GeriGülçin TELCİ Gülçin yazıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gülçin yazıyor

Gülçin TELCİ

Baykal'ı ağırlayan tarikat zor durumda

Geçtiğimiz yıl Deniz Baykal kimseye söylemeden Moon tarikatının bir toplantısına katılmıştı. Benim de Moon tarikatı ile ilgilenmem bu toplantıdan sonra başladı. Bugünlerde Kore kökenli Moon tarikatı da Asya krizinden nasibini almış. Kriz tarikatın 78 yaşındaki kurucusu Myung Moon'a yaşlılığnda zor günler yaşatmaya başlamış. Dünyanın en zengin ve güçlü tarikatı olan Moon tarikatının üyeleri ekonomik krizle birlikte yavaş yavaş tarikattan uzaklaşmaya başlamışlar. Tarikatın lokomotifi 194 trilyonluk sermayesiyle Tong II, Seul Borsası'nda gafil avlanmış ve iflas edivermişti. Yanlış yönetim ve kaynakların çok üstünde yatırımlar tarikatı perişan etmiş arkasından ikinci büyük şirketi Hankook Titanium da iflasın eşine geldi. Borçlar dağ gibi büyürken borç sermayenin iki katına çıkıverdi. Tabii kriz bu, nerede duracağını bilmiyor. Tarikatın inşaat sektöründeki şirketi Sunk'a 400 milyon dolarlık teminat vermesi işleri iyice karıştırdı. Bankalar şirketlerin birbirlerini zor duruma düşürmesi üzerine şirketlere el koyuverdi. İşleri iyice bozulduğunu anlayan Moon çareyi Güney Amerika'ya kaçmakta bulmuş.

TOPLU NİKAHLAR

Uruguay devleti kendisini önce kabul etmiş sonra ‘‘sermayende 100 milyon dolar açık var’’ diye üstüne gitmeye başlamış. Moon, Uruguay da hemen medyaya el atmış. Moon tarikatının tabii ki CIA ile bağlantısı var. En büyük geliri ise tarikat üyelerinin ‘‘toplu evlilik’’ törenlerinde ödediği paralar.

Bir günde tam 20 bin çifti dünya evine yolcu ederek sevaba giren tarikatın güç kaybetmeye başlaması ile müritler yavaş yavaş koptuğu için bu tür bir girişimde bulunamıyor. Kore'de, krizin sebebi olarak Moon tarikatının yanlış sahalara yatırım yapmasını gösterenler gün geçtikçe artıyor. Şimdi CIA tarafından desteklenen, yatırımlarda kural dinlemeyen bir tarikatın ‘‘toplu evlilik’’ törenine Türkiye'nin bir sol partisinin Genel Başkanı ne amaçla gider? Sorumun cevabını bulursanız bana faks çekebilirsiniz. Çünkü ben bir yıldan beri bu yanıtın peşindeyim. Ama Türkiye'de soruları cevapsız bırakmanın hiçbir ahlaki yaptırımı olmadığı için hâlâ bir cevap alamadım.

Tansu Hanım hacı hoca peşinde

Tansu Çiller, İstanbul 3'üncü bölgeden seçime girecek. Benim bildiğim bu bölge Bakırköy, Avcılar, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Silivri, Çatalca, Bağcılar ve Bahçelievler ilçelerini kapsıyor. Meral Akşener ve Hayri Kozakçıoğlu da aynı bölgenin adayları.

Tansu Hanım, özellikle seçmenlerin fazla olduğu Küçükçekmece ve Avcılar'a çok önem veriyor.

Bundan bir süre önce Akşener, Kozakçıoğlu ve Celal Adan, Küçükçekmece'ye gittiler. Kozakçıoğlu, Akdeniz Düğün Salonu'nda beş kişinin önünde, Oflu müteahhit Yaşar Aydın'ı Küçükçekmece Belediye Başkan adayı olarak ilan etti.

Aradan iki hafta geçti. Bir anda Hacı Akyüz'ün adı öne çıkmaya başladı. Ortalık karıştı. Hemen ardından Hasan Ekinci, bölgeye gitti. Gazeteciler kendisine, ‘‘Kozakçıoğlu Yaşar Aydın'ı ilan etmişti, şimdi ise Hacı Akyüz'ün aday gösterileceği söyleniyor’’ dediler...

Seçilemeyeceğini anlayınca adaylığını Artvin'den Bursa'ya kaydıran Ekinci, ‘‘Yaşar Aydın aday adayı ilan edilmiştir’’ diyerek, Kozakçıoğlu'nu tekzip etti.

Ve Tansu'nun iki milletvekili birbirine girdi...

DYP teşkilatı ise çok şaşırdı. Ama Tansu'nun kulağına bazı şeyler üflendiğinden geri adım atmamış. Iğdırlı Hacı Akyüz'ün, kendilerine zincir vurup gösteri yapan bölgedeki Azerilerin başını çektiğini, geniş bir kitleye önderlik ettiğini anlatmışlar.

Tansu da, ‘‘Evet adayımız Hacı olsun’’ demiş...

Bir okurumuz bana, ‘‘Tansu Hanım, bu seçimi hacılarla hocalarla almak istiyor’’ dedi. Şaşırmadım değil. Gazetelerde okumuştum, Avcılar'da bir hoca varmış. Avcılar eski Merkez Kuran Kursu hocası Cuma Köse imiş bu. Bir adı da ‘‘şeytanın avukatı’’ imiş. Tansu, kendisini çok severmiş. ‘‘Avcılar Belediye Başkan adaylığına soyun’’ diye talimat göndermiş. Hatta, 1995 seçimlerinde Tansu Hanım, Avcılar'daki evine gidip hocanın elini öpmüş. DYP örgütleri isyan etmiş bu adaylığa. Gidip kendisine itiraz etmişler. Tansu'nun kendilerine duyduğum sözünü aktarayım da, siz de şaşırın: ‘‘Ben bu adamla İstanbul'u bile alırım.’’

Sanayi Bakanı tarım kökenli olunca

Türkiye'de pamuk üretimi 800 bin ton dolayında. Bunun bir bölümü ihraç edildiği için, üretim tüketimi karşılamıyor. Bu durumda sanayici açığını ithalat yaparak kapatıyor.

Pamuk, Avrupa Birliği kurallarına göre sanayi ürünü olarak kabul ediliyor. O nedenle, Gümrük Birliği dolayısıyla Türkiye'nin sanayi ürünü ithalatında koruma önlemleri uygulaması mümkün değil.

Buna rağmen geçen yıl, pamuk ithalatına yüzde 5.2 vergi konulmuştu. Ancak, Avrupa Birliği, bu uygulamanın kural dışı olduğuna Türkiye'nin dikkatini çekerek kaldırılmasını talep etti. Biz de, uygulamanın yıl sonunda kaldırılacağı konusunda söz verdik. Nitekim şubat ayında yayımlanan ithalat rejiminde de bu vergi kaldırıldı.

Bütün bu gelişmelere rağmen yeni Sanayi Bakanımız Metin Şahin, pamuk ithalatına tekrar yüzde 5.2 vergi konulması için bir kararname çıkartmak üzere tüm gücüyle çalışıyor. Bu durumda ithal pamuk pahalı olmaya devam edecek, sanayici de birliklerin elinde sık sık zamlanan yerli pamukla üretim yapmaya çalışacak. Sonuç olarak Türkiye'nin önemli üretim ve ihracat sanayii olan tekstilin hala yaşamakta olduğu krize bir yük daha ilave edilecek. Sanayicinin uluslararası rekabet fiyatından girdi sağlayabilmesi engellenecek.

HERŞEYE AYKIRI

Bu durum hem Gümrük Birliği kurallarına, hem de liberal ekonomi ve serbest piyasa anlayışına aykırı. İşin daha ilginç yönü pamuk ithalatının pahalılaştırılmasını ısrarla talep edenin de, sanayicilerin yanında olması gereken ve onların uluslararası piyasalardaki rekabet gücünü yükseltmek ve korumakla görevli olan Sanayi Bakanı olması. Konuya teknik olarak bakıldığında Sayın Bakan'ın bu tutumunu göreviyle bağdaştırmak mümkün değil. Bürokratik köken olarak Tarım Birlikleri'nden gelen Sayın Bakan'ın, pamuk üreticilerinin sayısının, tekstil üreticilerinden daha fazla olduğunu düşünerek hareket ettiği konusunda ise kuşku yok. Ancak, Metin Şahin'in bilmediği bir gerçek daha var. Şu anda üreticinin elinde pamuk yok. Pamuk tüccarının elinde. O nedenle hazırlatılan kararname ülke ve dünya ekonomisinin gerekleri ile bağdaşmadığı gibi, siyaseten de kimseye bir yarar getirmeyecek. Arif olana duyurula.



X