GeriGülçin TELCİ Gülçin yazıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gülçin yazıyor

Gülçin TELCİ

Böyle gelmiş, böyle gitmez

Ankara ikinci adresim oldu... Gene birkaç gündür buradayım... Bir kabus sona erdi...Ankara'da heryer de siyaset var... Yeni hükümetten beklediğim tek şey ‘‘temiz toplum, temiz icraat''. Şeffaf ihaleler, şeffaf isimler... Özlediğim devlet adamlığı... İş takipciliğine son... Herkese eşit mesafe... ‘‘Bu beni destekledi, bu beni köstekledi'' diye bakmamak... Siyasi Partiler Yasası'na kavuşmamız ve dokunulmazlıkların mutlaka kaldırılması... 8 yıllık kesintisiz eğitime geçmek için akıllı bir program... Hükümetten sanki hiçbirşey istemiyormuşum gibi görünüp çok şey mi bekliyorum? Hayır, sokaktaki insan ne istiyorsa onu istediğime inanmıyorum... Yollu koalisyonlarda kaybolan değerlerimize sahip olmak...

KÖTÜ MİRAS

Çiller, kadınlara kötü bir miras bırakarak ayrıldı... Kadınları hayal kırıklığına uğrattı. Tansu Çiller ile yıldızım hiç barışmadı. Kendisinden mümkün olduğu kadar uzak durdum. Devlet bakanı iken bizim gazeteye ziyarete geldiği sıralarda Hürriyet Gazetesi'nin patronu Erol Simavi idi... Erol Bey'e beni takdim ederken ‘‘en yakın arkadaşım'' demişti... Çok güldüm. politikanın icaplarını çok hızlı öğrendiğini keşfettim... Aradan zaman geçti başbakan oldu...Başbakanken de bir kez yakın dostu Ahmet Ertegün'ün Kissinger şerefine verdiği davette rastladım ona... O, kısa karşılaşmadaki anımı bir başka yazı için saklıyorum... Pembe kostümü çok yakışmıştı ve etrafa gülücükler saçmaktaydı... Anayol hükümeti sırasında hiç karşılaşamadık. Refahla koalisyona gitmesi herkesi şaşırttı ama, beni hiç şaşırtmamıştı... Zaten 24 Aralık seçimleri öncesi zaman zaman Tansu Hanımın eninde sonunda mutlaka Refah'la işbirliği yapacağına inandığımı hatırlıyorum... Seçimlerden sonra ilk turlar başladığı sıralarda Refah'la ilk adımlarda atılmaya başlamıştı... O günlerde henüz Hürriyet Gazetesi'nde yazar olan, Anarefah olmasını içine sindiremeyen ve Refah'la hükümet olmamanın gerektiğine yürekten inanan Rauf Tamer, ‘‘Gülçin haklı çıkıyorsun. Bunlar sıkı fıkı olmuşlar'' demişti...

Ankara'ya devir-teslim törenini izlemek için Başbakanlık koridorlarında yürürken tekrar karşılaştık. Ecevit'e makamını kapı arkasında vermeyi uygun buldu... Herkes bu kısa teslimin devlet törelerini yakışıksız bir biçimde yok saymasına kızdı... Hırçın kişiliği, devlet kadınlığından öne çıkmıştı... Ben bu fotoğrafı hafızama çok derin kazıdım.

DONUK GÜLÜŞLER

Son olarak ona meclis kulisinde rastladım... Şıktı... Güzeldi... Ama gözleri herzamankinden daha boş bakmaktaydı. Ve, en büyük maskesi, gülümsemesi donuklaşmıştı... Etrafında ağır toplar yok olmuşlardı... Sadece Ayfer Yılmaz hala yanındaydı... Bol bol Tansu hanımı lafa tutuyordu... Necmi Hoşver, Tahsin Irmak, Veli Andaç Durak, Mustafa Kemal Aykurt, Hasan Ekinci, Ali Rıza Gönül, Ahmet Bilgiç moral vermek için yarışıyorlardı... Meral Akşener'le bu kare tamamlanıyordu... Gözlerim kulislerde ve genel kurul salonunda Necmi ağabeyi aradı... Ama, böyle günleri hiç atlamayan Necmettin Cevheri, meclise gelmemeyi tercih etmişti.

Ben de Harvard’da ders vereceğim

Birkaç günden beri Ankara'da ‘‘hükümet işleriyle'' meşgulüm... Bu, Ankara'ya üç hafta içerisinde ikinci gelişim ve işin kötü tarafı Meclis, bakanlıklar, bizim Hürriyet'in bürosu falan derken, başkente fena alıştım... Öyle bir alıştım ki, Ankara'dan ayrılamaz ve gitmem gereken yerlere gidemez oldum...

Örneğin, geçen hafta sonunda Ayvalık'ta olmalıydım... Harvard Üniversitesi'nin orada bir ‘‘Osmanlıca Yaz Okulu'' açtığını gazetelerde okumuşsunuzdur... İşte, bu okulun geçen hafta cuma günü yapılan açılış töreninde hazır bulunmam gerekirdi... Gerekten de öte şarttı, çünki törende benim adım da geçmişti... Birkaç ay önce bu sayfada Harvard'ın Ayvalık projesinden bahsetmiş, ‘‘İş dünyasından bağış bekliyorlar'' diye yazmıştım ve Demirbank, Ayvalık projesine hemen o hafta 25 bin dolarlık bir bağış yapmıştı... Adım açılış töreninde işte bu yüzden geçiyor, okulun yöneticisi Prof. Şinasi Tekin ‘‘projeyi gazete vasıtasıyla duyurup iş dünyasının dikkatini çektiğim için'' bana teşekkür ediyordu... Ama Ankara sevdam yüzünden, ismimin uluslararası bilim dünyasındaki ilk telaffuz edilişini dinlemekten mahrum kaldım...

GELİRSEN SIKILIRSIN

Ayvalık'a gitmeme aslında sadece Ankara merakım değil, Murat Bardakçı da engel oldu... Gazeteciliğin dışında garip konularla uğraşan Murat, Harvard'ın yaz okulunda ‘‘müzikolojik el yazmaları'', ‘‘nömatik notalar'' gibisinden acayip şeylere konu alan bir seminer verecekti ve açılışa o da katılıyordu... Yola çıkarken beraber gitmemizi teklif ettim, ‘‘Harvard bir bilim merkezidir ve sana göre değildir... Gelirsen sıkılırsın, sen Ankara'da kal'' dedi ve dolayısıyla gidemedim...

Ama bir haftadır zihnim Harvard'da takılı kaldı... Kendi kendime ‘‘Murat seminer veriyor da ben niçin veremiyorum?'' diye düşünürken aklıma parlak bir fikir geldi: Profesör Şinasi Bey'i ne yapıp edip ikna edeceğim ve o okulda önümüzdeki yıl ben de ders vereceğim...

TÜRKİYE GERÇEKLERİ

Gelen öğrenciler Türkiye üzerine çalışıyorlar ya; işte onları kimselerin bilmediği Türkiye gerçeği konularında bilgilendiririm... Mesela Türk basınını ele alırım... Bazı büyük yazarların hükümet değişikliklerinde büyük bir maharetle nasıl yumuşak dönüş yaptıklarından söz ederim... Sonra ‘‘Türk siyaseti geleneği'' ni ele alıp devlete ait yalıların nasıl talan edildiğini öğretirim... Başbakanlık konutundaki büyülü inek tablolarından söz ederim, düşük başbakanların tabak, çanak, çömlek kırma meraklarının gerisinde yatan nedenleri açıklarım ve daha bir hayli şey öğretirim Amerikalı Türkolog adaylarına... Kararım kesin: Şinasi Bey'i ikna edecek ve Harvard'ın yaz okulunda önümüzdeki yıl mutlaka ders vereceğim... Amacım sadece ve sadece bilime hizmet!..

X