GeriGündem Asena’yı Bach’la dans ettiren kadın
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Asena’yı Bach’la dans ettiren kadın

Kazakistan doğumlu Anjelika Rosenbaum Akbar 2.5 yaşından beri piyano çalıyor ve beste yapıyor. Kökenlerinde Yahudilik, Baltık Cumhuriyetleri, Ortaasya ve Ukrayna var. Kendini hiçbir yere ait hissetmiyor ama nereye gitse kendini evinde hissediyor.

Babası Kırım Türkü olan oğluna hamileyken yolu Türkiye'ye düşüyor. Oğlu Yürek 12 yaşında ve Akbar'ın evi artık burası. Anjelika Akbar katı bir klasikçi olarak geldiği Türkiye'de heyecan verici işler yapıyor. Can Dündar belgesellerine müzik yapmak, Vivaldi'yi piyanoyla yorumlamak, Rana Pirinççioğlu ve Zara ile bir mistik anlatı albümü yapmak gibi. Akbar'ın son çalışmasıysa insanın kanının kaynatıyor: Bach A L'Orientale. Erkan Oğur, Asena, Mısırlı Ahmet, Reyent Bölükbaşı, Ercan Irmak ve Mehmet Akatay'la birlikte çalıştığı bu albümle Bach'ın hiç giremediği mahallelere Bach'ı sokmayı amaçlıyor. Çünkü ‘‘Bach insanların bilinçaltlarında bambaşka perspektifler açabilir’’ diyor.

Herhalde bu albümden önce de kafanızda Klasik Batı Müziğini Doğulu müzikle buluşturma fikri vardı?

-Ben Ortaasya'da doğdum. Batı eğitimi aldım ama Doğu'nun felsefesi, ritimleri, müziği hep hayatımda olan şeylerdi. Bu kucaklaşmayı müziğime yansıtmamam mümkün değildi. Türkiye'ye geldiğim zaman böyle bir arayışa girdim. Ortaasya çok Batılılaşmış daha doğrusu Ruslaşmış. Burası benim için daha Doğulu bir yer. İlk denemem neyzen Süleyman Ergüner ile oldu. Çok derin duygular uyandıran bir müzikti ama cd'si bir türlü çıkamadı.

Bach A L'Orientale albümünün doğuşuna Asena vesile olmuş değil mi?

-Bir arkadaşımın evinde Asena'nın bir buçuk yıl önce çıkmış oryantal cd'sini tesadüfen dinledim. Asena'nın yaptığı ritim kompozisyonu dinlerken bir anda aklıma Bach'ın çok meşhur bir prelüdü geldi. Bu iki müzik öyle iyi örtüştü ki... Bach benim için besteciler piramidinin en tepesinde duran isimdir çünkü duyguyla aklı birleştirir. İleride ne olur bilmiyorum belki darbukayla Çaykovski'yi birleştiririm.

Çok farklı bir çalışma bu, klasik müzik çevrelerinde tepkilere yol açabilir diye düşündünüz mü?

-Düşündüm ve kaliteli güzel şeyleri birleştirmek benim felsefeme ters gelmedi. Benim yaptığım iki alfabeyi birleştirmek. Belki Arap alfabesiyle Latin alfabesi. Fikir benden çıktı ama daha sonra proje bir atölyeye dönüştü. Düzenlemeleri ben yaptım. Benim melodilerimle Bach'ınkiler yan yana geldi. Bach'ın özüne hiç dokunmadan modern bir dille anlatmaya çalıştım. Eleştirileri saygıyla karşılıyorum ama yaptığım şeyden o kadar eminim ki. Bach'tan ve bestelerimden taviz vermedim ve kendi dallarında en iyi isimlerle çalıştım. Bu proje şu anda dünyanın çok ihtiyaç duyduğu bir kucaklaşma. Dünyada Bach'la yapılmamış deney kalmamış ama darbukayla Bach çalmak herhalde bir ilk.

Bayağı sıkı isimlerle çalışmışsınız. Erkan Oğur, Mısırlı Ahmet, Reyent Bölükbaşı, Ercan Irmak, Mehmet Akatay gibi. Onları tanıyor muydunuz?

-İsimlerini biliyordum ama yaptıklarını takip etmiyordum. İlk Mehmet Akatay ile çalışmaya çalıştım, çünkü Asena'nın albümünde de o çalıyordu. Daha sonra Mısırlı Ahmet'e ve Erkan Oğur'a ulaştık. Albüm sayesinde onlar da belki daha önce üzerine hiç çalışmadıkları Bach ile kaynaşmış oldular.

Erkan Oğur'un projede özel bir yeri var değil mi?

-İbn-i Sina-Bach adlı parçada tıp dünyasının en büyük ismi İbn-i Sina ile ruhun doktoru Bach'ı bir araya getirdik. İbn-i Sina benim kahramanlarımdan biri. Erkan Oğur'a dedim ki ‘‘Lütfen kendinizi İbn-i Sina olarak düşünün.’’ O da Özbekistan'dan gelmiş iki yüz yıllık kopuzuyla onu çaldı. İbn-i Sina da Özbekistan doğumlu.

Bu albümü yapmadan önce oryantal ritimlere aşina mıydınız peki?

-Bunu söylemek çok ayıp çünkü yıllardır Türkiye'de oturuyorum, ama değildim. Belki de bu müziği bilmemek daha iyi oldu çünkü o zaman cesaret edemezdim. Önyargısızdım, aynı önyargısızlığı dinleyiciden de bekliyorum.

Yaptığınız şeyin bir kakafoni, bir çorba olma tehlikesi de vardı.

-Aldığım bütün eğitimle estetik değerleri bir araya getirdim. Bir de önsezilerime güvendim. Ölçü de çok önemli. Hollandalı bir besteci albümü dinledi ve ‘‘Bizde bu darbukalar kullanılsaydı synthesizer ve keyboard kullanılırdı ve kitsch bir şey olurdu, sizinki çok sofistike olmuş’’ dedi.

Müziğiniz klasik olmaktan çıkıp başka bir şeye dönüştü değil mi?

-Evet. Bu klasik müzik değil. Yaptığım müziğe isim vermek zorunda kalırsam yeni çağın kucaklaşma müziği diyebilirim.

Dünyada klasik müzikle sizinkine benzer deneysel çalışmalar yapılmış mı?

-Mozart in Egypt diye bir proje var. Bir de Bach in Africa diye çok enterasan bir işten haberim var.

Klasik Batı müziğinin kabuğunu kırıp popülerleşmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?

-Benim Rusya'da aldığım klasik müzik eğitimi disiplinin başka bir örneği az bulunur, Almanya'da bile yoktur. Klasik müzikteki ekoller sıradan dinleyiciyi salonlardan uzaklaştırdı. Türkiye'ye geldikten sonra bir süre inzivaya çekildim ve o sürede anladım ki dünya müzikte romantizm arıyor. Ben de tarzımı ona göre biraz değiştirdim. Klasik müzik salonlarında Türkiye'de bazen beş kişiye çalıyorlar sanatçılar. Bu müziği anlamak için eğitim lazım, Rusya'da insanlar o kadar eğitimli olduğu halde onlar bile zor anlıyor. Benim en önemli amacım duygulara ulaşmak.

Ezoterik felsefe, Hindistan öğretileri, Mevlana, kozmik bilgi.. Mistik konular hayatınızda çok yer kaplıyor. Oysa soyalist bir ülkede büyüdünüz.

-Gizlenen şeyler daha çok gelişir. Bu tür konular belli bir döneme kadar yasaktı Rusya'da. Babam felsefe profesörü ve bu konulara çok meraklı biriydi, onunla beş yaşından beri konuşurum. Gözümü açtım ve piyano çalmaya başladım ama felsefe ve maneviyat benim için her zaman birinci sırada oldu. Müzisyen olmasaydım felsefeci veya şair olurdum.

BİR BESTECİ OLARAK ASENA

Asena nasıl dahil oldu projeye?

- Aslında en son ona ulaştık, tabii o da beste sahiplerinden biri.

Besteciliğini nasıl buldunuz?

- Tam anlamıyla bir beste sayılmaz, çünkü kendi dansına göre oluşturulmuş bir ritim dizisi yaratmış. Ama çok orijinal, yurtdışından birçok müzisyene dinlettim herkes çok beğendi. Kendisi bilmeden bu albüme vesile oldu ve ismini Bach'la birleştirdi.

Asena'nın çok gelişmiş bir ritim duygusu var mı?

- Evet çok. Ben dansını da çok beğeniyorum, ilk çıktığı yıllarda ‘‘Bu oryantal dans değil modern dansla oryantal karışımı’’ demiştim. Asena albümün klibinde de dans etti, Allahtan o tatsız olay olmadan önce çekmiştik klibi.
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle