Evde tek kişilik para sergisi

ANKARA’da yaşayan aslında inşaat mühendisi olan Müştak Öner Koçoğlu ömrünü antikaya adamış bir isim. Koçoğlu, 1976 yılında Ankara’ya gelince hatıra paralarla ilgilenmeye başlamış.

İlk eski paralarını da Ankara Defteradarlığı’ndan edinmiş. Daha sonra Cumhuriyet dönemi boyunca Ankara’da basılan ve tedavülde kalan paraları toplamaya başlamış. Bu yüzden antikacı kolleksiyoner arkadaşı Oğuz Güler’le Anadolu’yu karış karış gezmek zorunda kalmışlar.

16 yıl boyunca paraların değeri ile ilgili kitaplar çıkaran Güler, bir para için atlayıp Hakkari’ye gittiğini alamasa da dönüp geldiğini anlatıyor. Koçoğlu bu kolleksiyonu yaparken, İzmir’li Osman Nazım Çağlar’ın bire bir eliyle çizimini yaptığı "TC dönemi madeni paralar" kitabından da yararlanmış. Koçoğlu bu kitaplarla ilgili "Sayın Çağlar’ın ve benzeri az sayıda eser paraların Anayasası gibi. Büyük emekle hazırlanıyor. Kolleksiyonerler ve meraklıları için de rehber niteliği taşıyor" diyor.

432 PARÇALIK MADENİ PARA KOLLEKSİYONU

Koçoğlu’nun şu anda tam 432 parçalık kolleksiyonu var ve paraların hepsi de tamam. Bu özel kolleksiyonu da çekemece içinde saklamaya kıyamadığı için çerçeveletmiş. Para kolleksiyonu üzerinde dönemlerini gösteren notların altına yapıştırılarak, çerçeveletilmiş durumda. Madeni paraların belki de en ilgi çekeni delikli bir kuruşlar.

Para kolleksiyonu Koçoğlu’nun Dikmen’deki evinin duvarında asılı. Ama O’nun gönlünden geçen bu kolleksiyonun Ulus’taki eski Meclis’te veya Ankara’ya özgü bir müzede sergilenmesi. Koçoğlu bakın para kolleksiyonuyla ilgili neler söyledi:

"Para kolleksiyonu yapanlar o paraları kutulara çerçevelere hapsetmesin. Bu paralar ve özellikle hatıra paraları basıldıkları dönemin kültürünü ve tarihini yansıtıyorlar. Bu kültür paylaşımı içinde kolleksiyonu yapılan paraların sergilenmesi teşhir edilmesi gerekiyor. Ben tüm kolleksiyoncuları paraları çekmecelerinden çıkarıp sergilemeye kültür paylaşımına davet ediyorum. En azından çerçeveletip benim gibi evlerinin duvarına assınlar."

Koçoğlu, para kolleksiyonunu önümüzdeki günlerde Güler’e ait Kuğulu Pasajı’nın alt katındaki dükkanda görücüye çıkarıp Ankaralı meraklılar ile paylaşmaya hazırlanıyor.

PARA KAZANDIRAN KOLLEKSİYON

Son bir not:


Hatıra gümüş ve nikel paralar, Darphane tarafından 1970 yılından itibaren basılmaya başlandı ve vezneden satılıyor. İlk hatıra para ise 1970 tarihli ve TBMM’nin 50. yılı anısına çıkarıldı. Her pasılan para önemli bir günü veya olayı temsil ediyor. Bu paralar bir yıl satışta kalıyor. Satılmayanlar eritiliyor. Darphane’nin çıkardığı bu hatıra paraları üye olarak edinmekte mümkün. Bazı eski hatıra paraları bugün 2500 YTL’ye kadar alıcı buluyor. Meraklısı için iyi de bir yatırım aslında...

Emekli bankacıdan kredi kartları için suç duyurusu

KREDİ kartları yıllık ücretleri ve limit aşımı cezasının yasaya aykırı olduğu yazıma hala mail yağıyor. Emekli bankacı ve araştırmacı M. Ali Ceylan’ın, savcılara "Suç duyurusunda bulunuyorum" dediği maili bakın şöyle:

"Kredi kartı yazınız harika ama Türkiye’de anlayan kaç kişi var? Benim konum BDDK’nın banka kredi kartları için çıkarttığı yasayı acaba hakkı ile uygulayıp uygulamadığıdır. BDDK 22 Şubat 2006 tarihinde Kredi Kartları Kanunu’nunu Bakanlar Kurulu kararıya çıkartmış ve 1 Mart 2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlayıp yürürlüğe geçirmiştir.

Bu kanunun 8 ve 9. maddelerinde özellikle 9. madde derki; kart hamilleri kullandığı kredilerinin limitlerinin aşımı durumunda, Bankalar aşan limit üzerinden "Limit aşım ücreti" adı altında bir ücret talep edemez. Ama bankalar limit aşımı durumunda kart hamillerinden "limit aşım faizi" adı altında ücret almaya devam etmekteler. Oysa kanun aşan limit durumunda "limit aşımı adı altında hiçbir ücret alınamaz" dediği halde bankalar bildiklerini okumaktalar. Ayrıca bankaların sözleşmede yer almadığı halde kredi kartı veya banka kartı kullananlardan kart kullanmın ücreti almaları da yasaya aykırıdır.

BDDK bu durumda yasaları uygulama yerine uyumakta ve bu bankalara hiçbir yaptırım uygulamamaktadır. Oysa 5464 sayılı yasa, 9. maddeye aykırı hareket edenlere 2-10 milyar ceza uygulamasını getirmiştir.

Yine aynı kurum geçici maddeyi uygulayıp Mart’ta yürürlüğe giren bu yasayı ustaca üç ay erteleme taktiği kullanmıştır. Bu durumu BDDK Başkanı’na yazdığım halde hiç yanıt yok.

