GeriErtuğrul ÖZKÖK Güler yüzlü İslam var mıdır? Vardır
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Güler yüzlü İslam var mıdır? Vardır

BİNANIN kapısına geldiğimizde biraz tedirginim.

Kapıdaki sakallı grubu görünce tedirginliğim biraz daha artıyor. Burası Hadramut eyaletinin Terim Şehri.

Güler yüzlü İslam var mıdır Vardır

İran’ın Kum kenti neyse Terim de Yemen için öyle bir yer. Bölgenin değil, belki de bütün Yemen’in en muhafazakâr şehri.
Şehirde 365 cami var. Hadramut’un en yüksek cami minaresi bu şehirde.
Bu şehir, dini eğitim veren okullarıyla ünlü. Kapısından girdiğimiz yer bölgenin en ünlü din okulu “Dar-ül Mustafa”.
Programımızda okulu ziyaret etmek
yoktu. O nedenle daha önceden
başvurmamıştık. Oradan telefon edip gelmek istediğimizi söyledik.
Doğrusu pek de umudumuz yoktu. Sebati Karakurt İran’a gittiğinde, bırakın okulları, onu Kum kentinin kapısından bile içeri sokmamışlardı.

GUANTANAMO MAHKÛMU KILIKLI ADAM ŞAŞIRTIYOR

Beni şaşırttılar. “Çok memnun oluruz” dediler. Kapıya gelince “Selamünaleyküm” deyip kendimizi tanıtıyoruz. İlk şaşkınlığı orada yaşıyorum. Guantanamo mahkûmları kılıklı o sakallı adamın yüzü birden gülüyor ve bizi buyur ediyor.
Bir avluya giriyoruz. Gördüğümüz ilk manzara, sol tarafta çeşitli kapıları olan bir cami.
O sırada üzerinde beyaz uzun elbisesi olan siyah bir genç adam bizi karşılıyor. O da güler yüzlü. Avustralyalı bir Müslüman’mış. Camiye girip sohbet etmeye başlıyoruz.
Biraz sonra bir başkası gelip bizi misafir odasına davet ediyor.
Misafir odası, Yemen’de hemen her yerde gördüğümüz tipik salonlardan biri. Salonun dört tarafı yerden çok hafif yüksek divanlar şeklinde düzenlenmiş. Benzer salonu başka yerlerde, bu defa “Gat Meclisi” olarak göreceğiz. ‘Gat’ bir tür uyuşturucu. Bunu dizinin ileriki bölümlerinde anlatacağım.

GÜLER YÜZLÜ SOSYALİZMİ ARARKEN GÜLER YÜZLÜ İSLAM

Duvarın biri baştan başa dev bir Kâbe fotoğrafı ile kaplanmış.
Biraz sonra 30’lu yaşlarında, ince yüzlü, yakışıklı bir genç adam salona girip kendini tanıtıyor. Okulun iki numaralı yöneticisiymiş.
Onu okulun bir numarası izliyor ve hep birlikte divana oturuyoruz.
İkisi de son derece saygılı. Çok yumuşak ve güven verici bir sesle konuşuyorlar. İkisinin de yüzü gülüyor.
1960’lı yıllarda, Macaristan ve Çekoslavakya’daki ayaklanmaların Sovyetler Birliği tarafından bastırılması sırasında, genç bir sosyalist olarak rahmetli Mehmet Ali Aybar’ın “güler yüzlü sosyalizm” tezini yürekten desteklemiştim. Bazı arkadaşlarım ise bunu “revizyonizm” olarak yerden yere vuruyorlardı.
Şimdi de 60 yaşını geçmiş, fanatizmden yorulmuş bir Müslüman olarak “güler yüzlü İslam”ı arıyorum.

MEĞER BU BÖLGEDE ESKİDEN BERİ SUFİ GELENEĞİ VARMIŞ

Sohbetimiz devam ettikçe bu güler yüzün arkasındaki gerçekler de yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Hadramut eyaletinde tarihsel olarak sufi geleneği var. Bu gelenek günümüzde de devam ediyormuş
Nitekim Dar-ül Mustafa’nın eğitim programında “sufi öğreti” de var.
Aynı okulun biraz ilerisinde ise kadınlara öğretim veren “Dar-ül Zehra” adlı bir okul daha var. Öğreniyoruz ki, orada Alevi öğretisi alanlar da varmış.
O yüzden karşımdaki insanlar bana iyi geliyor. “İslam’ın imajı çok bozuldu. İslamofobi yayılıyor. Böyle güler yüzlü, fanatik olmayan Müslümanlar bu imajı değiştirebilir” diyorum.
Ayrılmak istiyoruz ama bize bir şeyler ikram etmek ve okulu gezdirmek istiyorlar.

ORADA KÂBE’DE YALINAYAK YÜRÜYÜŞÜMÜ HATIRLIYORUM

Okulun çeşitli avluları var. Üst kat genellikle öğrencilerin kaldıkları yerler. Öğrenciler okulun içinde yalınayak geziyorlar. Avlunun taşları tertemiz ve bana, Kâbe’de yürürken hissettiğim duyguyu veriyor.
En çok ilgimi çeken yerlerden biri okulun kütüphanesi oldu.
Girişin sol tarafı küçük bir bilgisayar bölümü haline getirilmiş. Bu okulda sandalye yok. Bilgisayar başında bile bağdaş kurularak çalışılıyor. Eski ve yeni metinlerin hepsi dijital arşive geçiriliyor.
Salonun 4 tarafı camekânlı raflarla dolu.
Bir bölümü eski Kuran’lara ayrılmış. Duvardaki en ilgimi çeken şeylerden biri, çok güzel renklerle hazırlanmış bir “peygamberler soyağacı” deseni. Adem’le başlayıp Hazreti Muhammed’e (S.A.S) kadar devam ediyor.

DUVARDAKİ KUTSAL EMANET FOTOĞRAFLARI

İlgimi çeken bir başka şey de, tam karşı duvardaki bir poster. Üzerinde Topkapı Sarayı’nın Kutsal Emanetler bölümündeki Hazreti Muhammed’e (S.A.S) ait kutsal emanetlerin fotoğrafları var.
Okuldan, girişimizin tam tersi duygularla ayrılıyoruz.
Güler yüzlü İslam mümkünmüş.
Belki bu duygu bütün İslam âlemine yayılır.
Okuldaki hocaların ifadesiyle “İnşallah” deyip ayrılıyorum.

36 ülkeden gelen öğrenciler arasında bakın kimler var

Güler yüzlü İslam var mıdır Vardır

Dar-ül Mustafa 20 yıllık bir geçmişe sahip. 1993’te şehirdeki bazı varlıklı kişiler tarafından kurulan bir vakıf tarafından ortaya atılmış. Ancak kapılarını resmi olarak 1997 yılında açmış. Erkek kısmında 36 ülkeden 400 öğrencisi var. Bunlar arasında Ürdün, Malezya, Suudi Arabistan, Somali, Suriye gibi Müslüman ülkeler var. Ancak Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Çin, Singapur, Kenya gibi ülkeler de bulunuyor.
Peki Türkler? Şu sırada Türk öğrenci yokmuş. Ancak geçmişte bazı Türk öğrenciler de gelmiş. Genellikle klasik İslami eğitim veriyor. Teoloji, Arapça gramer, Peygamber’in hayatı, Hadis, Fıkıh gibi dersler var. Katı bir eğitim sistemi yok. Öğrenciler istediği çalışma gruplarına katılıyor. Ayrıca her yıl temmuz, ağustos aylarında “Dovra” denilen 40 günlük yaz kursları düzenleniyor.
Yemen’i “Bundan sonraki Afganistan” olarak gören Amerikalılar bu okullardaki insanları daha yakından tanımalı.

İNSANSIZ UÇAKLAR ALTINDA GİDERKEN

Güler yüzlü İslam var mıdır Vardır

9 Nisan Çarşamba günü, yani yaş günümün ertesi günü, Yemen’in belki de en tehlikeli bölgesine hareket ederken durumumuz şuydu.
Biz endişeliydik.

Güvenliğimizi sağlayan 12 kişilik asker ve polis timi bizden daha endişeliydi. Hadramut adının nereden geldiği ile ilgili teorilerden birine göre bu isim, Amar İbn Kahtan’ın takma isminden kaynaklanıyor.
Takma ismi “Ölüm geldi” anlamına geliyormuş. Çünkü bu şeyh ne zaman bir savaşa girse çok sayıda insan ölüyormuş. Biz, Hadramut Vadisi’nin en tehlikeli bölgesi olan Dogan Vadisi’ne gidiyoruz. Vadinin ucuna kadar gideceğiz. El Kaide’nin bu bölgede “uyuyan hücrelerinin” bulunduğu ve zaman zaman harekete geçtiği söyleniyor. Bunun anlamı şu: Tepemizde Drone’lar, yani Amerika’nın insansız uçakları dolaşıyor demektir. Drone’ları görmesek bile, hatta olmasalar bile biz nefesini ensemizde hissediyoruz. Katar veya Hint Okyanusu’ndaki bir gemideki bazı insanların önündeki ekrandan bizi izlediği duygusunu atamıyoruz. Yani her an başımıza bir Uludere vakası gelebilir. Oranın yerlilerinin anlattığına göre Müslümanlık öncesi dönemde insanlar bu vadide biri gökyüzünde, öteki ise yerde yaşayan iki ahali varmış.
Yeryüzündeki ahaliye “Dogan” deniyormuş. Şimdi yeryüzü ahalisi biziz, gökyüzündeki ise Amerika’nın insansız uçakları. Ne mi hissettik? Kıvırtmadan itiraf edeyim. İnsan korkuyor. Çünkü son bir yıl içinde bu bölgede bazı El Kaide yöneticileri insansız uçaklarla öldürüldü.

Grand Canyon (Büyük Kanyon) sönük kalır

Güler yüzlü İslam var mıdır Vardır

Fotoğraflar: Sebati KARAKURT

Dogan Vadisi olağanüstü bir yer. Amerika’daki Grand Canyon’u düşünün. Onun yirmi katı güzellikte bir coğrafya. İnsan kendini Mars’ta hissediyor. Yol boyunca harikulade mimariye sahip köyler var. Her birinde durup fotoğraf çekmek istiyoruz. Kendine yeni ve heyecan verici bir destinasyon arayan insanlar için aranıp da bulunmayacak bir coğrafya. Yol üzerindeki karşılıklı iki köyden oluşan “El Hacerin”,  Şibam kadar etkileyici bir yer. Bir Positano şaheseri. Kasabanın yukarı doğru tırmanan yollarında kendimizden geçiyoruz.

GAME OF THRONES KÖYÜ

Vadinin sonunda ise tabiatın ve insan elinin iki başeseri bizi bekliyor. Derin ve yüksek bir vadinin dibinde dev bir kayanın üzerinde küçücük bir köy. Gerçek bir Game of Thrones sahnesi. Saatlerce kalabiliriz.
Ama güvenliğimizi sağlayan timin komutanı endişeli.
“Hava kararmadan Seyun’a dönmeliyiz” diyor. Terörü ve teröristi bir kere daha lanetliyorum. Bizimle bu insanlar, o insanların yarattığı muhteşem mimari ve harikulade coğrafya arasına yıkılması zor bir duvar örmüşler. Allah bütün teröristlerin belasını versin...
İnsanlığın en büyük düşmanı onlar...

Sakın ‘hurma’ demeyin

Yanımızdaki askerler hep ciddi. Gözlerde karışık bir ifade var.
Fakat ben ne zaman Sebati’ye seslensem, yanımızdaki askerlerin yüzü birden gülmeye başlıyor.
Hatta  birbirlerine “Sebati... Sebati...” diye seslenerek kahkahalar atıyorlar. Anlam veremiyoruz.
Kahkahaların nedenini, tam Hadramut’tan ayrılırken havaalanında öğreniyoruz. Meğer Arapçada “Zebati”, yoğurt anlamına geliyormuş.
Sebati’nin üzerinde hep siyah tişört olduğu için de aralarında ona “Kara yoğurt” adını takmışlar.
Yeri gelmişken küçük bir uyarı.
Bir Arap ülkesine gittiğinizde, sakın “hurma” kelimesini Arapça sanıp
“I want hurma”(Hurma istiyorum) demeyin. Dayak bile yiyebilirsiniz. Çünkü “hurma” Arapçada “kadın” anlamına geliyormuş.
Hatta argoda, kadınlık organı anlamına gelen, daha açık saçık bir anlamı varmış. Şapşal olduğum için, “Karı istirem” durumuna düşmüşüm. Zar zor izah edebildik.

YARIN

Osmanlı’ya başkaldıran İmam Yahya’nın evinde neler gördük? Duvara monte edilmiş basamakları tırmanarak çıkılan küçük oda neydi?
Evin harem bölümünde neler gördük? Hangi oda, hangi kadına aitti. Haremde kapalı tutulan tek odanın sırrı neydi? O oda ne için kullanılıyordu?

İmam Yahya hakkındaki efsaneler neydi? Ünlü dürbünü ne işe yarıyordu? Geceleri yüzüne sürdüğü fosforu görenler ne sanıyordu?

X

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku