Güler yüzlü İslam var mıdır? Vardır

BİNANIN kapısına geldiğimizde biraz tedirginim.

Kapıdaki sakallı grubu görünce tedirginliğim biraz daha artıyor. Burası Hadramut eyaletinin Terim Şehri.

Güler yüzlü İslam var mıdır Vardır

İran’ın Kum kenti neyse Terim de Yemen için öyle bir yer. Bölgenin değil, belki de bütün Yemen’in en muhafazakâr şehri.
Şehirde 365 cami var. Hadramut’un en yüksek cami minaresi bu şehirde.
Bu şehir, dini eğitim veren okullarıyla ünlü. Kapısından girdiğimiz yer bölgenin en ünlü din okulu “Dar-ül Mustafa”.
Programımızda okulu ziyaret etmek
yoktu. O nedenle daha önceden
başvurmamıştık. Oradan telefon edip gelmek istediğimizi söyledik.
Doğrusu pek de umudumuz yoktu. Sebati Karakurt İran’a gittiğinde, bırakın okulları, onu Kum kentinin kapısından bile içeri sokmamışlardı.

GUANTANAMO MAHKÛMU KILIKLI ADAM ŞAŞIRTIYOR

Beni şaşırttılar. “Çok memnun oluruz” dediler. Kapıya gelince “Selamünaleyküm” deyip kendimizi tanıtıyoruz. İlk şaşkınlığı orada yaşıyorum. Guantanamo mahkûmları kılıklı o sakallı adamın yüzü birden gülüyor ve bizi buyur ediyor.
Bir avluya giriyoruz. Gördüğümüz ilk manzara, sol tarafta çeşitli kapıları olan bir cami.
O sırada üzerinde beyaz uzun elbisesi olan siyah bir genç adam bizi karşılıyor. O da güler yüzlü. Avustralyalı bir Müslüman’mış. Camiye girip sohbet etmeye başlıyoruz.
Biraz sonra bir başkası gelip bizi misafir odasına davet ediyor.
Misafir odası, Yemen’de hemen her yerde gördüğümüz tipik salonlardan biri. Salonun dört tarafı yerden çok hafif yüksek divanlar şeklinde düzenlenmiş. Benzer salonu başka yerlerde, bu defa “Gat Meclisi” olarak göreceğiz. ‘Gat’ bir tür uyuşturucu. Bunu dizinin ileriki bölümlerinde anlatacağım.

GÜLER YÜZLÜ SOSYALİZMİ ARARKEN GÜLER YÜZLÜ İSLAM

Duvarın biri baştan başa dev bir Kâbe fotoğrafı ile kaplanmış.
Biraz sonra 30’lu yaşlarında, ince yüzlü, yakışıklı bir genç adam salona girip kendini tanıtıyor. Okulun iki numaralı yöneticisiymiş.
Onu okulun bir numarası izliyor ve hep birlikte divana oturuyoruz.
İkisi de son derece saygılı. Çok yumuşak ve güven verici bir sesle konuşuyorlar. İkisinin de yüzü gülüyor.
1960’lı yıllarda, Macaristan ve Çekoslavakya’daki ayaklanmaların Sovyetler Birliği tarafından bastırılması sırasında, genç bir sosyalist olarak rahmetli Mehmet Ali Aybar’ın “güler yüzlü sosyalizm” tezini yürekten desteklemiştim. Bazı arkadaşlarım ise bunu “revizyonizm” olarak yerden yere vuruyorlardı.
Şimdi de 60 yaşını geçmiş, fanatizmden yorulmuş bir Müslüman olarak “güler yüzlü İslam”ı arıyorum.

MEĞER BU BÖLGEDE ESKİDEN BERİ SUFİ GELENEĞİ VARMIŞ

Sohbetimiz devam ettikçe bu güler yüzün arkasındaki gerçekler de yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Hadramut eyaletinde tarihsel olarak sufi geleneği var. Bu gelenek günümüzde de devam ediyormuş
Nitekim Dar-ül Mustafa’nın eğitim programında “sufi öğreti” de var.
Aynı okulun biraz ilerisinde ise kadınlara öğretim veren “Dar-ül Zehra” adlı bir okul daha var. Öğreniyoruz ki, orada Alevi öğretisi alanlar da varmış.
O yüzden karşımdaki insanlar bana iyi geliyor. “İslam’ın imajı çok bozuldu. İslamofobi yayılıyor. Böyle güler yüzlü, fanatik olmayan Müslümanlar bu imajı değiştirebilir” diyorum.
Ayrılmak istiyoruz ama bize bir şeyler ikram etmek ve okulu gezdirmek istiyorlar.

ORADA KÂBE’DE YALINAYAK YÜRÜYÜŞÜMÜ HATIRLIYORUM

Okulun çeşitli avluları var. Üst kat genellikle öğrencilerin kaldıkları yerler. Öğrenciler okulun içinde yalınayak geziyorlar. Avlunun taşları tertemiz ve bana, Kâbe’de yürürken hissettiğim duyguyu veriyor.
En çok ilgimi çeken yerlerden biri okulun kütüphanesi oldu.
Girişin sol tarafı küçük bir bilgisayar bölümü haline getirilmiş. Bu okulda sandalye yok. Bilgisayar başında bile bağdaş kurularak çalışılıyor. Eski ve yeni metinlerin hepsi dijital arşive geçiriliyor.
Salonun 4 tarafı camekânlı raflarla dolu.
Bir bölümü eski Kuran’lara ayrılmış. Duvardaki en ilgimi çeken şeylerden biri, çok güzel renklerle hazırlanmış bir “peygamberler soyağacı” deseni. Adem’le başlayıp Hazreti Muhammed’e (S.A.S) kadar devam ediyor.

DUVARDAKİ KUTSAL EMANET FOTOĞRAFLARI

İlgimi çeken bir başka şey de, tam karşı duvardaki bir poster. Üzerinde Topkapı Sarayı’nın Kutsal Emanetler bölümündeki Hazreti Muhammed’e (S.A.S) ait kutsal emanetlerin fotoğrafları var.
Okuldan, girişimizin tam tersi duygularla ayrılıyoruz.
Güler yüzlü İslam mümkünmüş.
Belki bu duygu bütün İslam âlemine yayılır.
Okuldaki hocaların ifadesiyle “İnşallah” deyip ayrılıyorum.

36 ülkeden gelen öğrenciler arasında bakın kimler var

Güler yüzlü İslam var mıdır Vardır

Dar-ül Mustafa 20 yıllık bir geçmişe sahip. 1993’te şehirdeki bazı varlıklı kişiler tarafından kurulan bir vakıf tarafından ortaya atılmış. Ancak kapılarını resmi olarak 1997 yılında açmış. Erkek kısmında 36 ülkeden 400 öğrencisi var. Bunlar arasında Ürdün, Malezya, Suudi Arabistan, Somali, Suriye gibi Müslüman ülkeler var. Ancak Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Çin, Singapur, Kenya gibi ülkeler de bulunuyor.
Peki Türkler? Şu sırada Türk öğrenci yokmuş. Ancak geçmişte bazı Türk öğrenciler de gelmiş. Genellikle klasik İslami eğitim veriyor. Teoloji, Arapça gramer, Peygamber’in hayatı, Hadis, Fıkıh gibi dersler var. Katı bir eğitim sistemi yok. Öğrenciler istediği çalışma gruplarına katılıyor. Ayrıca her yıl temmuz, ağustos aylarında “Dovra” denilen 40 günlük yaz kursları düzenleniyor.
Yemen’i “Bundan sonraki Afganistan” olarak gören Amerikalılar bu okullardaki insanları daha yakından tanımalı.

İNSANSIZ UÇAKLAR ALTINDA GİDERKEN

Güler yüzlü İslam var mıdır Vardır

9 Nisan Çarşamba günü, yani yaş günümün ertesi günü, Yemen’in belki de en tehlikeli bölgesine hareket ederken durumumuz şuydu.
Biz endişeliydik.

Güvenliğimizi sağlayan 12 kişilik asker ve polis timi bizden daha endişeliydi. Hadramut adının nereden geldiği ile ilgili teorilerden birine göre bu isim, Amar İbn Kahtan’ın takma isminden kaynaklanıyor.
Takma ismi “Ölüm geldi” anlamına geliyormuş. Çünkü bu şeyh ne zaman bir savaşa girse çok sayıda insan ölüyormuş. Biz, Hadramut Vadisi’nin en tehlikeli bölgesi olan Dogan Vadisi’ne gidiyoruz. Vadinin ucuna kadar gideceğiz. El Kaide’nin bu bölgede “uyuyan hücrelerinin” bulunduğu ve zaman zaman harekete geçtiği söyleniyor. Bunun anlamı şu: Tepemizde Drone’lar, yani Amerika’nın insansız uçakları dolaşıyor demektir. Drone’ları görmesek bile, hatta olmasalar bile biz nefesini ensemizde hissediyoruz. Katar veya Hint Okyanusu’ndaki bir gemideki bazı insanların önündeki ekrandan bizi izlediği duygusunu atamıyoruz. Yani her an başımıza bir Uludere vakası gelebilir. Oranın yerlilerinin anlattığına göre Müslümanlık öncesi dönemde insanlar bu vadide biri gökyüzünde, öteki ise yerde yaşayan iki ahali varmış.
Yeryüzündeki ahaliye “Dogan” deniyormuş. Şimdi yeryüzü ahalisi biziz, gökyüzündeki ise Amerika’nın insansız uçakları. Ne mi hissettik? Kıvırtmadan itiraf edeyim. İnsan korkuyor. Çünkü son bir yıl içinde bu bölgede bazı El Kaide yöneticileri insansız uçaklarla öldürüldü.

Grand Canyon (Büyük Kanyon) sönük kalır

Güler yüzlü İslam var mıdır Vardır

Fotoğraflar: Sebati KARAKURT

Dogan Vadisi olağanüstü bir yer. Amerika’daki Grand Canyon’u düşünün. Onun yirmi katı güzellikte bir coğrafya. İnsan kendini Mars’ta hissediyor. Yol boyunca harikulade mimariye sahip köyler var. Her birinde durup fotoğraf çekmek istiyoruz. Kendine yeni ve heyecan verici bir destinasyon arayan insanlar için aranıp da bulunmayacak bir coğrafya. Yol üzerindeki karşılıklı iki köyden oluşan “El Hacerin”,  Şibam kadar etkileyici bir yer. Bir Positano şaheseri. Kasabanın yukarı doğru tırmanan yollarında kendimizden geçiyoruz.

GAME OF THRONES KÖYÜ

Vadinin sonunda ise tabiatın ve insan elinin iki başeseri bizi bekliyor. Derin ve yüksek bir vadinin dibinde dev bir kayanın üzerinde küçücük bir köy. Gerçek bir Game of Thrones sahnesi. Saatlerce kalabiliriz.
Ama güvenliğimizi sağlayan timin komutanı endişeli.
“Hava kararmadan Seyun’a dönmeliyiz” diyor. Terörü ve teröristi bir kere daha lanetliyorum. Bizimle bu insanlar, o insanların yarattığı muhteşem mimari ve harikulade coğrafya arasına yıkılması zor bir duvar örmüşler. Allah bütün teröristlerin belasını versin...
İnsanlığın en büyük düşmanı onlar...

Sakın ‘hurma’ demeyin

Yanımızdaki askerler hep ciddi. Gözlerde karışık bir ifade var.
Fakat ben ne zaman Sebati’ye seslensem, yanımızdaki askerlerin yüzü birden gülmeye başlıyor.
Hatta  birbirlerine “Sebati... Sebati...” diye seslenerek kahkahalar atıyorlar. Anlam veremiyoruz.
Kahkahaların nedenini, tam Hadramut’tan ayrılırken havaalanında öğreniyoruz. Meğer Arapçada “Zebati”, yoğurt anlamına geliyormuş.
Sebati’nin üzerinde hep siyah tişört olduğu için de aralarında ona “Kara yoğurt” adını takmışlar.
Yeri gelmişken küçük bir uyarı.
Bir Arap ülkesine gittiğinizde, sakın “hurma” kelimesini Arapça sanıp
“I want hurma”(Hurma istiyorum) demeyin. Dayak bile yiyebilirsiniz. Çünkü “hurma” Arapçada “kadın” anlamına geliyormuş.
Hatta argoda, kadınlık organı anlamına gelen, daha açık saçık bir anlamı varmış. Şapşal olduğum için, “Karı istirem” durumuna düşmüşüm. Zar zor izah edebildik.

YARIN

Osmanlı’ya başkaldıran İmam Yahya’nın evinde neler gördük? Duvara monte edilmiş basamakları tırmanarak çıkılan küçük oda neydi?
Evin harem bölümünde neler gördük? Hangi oda, hangi kadına aitti. Haremde kapalı tutulan tek odanın sırrı neydi? O oda ne için kullanılıyordu?

İmam Yahya hakkındaki efsaneler neydi? Ünlü dürbünü ne işe yarıyordu? Geceleri yüzüne sürdüğü fosforu görenler ne sanıyordu?

X

Yanan Vaniköy Camisi'nin minberindeki hayalet

Yanan Vaniköy Camisi’nin yeni yöneticisi Uğur Vanioğlu camiyi teslim alırken bir sayfalık ayrıntılı bir devir teslim belgesini imzaladı.

Belgenin adı “Mülhak Vakıflar Devir Teslim Tutanağı”...

Bu tutanağı görmedim
ama eski tutanaklardan
bildiğim bir şey var.

Bu tür vakıf devir teslimlerinde her şey madde madde yazılır.

Neler mi?

Caminin işletme defteri.

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku

Ruhen depreme hazır bir şehir fiziken neden değil

Benim çocukluğumda İzmirli ruhen depreme hazır bir insandı...

Sallanırdı bizim evlerimiz...

Durmadan, sık sık sallanırdı...

*

İdmanlıydık... Evimiz sallanmaya başladığında dışarı fırlamak biz çocuklar için hulahup çevirmek kadar basitti...

Çünkü kaçmak için ya aşacak bir kapı, ya da inecek üç-beş basamak vardı.

*

Benim çocukluğumda İzmirli, bir San Franciscolu, bir Tokyolu gibiydi...

Tek katlı evlerimiz, iki katlı yuvalarımız en büyük dostumuzdu...

Yazının Devamını Oku

'Beyaz muhafazakârlar' Fransa'ya boykottan ne kadar etkilenecek

‘Beyaz muhafazakâr’ kavramı bana ait değil...

İki yıl önce Yeni Şafak gazetesinde Ergün Yıldırım’ın yazısında okumuştum.

Beyaz muhafazakâr portresini şöyle çiziyordu:

*

Bunlar “kentlileşen muhafazakârlardır”.

Ekonomik açıdan belli üst gelir grubuna mensupturlar.

Çocukları kolejlerde okuyor.

Tüccar, sanayici, bankalarda tepe yönetici ve iyi para kazanan doktorlar gibi meslek gruplarında yer alıyorlar.

Çocuklarını kolejlere göndermek için çok para harcıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Devlet hastanesinde doğmuş bir çocuğun 29 Ekim Bayramı

Bugün...

Bu Cumhuriyet Bayramı günü...

Yazıma Sabancı Grubu’nun hazırlattığı “29 Ekim” videosu ile başlayacağım... Çünkü çok sevdim bu videoyu...

Ekrandaki Cumhuriyet sanatçısı soruyor:

“Cumhuriyet kaç kere ilan edildi bilir misiniz?”

Ve başlıyor saymaya...

“Her kız çocuğu ilkokula başladığında, Cumhuriyet bir kere daha ilan edildi...”

*

Yazının Devamını Oku

Ombudsman kardeşim o yapmış bu yapmış, bu sözler hiç mi önemli değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Hürriyet’te yayınlanan “10 Soruda İslamofobi” mülakatını satır satır altını çizerek okudum.

Bütün dünyada İslam’ın tartışıldığı şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti devletinden gelen en önemli sözler diye okumuştum...

Önce İslamofobinin yaygınlaştığı ülkelere Müslüman ülkelerde yükselen tepkiyi anlatıyor: Diyor ki:

“Müslümanlar kendi kutsallarına yapılan saldırıları sonuna kadar reddetmek ve meşru kurallar çerçevesinde tepkisini göstermek zorunda. Aksi halde kendisine ihanet etmiş olur.”

Arkasından Müslüman dünyaya sesleniyor, diyor ki:

“Fakat bunu şiddet, terör ve cinayet yoluyla yapmaya başladığında bu mücadeleyi daha baştan kaybetmiş olur. Zira Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ‘Savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir’.”

Sonra Fransa’da başı kesilerek öldürülen öğretmen olayına tepkisini çok net ifadelerle belirtiyor, diyor ki:

“Fransa’da malum karikatürleri derste gösterdiği için bir öğretmenin öldürülmesi de asla kabul edilemez, asla meşru gösterilemez. Bu kısırdöngüden çıkmak zorundayız, aksi halde ‘Dişe diş, göze göz’ diye diye ortada sağlam bir tane insan kalmayacak.”

Yazının Devamını Oku