Bizim cumhuriyet savcılarımız bu duruma ne zaman el koyacaklar? Bu durumu sayın Cumhuriyet Başsavcılıklarına da suç duyurusu olarak arz ediyorum."

Geceleri açan çiçek

ANKARA Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Muharrem Gerçeker, şairliği ile de tanınan doktorlardan. Gerçeker, ikinci kitabı "Geceleri açan çiçek"i yayınladı. Üçüncü şiir kitabı da yolda. Adı bile hazır "Başka iklimin baharı"

Üçüncü defa bölüm başkanı seçilen sekiz yıldır da fakülte korosundaki Prof Gerçeker, şiiri de müziği de paylaşmayı seviyor. Şiir kitaplarını yayınladıktan sonra dostlarına hediye etmek en büyük zevki.

Prof Gerçeker, yılda bir-iki kere aynı fakülteden Prof. Dr. Yaşar Bedük, Eczacı Ertuğrul Ottekin ve Fizyoterapist Figen Ergünen’le birlikte düzenlediği "şiir ve şarkı" başlıklı kültür-sanat programlarında da şiirlerini ve şarkıları sevenleriyle paylaşıyor. Prof Gerçeker şiirle tanışmasını şöyle anlattı:

"Şiirle ilk merakım lise yıllarında olmuştur. O dönemde yayınlanan temiz, duru ve akıcı bir Türkçe ile insan, toplum, tabiat ve vatan sevgisi üzerine yazılan şiirlerin yer aldığı Hisar Dergisi şiiri tanımamı ve sevmemi sağlamıştır. Şiirlerimin çoğu sevgi, aşk, ayrılık, hasret, hüzün gibi duygusal renkler üzerinde yazılmıştır."

Gerçeker, her şairin güzel şiirlerinden esinlendiğini de söylüyor. İkinci kitabındaki "İtiraf"ı ünlü şair Atilla İlhan’a yazmış.
X

Pandemiden kira sözleşmesinin feshi nasıl istenir?

Özel okulda çalışan öğretmen okurum Y.E.Y. maaşında kesinti yapıldığını, pandemiyi ‘mücbir’ sebep olarak göstererek, üç ay kalan kira sözleşmesi bitmeden evden çıkıp çıkamayacağını soruyor. Sulh hukuk mahkemesine başvurarak, ‘aşırı ifa güçlüğü’ yani ödeyemediği gerekçesiyle kira sözleşmesinin feshini isteyebilir. Ev sahibine kira sözleşmesi dolmadan evi tahliye ettiği için de tazminat ödemek zorunda kalmaz.

Önce okurum Y.E.Y.’nin sorusu:

“Özel okulda çalışan bir öğretmenim. Pandemi dolayısıyla maaşımda kesinti yapılıyor. Bu yüzden anlaştığım kirayı ödemekte zorlanıyorum. Sözleşmenin bitmesine 3 ay kaldı. Bir de depozitom var ev sahibinde. Kendilerinden bu durumdan dolayı dostane şekilde indirim talep ettim son 3 ay için, fakat kabul etmediler. Pandemi mücbir sebebiyle kira kontratı bitmeden evi tahliye etmem mümkün müdür? Herhangi bir tazminat ödemek zorunda kalır mıyım?”

KORONAVİRÜS MÜCBİR SEBEP

Ankara Barosu avukatlarından Buğcan Çankaya, Y.E.Y. başta, koronavirüs nedeniyle kirada indirim ve kira sözleşmesi dolmadan evden çıkmak isteyen okurlarımın, benzer sorularını ayrıntılı şekilde bakın şöyle yanıtladı:

TBK’DAKİ İSTİSNA: AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ

“Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Yargıtay tarafından benimsenen sözleşmeye bağlılık ilkesinin istinası ise kira sözleşmelerine dönük açılacak ‘uyarlama davası’dır. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 138. maddesinde ‘Aşırı İfa Güçlüğü’ madde başlığı altında düzenlenmiştir.

UYARLAMA VEYA FESİH TALEP EDİLEBİLİR

Yazının Devamını Oku

Uzman pedagog çocuğa sorduysa hâkimin dinlemesine gerek yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, boşanma sürecindeki tüm çiftleri ilgilendiren önemli bir içtihata imza attı. Bu karar ışığında, artık aile mahkemelerince idrak çağındaki sekiz yaş ve üstündeki çocuklar hakkında velayet hükmü kurulurken, uzman tarafından çocuğun görüşü alınmışsa, hâkim duruşmada yeniden çocuğun görüşüne başvurmayabilecek.Uzman raporuna rağmen hâkim çocuğu dinlemek isterse, duruşma salonu yerine adli görüşme odasında (AGO) uzman eşliğinde beyanı alınabilecek. Antalya aile mahkemeleri bu uygulamayı sıklıkla kullanıyor. ‘Çocuğun yüksek yararına’ dayanan bu yeni uygulamayı hem taraflar hem avukatlar memnuniyetle karşılıyor. Haberiniz olsun.

Önce okurum K.Z.’nin sorusu: “Eşimle boşanma davamız var. 9 yaşındaki kızımın velayeti konusunda anlaşamıyoruz. Aile mahkemesi uzmanları kızımla konuştular. Küçük kızım, babasından çekiniyor. Hâkimden, duruşma salonundan korkuyor. Boşanmamız kızım için zaten travma oldu. Adliyede, duruşma salonu dışında adli görüşme odasında ifade alınabildiğini okudum. Bu sadece mağdur çocuklara dönük mü uygulanıyor? Boşanma davamız da kızımın da bu şekilde beyanının alınması mümkün mü?”

