9 ışık 9 oy formülü

Güncelleme Tarihi:

9 ışık 9 oy formülü
Oluşturulma Tarihi: Nisan 27, 1999 00:00

Haberin Devamı

Seçim stratejilerinde daha önce MHP'ye oy vermemişlerin iknası yer aldı

Dokuz ışık, dokuz oy! Bu çağrı benimsendi. Bahçeli gibi tüm ülkücülerin uğurlu sayısı dokuz oldu. Unutturmamak için de MHP binalarına, seçim bürolarına panolar asıldı: ‘‘MHP için dokuz oyunuzu tamamladınız mı?’’

Partilerin seçim kampanyalarına başladığı günlerde Devlet Bahçeli, ikinci Türkiye turunu tamamlamış, üçüncüsüne hazırlanıyordu. Türkiye'yi karış karış dolaşmış, MHP teşkilatlarını ayağa kaldırmıştı. Hem öyle uçakla da değil, karayoluyla gezmişti. Kimi zaman bir tarlada çalışan köylülerin yanında durdurmuş otobüsü, kimi zaman mola veren yolcuların yanında. Sohbet etmiş, dinlemiş onları.

Oysa öbür liderler uçaklarla gezip, kentleri kuşbakışı görmeyi yeğliyordu. Birbirine benzeyen meydanlarda yapılan konuşmalardan ibaret gezilerdi onlarınki. Ülke coğrafyasından kopuk, yaşamın içinde soluk alıp vermeyen geziler. Bahçeli, bu tarz gezilerden hep uzak durdu...

İşte MHP'yi iktidar ortaklığına taşıyan ‘dip dalga'nın nedenlerinden biri buydu. Sade, sabırlı ve titiz bir seçim çalışması...

İki amacı vardı bu yöntemin. Birincisi seçmenle yüzyüze ilişki, ikincisi MHP tabanına, ülkücü kadrolara şevk vermek! Ülkücü kadroları canlandırmak çok önemliydi. 1995 seçimleri, kötü izler bırakmıştı geriye. 12 Eylül döneminin yılgınlığını üzerlerinden yeni atmış, partilerinin oy patlaması yapacağına umut bağlamışlardı ama ‘Türkeş hanedanı adaylar' ve ‘Nusret Demiral‘ın Türkçe ezan istemesi' tartışmaları, hüsran getirmişti. MHP, barajda boğulmuş; moraller bozulmuştu...

OYUNUZU TAMAMLADINIZ MI?

Bu sonucun hesaplaşması, Alparslan Türkeş'in yaşamını yitirdiği günlerde hala sürüyordu. Olağanüstü Kongre'ye, bu hesaplaşma aynen yansımış, Bahçeli, o tepkinin gücüyle Tuğrul Türkeş'i altetmişti. ‘Başbuğ' dönemi kapanmış, Bahçeli, ülkücüleri eski günlere, 12 Eylül öncesinin, hatta 1970'lerin klasik çizgisine geri götürme misyonunu üstlenmişti. Ülkücülerin ‘Bozkurtlar' olarak anıldıkları, uzun ince bıyıkların çeneden aşağı sarktığı günlerdi rüyalarındaki. Ülkücülerin moral bozukluğunu bu nostaljiyle aşabileceklerine inanıyordu...

İlk adım olarak ‘Başbuğ'un ‘Dokuz Işık milli doktrin'i yeniden baştacı edildi. Bahçeli, Erciyes'teki geleneksel kurultayda bozkurtlara seçim hedefi gösterirken de ‘Dokuz Işık'tan esinlendi: ‘‘Her ülküdaşım, hayatının hiçbir döneminde MHP'ye oy vermemiş dokuz kişiyi MHP'ye oy vermeye ikna edecek...’’

Dokuz ışık, dokuz oy! Bu çağrı benimsendi. Bahçeli gibi tüm ülkücülerin uğurlu sayısı dokuz oldu. Unutturmamak için de MHP binalarına, seçim bürolarına panolar asıldı: ‘‘MHP için dokuz oyunuzu tamamladınız mı?’’

Bahçeli, amacına ulaşmıştı. Bozkurtlar, kapı kapı dolaşmaya başladı. Üstelik, Genel Başkanın istediği gibi, ‘Doğulu-Batılı, Alevi-Sünni demeden' her kapıyı çalıyor, oy istiyorlardı. ‘‘Türkiye, Hareket'e geçiyor’’ sloganı önce MHP tabanında etkisini göstermiş, ülkücüler harekete geçmişti...

AVRUPA'DAN AKAN MİLYARLAR

Anadolu'daki MHP teşkilatlarındaki hareketlenme, Avrupa'daki ülkücülere de yansıdı. Ülkücüler, Avrupa'daki her ülkede örgütlenmiş, federasyonlar kurmuşlardı. Türk Federasyonları, Avrupa'da, Fazilet Partisi'ne yakın Milli Görüş Teşkilatı kadar yaygındı. Üstelik PKK yanlısı örgütlerin güçlenmesine reaksiyon olarak Türk Federasyonlarının da gücü artmıştı. Bu örgütler, seçim öncesinde tüm enerjilerini, MHP için kullandılar. Toplantılarda, yayın organlarında hep bu konuyu işlediler. Fransa Türk Federasyonu'nun ‘Sıla' adlı gazetesi de Mart 1999 sayısında ülkücülere çağrıda bulunuyordu: ‘‘Seçimlerde oy kullanmak isteyen ülküdaşlarımızın sayısı her gün artıyor. Fransa Türk Federasyonu'nun organize ettiği turlarla 2 binin üzerinde ülküdaşımız, kiralanan uçaklarla gümrüklerde vatandaşlık görevlerini yerine getirdiler. 300'ün üzerinde vasıta da Kapıkule yolunda.’’

Federasyon Başkanı Nihat Yazar da ülkücülere seçim çalışmaları için Türkiye'ye gitmeleri çağrısında bulunuyordu. ‘‘Eğer bu mümkün değilse, Türkiye'deki yakınlarını telefonla arayarak oylarını MHP'ye vermelerini sağlamalıdır’’ diye de ekliyordu. ‘Dokuz oy' çağrısı oraya da ulaşmıştı.

Akın akın geldiler Türkiye'ye, arabalarla, uçaklarla. Gümrük kapılarında oy kullanmakla kalmayıp, 18 Nisan'a kadar kendi yörelerinde gece gündüz demeden çalıştılar.

Daha önemlisi Avrupa'daki Türk işçilerden topladıkları paraları da beraberlerinde getirdiler. O günlerde, bir olay, MHP yönetiminde kulaktan kulağa aktarıldı: ‘‘Avusturya Türk Federasyonu'ndan bir yetkili gelmiş. Devlet beye bir çanta uzatmış, içi şilin doluymuş. Avusturya'da topladıkları yardım paralarıymış. Devlet bey almamış, ‘Götürün bunu' demiş...’’

Belli ki, Avrupa'da para toplanıp getirilmesi bu camiada sık kullanılan bir yöntem. Bahçeli, bu parayı almasa da Avrupa'daki ülkücülerden seçim öncesi büyük miktarda paranın Türkiye'deki ülkücülere aktığı açık. MHP yöneticileri de bunu doğruluyor: ‘‘Orada büyük servet toplanmış, bu paraları orada Türk işçilerinin yararına harcamalarını istedik. Ama seçimlerde memleketlerindeki adayların kampanyalarında kullanmış olabilirler. Onu bilemeyiz, itirazımız da olmaz.’’

Bu da gösteriyor ki, MHP'nin seçimlerde harcadığı para miktarı, devlet yardımı olarak alınan 1.6 trilyon lirayı çok aşmış...

VAROŞLARI İÇTEN FETHETTİLER

Seçim zaferinin altında yatan nedenlerden biri de yerel televizyon ve gazetelerin kullanılması. Ulusal ölçekteki televizyon ve gazetelerde fazla yer alamadıklarını düşünüp, yerel medyaya dönmüşler. Oysa o dönemde medya, eleştiri oklarını MHP'ye yöneltmekten vazgeçmişti. 1995 seçimleri öncesinde MHP'yi bombardımana tutan medya, bu kez küçük haberlerle de olsa imaj parlatmaları yapıyordu. Seçim beyannamesinin seçime 13 gün kala açıklanması eleştiri konusu yapılmadı; adayların kimlikleri üzerinde durulmadı.

Bu durum MHP'nin yolunu açtı. Bahçeli de seçim stratejisini doğru kurmuştu. Kimseyle kavga etmeden kendi işine bakan, seçmene mesajlarını ulaştırmaya çalışan bir parti görünümünü verdi partisine.

