GeriGündem Akkuyu Santralı kapımızda
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Akkuyu Santralı kapımızda

Abone Olgoogle-news

Nükleere evet mi hayır mı?

Mersin'in Gülnar İlçesi'ne bağlı Akkuyu'da, nükleer santral yapımı için açılan ihale, bugünlerde sonuçlanacak. 1972'den bu yana Türkiye'nin gündeminde olan bu proje, Çernobil faciasından sonra gelişen anti nükleer tepkinin de etkisiyle ertelenip durdu. Bunda, yatırımın çok pahalı olması da etkili oldu. Ancak, Türkiye'nin önemli ölçüde enerji açığı olduğu da bir gerçek. İhaleyle birlikte, ‘‘Nükleer’’ tartışması yeniden alevlenecek.

Nükleer enerji üretimi için Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), 15 Ekim 1997'de üç konsorsiyumdan teklif almıştı. AECL (Kanada), Westinghouse (ABD) ve Mitsubishi (Japonya). İhaleyi kazanan konsorsiyum, santralın ilk ünitesini 2005 yılında teslim edecek.

Akkuyu Nükleer Santralı yapımının adaylarından AECL, ‘‘İlerlemiş teknolojiyle yapılmış reaktör’’ adını verdikleri CANDU-6 sistemiyle üretim yapıyor. AECL'in Akkuyu konsorsiyumunda, Güriş, Gama ve Bayındır gibi Türk firmaları da bulunuyor. AECL, Kanada'nın KİT'lerinden biri. Ancak gerek mali kaynakları gerek ulaştığı teknolojik üstünlükle ülkemizin KİT'lerinden çok farklı. İhaleyi kazandığı takdirde, AECL'in reaktör inşa ettiği Çin, Güney Kore, Arjantin ve Romanya'dan sonra beşinci ülke olacağız. AECL Başkanı Reid Morden, NETAŞ ve Ankara Metrosu'nu örnek verip 1985'ten beri Türkiye'de olduklarını söylüyor. ‘‘Özal döneminde Akkuyu projesi için sekiz firma arasından biz seçilmiştik. Ancak Yap İşlet Devret'e finansman bulunamadığı için ertelenmişti’’ diyor. Morden, Akkuyu nükleer santralıni kendilerinin yapma şansını oldukça yüksek buluyor. CANDU teknolojisinin bazı ayrıcalıklarını sıralıyor. ‘‘Bizim teknolojimizde uranyum, zenginleştirilmeden kullanılıyor. Böylece dışa bağımlılık olmuyor ve masraf az oluyor.’’ Reid Morden ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya'nın, zenginleştirilmiş uranyumu silah programları dahilinde ürettiklerini anlatıyor.

AKDENİZ VE NÜKLEER

Kanada'da, CANDU teknolojisiyle yapılmış 22 reaktör bulunuyor. CANDU yetkililerine göre reaktörler, ‘‘en temiz ve çevre dostu’’. Kanada ile ABD arasında bulunan Ontario Gölü'nü örnek veriyorlar. Ontario'nun kıyısında, 12'si Kanada, üçü ABD'ye ait 15 reaktörün gölü kirletmediğini, Akkuyu Santralı'nin de Akdeniz'i kirletmesinin mümkün olmadığını söylüyorlar.

ODTÜ Kimya Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. İnci ve Ali Gökmen ABD'de Nükleer Kimya üzerine doktora yapmış iki bilimci. İnci Gökmen, Ocak 1987'de Çernobil'le ilgili o ünlü raporu hazırlayıp devletin gizlediği gerçeğin, basın aracılığıyla duyurulmasını sağlamıştı. Gökmen çifti, CANDU yetkililerinden çok farklı düşünüyor. ‘‘Kaza ve arızalara ek olarak, nükleer santrallerin çevreye radyasyon saçmalarına başka sorunlar da neden olabilir. Depremler, ülkelerdeki siyasal istikrarsızlıklar, ekonomik kaygılarla santral giderlerinden kısıntılar yapılmasıyla güvenlik önlemlerinin azaltılması, savaş ve terörizm gibi etkenler, doğaya radyoaktif atıkların salınmasına neden olabilir.’’ Prof. Dr. İnci Gökmen, nükleer enerjinin iddia edildiği gibi ucuz olmadığını birçok ülkede tamamlanmış ama çalıştırılmamış çok sayıda nükleer santral olduğunu söylüyor. Gökmen, nükleer atık sorunun henüz çözülemediğine, yakın gelecekte de çözüm olanağının azlığına dikkat çekiyor.

Prof. Dr. İnci ve Ali Gökmen, nükleer güç ve nükleer silahın birbirinden ayrılmayacak şekilde bağlı olduğunu düşünüyorlar. ‘‘Nükleer silah için yakıt işleme tesislerine gereksinim vardır. Yakıt işleme tesisleri de çevreyi nükleer santrallerden çok daha fazla kirletmekle kalmayıp nükleer savaş riskini arttırmaktadır.’’ AECL yetkilileri, gerek zenginleştirilmemiş uranyum kullandıkları, gerekse yaptıkları uluslararası anlaşmalar nedeniyle böyle bir programın içinde olmalarının mümkün olmadığını söylüyorlar. 1968'de imzaladıkları Nükleer Silahsızlaşma Anlaşması'yla 1983'te imzaladıkları Nükleer Malzemenin Denetlenmesi Anlaşması'nda taraf olduklarını hatırlatıyorlar.

AECL-CANDU'ya göre atıklar ne olacak?

Reaktörden çıkan atıklar, radyoaktif olduklarından ve ısı üretmeye devam ettiklerinden, kül misali dışarıya atılamaz. Isı ve radyoaktif değeri belli bir seviyenin altına düşene dek santral binası içinde yer alan havuzlarda bekletilirler. Sekiz-on yıl bekletildikten sonra bu atıklar, santral sahasında veya merkezi bir depolama tesisinde çelik ve/veya beton bloklar içerisinde kuru olarak depolanırlar. Kullanılmış bu yakıtlar, yeraltı sularından ve fay hattından uzak bölgelerde, yerin 600-700 metre altındaki kaya tuzu madenlerinde veya sert kayaçlı katmanda açılacak yeraltı galerilerinde, çevreye zarar vermeyecek şekilde nihai olarak depolanabilirler. Büyükçe bir atık depolama tesisi, reaktörün 30 yıllık atığını saklayabilir. Zaten atığın yüzde 90'ını oluşturan uranyum ve plutonyum, yakıt olarak geri kazandırılacağından geriye kalan atık, çok az olacaktır.

Neden Akkuyu seçildi ?

Beş yıl süren bilimsel ve teknik araştırmalar yapıldı. 100'ü aşkın rapor hazırlandı. Bu raporlara göre Akkuyu nükleer santral kurmaya uygun beş temel ölçüye sahip. Çünkü

- Akkuyu, deprem tehlikesi taşımıyor.

- Karayolu ile taşınması mümkün olmayan 600 tonluk nükleer santral üniteleri deniz yoluyla taşınabilecek.

- Nükleer santralların çok büyük miktarlarda soğutma suyu ihtiyacı Akdeniz'den sağlanabilecek.

- Nüfus yoğunluğu az bir bölge olup santral için istimlak edilen alanın neredeyse tamamı, devlete ait.

- Santral Adana, Mersin, Konya, Antalya gibi yoğun elektrik tüketen bölgelere yakın olduğu için iletim kaybı düşük olacak.

Neden Akkuyu olmamalı ?

Çevreye verilen zararların geri dönüşü olmuyor. Doğa, insanları ölerek cezalandırıyor. Maliyet hesaplarında, doğadaki canlıların bedeli gözönüne alınmıyor hatta onların bir bedeli olduğu bile düşünülmüyor. Akdeniz'in en temiz, el değmemiş bereketli topraklarından Akkuyu'da ilkinin yapılması düşünülen nükleer santral, bu bölgenin kirlenmesine neden olacak, bölgenin tarım ve turizm potansiyeli yok edilecek ve bölge değersiz bir konuma sokulacak. Akkuyu, yoğun enerji tüketen İstanbul ve Kocaeli gibi sanayi bölgelerine çok uzak. Türkiye'de üretilen elektriğin büyük bölümü nakil hatlarında kayboluyor. Akkuyu'da üretilecek elektriğin büyük kısmı da nakledilirken kaybolacak. Bölge için Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu hazırlanmadı. Akdeniz, kirlenme haritalarında en temiz bölge olarak gösteriliyor. Akkuyu bölgesi turizme açılmadığı için betonlaşma da yok. Bu bakımdan ekoturizm için büyük potansiyel içeriyor. Bölgenin deprem bakımından güvenli olduğu rapor edildi. Ancak bölge yakınından Ecemiş Fay Hattı geçiyor ve bölgede yer yer depremler oluyor.

Prof. Dr. İnci ve Ali Gökmen’in, Çernobil'le ilgili raporundan sonra, Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ahmet Yüksel Özemre, ODTÜ Rektörü'ne iki öğretim üyesini görevden almasını emretmişti.

Prof. Dr. İnci Gökmen'e göre nükleer atıklar

Henüz hiçbir ülke, nükleer atık sorununa çözüm bulamamıştır. Yüksek oranda radyasyon içeren kullanılmış nükleer yakıt çubuklarının nasıl saklanacağı halen çözümlenmemiştir. Saklanması için üç seçenekten biri tercih edilmektedir. Uranyum ve plutonyumun geri kazanılarak yeniden yakıt olarak kullanılması, atık yakıtın derin jeolojik oluşumlarda depolanması ve bu iki durumdan birine karar verinceye kadar, kararın ertelenmesi. Atığın tekrar kazanım teknolojisi son derece karmaşık olup büyük bir yatırım gerektirmektedir. Dünyada beş ülkede; Fransa, Hindistan, Japonya, Rusya ve İngiltere'de geri kazanım tesisleri vardır. ABD ve diğer ülkeler ise arıtmadan, doğrudan saklama yöntemini kullanıyorlar. ABD'de, nükleer enerji santrallerinden 30 bin ton, nükleer silah yapımından ise 380 bin metreküp nükleer atık birikti. ABD Enerji Bakanlığı, sadece seçilen yerin radyoaktif atıklar için uygunluğunu araştırmaya 1.7 milyar dolar harcadı.






False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle