GeriGündem Ayda 20 milyona kaliteli eğitim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    6
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ayda 20 milyona kaliteli eğitim

Bütün ilköğretim okulları özelleştirilsin! Eğitimci Fuat Baş böyle diyor. Ve devam ediyor: Her veli ayda 20 milyon verse, bu projeyle devletin yıllardır çözemediği sorunlar çözülür.

DEVLET OKULLARININ ÖZELLEŞTİRİLMESİNİ ÖNEREN ÖDÜLLÜ PROJE RAFLARDA TOZLANIYOR

İstanbul, Üsküdar Avni Başman İlköğretim Okulu Müdürü, 22 yıllık eğitimci Fuat Baş, yıllardır süregelen eğitim sorununun çözümü için, 1995 yılında bir proje hazırlamış. Başbakanlığa bağlı Milli Prodüktivite Merkezi'nin verimlilik yarışmasında, ‘‘Verimliliğe Katkı Belgesi’’ne hak kazanan proje, aslında uygulanması çok basit bir öneriyi dillendiriyor: Bütün ilköğretim okulları özelleştirilsin! Çünkü, zaten bugün okullardaki masrafların büyük bir bölümü velilerin özverileriyle karşılanıyor. Geriye bir tek öğretmen ve personel maaşı kalıyor. Veli, okula verdiği paranın üzerine biraz daha eklese, bu paranın da karşılanması çok kolay. Fazla bir para olduğunu da düşünmeyin sakın, bugünün rakamlarıyla öğrenci başına ayda sadece 20 milyon! Müdür Fuat Baş, bu kadar parayla, devlet okullarında kaliteli eğitimin mümkün olabileceğini savunuyor.

KONU İSTİSMAR EDİLİYOR

Fuat Baş, Milli Eğitim'in ‘‘ezelden beri’’ bu sorunlarla boğuştuğunu, Türkiye gibi bir milyonu aşan sayıda çocuğun her yıl eğitim dünyasına katıldığı bir ülkede, velilerin katkısı olmadan eğitim meselelerini çözmenin mümkün olmadığını söylüyor. Ona göre, paralı eğitime karşı olduklarını söyleyenler alternatif bir çözüm üretmek yerine, konuyu istismar ediyor. ‘‘Eğitim devletin işi, biz çocuklarımızı devletin okullarında parasız okutmak istiyoruz’’ düşüncesi sonucunda ise sınıflarda mevcutlar giderek çoğalıyor ve eğitim kalitesi daha da düşüyor. Öte yandan eğitime para vermek istemeyen veliler, daha sonra dersanelere trilyonlarca para ödüyor ve çocuklarını bir yarış atına çeviriyor. ‘‘Bu paralar okullara aktarılsa, eğitim kalitesi yükselecek, çocuklar yarışmaktan kurtulacak, haftanın yedi günü ders yapmayacak, kapasitesinin üzerinde bilgi almayıp disiplinli çalışma alışkanlığı kazanacak’’ diyor.

Balıkesir'in, Maraş'ın köylerinde çalışırken velilerin imece yöntemiyle okul yapmalarına tanık olan Baş, büyük kentlerde bunun çok daha kolay olabileceğini düşünüyor. Bugüne kadar hep şikayet edildiğini, ama bir çözüm üretilmediğini düşünerek, bu projeyi hazırlamaya karar vermiş. 1995 fiyatlarına göre, projesinin gerçekleşmesi için ayda öğrenci başına 2,5 milyon lira yeterliymiş; bugün bunun 20 milyonu geçmeyeceğini belirtiyor. ‘‘Zaten biz ayda öğrenci başına 10 milyon lira alarak hizmetli, tamirat, fatura ödemelerini karşılıyoruz. Geriye bir tek personel parası kalıyor. Bunun için de bir 10 milyon yeterli’’ diye devam ediyor.

Baş'ın projesine göre, binası hazır olan bir okul, çalışanların idaresine bırakıldığı ve paralı hale getirildiği zaman, devletin öğretmen maaşı, kırtasiye, yakacak vb. giderleri ortadan kalkacak. Öğrencilerin ödeyeceği para ise özel okullara kıyasla çok çok az olacak ve böylece kaliteli bir eğitim daha ucuza verilebilecek. Ayrıca öğretmenlerin ve diğer okul çalışanlarının ücretleri devletin verdiğinden daha fazla olacak. Projede bu düşük miktarı veremeyecek öğrencilere de yer var: Öğrencilerin yüzde 20'sinden ücret alınmayacak.

AYRINTILI BÜTÇE

Projede bin öğrenci kapasiteli bir lise için 1995 verilerine göre çıkarılan harcamalar tablosunda, öğretmenlerin, memurların ve hizmetlilerin sigorta, vergi, net maaşları yeralıyor. Ardından küçük onarımlar, yakıt, elektrik, su, telefon, kırtasiye, temizlik ve spor malzemesi giderleri geliyor. O zamanın parasıyla toplam harcama miktarı, 17 milyar 208 milyon 868 bin lira tutuyor. Yüzde 20 öğrenci düşülerek toplanacak para ise (800 x 25 milyon) 20 milyar lira oluyor. Bu para 10 takside bölündüğünde öğrenci başına ayda 2,5 milyon ediyor. Projeye şöyle de bir not düşülmüş: 2 milyar 791 milyon 132 bin lira, sıra, masa, tahta ve okul yapımı için bloke edilecektir!

FUAT BAŞ’IN projesi neleri hedefliyor?

Fuat Baş, projenin gerçekleşmesi halinde olabilecekleri ise şöyle sıralıyor:

Öğretmenlere çalıştığı yerin sorumluluğu vererek verimlerini arttırmak

Aile ve okul işbirliğini sağlamak

Eğitimi zorlayıcı değil, öğrencinin yeteneği doğrultusunda gerçekleştirmek

Velilerin okul yönetimine katkıda bulunmalarını sağlamak ve daha iyi eğitim için kaynak temininde desteklerini sağlamak

Her kuruşun hesabının verileceği, gereksiz harcamanın yapılmayacağı bir sistem getirmek

Devletin yükünü azaltmak

Sınıf meccutlarını sabitlemek

Anadolu Lisesi düzeyinde eğitim vermek

Üniversiteye hazırlık kurslarını okul bünyesinde yaparak, öğrencilerin ÖSS ve ÖYS için ayrıca masraf yapmalarını önlemek

Çalışanlarına davlet liselerinde verilenden daha fazlasını vermek.

Evet, ödüllü olmasına rağmen, altı yıldır raflarda tozlanan bu projenin tartışmaya açık olduğunu söylüyor Müdür Fuat Baş. Tabii tartışılmak istenirse...

Devlet yasakladığı bağıştan yüzde alıyor

2001-2002 öğretim yılı için kayıtlar başlar başlamaz, Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun da ‘‘bağış vermeyin’’ beyanatları gazetelerde boy göstermeye başladı. Tarih tekerrürden ibaretti, devlet, kendi okullarında bağış vermeyi kesinlikle yasakladığını açıklıyordu. Hatta irtibat telefonlarını bildirerek, şikayetleri bekliyordu. Ama her zaman olduğu gibi, okullarda kazın ayağı hiç de öyle değildi. Çocuğunu devletin ‘‘parasız’’ okuluna kaydettirmeye çalışan veli, 100 milyon liradan başlayıp tavanı alabildiğine yukarılara çıkan bağış talepleriyle karşı karşıya kaldı.

Peki, her öğretim yılı başında yaşanan bu olaylar, neden meydana geliyordu? Çünkü Milli Eğitim, biraz ‘‘iki taraflı’’ davranıyordu da ondan. Bir yandan ‘‘Kesinlikle bağış vermeyin, yasak’’ diyen Milli Eğitim, bir yandan da ödenek isteyen okullara gönderdiği cevabi yazılarda, ‘‘Bu sorunu mahalli imkanlarla hallediniz’’ tavsiyesinde bulunuyordu. Geçen yıldan bu yana biriken su, elektrik, ısınma, temizlik, tamirat vs. masraflarını kim karşılayacaktı peki? Tabii her zaman olduğu gibi veliler! Daha bitmedi: Bağış almayı-vermeyi yasakladığını açıklayan devlet, daha sonra okul aile birlikleri ve koruma derneklerine mektup yazıp, ‘‘Topladığınız bağış miktarını bildiriniz’’ demeyi de ihmal etmiyordu. Çünkü toplanan her bağışın yüzde 25'i otomatikman kendisine gidiyordu.

Okulların açılmasına birkaç gün kala, kimi veliler, yöneticiler ve öğretmenler Milli Eğitim'in bu tavrını ‘‘iki yüzlü’’ bulduklarını söyledi. Her gün velilere dert anlatmaktan gına getirmiş bir ilköğretim müdürü, ‘‘Bu açıklamalarla bizi velilerle karşı karşıya getiriyorlar. Öğrenci de bunlara tanık oluyor. Sonra biz o öğrenciyle nasıl sağlıklı iletişim kurup ona iyi bir eğitim vereceğiz?’’ diye soruyor. Tabii bir de bu masrafları kimin ödeyeceğini. Çünkü okulu bu yıl Milli Eğitim'den tek kuruş almamış.

PARALAR KİME GİDİYOR

Bir başka okulun müdürü, Milli Eğitim'den gelen resmi yazıları gösteriyor. Bu yazıların hepsinde aynı kelimeler geçiyor: ‘‘Mahalli imkanlarla hallediniz...’’ Bu arada ‘‘eğitime katkı payı’’ adıyla vatandaştan kesilen onca paranın nereye gittiği de merak konusu. Madem devlet okullara para göndermiyor, bu paralar kime gidiyor? Sadece Milli Eğitim mi? Mesela İstanbul Valiliği de okullara gönderdiği yazılarda, eski sıraların, depreme dayanıklı olanlarla değiştirilmesini istiyor. İstiyor da, elektriğinin, suyunun, yaptırdığı temizliğin, tamiratın parasını devletten alamayan bir devlet okulu, depreme dayanıklı sıraların parasını kimden tahsil edecek, kimse sormuyor.

Kimse sormuyor, çünkü herkes biliyor. Veli bu parayı ödeyecek. Ödüyor da. Kim ne söylerse söylesin, yıllardır, tüm okulların masraflarını, velilerin okul aile birliklerine ya da koruma derneklerine ödedikleri paralar karşılıyor. Yoksa bu devranın dönmesi mümkün değil. Sadece yetkililerin bunun böyle olduğunu itiraf etmeleri ve iki taraflı davranmaktan vazgeçmeleri gerekiyor.
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle