. 10 yıl önce damadım Ferit'le evlendi, ondan Emir adlı 6 yaşında torunumuz var. Kendisi de Galatasaraylı olarak takdis edilmiştir. Böyle bir garip zevk, zaaf olamaz. Emir bana ‘‘Dedişko’’ diyor. Oğlum Gökhan 17 Nisan 1965 doğumlu. Işık Lisesi'nden sonra High School'dan, sonra da Boğaziçi Üniversitesi psikolojiden mezun oldu, İngiltere'de işletme okudu. Birkaç yıldır film çeviriyor, doğrusu onda kendimi görüyorum...



Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!