GeriGündem Aksiyon filmi değil çeviri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aksiyon filmi değil çeviri

Aksiyon filmi değil çeviri
refid:23201069 ilişkili resim dosyası
Abone Olgoogle-news

Yaşanmış hikaye: 12 ülkeden seçilmiş uzman ordusu, Londra’da bir üste toplandı. Tüm dünyayla bağlantıları kesildi. Korumaların takibi altında 45 gün çalıştılar. Görevleri: Dan Brown’ın son romanı Cehennem’i çevirmek. Bu macerada yer alan 3 Türk çevirmen anlatıyor...

15 Ocak’ta, Dan Brown, Facebook ve Twitter üzerinden yürüttüğü kampanyayla tüm dünyadaki okurlarına seslendi. 2,5 milyon okurunu Facebook sayfasındaki fotoğrafa eklemeye çağırdı. Profil fotoğraflarından oluşan bir mozaik yapıldı. Sonrasında ise Dan Brown’un yeni kitabının adı ve kapağı açıklandı. Öğrendik ki isim ‘Inferno / Cehennem’.

 

Tam da bu tarihlerde yazarın Türkiye’deki yayıncısı Altın Kitaplar’a ‘TOP SECRET’ uyarılı bir e-posta gönderildi. Buna göre yazarın ajansının belirlediği 12 ülkenin yayınevi ‘çok gizli’ bir çeviri çalışmasına dahil olacaktı. İngiltere ve İtalya’da iki ayrı ve özel güvenlikli ofiste, 12 ülkeden seçilen çevirmenler iki ay içinde Dan Brown’ın yeni kitabını çevireceklerdi! Bu sürede ailesine bile ne için gittiklerini bildirmeyecek, kimseyle görüşmeyecek, dışarıya tek kelimelik bir bilgi bile sızdırmayacaklardı. ‘TOP SECRET’ bu e-postanın ‘ek’ kısmında ise, yayınevi ve çevirmenlerin imzalaması gereken 10 maddelik sözleşme bulunuyordu.

 

Altın Kitaplar yayınevi, Dan Brown’ın daha önceki kitaplarını Türkçeye çeviren Petek Demir’i, ikinci çevirmen olarak kardeşi İpek Demir’i ve editörleri Hülya Şat’ı bu ‘gizli görev’ için İngiltere’ye gönderdi. Yaklaşık 45 gün süren yoğun mesai sonrası, Nisan sonunda çevirileri teslim edip Türkiye’ye döndüler. Üçlü tam da Dan Brown’a yakışacak bu ‘gizlilik’ dolu 45 gün neler yaşadıklarını anlattı.


OLAĞANÜSTÜ GÜVENLİK ÖNLEMLERİ

 

Petek Demir:
Giderken en yakınlarımıza bile ne yaptığımız hakkında bilgi vermemiz yasaktı. Dan Brown’un İngiltere yayıncısı Transworld’ün binasında bir katında çalıştık. Ofise girdiğimiz zaman pasaportlarımızı teslim ediyorduk. Üzerinde isimlerimizin yazılı olduğu manyetik okuyuculu özel giriş kartları veriliyordu. Ana giriş kapısından geçtikten sonra iki kapıdan daha geçiyorduk. Daha sonra, sürekli kilitli tutulan ve başında bir güvenlik görevlisinin olduğu dosya odasına gidiyorduk. Bütün çeviriler, ayrı ayrı kilitli kasalar içerisinde muhafaza ediliyordu. Özel numaralandırılmış nüshalar üzerinden çalışıyorduk. Kimse bir başkasının numarasını bilmediği için, başkasının nüshasını göremiyordu. Sigara ve yemek molasına gittiğimiz zaman tüm notlarımızı kasalara koyuyorduk. Kasaların anahtarı, kapıdaki özel güvenlik görevlisinde bulunuyordu. Kendimize ait hiçbir elektronik cihazı içeri sokamıyorduk. İçeriden de bir şey dışarı çıkaramıyorduk. Çeviri yaptığımız laptoplar yayınevi tarafından temin edilmişti ve onlarda da sadece word dosyaları açılıyordu. İnternete kesinlikle giremiyorduk.

BAŞIMIZDA ÖZEL GÜVENLİK GÖREVLİLERİ

 

 

İpek Demir koruma ordusunun eğitimli olduğunu söylüyor: “Lily Allen, Amy Winehouse ve ismini açıklamadıkları birkaç Hollywood aktrisinin özel koruması olan profesyonel güvenlik görevlileri vardı her odada. Birisi eski asker, birisi eski polis, birisinin kendi özel güvenlik ve koruma şirketi olan, filmlerde gördüğümüz iri yarı adamlardı başımıza dikilen. Ne üzerine çalıştığımıza dair tek kelime sormazken, binadaki diğer çalışanlara da ‘gizli’ bir çalışma içinde bulunduğumuz ve kesinlikle bize bir şey sormamaları gerektiği tembihlenmişti.”

 

DÜĞÜN TARİHİNİ ERTELEDİ

 

İpek Demir bu proje için tüm planlarını değiştirmek zorunda kalmış, hatta düğününü bile.. Ancak projeyi duyunca nişanlısı da “Buna değer” demiş:
“Petek ve Altın Kitaplar bana çok gizli bir projede çalışacağımızı söylediği zaman önce bir tedirgin oldum. Bunun Dan Brown çevirisi olduğunu öğrendiğimde evvelâ heyecanlandım. Ama 2 ay boyunca İngiltere’de kalacağımız söylendiği zaman her şey allak bullak oldu. Çünkü 23 Mart’ta aylar öncesinden belirlenmiş düğün tarihimiz vardı. Otel ayarlanmış, davetiyeler basılmış, mekân ayarlanmıştı. Nişanlımla beraber gün sayarken, ona ve ailelerimize 2 ay süresince kesintisiz çalışacağım, ‘çok gizli’ bir çeviri işi olduğunu söyledim. Çevirinin Londra’da özel korunaklı bir ofiste olacağını anlattım. İlk başta ikta edebilmem zor oldu elbette, ama nihayetinde 17 Mayıs olarak değiştirdik düğün tarihini...”

 

ROMAN KAHRAMANI ÇEVİRMENLER

/images/100/0x0/55ea16fef018fbb8f86a9f63

 

Petek ve İpek Demir kardeşler, odalarını farklı ülkelerden çevirmenlerle paylaşmak zorunda kaldıklarını anlatıyor:
“Odaları iki ülke olarak paylaşıyorduk. Önce Danimarka ekibiyle paylaştık odamızı. Daha sonra Norveçli çevirmen geldi bizim odamıza. Kendisi eski bir müzisyenmiş. Bu yüzden kulaklarının çok hassas olduğunu söylüyordu. Çeviriye başlamadan önce, kulak tıkacını takıp üstüne büyük kulaklıklar geçiriyor ve kısık sesle müzik dinliyordu. Buna rağmen fısıltıyla konuştuğumuz zaman bile, duyduğunu söyleyip bizi uyarıyordu. Bizim odamıza gelmeden önce Finlandiya ekibiyle ve Hollanda ekibiyle tartışmış. Hollandalılar birbirleriyle çok konuştuğu için, Finlandiyalı çevirmen ise çok gürültülü klavye kullandığı için tartışmışlar. En sonunda bizim odamızda tamamladı çevirisini...”

 

BU ZAMANA KADARKİ EN İYİ ROMANI

 

Hülya Şat, çeviri tamamlandıktan sonra da, yoğun güvenlik önlemlerinin sürdüğünü anlatıyor: “Diğer ülkeler İngiltere’ye giderken herhangi bir vize sorunu yaşamadıkları için, bizden on gün önce oradaydılar ve çoktan çalışmaya başlamışlardı. Vize işlemlerini yürüten ofiste tadilat vardı ve bir hafta da onlar yüzünden geçiktik. Ama çok sınırlı bir zamanımız olduğu için, çevirmenlerimiz hafta sonu bile sabah 9’dan akşam 9’a kadar çalışarak büyük bir hızla tamamladılar çevirilerini. Kitabın son 50 sayfası herkese aynı anda ve çeviri süresinin bitmesine yaklaşık 10 gün kala teslim edildi. Biz aynı sıkı çalışmayla, diğer ekiplerden 5 gün önce bitirdik. Roman üzerinde yapılacak tüm düzeltmeler bittikten sonra elimizdeki bütün nüshaları imha edilmek üzere bizden teslim aldılar ve kitabı bir ‘flash bellek’ içinde Türkiye’ye getirdim. Bellekteki dosyayı açabilmemiz için gerekli şifreyi ise daha sonra e-posta ile gönderdiler. Üç kere yanlış girilirse, bellekteki bilgiler otomatik olarak silineceğini de belirtiyorlardı. Kitabın tamamını, şu anada kadar Türkiye’de okuyan ilk kişiyim. Dünyadaki şanslı birkaç kişiden biriyim aynı zamanda. Tüm samimiyetimle belirtmeliyim ki, bugüne kadar okuduğumuz diğer Dan Brown romanlarından çok daha iyi bir roman. Hattâ en iyi Dan Brown romanı Cehennem. Roman boyunca bazı tahminlerde bulunsanız bile, çok şaşırtıcı bir sonu var.”

 

SAAT FARKIYLA ÖNCE TÜRKİYE’DE ÇIKACAK

 

14 Mayıs’ta Amerika’yla aynı anda yayınlanacak ülkeleri Dan Brown’ın ajansı daha önceki kitapların satış rakamlarını baz alarak belirlemişler. Türkiye haricinde çağrılan diğer ülkeler; Hollanda, İsveç, Danimarka, Norveç, İtalya, Almanya, Fransa, Finlandiya, İspanya ve Brezilya. En doğudaki ülke Türkiye olduğu için saat farkıyla, kitap dünyada ilk olarak Türkiye’de piyasaya çıkacak!

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle