GeriGündem Araştırma Dünyasından
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Araştırma Dünyasından

Nefes kesen mirasSigara için büyükanneler, kendi çocuklarının sağlıklarını etkilememiş olsalar bile onların çocuklarına zarar verebilirler. Frank Gilliland yönetiminde çalışan Amerikalı bilim adamları çocuklardaki astım riskinden büyükannelerin de sorumlu olduğunu buldular. Tütünün zararlı etkileri çocuklara geçmemiş olsa bile torunlara geçebiliyor diyen bilim adamları, 308’i beş yaşında astıma yakalanmış 908 çocuğu incelemiş bilim adamları. Anneleri, hamilelik sırasına sigara içen çocukların astıma yakalanma olasılıkları 1,5 misli fazla. Ama eğer anne değil büyükanne hamileliği sırasında sigara içmişse, astım riski 1,8 misli daha fazla oluyor. Hem annenin hem de büyükannenin hamilelik sırasında sigara içmesi ise astım riskini 2,6 misli arttırmakta. Gilliland’ın bu sonuçlara getirdiği açıklamaya göre tütün, doğmamış bebeğin DNA’sını etkilemekte. Bebeğin zarar görmüş DNA’sı böylece bağışıklık sistemini zayıflatmakta. Ayrıca anne, sigara yüzünden, çocuğa geçen astıma karşı da daha duyarlı hale gelmekte. Bilim adamları tütün içindeki etki maddelerinin bebeği iki yoldan etkilediğini ve astım riskini yükselttiğini tahmin ederken, öte yandan da hücrelerin enerji fabrikaları sayılan mitokondrilere de zarar verdiğini düşünüyorlar. Mitokondri DNA’sı anneden geçtiği için bozukluklar da aktarılmakta çocuğa. Ayrıca tütünden zarar gören yumurta hücreleri de doğacak çocuklar için bir tehlike oluşturmakta.Çinkonun zihin açıcı özelliği varBesinlerdeki çinko ilavesi öğrenme yetisini güçlendirmekte. Çinko sayesinde daha iyi konsantre olan ve daha hızlı reaksiyon gösteren çocuklar zeka testlerinde daha başarılı. Sonuç yaşları 12-13 arasında değişen 200 öğrenciye çinko katkılı besin diyeti uygulayan Amerikalı bilim adamlarına ait. Amerikan Tarım Bakanlığından James Penland, araştırmayla ilgili sonuçlarını San Diego’da düzenlenen Amerikan Toplum ve Beslenme Bilimleri konferansında sundu. Çinko, bedendeki çeşitli işlevleri yerine getiren bir eser elementtir. Mesela şeker, yağ ve protein metabolizmasında, kalıtım malzemesinin gelişiminde ve hücre büyümesinde önemli roller üstlenir. Çinko bağışıklık sistemi ve çeşitli hormonların işleyişinde kaçınılmazdır fakat bedende depolanmadığı için düzenli olarak besinlerle alınması gerekiyor. Özellikle kırmızı ette, balık, tahıl ürünleri ve bazı peynir türlerinde bol miktarda çinko vardır. Çinko eksikliği, gençlerde bir yandan büyümeleri için çok fazla çinko gerektiği için öte yandan da gıdalarla yeterince alınmaması yüzünde gelişmekte. Araştırmaya katılan çocukların bir kısmı içinde çinko bulunmayan bir sıvı, diğer grup on miligram (önerilen günlük doz) üçüncü grup ise 20mg çinko içeren sıvı içmiş. Araştırmanın başında ve sonunda çeşitli problemleri çözen çocukların kandaki çinko miktarı da (araştırmadan önce ve sonra) ölçülmüş. Araştırma sonunda günde 20 miligram çinko alan çocukların zihinsel yetilerinde önemli gelişme saptanmış. Çocukların, görsel belleği, sözel testlerdeki becerileri ve konsantrasyon yetileri önemli ölçüde gelişmişti. Ancak çinkonun hareketler ve sosyal davranışlar üzerinde hiçbir etkisi yok. Sonuçlar diğer araştırmalarla da kanıtlandığı taktirde, önerilen dozun 20 miligrama çıkarılması doğru olacaktır diyor bilim adamları.Mayalarda tuz üretim tesisiYemeğin tuzla daha lezzetli hale geldiğini Mayalar bile biliyordu. Louisiana Eyalet Üniversitesi’nden Heather McKillop yönetiminde çalışan bilim adamları, ortaya çıkardıkları 41 antik tuz fabrikasıyla, Mayaların tuz ticareti yaptıklarını kanıtladılar. Tuz fabrikalarından birinde bulunan bir kayık kalıntısıysa tuzun yakındaki Maya merkezlerine taşındığını göstermekte. Daha önceki yıllarda da Karayiplerdeki Punta Hicacos lagününde dört tuz fabrikası bulunmuştu. Burada üretilen tuzun o dönemin ihtiyacını karşılamayacağını düşünen McKillop ve ekibi bu yüzden diğer tuz fabrikalarını su altında aramayı sürdürdüler. 41 tuz üretim yeri İ.S.300-600 yıllarına ait. Bilim adamları tuz fabrikalarına tuz üretiminde kullanılan çanak çömlek kalıntılarına göre tarihlendirdiler. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi burada da deniz suyunun kaynatılmasıyla önemli ölçüde tuz elde ediliyordu. Bilim adamları tuz üretiminin devlet kontrolünde değil de yerel yönetimlerin kontrolünde yapılmış olmasını ilginç buluyorlar. "Tuz fabrikaları Maya merkezlerinden çok uzakta bulunduğu için herhalde devlet kontrolünde değildi" diyor McKillop Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde. Mayaların büyük yerleşmeleri, günümüzde Meksika, Guatemala ve Belize’ye ait olan Yucatan yarımadasının içlerinde bulunuyordu. Biyolojik maddeler de iklime zarar veriyorAtmosferdeki kirlenme söz konusu olduğunda araştırmacıların akıllarına hep is, kül ve insanlar tarafından oluşturan diğer tozlar geliyordu hemen. Oysa bu liste sanıldığından çok daha uzun. Kepek, ince kıl, yosun, polen ve spor gibi biyolojik partiküller de havayı kirletmekte diyor Mainz Üniversitesi’nden Ruprecht Jaenicke. Fizikçinin Science dergisinin son sayısında açıkladığı gibi biyolojik aerosoller (havada asılı parçacıklar) atmosfer kirliliğinin %25’inden sorumlu. Bu durumda hava durumu ve iklimdeki gelişmelerde önemli bir rol oynayabilirler. Örneğin polenler: Havada uçuşan polenler suyu emerek bulut oluşumunu tetikleyen yoğuşum tohumları gibi etkiyorlar. Çürümüş bitki kalıntıları ya da denizlerdeki planktonlar gibi diğer biyolojik parçacıklar ise buz kristallerinin gelişimini hızlandırıyorlar. Böylece yağışlar artıyor ve atmosferdeki su yok oluyor. İster benzin isi olsun ister cilt kepeği, havada asılı parçacıkların iklim üzerindeki etkisi kesin gibi. Ancak bunların tam olarak ne şekilde etkidikleri belirsizdir. Çünkü bunun için atmosferdeki tüm parçacıkların kökeni ve bileşimlerinin biliniyor olması gerekiyor. Tahminlere göre parçacıkların %25-40’ı hala açıklanamamıştır. Jeanicke bu yüzden neredeyse on yıl boyu çeşitli bölgelerde ve farklı çevre koşullarındaki biyolojik aerosollerin yoğunluğunu ölçtü. Atmosfer fizikçisi ölçümler sonucunda önemli oynamalar saptadı. Mesela Mainz kentindeki biyolojik parçacıkların oranı bir yıl içinde %5-50 arasında değişmekte. Fakat yıllara bağlı bir döngü söz konusu değil. Bilim adamının beklediği üzere biyolojik aerosollerin sayısı sonbahar ve kış aylarında düşmemekte. Sadece bileşimleri değişmekte. İlkbaharda polen oranı daha yüksekken, kış aylarında havadaki ölü hücre maddesi çoğalmakta. Kan grubu uyuşmazlığına rağmen böbrek nakliBerlin Charité Üniversite Kliniğinde ilk kez farklı kan grubuna ait bir böbrek nakledildi bir hastaya. Başarılı ameliyat yeni bir transplantasyon yöntemi sayesinde gerçekleşti. Ameliyat sırasında uyumsuz kan grubuna karşı işleyen antikorlar özel bir emici aletle "soğurularak" organın beden tarafından reddedilmesi önlenmiş. Charité Kliniğinde böylece üçüncü kez farklı kan grubuna ait üçüncü organ nakli gerçekleşmiş oldu. Klinikten yapılan açıklamaya göre kan grubu uyuşmayan böbrek naklinin, yetersiz organ bağışı nedeniyle yeni olanaklar sunması açısından önem taşımakta. Yeni bir felç terapisiİsrailli bilim adamları ağır sırt omuriliği yaralanmasına bağlı felç için yeni bir terapi geliştirdiler. Tedavi için makrofaj olarak bilinen uzmanlaşmış savunma hücreleri sırt omuriliğine aşılanmakta. Yeni terapi yöntemini geliştiren Proneuron Biotechnologies bilim adamları tedavinin yaralanmadan sonra 14 gün içinde başlaması gerektiğini ve yaralananların %30’unun iyileştirilebileceğini bildirdiler. Nörcerrah Nachschon Knoller ilk klinik testlerde 16 kişiden 5 kişinin bedenlerini yeniden hissettiklerini ve hareket edebildiklerini söyledi. Söz konusu hastalar düşme veya kaza yüzünden, olay anından itibaren tamamen felç olmuşlardı. Tedavi yöntemi İsrail’deki Weizmann Enstitüsü profesörü Michal Schwartz’ın araştırma sonuçlarına dayanmakta. Merkezi sinir sisteminde bağışıklık sisteminin bastırılması, ayrılan sinir sistemlerinin iyileşmesini tetiklemekte. Bilim adamları şimdi 60 hastayla ikinci bir denemeye hazırlanıyorlar. Akciğer hastalıklarının tedavisinde önemli bir gelişmeLondra Kraliyet Koleji bilim adamları, kronik obstrüktif akciğer hastalıklarında (KOAH) steroid tedavisinin etkisiz kaldığını kanıtladılar. Steroid yerine şimdi Theophyllin ilacı test edilmekte. Klinik testler kısa bir süre önce başladı. Kronik obstrüktif akciğer hastalıklarına bronşit ve amfizem de dahildir. Stereoidlerin KOAH gibi iltihaplı hastalıklara karşı etkili olduğu sanılıyordu. Fakat hastalar bu ilaçlara karşı herhangi bir reaksiyon göstermiyorlar. İltihaplardan belli başlı kimyasalları salgılayan bazı uzmanlaşmış genler sorumlu. İltihaplar, bu genlerin Histon Deacetylase 2 (HDAC2) enzimiyle devre dışı bırakılmasıyla önlenmekte. Steroidler bu süreci normalde HDAC2’yi temizleyerek ve belli başlı genlere yönelerek destekliyorlar. Bilim adamları KOAH hastalarındaki HDAC2 değerinin çok düşük olduğunu saptadılar ve bu nedenle de steroidler etkili olmamakta. Akciğer hücreleriyle yapılan testler, HDAC2 değerlerinin daha ucuz ve yaygın olan Theophyllin ilacıyla yükseltilebileceğini göstermiş. Araştırmayı yöneten bilim adamı Peter Barnes, KOAH hastalarında şimdilik akciğerdeki iltihabın değil sadece semptomlarının tedavi edilebileceğini bildirdi. Rahim ağzı kanserine karşı aşıAlman bilim adamları rahim ağzı kanserini önleyecek bir ilaç geliştirdiler. Rahim ağzı kanseri kadınlarda en sık karşılaşılan (dünya genelinde) ölüm nedenlerinden ikincisidir ve hastalık bir virüs enfeksiyonuyla başlar. Yeni ilacın bu enfeksiyonu engelleyerek kanserden koruması bekleniyor. Alman "Bild" gazetesine konuşan Torsten Strohmeyer :"Aşı konusunda çok umutluyuz, gelecekte tüm kadınlar önlem için aşılanabilir" dedi. Virüs kadınlara genelde genç yaşta bulaşıyor ve enfeksiyon yıllar sonra kansere dönüşmekte. Dünya çapında yapılacak bir araştırmayla şimdi ilacın beden tarafından ne şekilde tolere edileceği kontrol edilecek. Bilim adamları iğnenin iki yıl kadar sonra piyasaya verileceğini tahmin ediyorlar. Neandertal adamının yok oluş sebebi ticaret miydi?Bilim adamlarının son değerlendirmelerine göre Homo sapiens, dünya sahnesindeki galibiyetini ustaca planlanmış davranış biçimlerine borçluydu. Çünkü modern insan çeşitli görevleri bireylere dağıtma becerisine sahipti. Antropologlar uzun bir süredir Neandertal insanının yok oluşunu çözmeye çalışıyorlar. Bu konuda çok sayıda neden atıldı ortaya. Mesela Homo sapiens’in kültürel ve biyolojik açıdan daha üstün olması veya çevresel koşulların değişmesi gibi. Wyoming Üniversitesi’nden Jason Shogren ve arkadaşları şimdi bu konuda yeni bir tartışma açtılar. Bilim adamlarının görüşüne göre modern insan daha üstün davranış biçimlerine sahipti ve bu beceri sayesinde bir toplulukta kim hangi görevi dahi iyi yapıyorsa o konuda uzmanlaşıyordu. Bu hipoteze kanıt olarak arkeolojik buluntular gösterilmekte. Söz konusu kalıntılardan modern insanın bundan 40.000 yıl önce Avrupa’da Neandertalle karşılaşmadan evvel, küçük bölgelerde olduğu kadar geniş alanlarda da ticaret yaptığı anlaşılmakta. Oysa Neandertaller o kadar iyi organize edilmiş yapılara sahip değillerdi. Bilim adamları üç simülasyonda hipotetik senaryolarını test etmişler. İki simülasyonda Homo sapiens’e serbest ticaret yetisi verilince, modern insan, avcılık konusunda daha becerikli olan Neandertal adamını 7000 yıl içinde yok etmiş. Üçüncü simülasyonda iki tür birlikte yok olmuş. Konuyla ilgili araştırma yazısı Journal of Economic Behavior & Organization dergisinde yayımlandı.

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

False