GeriGündem ‘Artan şiddet pandeminin kalıcı etkisi değil’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Artan şiddet pandeminin kalıcı etkisi değil’

‘Artan şiddet pandeminin kalıcı etkisi değil’
Abone Olgoogle-news

Son beş ayda hayatımızın ortasına yerleşen virüsler aslında tarih boyunca insanlığın başının belası olmuş… Milattan önce yaşamış firavunların mumyalarında bile rastlanabilen ve Latince ‘zehir’ anlamına gelen virüslerin varlığı ancak 17. yüzyılda keşfedilebildi. Peki bunun, günümüzün bilgisayar virüsleriyle ne ilgisi var? Son zamanlarda artan şiddet olayları pandeminin yarattığı gerginliğin kalıcı bir etkisi mi? İşte yanıtlar…

Ceyhan KARAKUŞ soruyor:

Gazetelerde her gün tuhaf tuhaf şiddet haberlerine rastlar olduk; kadına şiddet, çocuklarını katledenler, mahalle kavgalarında birbirini öldürenler, parkta bıçaklamalar. Sokakta da sürekli gerginliklerle karşılaşıyorum. Toplum neden bu kadar kızgın? Pandeminin kalıcı bir etkisi mi bu barut gibi toplum? Nasıl değerlendirirsiniz?

PROF. DR. ARİF VERİMLİ (Psikiyatrist):

‘Artan şiddet pandeminin kalıcı etkisi değil’

Yeni bir şey olmuyor aslında. Çünkü şiddet insanlık tarihi boyunca hep vardı. Heredot tarihini okuyanlar bilir, inanılmaz şeyler vardır. Son zamanlarda olanları anlayabilmek için birkaç perspektiften bakmak lazım. Pandemi sırasında/sonrasında oluşan gerginliğin yarattığı öfkeli ve gergin ruhsal durumlar ve hep var olan ruhsal durumlar… Şimdi ikisi bir arada ve iç-içe oldu. Şiddete şahit olan şiddet eğilimi gösterir, şiddet kartopu gibidir, dozu gittikçe artar. Son günlerde daha sık duyduğumuzu sandığımız olaylar pandeminin kalıcı etkisi değil. Tüm dünyadaki toplumlarda normal insanların sayısı yüzde 70’tir. Yani toplumu yüzde 100 kabul eder ve bir çan eğrisi çizersek ortadaki yüzde 70 toplum normalarına uyan insanlardır. Geri kalan yüzde 30’un yüzde 15’i genellikle suçlu, kurallara uymayan, tuhaf davranan kişilerdir. Bunlar eksi yüzde 15’tir. Bir de okur, yazar, çizerler, sanatçılar ve profesörler vardır. Onlar da artı yüzde 15’tir.  

KORONAVİRÜS İLE BİLGİSAYAR VİRÜSÜNÜN NE İLGİSİ VAR?’

‘Artan şiddet pandeminin kalıcı etkisi değil’

Nazlı İPEK soruyor:

Virüs’ ismi nereden geliyor? Bilgisayar virüslerine neden bu isim verilmiş, nasıl bir benzerlik var? 

PROF. DR. BARIŞ OTLU (Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Başkanı):

‘Artan şiddet pandeminin kalıcı etkisi değil’

Enfeksiyon hastalıklarının tarihi, insanlık tarihi kadar eski olmasına rağmen mikroorganizmalarla tanışmamız kısmen daha yenidir. Milattan önce 3 bin 700 yılına ait bir Mısır hiyeroglifinde, bir ayağı diğerine göre daha kısa ve ince olarak çizilen bir kişi yer almaktadır. Tıp tarihçileri bu görüntüyü, ‘polio’ virüsünün neden olduğu çocuk felci olarak tanımlamışlardır. V. Ramses’in mumyasının yüzünde çiçek virüsünün izleri bulunmaktadır. Mikroorganizmaların varlığı ilk kez 17. Yüzyılda Antonie van Leeuwenhoek tarafından keşfedilmiştir. Bir terzi olan Leeuwenhoek, İpek Yolu’dan gelen kumaşların kalitesini incelemek için küçük bir mikroskop icat etmiştir. Bilime ve doğaya olan ilgisi nedeniyle, yaptığı bu mikroskop ile su birikintilerini, diş taşlarını, ateşli ve ishalli bir gecenin sabahında kendi dışkısını incelemiş ve mikroorganizmaları ilk kez görmüştür. 200 yıl sonra Robert Koch’un 1890 yılında şarbon ve tüberküloz bakterileri ile yaptığı çalışmalarla ilk kez mikroorganizmalarla hastalıklar arasındaki nedensel ilişki ortaya konmuştur. Bilim insanları bakterileri süzecek filtreleri yaptıklarında, süzüntüdeki sıvının halen hastalık yaptığını görmüşler ve bu sıvıya Latince ‘zehir’ anlamına gelen ‘virüs’ adını vermişlerdir. 1898 yılında Martinus Beijerinck bunların mikroorganizma olduğunu ve sadece bölünen hücrelerde çoğaldığını keşfetmiştir. Virüslerin görüntülenmesi, yapılarının ortaya çıkarılması ancak elektron mikroskobun keşfi ile 20. yüzyılın ortalarında mümkün olabilmiştir. 

‘İKİSİ DE KONAK BULUP ÇOĞALIYOR’

Bilgisayar virüsünün tarihiyse, 1940’larda John von Neumann’ın bilgisayar programlarını çoğaltma olasılığını belgeleyen ‘Karmaşık Otomat Teorisi ve Organizasyonu’ adlı bir makale yayınlamasıyla başlamıştır. Ancak ‘bilgisayar virüsü’ terimi ilk kez 1980’li yılların başında kullanılmıştır. Doktora öğrencisi Fred Cohen, bilgisayardaki mevcut programların içerisine girerek kendi kendini çoğaltan ve diğer bilgisayarlara yayılan bir yazılım fikrini ortaya atmıştır. Cohen’nin tez danışmanı, geliştirilen bu yazılımın kendisini çoğaltmak için saldırdığı hücrenin kaynaklarını kullanan biyolojik virüs ile benzerliğini fark etmiş ve bu programa ‘bilgisayar virüsü’ ismini vermiştir. Bu tarihten sonra ‘bilgisayar virüsleri’ biyolojik isim babalarını taklit ederek dijital hastalıkları tüm dünyaya bir pandemi gibi yaymaya devam etmişlerdir. Tek başına bir ‘bilgisayar virüsü’ zararsızdır ve kendini kopyalamaz. Biyolojik virüs de çevrede tek başına bulunduğunda zararsızdır ve çoğalamaz. Hem bilgisayar virüsünün hem de biyolojik virüsün kendilerini çoğaltabilmeleri ve yayılabilmeleri için uygun bir konağa ihtiyaçları bulunmaktadır. Bilgisayar virüsü için bu konak bir bilgisayar, biyolojik virüs içinse canlı bir hücredir. Çoğalma stratejileri biyolojik virüs ile aynı olan bilgisayar virüsü için daha iyi bir isim olamayacağı kanısındayım.

SİZ SORUN, HOCALAR YANITLASIN

Alanında uzman, çok değerli hocalardan oluşan Hürriyet Bilim Kurulu, her gün koronavirüs ve salgınla ilgili sorularınıza cevap veriyor. Sorularınızı hurriyetbilim@hurriyet.com.tr adresine veya 0 530 054 44 84 numaralı WhatsApp hattına isim ve soyisminizi yazarak yollayabilirsiniz.

 

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle