GeriSpor “Göçek’ten daha güzeli yok”
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

“Göçek’ten daha güzeli yok”

“Göçek’ten daha güzeli yok”
refid:18003439 ilişkili resim dosyası

Neredeyse yılın büyük bir bölümünü klasik yatı Dear B’yle Göçek Adası’nda geçiren Alp Yalman, kendini bildi bileli denizin ve bir dönem başkanlığını da yaptığı Galatasaray’ın tutkunu.

ALP YALMAN'IN MUHTEŞEM TEKNESİ - Foto Galeri

İkisinden de vazgeçemediği için, bu iki aşkını teknesiyle bütünleştirdiği bir hayatı tercih ediyor.

Mayısın ortasında Göçek’e gittiğimizde ortalık hareketlenmeye ve hava ısınmaya başlamıştı. Alp Yalman’la söyleşimiz için, yatı Dear B’nin kaptanı Kadir Morgül servis teknesiyle bizi Göçek’ten aldı. Teknenin bağlı olduğu Göçek Adası’ndaki koya vardığımızda Dear B göz kamaştıran güzelliğiyle bizi bekliyordu. 79 yaşında üç güverteli bir motoryat... Yattaki her şey neredeyse ilk sahibinden kalma... Orijinaline hiç dokunulmadan korunmaya çalışılıyor. En az 80 yıllık eşyaları, 150 yıllık kitaplarıyla müzeden farksız...

Yata çıktığımızda tüm kibarlığıyla Alp Yalman karşıladı bizi. Bu arada teknenin başüstünde mangal çoktan yanmış ve öğle yemeğine bekleniyorduk. Dear B’deki sıcak karşılamanın hemen ardından yemeğe geçtik. İlk soru Yalman’dan: “Hangi takımı tutuyorsun?” Fenerbahçeli olduğumu öğrenince de “Türkiye iyi bir yere gitmiyor” diye espri yapmaktan alıkoyamadı kendini. Gelişimizden gidişimize hiçbir yardımı esirgemeyen Kadir Kaptan, dünya tatlısı beş kişilik Dear B mürettebatı ve Alp Yalman’ın hoş sohbetiyle o son derece lezzetli yemekleri nasıl bitirdiğimizi bile anlayamadık. Yalman, mürettebatı ve 26 yıldır birlikte çalıştığı Kadir Kaptan’la çok sıcak bir ilişki içinde. Kadir Kaptanla kendi aralarında artık karı-koca gibi oldukları konusunda sık sık şakalaşıyorlar.

Robert Kolejli Yalman, yükseköğrenimini İsviçre Lozan Üniversitesi’nde tamamlamış. Yıllarca TATKO Otomobil’de yönetim kurulu başkanlığı yapmış. 1973’ten beri Galatasaray Spor Kulübü yönetiminde aldığı görevler ve 1990-96’daki başkanlık döneminden tanıdığımız Alp Yalman, artık tam manasıyla emekliliğinin tadını çıkarıyor. Hem de yılın yarısını teknesinde geçirerek... Alp Yalman’la Galatasaray’ın yeni başkanını seçtiği kongrenin hemen sonrasında buluştuk. Muzip esprileriyle neşe kattığı sohbetimizde teknesini, Göçek’i ve Galatasaray’ı konuştuk...

“25 metrelik teknem battı”

Bu tekneyi nasıl aldınız?
Fransız bir arkadaşım vardı, onun ailesinin teknesiymiş. Babası öldükten sonra kardeşiyle paylaşamamışlar ve satmaya karar vermişler. Bana isteyip istemediğimi sordu. Ben de zaten böyle bir tekne arıyordum. Klasik bir motoryat.

Bundan önce de tekneniniz var mıydı peki?
Vardı, o tekne battı...

Battı mı!?
1990 yılında tekne Kuşadası’yla İstanbul arasında bir yerdeydi. Sezon sonrası, biz İstanbul’a döndük. Kadir de tekneyle dönüş yolundaydı, İstanbul’a geliyordu. 25 metrelik bir motoryattı; ismi de Lara... Teknenin burnunda yangın çıkıyor. Herhalde ırgatın olduğu yerde aküler filan, üstüpüler, temizlik malzemelerinin bulunduğu bir dolap filan vardı. Sanıyorum hepsi birleşince yangın daha da hızlandı. Tekne Samos açıklarında batmış.

Bu kaçıncı tekneniz?
Dear B dört, beş ya da altıncı teknem...

Bundan öncekiler de hep motoryat mıydı?
Hayır değildi, yelkenlim de vardı. Ben denizde evvela sandalda kürek çektiğimi hatırlıyorum. Ama ilk kullandığım yelkenlilerdi. İlk olarak yelkene başladım. Ama yarış için değil. Gezmek için... Erenköy’den Fenerbahçe’ye, Moda’ya ya da Adalar’a hep kürek çekerek gider gelirdik. Tabii tahtadan ağır sandallardı.

Sonra yelkenli mi aldınız?
O zaman nereden bulacaksınız yelkenliyi. Moda Deniz Kulübü’nde yoleler vardı. Salması olmayan, yelkenle giden çok büyük kayıklardı. Sekiz-dokuz metre civarında... Onlarla yelkene başladım. Küçük bir de kamarası vardı. O zamanlar yelkenler bezdi. Rüzgârı o kadar iyi ayarlamak lazım ki... Teknelerin salması olmadığı için manevra kabiliyeti neredeyse sıfır... Hem daha fazla taktiğe, hem de kuvvete bağlıydı. Bu tabii lise yıllarımın başına denk geliyor, 15-16 yaşlarında Robert Kolej’e giderken...

Yani küçük yaşlarda deniz hayatına alıştınız.
Bu deniz tutkusu kendimi bildim bileli vardı. Yüzmeyi, teknede olmayı çok seviyorum.

İlk tekneniz nasıldı?
İlk tekne dediğiniz, pek tekne değildi aslında... O zamanlar bu kadar tekne üretilmiyordu çünkü. 60’lı yıllardı. Bir kamarası, kıçtan takma motoru olan bir tekneydi. Ondan sonra bir yelkenli aldım, ismi Ondin’di. Ama maalesef kullanamadım. Rahmetli eşim hiç binmek istemiyordu, korkuyordu. Çünkü ilk çocuğumuz olmuştu, daha çok küçüktü ve yelkenli rüzgârı alınca iyi yatıyordu, hızlı gidiyordu. Bense çok keyif alıyordum. 28-30 yaşlarında Taksim’de işe başlamıştım. Yazları tekneyi Dolmabahçe’ye bırakıyordum. Akşam işten çıkınca tekneye Dolmabahçe’den binip, Fenerbahçe’ye yelkenle geçiyordum. Bütünün günün yorgunluğunu teknede atıyordum, çok dinlendirici oluyordu benim için. Ama tabii artık Boğaz’da yelken yapmak mümkün değil.

Tekneyle nerelere gidiyorsunuz?
Hemen hemen bir yere gitmiyoruz. Çünkü gideceğimiz herhangi bir yer buradan güzel değil. Dünyanın pek çok yerine gittim. Keyif aldığım yerler var. Ama buradan güzel diyebileceğim bir yer yok. İlk defa 10 yıl önce geldim bu koya.
O zamanlar çok daha güzeldi. Hatta daha önce batan tekneyle geliyorduk bu taraflara, Göçek küçücük bir köydü.

Artık öyle bulmuyor musunuz?
Göçek çok büyüdü, her taraf villa oldu. Bizde herhangi bir yerde yapılan villaların, bir mantığı, bir planı yok. Herkes birbiriyle iç içe, yan yana... Mesela Bozcaada’da altı dönüm içine 80 metrekare yer veriyorlar. Bizim de küçük bir evimiz var Bozcaada’da.  Hatta eşim orada... Bozcaada’yı da çok seviyorum. Özellikle şehir kısmındaki eski Rum evlerinin olduğu sokakları çok beğeniyorum. Ama bu mevsimde gidemiyorum Bozcadada’ya, soğuk geliyor. Özellikle denizi buz... Bozcaada’ya hava çok sıcak olduğunda ve yaz sonunda sakinleştiğinde gidiyorum.

Ama seviyorsunuz hâlâ Göçek’i...
Evet, Göçek’in içine çok gitmiyoruz, böylece şehirleşen ve kalabalıklaşan yerden uzak kalıyoruz. Göçek Adası’ndaki bu yerimizi seviyorum.  Ama ben isterdim ki Göçek’te bir büyüme olacaksa, planlı bir şekilde olsun.

Burada en beğendiğiniz yer Göçek Adası mı?
Evet, seviyorum burayı. Birkaç şey var, o tarafa bakmadığım zaman hakikaten güzel ve sâkin bir yer. Ağaçları, denizi nispeten iyi. Nispeten diyorum, çünkü ilk geldiğimde mükemmeldi deniz. Burada hafta içi kaç defa temizlik yapıyoruz biliyor musunuz? Gelen geçen atıyor, döküyor. Deniz de buraya getiriyor. Deniz pisliğini kendi içinde fazla tutmuyor. Temizlemeye çalışıyor başa çıkabildiği kadar. Kıyıda birikenleri de biz temizliyoruz.

Göçek koyları ve diğer yakın yerler dışında uzun yolculuklara çıktığınız oluyor mu?
Bu yıl Malta’ya gitmeyi düşünüyorum. Oradan Mayorka’ya ve Adriyatik, Slovenya ve Hırvatistan kıyılarına geçmeyi planlıyorum. Dear B’yle buralarda Kıbrıs’a gittik daha önce, bizim süratimizle iki gün filan sürüyor. Rodos’a, yakınlardaki Yunan Adaları’na gidiyoruz. Burada olmak daha güzel geliyor bana. Daha doğrusu gideceğiniz yerden zevk almanız ve gezmeniz ne yapmak istediğinize bağlı.

Purom, filmlerim ve kitaplarım

Peki, Dear B’de en sevdiğiniz yer neresi?
Ana güvertenin havuzluğunu çok seviyorum, kitabımı alıp
orada vakit geçiriyorum. Salondaki koltukta filmlerimi izliyorum. Oraya oturan uyuyor. Daha oturup da uyumayan olmadı. Denerseniz siz de uyuyup kalabilirsiniz.

Peki, bu tekneye gelirken yanınıza mutlaka aldığınız özel bir şeyler var mı?
Evet, var. Purom, filmlerim ve kitaplarım. Bitirdiğim film ve kitaplarla buradakileri değiştiriyorum tabii.

Şu sıralar ne okuyorsunuz, ne izliyorsunuz?
Ben çok fazla düşündürmeyecek filmler seyrediyorum.
İçinde çocuk olmayacak, çocuğun başına bir şey gelmeyecek. Öyle ağır dramları sevmiyorum. Burada şimdilerde kötü bir film ama Spartacus’ü izliyorum. Bol kan, bol seks var, başka hiçbir şey yok. 24 dizisini daha çok sevmiştim. Kitap olarak da şimdi amcam Ahmet Emin Yalman’ın yazdığı “Yakın Tarihimizde Gördüklerim ve Geçirdiklerim”i okuyorum. Dört cilt 1888’den 1920’lere kadar. Tanzimat, Meşrutiyet, Balkan Harbi, I. Dünya Harbi... Gazeteler ve Türkiye nasılmış, nasıl bir sansür varmış; yakın tarihi çok iyi anlatıyor.

Alp Bey siz de basınla uğraşmışsınız.
Benimki çok dolaylı oldu. Rahmetli Ercan Arıklı benim hem sınıf arkadaşımdı, hem de sonrasında Kadınca ve Erkekçe’yi çıkarırken ortaktık. Ondan evvel bizim ailenin gazetesi vardı. Amcam Ahmet Emin Yalman’ın çıkardığı Vatan Gazetesi... Ama şimdiki değil, eski kapanan Vatan Gazetesi...

Tanju’yu tekneyle kaçırdık

Galatasaray’dan, sporculardan teknenizde konuk ettiğiniz oldu mu?
Elbette. Misafiri çok seviyoruz, teknede çok toplantılar yaptık, maçlara gittik. Yönetimden, sporculardan çok misafirimiz oldu. Hatta bundan önceki tekneyle Tanju’yu transfer ettik. Temmuz 1987’de, o zamanlar Tanju Çolak Samsunspor’da oynuyordu. O dönem futbolcu kaçırmak moda gibi bir şeydi. Ama bizim farkımız tekneyle kaçırmamızdı. Tanju’yu Samsun’dan Adapazarı’na, oradan da İstanbul’a arabayla getirdik. Kalamış Marina’dan batan teknemiz 25 metrelik Lara’yla Tanju’yu Haziran sonu kaçırdık. Galatasaraylı eski futbolcu Ali Yavaş ve avukat Ergün Öztürk ile beraber tekneye dâhil oldular. Dört gün misafir ettik teknede. Yeni sezonda Galatasaray’da oynaması için 1 Temmuz sabahı karşılıklı imzalar atıldı. Böylece 225 bin TL ve son model bir BMW karşılığında Samsun’dan Galatasaray’a transfer etmiş olduk Tanju’yu.

Şimdilerde ne yapıyorsunuz, iş hayatınız devam ediyor mu?
Emekli oldum. Artık emekliliğin tadını çıkarıyorum. İş hayatımda noktayı koydum. Bundan sonra teknemde, seyahatlerde vakit geçiriyorum.

İş yaşamınızı noktaladınız ama Galatasaray’ın yönetiminde olmaktan vazgeçmediniz ama son seçimde aday da olmadınız değil mi?
Galatasaray iş değil benim için. O gönülden bağlı olduğum bir kulüp. Galatasaray’ı her zaman düşünüyorum. Bundan sonra başkanlığa aday olmayı düşünmüyorum. Kulübün inşallah bana ihtiyacı olmaz.

Galatasaray daha aşağı gidemez

Galatasaray’ın son durumunu nasıl buluyorsunuz?
Bundan sonra yukarıya doğru bir gidiş olur Galatasaray’da. Daha aşağı gidecek yeri kalmadı. Galatasaray’ı, Fenerbahçe’yi ve Beşiktaş’ı takım diye düşünmemek lazım. O yanlış olur. Onları kulüp olarak görmek gerekiyor. Dünyada bir memleketin üçte ikisi, üç kulübün taraftarıysa, o üç kulübe daha başka yükler de düşüyor.  Sosyal hayatlarında, eğitiminde, yol göstericiliğinde, dostluğunda ve birliğinde...

Yani siz yönetimlerin bakış açısı ilk başta belirlenen amacına uygun kalmalı diyorsunuz.
Muhakkak ki öyle olmalı. Çünkü bu kulüplerin asıl görevi sosyal. Bir başkan maçı nasıl seyretmeli ki yanındaki başka bir kulübün mensubuyla münasebetini o derece iyi ayarlayabilsin. Siz yanınızdaki insana düşman gibi bakar mısınız? İkiniz de aynı milletten değil misiniz? Arkadaş olmaları hiç lazım değil.
Bu üç takımın da başkanları üzerinde çok ağır bir mesuliyet var. Onu da hakettiği gibi yerine getirmeliler.

Siz herhangi bir spor dalıyla ilgilendiniz mi?
Lisanslı olarak binicilik yaptım. Tüm sporları yaptım da diyebilirim. Ama binicilik bambaşka bir şey. İnsanın yalnız yaptığı sporlar var. Binicilik de onlardan biri. Teniste iki kişi karşılıklı, futbol, basketbol, voleybol... Neredeyse bowlingi bile yalnız oynamıyor insanlar. Mesela kayak, birileriyle mücadele edebilirsiniz ama illa müsabık olmanız gerekmiyor bu sporda. Yine doğayla karşı karşıya, yine kendi kendinesiniz. Yelken de aynı şekilde; yelkeni açıp gittiğinizde deniz ve rüzgârla her şeyden sıyrılabiliyorsunuz. Ata binmek de öyle.

Galatasaraylı olmak, bir kulübe bağlı olmak nasıl bir duygu?
Çok keyifli tabii ki. Başkanlık da zaten başka türlü yapılmaz. Kulüpte görev alanların, orayı bir iş yeri olarak kabul etmesi mümkün değil. Çünkü birileri belli bir zaman için hepimizin ortak malını yöneticilere emanet ediyor. Karşılığında da neler yapacağın önemli. Bir takım vaatlerle seçiliyorsunuz. O yüzden yönetimdeyseniz verdiğiniz sözler çok önemli.

KADİR KAPTAN ANLATIYOR

Alp Başkan’la 26 senedir çalışıyorum. Kendi keyifli olduğu kadar, onunla çalışması da çok keyiflidir. Bu teknede de, öncekinde de birlikte çok anımız var. 1997’de aldığı Dear B, 36,70 metrelik baltabaş tarzı bir motoryat. Bu tekneyi rüzgâr hiç etkilemiyor. İyi havada da, kötü havada da bu yat 10 knot hızda gidiyor. Tam bir uzun yol keyif teknesi.
Geçen Kıbrıs seyahatimizdeki karşılaştığımız gibi bir hava görmedim. 4-5 bin grostonluk tekneler limandayken biz denizdeydik.

/images/100/0x0/55eafeb8f018fbb8f8a42089


Bundan önceki 25 metrelik batan tekne Lara’yla tekneyle 1988’de İstanbul’dan Atina’ya Ajax-Galatasaray maçına gidiyorduk. Bir de maça yetişmemiz gerekiyor. Zaman kısıtlı. Hava patladı. Sığınmak ya da beklemek gibi bir durumuz olmadı. Misafirlerimizden Silvia gelip istavroz çıkardı, bana “Kaptanım batacak mıyız?” diye sordu. Batmaz, niye batsın ki dedim ama salon alt üst oldu. Alp Başkan ise o konuda çok rahat. Bizim meslekte bile o kadar rahat olan azdır. Dünya umurunda olmaz, gider yatar. Bu benim açımdan çok güzel tabii.  

Başkan, o gün herkes yerlerde yatarken, gidip kendi kamarasında uyudu. Banyodan gelen gürültülü bir ses onu uyandırmış. Kalkıp banyo kapısını açtığında büyük bir dalga üzerine gelmiş. Uyku sersemi dalgayla kendine gelmiş. Meğer banyonun lumbozu yerinden çıkmış. Yerde duran lumbozu alıp yerine koymuş. Fakat öyle durması gerektiği için bırakıp benim yanıma çıktı. Rüzgârı tersimize aldık ki içeriye su girmesin. Sonra da lumbozu tamir ettik. Maça giden yol tam üç saat uzadı ama yine de yetiştik.

KRALİÇE’DEN HOLLYWOOD’A

Dear B, 1932’de İngiltere’nin Camper & Nicholsons Tersanesinde İngiliz kraliyet ailesi için perçin metal montaj olarak inşa edilmiş. Kraliyet Ailesi tarafından bir süre kullanıldıktan sonra İkinci Dünya Savaşı sırasında geri hizmette kullanılmış ve daha sonra Monako prensliğine hediye edildiş. Yat 60’lı yıllarda Le Gendarme De St Tropez ve 80’li yıllarda Remington Steel isimli Hollywood filmlerinde kullanılmış. Elizabeth Taylor ve Eddie Fisfer Mayıs 1959’da o zamanlar adı Olnico olan bu tekneyle Barselona’dan balayı seyahatine çıkmışlar.
/images/100/0x0/55eafeb9f018fbb8f8a4208b

Teknenin birçok denizde gayet güvenli bir seyir izlediği tüm seyir jurnallerinde kayıtlı durumda olduğunu söylüyor Kadir Kaptan. Ayrıca teknenin makine dairesi ve genel bünyesi orijinal kalmakla birlikte, gerekli bazı donanımlar günümüz ihtiyaçları doğrultusunda yenilenmiş ve bugüne ulaşmış.
2000 yılında yenilenen ve bakımdan geçen tekne 36,70 metre uzunluğunda ve 6 metre genişliğinde. İki adet 220 beygirlik Man motorla 10 knot hıza ulaşıyor. TV, DVD, sinema perdesi, GPS, VHF, otomatik pilot, müzik sistemi, internet erişim, servis botu, sürat teknesi, radar, sonar, dürbün, su kayağı, kano, rüzgâr sörfü, palet, gözlük, şnorkel, olta takımıyla genç teknelerden eksiksiz. Yatta bir ana kamara, iki konuk, üç kişilik ve iki kişilik birer kamarayla bir de tek kişilik kamara bulunuyor. Dört de banyo...

 

False