Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Filiz Akın: Hey, Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Ata, Kıvanç…

Nebil Özgentürk'ün Filiz Akın'ı konu alan Bir Yudum İnsan belgeselinde belirttiği gibi "namusun renginin esmer olduğu" Türk Sineması'nın ilk vamp, kötü, entrikacı olmayan, masum sarışınıydı o. Türk sinema izleyicisi 1960'larda, sarışın kadınların da "namuslu" olabileceği fikrine onunla alıştı.

Sarışın ya da esmer, dudaktan öpüşen, pavyona ‘düşen’, hatta sevişen kadının namussuz olmayabileceği fikrine ulaşmaya ise daha çok vardı.

Türkan Şoray, Fatma Girik ve Hülya Koçyiğit’le birlikte bir döneme damga vuran Dört Yapraklı Yonca’nın en az köylü kız oynayanıydı, tipi müsait değildi! Daha çok, “Kolejli kız”dı. Yine de büyük şehrin gecekondu mahallesinde de olsa kenarından bir köylü kız olmuş, orada da Fatmagül gibi tecavüze uğraması gerekmişti. O zamanlar bu tür şeyler daha çok “kırsal kesim” kadınlarının başına geliyordu Yeşilçam’da.

Biz artık kadına şiddetin, tecavüzün, cinayetlerin ekonomik ya da eğitim düzeyi, sosyal kesim, inanç ya da coğrafya tanımadan her yerde olduğunu biliyorduk.

Filiz Akın, sinemanın ve sosyal hayatın, alabildiğine zarif, kentli, aristokrat havalı, yine o dönemin deyimiyle Avrupai, modern yüzüydü. Bu karakteristiğini bugünlere kadar aynı çizgide taşıdı. Bugün 70’ini aşmış haliyle, hala çok zarif, güzel ve Avrupai. Ama filmlerindekinden çok farklı; yapmacıksız.

Biraz da bir dönem evli kaldığı yapımcı kocası Türker İnanoğlu’nun markajı nedeniyle sinema tarihine geçen pek fazla yapımda yer almadıysa da gönüllerin sultanlarından biri olmayı başardı. 1970’lerde Yeşilçam’ın “porno” batağına saplandığı günlerde assolistlik yaparken, İzmir Fuarı’nda söylentiye göre bir mafya babasına bıçaklatıldığı dönem hariç, hep kolejli kız kaldı, “steril” bir hayat yaşadı.

Hakim kızıydı, Ankara Koleji’ni bitirmiş, bir dönem üniversitede okumuştu. Anneannesinin öz babası Atatürk’ün şifrecisi, üvey babası kalem müdürüydü, Atatürk kıyafet seçiminde zaman zaman anneannesi Halime Hanım’ın fikrini alırdı. 1962’de ısrarlar sonucu Artist mecmuasına fotoğrafını gönderip birinci olmasına rağmen, artist olmaya çok zor ikna edilmişti.

İkinci kocasıyla Fransa’da yaşamış, 1994'te dönemin MİT müsteşarı Sönmez Köksal’la, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un şahitliğinde evlenmiş, Köksal’ın Paris Büyükelçisi olmasıyla Paris sefireliği yapmıştı. Paris’te Türkiye’yi tanıtan pek çok şaşaalı etkinliğe imza attı.

Televizyon programlarında da, kansere yakalanıp yenerken de, kanser hastaları için sosyal sorumlu projelere katılırken de hep bildiğimiz Filiz Akın’dı.

O yüzden dün konuşmasına, başrolünde oynadığı 121 film içinde, Atıf Yılmaz’ın yönettiği ve toplu tecavüze uğrayan bir genç kızı canlandırdığı Utanç filmiyle, bu filmde rol aldığı için çok gurur duyduğunu söyleyerek başlayınca benim kulaklar daha bir can oldu. “Bugün manşetlerde çok sık rastladığımız bir olay” diyordu.

Ataşehir Belediyesi’nin Sosyal Dönüşüm Vakfı Girişimi’nin düzenlediği ve kadın haklarının konuşulduğu panelde konuşmacılardan biriydi Filiz Akın. Bileklerine kelepçeyi andıran aksesuarlar takarak gelmişti; bunu da kocası, ağabeyi, ailesi, toplum tarafından kadınlara takılan, “Okuma”, “erken evlen”, “erkek evlat doğur” gibi görünmez kelepçeleri anlatmak için yapmıştı.

Sonra Yeşilçam’daki kadını şu cümlelerle anlattı:

“Kadın hep ikinci sınıftır… Erkeğe cinselliği çağrıştırdığı için hep suçludur… En yakın akrabaları tarafından bile tecavüz edilmesi de onun suçudur…Töre icabı öldürülmesi gerekendir… Bebekle oynayacağı, ip atlayacağı yaşta evlendirilen çocuk gelindir… Ağa göz koyarsa ona köle olarak verilendir… Karısı olsa bile tecavüz edilendir… Erkek kahvede otururken tarlada çalışandır… Kocasına efendi diye seslenendir… Soyun devamı için erkek doğurmak zorundadır… Küçük kızlar başlık parası karşılığı satılır… Koca ölünce küçük bir çocuk bile olsa ölenin erkek kardeşine verilendir…”

Dayağın, eziyetin de filmlere çok konu olduğunu, kocanın ister sevip ister dövdüğünü, isterse de öldürdüğüne de değindi Akın. Kadınların hayallerinin, isteklerinin, ihtiyaçlarının nasıl yok edildiğine.

Hepsini, halen, aynı şekilde ve belki de daha da çeşitlenmiş olarak, gerçekte yaşıyorduk.

Sanatçıydı ve “Life follows art/Hayat sanatı takip eder” sözünün gerçekliğinden, sanatın toplumları dönüştürmede önemli bir yumuşak güç olduğundan devam ederek, “ne yapabiliriz, bir şeyler yapalım”a geldi konuşmasında.

Sonra da önerilerini sıraladı: “Ülkelerin gelişimi ancak kadının sosyal ve siyasi hayatta yerinin yükselmesi ve üretime katkısıyla olur. Kadının üretime katılmasıyla ekonomi büyük katma değer kazanır” dedi. Sonra da ekledi: ”Kazanır kazanır da ilk önce kadınları yaşatmak gerekir...”

Her gün gazetelerde öldürülen bir başka kadının haberini okuyorduk.

Şimdi elçiye zeval olmaz, Filiz Akın, Cem Yılmaz, Kıvanç Tatlıtuğ, Yılmaz Erdoğan, Kenan İmirzalıoğlu, Ata Demirer gibi sevilen erkek sanatçılara seslendi. Güzel kısa filmlerde, reklam spotlarında rol almalarını ve kadınlara yönelik şiddetle ilgili mesajlar vermelerini istedi. Uzun metraja da girdi; Çağan Irmak’ın güzel hikayeli, etkili filmlerinden birini de bu konuda yapmasını hayal etti.

Arada konuşurken, bileğindeki kelepçeleri sessizce çıkardı.

Hepimiz o kelepçelerden kurtulmak istiyor ve giderek kalabalıklaşıyorduk.

*** SOSYAL DÖNÜŞÜM VAKFI

İstanbul Ataşehir Belediyesi Sosyal İşler Müdürü Gamze Akkuş İlgezdi’nin girişimiyle bir Sosyal Dönüşüm Vakfı kuruluyor. Vakıf girişiminin ilk toplantısı dün Ataşehir’de yapıldı, konuşmacılar Gamze Akkuş İlgezdi, Filiz Akın, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ve bendenizdim. Toplantıda kadın yoksulluğundan kadına yönelik şiddete, kotadan kadına yönelik şiddete kadar pek çok konu tartışıldı.

X