Kampanyada ‘‘MHP iktidar oluyor’’ sloganı kullanılırken bir yandan da gerçekçi hedefler belirleniyordu. Ulaşılması gereken çıta çok yüksek tutulmadı. Stratejisinin temeli, ‘‘Anadolu'da 1995 gücünü kaybetmemek’’ olarak belirlendi. 1995'te bir milletvekili çıkaracak kadar oy alınan kentlere özel önem verip, buralarda ‘‘bir milletvekilini garantilemek’’ stratejinin ikinci ayağıydı.

Bir türlü oy alınamayan İstanbul, İzmir ve Marmara bölgesi için özel bir plan uygulamaya kondu. Yozgat, Sivas ve Çorum'da MHP oy alıyor, ama bu kentlerden İstanbul'a göçenlerden oy alınamıyordu. Hemşehrilik faktörü devreye sokuldu; Orta Anadolu'dan İstanbul'a ‘köprü‘ kuruldu. Yozgat'taki MHP'liler, İstanbul'daki akrabalarını aradılar, onları ikna ettiler. MHP, varoşlara girmeyi başardı. Orta Anadolu'nun öncü kuvvetleri, İstanbul, İzmir gibi büyük kentleri içten fethetti...

Bir türlü oy alınamayan İstanbul, İzmir ve Marmara bölgesi için özel bir plan uygulamaya kondu. Hemşehrilik faktörü devreye sokuldu; Orta Anadolu'dan İstanbul'a ‘köprü‘ kuruldu. İstanbul'daki akrabalar aranıp, ikna edildi.

Parti yöneticileri hızlandırılmış eğitimden geçirildi. Türk milliyetçiliği, ekonomi, Dokuz Işık, MHP Misyonu gibi derslerin yanısıra ‘Güzel konuşma ve ikna sanatı' ve ‘Beşeri İlişkiler' dersleri de verildi. Hatta ‘beden dili' bile anlatıldı.

Beden dili eğitimi

Bahçeli'nin partiye getirdiği en büyük yenilik ‘MHP Siyaset Okulu' açılması ve ‘Araştırma Geliştirme Merkezi' oluşturulmasıydı. Gerçi MHP geleneğinde ‘parti içi eğitim' her zaman varolmuştu. 12 Eylül döneminde 16 ülkücü ‘eğitimciler' sıfatıyla yargılanmıştı. Ancak ilk kez akademisyenlerin ağırlıkta olduğu sistemli, disiplinli bir çalışmaya dönüşüyordu.

1998'de hazineden alınan yardımın yüzde 30'u okul, yüzde 15'i de AR-GE için ayrıldı. Bu birimin başına Genel Başkan yardımcısı Prof.Dr. Eyyüp Aktepe getirildi. Araştırma ve eğitim çalışmalarına 600 kadar akademisyen, bürokrat ve deneyimli politikacının katkısı sağlandı. AR-GE'nin ilk çalıştığı konular, bilim ve teknoloji, enerji, enflasyon ve çözüm yolları, sosyal güvenlik sistemi, yüksek öğrenim politikası, özelleştirme politikaları, kültür politikaları, Diyanet İşleri Başkanlığı ve din hizmetleri politikası, milli çevre politikası, milli tarım-orman politikası oldu. Bu konularda araştırmalar yapıldı, çözüm yolları üzerinde çalışıldı. Prof.Dr.Aktepe, bu çalışmaları, ‘‘MHP, bilimsel gerçekleri ve bilimsel metotları esas alıp, her türlü peşin hükümleri bir yana bırakarak ciddi bir çalışma içine girmiştir’’ diye yorumluyordu.

Din Hizmetleri konusundaki çalışmanın sonuçları enteresandı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Başbakanlığa bağlı daha itibarlı bir kurum haline getirilmesi isteniyordu. Ayrıca Kuran kurslarının, din eğitiminin yaygınlaştırılması isteniyordu.

Dersler için kitaplar hazırlandı. Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr.Enis Öksüz yönetiminde 2500 dolayında il-ilçe başkanı, parti yöneticisi hızlandırılmış eğitimden geçirildi. Türk milliyetçiliği, ekonomi, Dokuz Işık, MHP Misyonu gibi derslerin yanısıra ‘Güzel konuşma ve ikna sanatı' ve ‘Beşeri İlişkiler' dersleri de verildi. Hatta ‘beden dili' bile anlatıldı.

Kimi derselerde anlatılanlar ülkücülere şaşırttı. Bir hoca, ‘gavur birliği' diyerek Avrupa Birliği'ne karşı çıkarken, bir başkası AB'nin Türkiye için öneminden sözediyor, daha farklı bir bakış sergiliyordu.



Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!