GeriGündem Altı soruda Ermeni sorunu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Altı soruda Ermeni sorunu

Ermeni soykırımı karar tasarısı ABD Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'nda ele alınacak. Kurul tarafından onaylansa da bu, Ermeni sorununun Türkiye cephesiyle ilgili tarihi gerçekleri değiştirmeyecek. Osmanlı'nın son döneminde Ruslar tarafından kışkırtılan Ermeni çetelerin isyanları, Türkiye dışındaki Ermeni teşkilatlarının faaliyetleri, Osmanlı Hükümeti'nin son çare olarak çıkarttığı, Ermeniler'in sevk ve iskánlarına ilişkin yasa, o dönemdeki gerçek Ermeni nüfusu, Malta sürgünleri... İşte altı soruda Ermeni sorunu.

Ermeniler'in tehcirine yol açan gelişmeler nasıl başladı?

- Ruslar, Osmanlı Devleti ile bir savaşa tutuştukları takdirde, Ermeniler'in desteğini alacaklarından emindiler. Aynı durum Rusya'nın yanısıra diğer İtilaf Devletleri için de geçerliydi. Zira özellikle Doğu Anadolu'daki bazı Ermeniler daha önceleri onların kışkırtmasıyla defalarca isyan etmişlerdi.

Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla beraber özellikle Türkiye dışındaki Ermeni teşkilatları, Ermeniler'i Osmanlı Devleti'ne karşı İtilaf Devletleri'nin yanında savaşa çağırdılar. Ermeniler bu çağrılara uyarak hem İtiláf ordularına katıldılar, hem de kendini savunmaktan yoksun olan Anadolu'da isyanlar çıkartarak katliamlara giriştiler.

Osmanlı Hükümeti, ilk başlarda isyanları bölgesel önlemlerle yerinde bastırmayı ve savunmada kalmayı tercih etti. Bu arada, İstanbul'daki Ermeni Patriği'ne savaş sırasında asayişin temini için gerekli miktarda jandarma bulundurulamayacağı, dolayısıyla Ermeniler tarafından bir karışıklık çıkartıldığında, ‘‘ülke savunmasını sağlamak amacıyla sert önlemler almak zorunda kalınabileceği’’ anlatıldı. Ermeni komitelerine mensup oldukları bilinen Osmanlı Meclisi'ndeki Ermeni milletvekilleri de aynı şekilde uyarıldılar.

Ancak bütün bu uyarılara rağmen Ermeni komitelerinin tutumunda hiçbir değişiklik olmadı ve komiteler aksine, faaliyetlerini daha da arttırdılar.

Osmanlı orduları cephede savaşırken, Ermeni çetelerinin Ruslarla işbirliği yaparak cephe gerisinde giriştikleri faaliyetler, devletler hukukuna göre 'ihanet' kapsamında sayılıyordu.

Osmanlı hükümetini tehcir uygulamasına zorlayan gelişmeler nelerdi?

- Rus işgalinden önce, Ermeniler'in yaşadıkları yerler bir bakıma Ermeni komitelerinin kontrolündeymiş gibiydi. Bu yerlere devlet gücü giremez olmuştu ve dolayısıyla alınan güvenlik önlemleri de yeterli olmuyordu.

Bu durum, Osmanlı Hükümeti'ni son çare olarak Ermeniler'i başka yerlere nakledip oralarda iskán etme arayışına itti. Daha önce sınırlı olarak başlatılmış olan bu uygulamanın genelleştirilmesi düşüncesini ise, Van Ermenileri'nin isyanı pekiştirdi. Ermeniler'in Ruslar'la işbirliği sonucu gelişen olaylar Van ve çevresinde ciddi boyutlara ulaşmıştı. Çıkarttıkları isyan, yaptıkları katliam ve tahripler, Ruslar'ın bir ay içinde Van, Malazgirt ve Bitlis'i işgali sonucunu doğurdu. Ruslar'ın her askeri harekátı, Ermeni isyanları sayesinde hedefine ulaşıyordu. Van'da yaşananlar Türk ordusunun arkadan vurulduğunu açık bir şekilde gösterince, İstanbul hükümeti ülkenin muhtelif bölgelerinde yaşayan Ermeniler'in zorunlu sevk ve iskánına karar vermek zorunda kaldı.

24 Nisan 1915’te ne olmuştu. Bu tarihin anlamı nedir?

- Bu tarih, Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içerisinde serbestçe faaliyet gösteren Ermeni komite merkezlerinin kapatıldığı ve önde gelen üyelerinin tutuklandığı gündür.

Dünya savaşı için seferberlik ilánının üzerinden dokuz ay geçmişti ve hükümet o gün 14 valilikle 10 mutasarrıflığa bir emirname göndererek ülkenin çeşitli bölgelerinde isyanlar çıkartan, Rus ordusuna katılıp gönüllü alaylar oluşturan, Osmanlı ordusunu arkadan tehdit eden ve Osmanlı Devleti aleyhine her türlü faaliyetin içinde yeralan bütün Ermeni siyasi örgütlerinin dağıtılmasını istedi. Bu talimat üzerine 80 bine yakın Ermeni'nin yaşadığı İstanbul'da 2 bin 345 Ermeni tutuklandı. Yapılan bir soykırım olsa idi, İstanbul'da geri kalan 78 bin Ermeni'nin de tutuklanması gerekirdi.

Hükümetin bu kararının üzerinden bir ay geçmesine rağmen Ermeniler'in tavrında bir değişiklik görülmeyince son çare olarak tehcire başvuruldu. Osmanlı Hükümeti, sevk ve iskán uygulamasını o günün zor koşullarında bile bir yasaya dayandırdı ve 27 Mayıs 1915 tarihinde üç maddelik bir yasa çıkartıldı. 'Tehcir Kanunu' olarak anılan bu yasanın ikinci maddesinde 'Askerlere yönelik hareketleri, casusluk veya ihanet ettikleri tespit edilen köy ve kasaba sakinleri tek başlarına veya toplu halde başka mahallere sevk ve iskán edileceklerdir' deniyordu.

Ermeni lobisinin 1,5 milyon Ermeni'nin öldüğü iddiasının gerçekliği nedir?

- Savaş döneminde tutulan kayıtlar, resmi sayılar, kilise kayıtları, yabancı misyonların raporlarında yer alan nüfus bilgileri ve diğer belgeler incelendiğinde, soykırım iddialarına dayanak aramak amacıyla o günkü gerçek Ermeni nüfusunun en az üç katı kadar Ermeni'nin öldüğü iddiasının ortaya atıldığı görülüyor.

Osmanlı Devleti'nde yaşayan Ermeniler'in nüfusuna ilişkin çok değişik iddialar mevcuttur. Örneğin, 1917 tarihli İngiliz Yıllığı Ermeniler'in nüfusunu 1 milyon 56 bin, Ermeni Patriği Ormanyan 1 milyon 579 bin, bir diğer Patrik Nerses Varjabedyan ise 1 milyon 150 bin olarak veriyor. 1914 nüfus istatistiği ise Ermeni nüfusunu 1 milyon 221 bin 850 olarak gösteriyor. Bütün bu kaynaklar değerlendirildiğinde, Ermeni nüfusunun Birinci Dünya Savaşı yıllarında 1 milyon 250 bin civarında olduğu ortaya çıkıyor.

Lozan Konferansı bünyesinde toplanan tali komisyona Osmanlı İmparatorluğu'nun eski Hariciye Nazırı Gabriel Noradunkyan'ın Ermeniler lehine sunduğu rapora göre, tehcir sırasında Doğu Anadolu'da yaşayan Ermenilerden 345 bini Kafkasya'ya, 140 bini Suriye'ye, 120 bini Yunanistan'a ve Ege Adaları'na, 40 bini Bulgaristan'a ve 50 bini de İran'a olmak üzere toplam 695 bini Anadolu'dan göç etmişti.

Bir başka Ermeni, Richard Hovannisyan ise, Suriye dışındaki Arap ülkelerinden Lübnan'a 50 bin, Ürdün'e 10 bin, Mısır'a 40 bin, Irak'a 25 bin, Fransa ve Amerika'ya da 35 bin Ermeni'nin göç ettigini belirtiyor.

Bu durumda tehcir uygulaması sırasında toplam 855 bin Ermeni'nin göçe tabi olduğu anlaşılıyor. Bu 855 bin sayısı l milyon 250 bin olan 1914'teki toplam Ermeni nüfusundan çıkarıldığında, geriye yaklaşık 366 bin kişi kalıyor. Göçe tabi tutulmayan nüfusun ise 82 bin 880'inin İstanbul, 60 bin 119'unun Bursa'da, 4 bin 548'inin Kütahya Sancağı'nda ve 20 bin 237'sinin de Aydın viláyetinde bulunmak üzere 167 bin dolayında tahmin ediliyor. Göçe tabi tutulmayanların sayısı 366 binden çıkartıldığında, geriye kayıp gözüken 200 bin kişi kalıyor. Bu sayı da Ermeni lobisinin 1,5 milyon Ermeni'nin öldüğü iddiasının ne kadar abartılı olduğunu gösteriyor.

Konuya Osmanlı Devleti'nin 1915-1918 yıllarını kapsayan dönemde cephelerde ve cephe gerisindeki kayıpları açısından bakıldığında ise şu tablo karşımıza çıkıyor: 400 bin yaralı, 240 bin hastalık nedeniyle ölüm, 35 bin yeterli bakım sağlanamadığından ölen yaralı ve 50 bin savaş alanında şehit.

Zorunlu sevk ve iskánın başka ülkelerde örnekleri var mı?

- Zorunlu göç uygulamasına daha ileriki yıllarda bazı büyük devletlerin de başvurduğunu gösteren pek çok örnek vardır ve bazı devletler savaş koşullarının dayatması karşısında vatandaşlarının bir kısmını zorunlu göçe tabi tutmuşlardır.

Örneğin Radikal Sosyalist Fransız hükümeti Almanca konuşan ve Fransa'nın Almanya sınırında yaşayan Alsazlar'ı 1939-40 kışında, Majino Hattı'nın doğusundan alarak Fransa'nın güneybatısına, özellikle de Dordogne'a nakletmişti. Aynı şekilde Amerikan Yönetimi de Japonya'nın gerçekleştirdiği Pearl Harbour baskınından sonra, Japon asıllı Amerikan vatandaşlarını Pasifik bölgelerinden Missisippi vadisine göç ettirdi ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar buradaki toplama kamplarında barındırdı.

Malta sürgünleri hangi nedenlerle serbest bırakıldı?

- Birinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra, müttefik orduları İstanbul'u ve Osmanlı İmparatorluğu'nun başka bölgelerini işgal etttiler. İşgalciler arasında bulunan İngilizler ise, aralarında Osmanlı siyasi ve askeri liderleriyle önde gelen aydınların da bulunduğu 143 kişiyi 'Ermeni olaylarında savaş suçu işledikleri' iddiası ile tutuklayarak Malta Adası'nda hapsettiler.

İstanbul'daki hükümet hem saltanatın muhafazası, hem de son on yıl içinde imparatorluğu yöneten İttihad ve Terakki Partisi'nin ortadan kaldırılması amacıyla Müttefikler'le her konuda işbirliğine girdi. Sonuç olarak gerek İttihad ve Terakki rejimi, gerekse de İstanbul'da ve Malta'da tutuklu bulunan eski yöneticiler hakkında suç kanıtlarının bulunabilmesi amacıyla Osmanlı arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar yapıldı. Ancak zamanın İstanbul Hükümeti ve İngilizler, Malta'daki tutuklular hakkındaki soykırım suçlamalarını kanıtlayacak delilleri mahkemeye sunamadılar.

ABD arşiv raporlarına göre, Washington'daki İngiliz Büyükelçi R. C. Craigie 13 Temmuz 1921'de Lord Curzon'a çektiği mesajda şöyle yazıyordu:

'Malta'da tutuklu bulunan Türkler aleyhine delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey olmadığını bildirmekten üzüntü duyuyorum... Yeterli delil oluşturabilecek hiçbir somut olay mevcut değildir. Sözkonusu belgeler, hiçbir surette Türkler hakkında halen Majesteleri'nin Hükümeti'nin elinde bulunan bilgilerin takviyesinde yararlı olabilecek delilleri bile ihtiva etmemektedir.''

Sonuçta, Malta'daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama yönetilmeden ve mahkemeye çıkartılmadan 1922'de serbest bırakıldılar.

Canlı Borsa - Altın Fiyatları - Döviz Kurları için Bigpara

False