TÜRK MEDENİ KANUNU’NDA YOK

Okurum K.Z. ve birçok okurumun benzer sorularını Türk Medeni Kanunu (TMK) ve Yargıtay kararları ışığında yanıtlamak mümkün. Yargıtay’ca çocuğun idrak yaşı 8 olarak belirlenmiş durumda. İdrak yaşındaki 8 yaş ve üstü çocuğun görüşü alınarak velayet kararı veriliyor. Öncelikle şunu vurgulamak gerekiyor:

Çocuğun kendisi ile ilgili her konuda bilgilendirilmesi ve görüşünün alınması TMK’da açıkça yok. Ancak taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerde var. Anayasa’nın 90. maddesine göre de uluslararası sözleşme hükümlerinin iç hukukta öncelikle uygulanması gerektiğinden, bu ilke iç hukukta benimsenmiş durumda ve uygulanıyor.

 YANITI YARGITAY KARARI VERİYOR

Çocuğun velayet konusundaki görüşünün mutlaka mahkemede hâkim huzurunda alınmasının gerekip gerekmediği sorusunun yanıtını Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (YHGK) 27 Haziran 2018 tarihli (2017/2-3117 E, 2018/1278 K sayılı karar) kararı veriyor. Buna göre eğer çocuğun velayet konusundaki görüşü uzman tarafından alındıysa, duruşmada yeniden hâkim tarafından görüşünün alınmasına gerek yok.

Yargıtay, bu kararı çocuğun tekrar tekrar konuşmaya zorlanarak, ikincil örselenmesinin önüne geçilmesini sağlamak için verdiğini de kayda geçiriyor. Oyçokluğu ile verilen karar bakın şöyle:

Yazının Devamını Oku

Çocuk teslim etmemek suç

İcra memuru ile gidip çocuğunu teslim alamadan eli boş dönen ebeveynler, engel olan tarafa karşı nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini soruyorlar. Velayet hakkı kendisine verilen eş, hakkını kötüye kullanarak çocuğu diğer tarafa göstermezse, bu bir suç. Şikâyetiniz üzerine cezası da altı aya kadar hapis. Haberiniz olsun.

Okurum M.S.’nin sorusu şöyle:

“Kardeşim oğlunu 6 aydır göremiyor. Eve çocuğunu görmek için icra yoluyla gitti. Ancak evde yoktu. Ne yapması gerekiyor?”

Abla M.S.’nin erkek kardeşi de çocuğunu görememekten şikâyetçi babalardan. Bu şikâyet daha çok babalardan geliyor. Mahkemenin kişisel ilişki kararını icraya koymalarına rağmen çocuklarını görememekten yakınıyorlar. İcra memurları ile gidip çocuklarını alamadan eli boş dönen ebeveynler, engel olan tarafa karşı nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini öğrenmek istiyorlar.

İcraya paraya yatırılarak çocuk teslimi uygulamasının ne zaman kaldırılacağını soruyorlar.

ÇOCUĞUNUZLA GÖRÜŞMEK KANUNİ HAKKINIZ

Okurum M.S. ve diğer okurlarımın sorularını Türk Medeni Kanunu (TMK) ve Yargıtay kararları ışığında yanıtlamak istiyorum. TMK hükümlerine göre her ebeveynin boşanma davası devam ederken veya eşlerin fiilen ayrı yaşadıkları dönemde diğer eşin yanında yaşayan çocuğu ile arasında kişisel ilişki kurulmasını isteme, çocuğunu görme hakkı var. Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, TMK’nın 169. maddesine göre davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine ve boşanma davası devamınca çocuklarının geçici velayetinin kime verileceğine ve diğer eş ile çocuklar arasındaki kişisel ilişkinin nasıl kurulacağına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden veya talep üzerine alıyor.

ÇOCUKLAR İCRA 

Yazının Devamını Oku

Sandıktan çıkan çeyrek altınkimin hakkı?

Koronavirüsle birlikte düğünlerdeki takı törenleri yerini takı sandığına bıraktı. Davetlilerin gelin ya da damada takmayıp sandığa attığı takılar kadına mı erkeğe mi ait sayılacak? Yanıtını, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan verdi: “Sandığa atılan küpe, gerdanlık, kolye gibi kadına özgü takılar kadına; erkek kol saati, altın kol düğmesi erkeğe ait. Hem kadın hem erkeğin kullanabileceği özellikteki yarım altın, çeyrek altın, para, döviz ortak. ‘Gelin sandığı’ ve ‘damat sandığı’ ayrı ayrı ise içindekiler ‘sandık sahibi’ne ait.”

Koronavirüsle birlikte maske, mesafe ve temizlik kurallarına uygun bir saat süren en fazla 30 kişinin katıldığı düğünlerdeki takı törenleri de değişti. Takı töreni, yerini takı sandığına bıraktı. Geline ve damada uzun uzun sarılıp kutlanarak, yüz yüze koyu sohbetler eşliğindeki saatlerce süren takı törenleri artık yok. Takı töreni yerini takı sandığına bıraktı.

Önümüzdeki martta evlenecek S.Z.H. adlı kadın okurum, kime verildiği belli olmayacak şekilde takı sandığına atılan takıların kadına mı erkeğe mi ait sayılacağını soruyor. Düğünde ayrı ayrı takı sandığı konulup konulamayacağını öğrenmek istiyor.

YANITI BAŞKAN GENÇCAN’DAN

Okurum S.Z.H. ve düğün takılarına ilişkin benzer soruların yanıtını boşanma davalarının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan verdi. Gençcan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (YHGK) son “düğün takısı” içtihadı ışığında, sosyal medya hesabından şöyle değerlendirdi:

Ziynet eşyası ‘kadına özgü’ ise eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir âdet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından ‘hangi eşe takılmış olursa olsun’ kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğindedir. (TMK mad. 1, 6, 220/1-1, 222/1, HMK mad. 190, YHGK’nin 04.03.2020 tarihli ve 2017/ 3-1040 E., 2020/240 K. sayılı kararı) Aksi halde, eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar (yarım, tam, çeyrek altın vb) onların paylı mülkiyetinde sayılır.

İÇTİHATTA YOK, KRİTERLER AKLIN GEREĞİ

COVID-19 salgınından sonra düğünlerdeki takı töreni uygulamasının da değiştiği hepinizin malumudur. Artık ekonomik değer taşıyan şey, taraflara takıldığı gibi, ortaya koyulan ya da dolaştırılan takı sandığına da konulmaktadır. Yargıtay’ın son içtihadı bu olguyu kapsamadığı da izahtan varestedir. Ne var ki ‘kadına özgü’ ve ‘erkeğe özgü’ olma kriterinin sandığa koymada uygulanması lüzumu da aklın gereğidir. Sandığa konulan şeyin aidiyeti Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ölçüsü baz alındığında aşağıdaki gibi belirlenmelidir.

Yazının Devamını Oku

Kapı önüne çöp atan gürültü yapan komşuyla nasıl mücadele edilir?

‘Komşuyu rahatsız etmemek’, genel bir kural olmanın ötesinde kanuni bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğe uymadığı gibi tüm uyarılara rağmen kapı önüne çöp, ekmek atan, gürültü yapan ve davranışları da artık ‘çekilmez hal alan’ komşuya karşı çaresiz kalan okurlarım ne yapabileceklerini soruyor. Bir kez daha yazıyorum: Çaresiz değilsiniz.

ÖNCE okurlarımın gürültü kirliliğine ilişkin iki örnek sorusu:

N.P.: Alt komşum kapı önüne her zaman ekmek atıyor, çöp biriktiriyor. Çocuklarımı balta, bıçak, sopa ile korkutuyor, tehdit ediyor. Her yere başvurmama rağmen hiçbir sonuç alamadım. Bu teyze sabıkalı. Çaresiz kaldım. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.

B.G.: Üst kat komşum ev sahibi ve aşırı rahatsızlık veriyor. Yeni evli bir çift fakat aileleri devamlı çocuklarıyla birlikte misafir olarak burada. Devamlı tepemizde misafir çocuklar tepiniyor. Uyardım, bize saldırdılar ve daha çok ses yapmaya başladılar. Şimdi yeni bebekleri oldu ve 4 haftadır gelen giden kesilmiyor. Ben daha önce kavga ediyorlar diye jandarma çağırdım. Çocuklar balkonda bağırırken ses kaydı yaptım. Evlerinde normal konuşurlarken bile ses komple bizim evde, onları da çektim. Ben ne yapabilirim? Üst kat komşum ev sahibi, apartmandan attırabilir miyim?

RAHATSIZ ETMEMEK KANUNİ YÜKÜMLÜLÜK

Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 18. göre komşuların birbirlerini karşılıklı olarak rahatsız etmemeleri gerekir. “Komşuyu rahatsız etmemek”, genel bir kural olmanın ötesinde kanuni bir yükümlülüktür. Okurum N.P.’nin alt komşusu gibi bu yükümlülüğe uymadığı gibi tüm uyarılara rağmen kapı önüne çöp atan, gürültü yapan ve davranışları da artık “çekilmez hal alan” komşuya karşı çaresiz kalan okurlarım ne yapabileceklerini soruyor. Bir kez daha yazıyorum, çaresiz değilsiniz.

ÇÖP ATMA SAATLERİ İÇİN KARAR ALDIRIN

N.P.’nin ne yapabileceğini gelirsek... Bir kez daha “komşuluk hukuku” içinde ekmek atmaması ve çocuklarınızı korkutmaması için uyarmayı denemesini öneriyorum. Ardından apartmanların anayasası niteliğindeki yönetim planına bakmalı. Apartmanda çöp atma saatleri ve nereye, nasıl atılacağına ilişkin karar var mı incelemeli. Böyle bir karar yoksa, alınmasını istemeli. Apartman kurullarına ilişkin bu kararın girişe asılmasını ve alt kat komşusu dahil bütün daire sahiplerine dağıtılmasını sağlamalı.

Yazının Devamını Oku

Araç değer kaybı tazminatı nasıl alınır?

Kazadan önceki ikinci el piyasa değeriyle kazadan sonraki ikinci el piyasa değeri arasındaki düşüş farkı olan ‘araç değer kaybı’ tazminatı almak istiyorsanız, dikkat! Sigorta şirketinden talepte bulunun. Talep etmezseniz, ‘araç değer kaybı’ hiçbir şekilde karşılanmıyor. Tek taraflı bir kaza varsa, değer kaybı tazminatı istenemiyor. Yüzde 100 kusurlu taraf da değer kaybı tazminatı talep edemiyor.

Trafik kazası sonrası “araç değer kaybı” tazminatı talep etmek isteyen okurlarım, ne yapmaları gerektiğini öğrenmek istiyorlar.

“Pert (kullanılamaz hale gelme) kararı” verilmesi halinde, birden fazla kazaya karışan araç, ikinci kez aynı yerinden, örneğin iki kere sol ön kapısı zarar gördüyse, “araç değer kaybı” istenip istemeyeceğini soruyorlar.

Ankara Barosu avukatlarından Uğur Uzun ve Görkem Alyanak, okurlarımın bu konudaki sorularını ayrıntılı şekilde yanıtladılar. Bakın şöyle:

ARAÇ DEĞER KAYBI TALEP EDİLMEDEN KARŞILANMAZ

“Kazadan önceki ikinci el piyasa değeri ile kazadan sonraki ikinci el piyasa değeri arasındaki düşüş farkına ‘araç değer kaybı’ denir. Bu fark sigorta şirketinden talep edilmediği sürece hiçbir şekilde karşılanmaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (2002/130 E. 2002/4512 K. sayılı) kararında, ‘(...) tamamen onarılmış olsa bile kazaya uğrayan araba, tahribatın izlerini taşıyacağından onarıldıktan sonra rayiç değerinin olaydan önceki mübadele değerinden az olacağının kabulü gerekir. Aracın onarılmış durumdaki değeri, ne kadar iyi onarılmış olursa olsun kural olarak aynı nitelikteki hiç hasara uğramayan araç değerinden düşüktür ve bu da cari değerinden kaybettirmektedir’ değerlendirmesi yapmıştır. Özetle, kazadan sonra ne kadar iyi tamir edilirse edilsin, aracın değeri, daha önceki ikinci el piyasa değerinden daha düşük olmaktadır.

KİMLERDEN İSTEYEBİLİRİZ?

Araç değer kaybı taleplerinde, öncelikle, kazanın çift taraflı olması gerekmektedir. Kaza nedeniyle araçta meydana gelen değer kaybı, gerçek zarar içinde değerlendirilir. Bu zarardan Karayolları Trafik Kanunu (KTK) gereğince;

Yazının Devamını Oku

Binaya ek balkon yapılabilir mi?

Mimari projede olmayan ve bina iskânı balkonsuz şekilde alınan gayrimenkullere, gerekli izinler ve ilgili prosedürler takip edilerek sonradan balkon eklenebiliyor. Ama komşularınızın ‘olur’u ve belediyeden ruhsat almak koşuluyla. Aksi halde, komşularınızdan birinin şikâyeti üzerine ekstra balkonunuz ‘kaçak’ diye yıkılır. Aynı zamanda para cezası da kesilir. Emeğiniz ve paranız boşa gider.

Önce okurum G.D.’nin sorusu:

“Yeni aldığımız eve balkon yaptırıyoruz. Balkon şu anda yarı yapılı şekilde. İzin alınması gerekiyormuş. Biz bunu atladık. Bir şikâyet durumunda sıkıntı çıkar mı? Binada oturanlardan izin alırsak sorun çözümlenebilir mi?”

Okurum G.D,. mimari projede olmayan ve bina iskânı balkonsuz şekilde alınan bir binaya ek balkonun nasıl yapılabileceğini ve izlemesi gereken yolu öğrenmek istiyor.

BİNADA EKSTRA BÖLÜM MÜMKÜN

Apartmanlarda belediyelere yıkım hakkı doğmayacak şekilde, kaçak sınıfına girmeyecek balkon gibi ek bölümler ve yapısal değişiklikler yapmak mümkün. Ancak bunun için ilgili İmar Kanunu ve Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) kapsamında gerekli izinlerin alınması ve müracaatların yapılması gerekiyor. Çünkü iskânlı bir yapıda onaylanmış mimari projeye uymayan, izinsiz yapılmış herhangi bir inşaat “kaçak sınıfına” girer ve yıktırılabilir.

Okurum G.D. de ek balkon inşaatına başlamadan önce komşularından izin ve belediyeden ruhsat almalıydı. G.D. ve benzer sorular yönelten, binalarına mimari projede olmayan ek bölümler yaptırmak isteyen okurlarımın izlemesi gereken prosedür mevzuata göre şöyle:

KAT MALİKLERİ KURULU KARARI ALINIR

Yazının Devamını Oku

Çevreyi kirletene videolu şikâyet

Koronavirüs salgınıyla mücadelede çevre temizliği ve hijyen çok daha büyük önem kazanırken “Moloz dökmenin, çevreyi kirletmenin cezası yok mu?” diye soran okurlarım için araştırdım. Çevre Bakanlığı ve ilgili belediyelere şikâyette bulunmanız gerekiyor. Çevre İhbar Hattı’na ihbarda bulunabilirsiniz. Bu ihbarların konum atılarak, fotoğraf ve video ile yapılması gerekiyor.

KORONAVİRÜS salgını ile mücadelede çevre temizliği ve hijyen çok daha büyük önem kazandı. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere okurlarım, inşaat çöpü olan molozların evsel atıkların konulduğu çöplere atılıp atılamayacağını soruyor. Belediyelerin hafriyat dökmek için belirlediği yerler dışında molozları (inşaat çöpü) çevreye atmak ve evsel atıkların konulduğu çöplere koymak yasak. İdari para cezası var. Buna rağmen yol kenarlarına, yeşil alanlara çuval çuval moloz atanlar var.

“Moloz dökmenin, çevreyi kirletmenin cezası yok mu?” diye soran okurlarım için araştırdım. Çevre Bakanlığı’nın ihbar hattı ve ilgili belediyelere şikâyet etmeniz gerekiyor. Çevre İhbar Hattı’na (0 532 010 1181) ihbarda bulunabilirsiniz.

ÇEVRE İHBAR HATTI 7/24 HİZMETTE

Moloz döktüğünü, çevreyi kirlettiğini gördüğünüz kişilere karşı duyarsız kalmayın. Belediyeyi ya da Çevre İhbar Hattı’nı arayın. Yetkililerin bir uyarısı da var. Çevre şikâyetinden sonuç alınabilmesi, eylemin cezasız kalmaması için ihbarların mümkünse konum atılarak, fotoğraf ya da video gönderilerek yapılması gerekiyor.

Bakanlığa bu hat üzerinden gelen her ihbar ve şikâyet anında değerlendiriliyor. 7/24 çevre il müdürlüklerine iletiliyor. Ekipler tarafından yerinde tespit ve inceleme yapılarak, şikâyete konu olan çevre kirliliği ve durum ortadan kaldırılıyor. Haberiniz olsun.

ÇEVRE CEZALARI YÜZDE 9.11 ARTTI

Çevre Kanunu uyarınca verilecek idari para cezaları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca tebliğ ile belirleniyor. Bu tebliğe göre Çevre Kanunu’na muhalefet nedeniyle verilecek olan para cezaları 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren yüzde 9.11 oranında arttırıldı. 2021’de umuma açık yerlerde çevreyi kirletenlere çöp atanlara uygulanan 351 liralık ceza, 382 liraya yükseltildi. Moloz dökme cezası ise Ankara sınırları için örnek olarak veriyorum, kademeli olarak 15 bin liraya kadar çıkıyor.

Okurlarımdan ulaşan fotoğraflı şikâyetleri ise Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ilettim. Sonucunun takipçisi olacağım.

Yazının Devamını Oku

Aşıyı reddeden işinden atılabilir mi?

İşverenler çalışanlarına koronavirüs aşısı zorunluluğu getirebilir mi? İşveren, çalışanı ‘koronavirüs aşısını reddettiği’ gerekçesiyle işten çıkarabilir mi? Bazı hukukçulara göre işe alım ve devamda aşı zorunlu tutulabilir. Aşıyı reddetmek ‘geçerli’ hatta ‘haklı fesih’ nedeni sayılarak, işten çıkarmaya kadar gidebilir. Bazı hukukçulara göre ise pandemi halinde aşı zorunluluğuna ilişkin bir yasal düzenleme yok.

Salgınla mücadelede en etkili yöntem olarak, ülkemizde de uygulanacak COVID-19 aşısı gösteriliyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Aşı zorunlu olmayacak. Vatandaşımızı aşının etkisine ve güvenilirliğine ikna ederek aşılamak istiyoruz. İlk aşıyı sağlık çalışanlarımızla birlikte ben olacağım” açıklaması yaptı.

“Gönüllülük” esasına dayalı aşı için gün sayılırken, okurlarımdan şu yönde kritik sorular geliyor:

İşverenler çalışanlarına koronavirüs aşısı zorunluluğu getirebilir mi?

Çalışan “koronavirüs aşısını reddettiği” gerekçesiyle işten çıkarılabilir mi?

Aşıyı reddetmek işverene iş sözleşmesini “haklı fesih” (tazminatsız) hakkı verir mi?

BOŞLUK VAR, YORUMA AÇIK

Salgın nedeniyle işçi-işveren arasındaki işleyecek yeni hukuki süreç, işyerinde aşı zorunluluğu yoruma açık kalıyor. Çünkü dünya ve Türkiye yepyeni bir durumla karşı karşıya. Küresel salgın (pandemi) durumunda aşının zorunlu yapılacağı şeklinde bir yasal düzenlememiz yok. Hatta Anayasa Mahkemesi (AYM) zorunlu aşıyı Anayasa’ya aykırı buldu ve ihlal kararı verdi. Mevzuatta düzenleme yapılması gerektiğini de ihlal kararında kayda geçirdi. Ancak aradan geçen beş yıla rağmen aşıyla ilgili bir düzenleme hâlâ yapılmadı.

Yazının Devamını Oku

Radyatörü kapatmak yakıt ödemekten kurtarır mı?

Kışın oturmadığınız ya da boş olan evinize, aidat gibi yakıt parasını da ödemekle yükümlüsünüz. Yakıt parasını ödemekten evinizdeki radyatör vanasını kapattığınız için muaf olmazsınız. Çünkü her kat malikinin aidat gibi yakıt giderine de arsa payı oranında katılması kanuni bir yükümlülük. Ödemezseniz, yöneticiniz yakıt parası için dava açabilir ve icra takibine uğrayabilirsiniz.

Önce okurum M.U.’nun sorusu:

“İstanbul’daki evimiz merkezi kalorifer sistemi ile ısınmaktadır. Kayınvalidem kalça kemiği kırığı ameliyatı geçirdiği için Sinop’ta ona bakıyoruz. Bu yüzden İstanbul’daki evimize bu kış dönemeyeceğiz. Evimizin radyatörlerini kapatırsak yakıt masrafından Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre muaf olabilir miyiz?”

Okurumun sorusunu ve benzer soruları Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) hükümleri ışığında yanıtlamak istiyorum. Kışın oturmadığınız ya da boş olan evinize aidat gibi yakıt parasını da ödemekle yükümlüsünüz. KMK’ya göre yakıt parasını ödemekten evinizdeki radyatör vanasını kapattığınız için muaf olmazsınız. Çünkü her kat malikinin aidat gibi yakıt giderine de arsa payı oranında katılması kanuni bir yükümlülük. Kanunun “ana gayrimenkulün genel giderlerine katılma” başlıklı 20. maddesinde bu konu çok açık düzenleniyor. Bakın şöyle:

“Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz.”

YÖNETİCİNİZ İCRAYA VEREBİLİR

Okurum M.U. da bu yüzden İstanbul’daki evinin yakıt parasını kışın evde oturmasa bile ödemekle yükümlü. Ödemezse ne olur? Gider veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında, diğer kat maliklerinden her biri veya yönetici tarafından, yönetim planına, bu kanuna ve genel hükümlere göre dava açılabilir, icra takibi yapılabilir. Gider ve avans payının tamamını ödemeyen kat maliki ödemede geciktiği günler için aylık yüzde beş hesabıyla gecikme tazminatı ödemekle de yükümlüdür. Bu nedenle okurum M.U.’nun yakıt parasını ödemesi gerekiyor. Vana kapatmak yakıt parası ödemekten kurtarmıyor.

SİTEDE FERDİ ISITMAYA GEÇİŞ

Yazının Devamını Oku

COVID-19 aşısı zorunlu tutulabilir mi?

Çin aşısı için geri sayım sürerken, kafası karışık birçok okurum, “Aşı olmak zorunlu tutulabilir mi?” diye soruyor. Şu anda salgın nedeniyle herkesin aşı olmasını zorunlu tutan bir yasal düzenleme yok. Konuştuğum hukukçulara göre olası bir aşı zorunluluğu Anayasa’ya aykırılık taşımaz. 90 yıllık Umumi Hıfzısıhha Kanunu acilen güncellenmeli.

Türkiye’de yeni tip koronavirüse (COVID-19) karşı ay sonunda uygulanması planlanan Çin aşısı için geri sayım sürerken, kafası karışık birçok okurum, “Aşı olmak zorunlu tutulabilir mi?” diye soruyor. Aşı karşıtlarının yürüttüğü kampanyanın da etkisiyle birçok kişinin çekinceleri var. Aşıdan korkuyorlar.

Virüse karşı bağışıklık kazanılabilmesinin tek silahı aşı ile ilgili bu kritik soruyu mevzuat hükümleri ve yüksek mahkeme kararları ışığında yanıtlamak istiyorum. Şu anda salgın nedeniyle herkesin aşı olmasını zorunlu tutan bir yasal düzenleme yok. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Yargıtay’ın aşı konusundaki içtihatları farklı.

AYM’DEN İHLAL

AYM Genel Kurulu, beş yıl önce 11 Kasım 2015 tarihli Halime Sare Aysal kararında, yasallık unsuru bulunmadan ebeveynin rızası olmaksızın sağlık tedbiri yolu ile çocuğa zorunlu aşı yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna vurgu yapmıştı. İhlal kararı verilmiş ve bu konuda yasal düzenleme yapılması gereğine işaret edilmişti. AYM’nin kararı yayımlanmasına rağmen aradan geçen süreçte yeni bir aşı düzenlemesi yapılmadığını belirtelim.

YARGITAY’DAN VİZE

AYM’nin aksine Yargıtay zorunlu aşıya vize veriyor. Son olarak Yargıtay 19. Ceza Dairesi, Mersin’de çocuklarına zorunlu aşı yapılmasına rıza göstermeyen ailenin itirazı üzerine karar aldı. Hukuk savaşına giren ailenin Adalet Bakanlığı’na “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay’a taşındı. Yargıtay, aşının Sağlık Bakanlığı’nca belirlenen “genişletilmiş bağışıklık programı” uyarınca yapılması zorunlu aşılardan olduğuna dikkat çekerek, “çocuğun üstün yararı” olduğu için anne-baba rızası aranmayacağını kayda geçirdi. Yargıtay 5 Kasım 2015 tarihinde oybirliğiyle verdiği kararında, “Ana ve babanın aşı uygulamasına rıza göstermemeleri halinde, çocuğun üstün yararına açıkça aykırı olan bu durumda ana-babanın rızası aranmaz” dedi.

AŞI VİZESİ VEREN BAŞKAN NE DEDİ?

Aşı kararının altında imzası olan eski Yargıtay 19. Ceza Dairesi Başkanı Ramazan Özkepir’le konuştum. AYM ve Yargıtay içtihatları arasında çelişki doğduğunu, ihlal kararının bireysel başvuru üzerine dosyaya özgü verildiğini, Yargıtay’ın aşı kararının hukuken geçerliliğini ortadan kaldırmayacağını söyledi. Özkepir, başta çocuklar olmak üzere aşılama uygulamasındaki tereddütleri ve yargı kurumları arasındaki yorum farklılıklarını gidermek için 90 yıllık Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda acilen güncelleme yapılması gerektiğini vurguladı. 

Yazının Devamını Oku

Koronavirüsün ‘velayete’ etkisi olur mu?

‘Anne-baba hemşire, doktor, sağlık çalışanı’ diye çocuğun velayeti geri alınabilir mi? Koronavirüs testi pozitif çıktığı için velayet değişikliği istenebilir mi? Boşanma davalarının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan’a göre velayetin kaldırılması ya da değiştirilmesinde anne-babanın ‘mesleği’ ya da testinin ‘pozitif’ olması değil ‘çocuğun üstün yararı’ kriter. Gençcan, “Velayet sahibi ana ya da babanın koronavirüs testinin pozitif çıkmış olması velayetin kendisinden alınması (değiştirilme/kaldırılma) sebebi oluşturmaz. Virüsle mücadele ederek zaten bitkin duruma düşen özellikle sağlık çalışanlarının motivasyonuna bir de velayet dedikodusu ile darbe indirmeyin lütfen” diye uyarıyor.

Ordu’da karşılıklı boşanma davasında mahkemenin, koronavirüs salgını gerekçesiyle, 5 yaşındaki çocuğunun velayetinin hemşire olan annesinden alınması, itiraz üzerine tekrar anneye verilmesinin tartışması hâlâ sürüyor.

Okurlarımdan ve sağlık çalışanlarından soru yağıyor.

Röntgen teknisyeni anne M.T., “Kızım dört yaşında, geçici olarak velayeti aldım. Şimdi babası sırf ben sağlık çalışanıyım diye kızımın velayetini geri alabilir mi?” diye soruyor.

Bir başka sağlık çalışanı anne K.M. ise “Koronavirüs testim pozitif çıktı. Evde izolasyon sürecindeyim. Velayeti bende olan 9 yaşındaki oğlumu anneme gönderdim. Koronavirüse yakalandığım için oğlumun velayetini kaybeder miyim? Sağlığımızı kaybettik, sıra çocuklarımızda mı?” diye tepki gösteriyor.

Bu sorulardan önce velayetin nasıl verildiği konusunda Medeni Kanun hükümleri ışığında okurlarımı kısaca bilgilendirmek istiyorum:

HÂKİM VELAYETE NASIL KARAR VERİYOR?

Boşanma davası sürecinde aile mahkemesi hâkimi ‘çocuğun üstün yararını’ kriter olarak alarak, velayeti hangi tarafa vereceğini belirliyor. Velayetin anneye mi babaya mı verileceği konusunda hâkimin geniş bir takdir hakkı bulunuyor. Hâkim takdir hakkını, çocuğun üstün yararı ile birlikte ihtiyaçlarını, yaşını dikkate alarak, tarafların ruhsal, fiziksel, sosyal, ahlaki ve kültürel yönden standartlarını bir bütün olarak değerlendirerek kullanıyor. Uygulamada, bu hususların tespiti için mahkeme pedagog, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarını görevlendiriyor. Görevlendirilen uzmanlar, taraflar ve müşterek çocuk ile görüşerek rapor hazırlıyor. Bu rapor, hâkim açısından bağlayıcı değil ve sadece yol gösterici nitelik taşıyor.

Yazının Devamını Oku

Ev sahibi yalıtım yaptırmıyorsa

Çatı katında oturan okurum, “Çatı akınca kusur oluyor da evde yaktığımız doğalgaz havaya uçup gidince kusur olmuyor mu?” diye soruyor. “Kiracının yalıtım yaptırılmasını isteme hakkı var mı? Özel olarak daireye dönük yakıtı azaltmak amacıyla yalıtım yaptırırsa, bedelini ev sahibinden isteyebilir mi?” öğrenmek istiyor.Avukat Buğcan Çankaya’ya göre daireye özel yalıtım yaptırılmışsa, ev sahibinizden talepte bulunma, kabul etmemesi halinde bu onarımları yaptırarak, yıpranma payı nispetinde azaltım yapmak suretiyle kiraya verenden talep etme hakkınız var. Haberiniz olsun.

Önce okurum H.E.’nin sorusu:

“Ev sahibim aynı zamanda müteahhit. Çatı kiremit ama kiremitin altında yalıtım yok. Damın üstünde yalıtım yok. İzocam serilmesini istiyorum yapmıyor. Alt komşuma kıyasla 10 günde 20 metreküp fazladan gaz yakmışım. Ayda 60 metreküp, kaba hesap bir kışta 700 lira fazladan gaz yakarım. Oysa izocam maliyeti daire başı 800 TL yapıyor. Çatı akınca kusur oluyor da evde yaktığımız doğalgaz havaya uçup gidince kusur olmuyor mu? Bunun için ne yapabiliriz?”

Kış mevsimine girdiğimiz şu dönemde okurum H.E.’nin yalıtım nedeniyle doğalgaz faturasının yüksekliği şikâyeti yanı sıra akan ve binaya zarar verecek derecede “acil” çatı tadilatının nasıl yaptırılacağını soran çok sayıda okurum var. Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) hükümleri ışığında bu soruları yanıtlamak istiyorum.

ÇATININ NİTELİĞİ: ORTAK YER

KMK’nın ‘ortak yerler’ başlıklı 4/C bendine göre “çatılar, bacalar, genel dam terasları, yağmur olukları, yangın emniyet merdivenleri” kat maliklerinin ortak kullanım alanları arasında yer alıyor. Kanun, ‘ortak yerler’e ilişkin giderlerden tüm kat maliklerini sorumlu tutuyor. Salonu, odaları su bastıracak ve ana yapıya zarar verecek ölçüde, çatı tamiratı ‘acil onarım’ kapsamına giriyor.

ACİL ONARIMDA RIZA ARANMIYOR

KMK’nın “ana gayrimenkulün bakımı, korunması ve zarardan sorumluluk” başlıklı 19. maddesine göre “acil onarım” için hâkim müdahalesi istenebiliyor. Bu madde şöyle:

“Ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun anayapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya anayapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmiş olması halinde, bu onarım ve güçlendirmenin projesine ve tekniğine uygun biçimde yapılması konusunda kat maliklerinin rızası aranmaz.”

Yazının Devamını Oku

Isınma sorununda hâkim müdahalesi istenebilir mi?

Alt katınızda bir dükkân var ve bireysel ısınma sistemini hiç çalıştırmıyorsa ne yapabilirsiniz? Avukat Buğcan Çankaya’ya göre eğer aynı binayı paylaşan malik veya kiracılar, mevsimsel zorunluluk olmasına rağmen bireysel ısıtma sistemlerini yeterli oranda çalıştırmıyorsa, bu eylemden zarar gören komşular sulh hukuk mahkemesine başvurabilir.

HAVALARIN soğumasıyla birlikte az yakılan ya da hiç yakılmayan bireysel ısınma sistemleri komşuları karşı karşıya getirebiliyor. Önce apartmanlardaki ısınma sorununu özetleyen sorulara iki örnek:

Z.T.: Oturduğum evin altı dükkân. Fotoğrafçı faaliyet gösteriyor. Dükkân işyeri sahibine ait. Kış aylarında işyerinin kombisini hiç yakmıyor ya da gündüzleri çok düşük ayarda birkaç saat yakıyor. Hafta sonları ise hiç yakmıyor. Orada çalışan elemanlar kalın montlarla görev yapıyor. Biz alttan gelen soğuk nedeniyle ne kadar çok yaksak da ısınamıyoruz. Ayaklarımız donuyor. Bu dükkânın belli bir ısının üzerinde tutulması sağlanabilir mi? Kanuni yaptırımı nedir?

ALT KAT KOMŞUM KOMBİYİ AÇMIYOR

D.E.: Alt kat komşum kombisini hiç çalıştırmıyor. Üst ve yan daire de şu anda boş. Biz 600-700 TL doğalgaz faturası ödüyoruz. Elektrikli ısıtıcıyı çalıştırıyoruz. Yine de ısınamıyoruz. Pandemi var. Hasta olmaktan korkuyoruz. Sağlık Bakanlığı ya da il hıfzısıhha kurulları bu konuda bir karar alamaz mı? Hukuken bir şey yapmak mümkün mü?

MERKEZİ ISINMA DENETLENİYOR

Okurlarımın sorularının yanıtına geçmeden önce kısa bir not: Merkezi ısıtmalı bina ve siteler yönünden kaloriferlerin hangi tarihten itibaren ve hangi saatlerde, dış ortam sıcaklığı kaç derecenin altına düştüğünde yakılacağı mahalli çevre kurullarınca karar altına alınıp valilik ve belediyelerce ilan ediliyor. Denetimi de yapılıyor. Ancak soba, kat kaloriferi ve kombi ile ferdi ısıtılan binalarda ise “isteğe bağlı” olarak yakılıyor. Okurlarımın sorularını tüketici hukuku alanında uzman avukat Buğcan Çankaya şöyle yanıtladı:

KOMŞULUK HUKUKUNA AYKIRI EYLEMDEN KAÇINILMALI

Yazının Devamını Oku

‘Naylon fatura’ya 25 yıl

‘Sahte fatura’ veya yaygın tabiriyle ‘naylon fatura’ düzenlediği veya kullandığı iddiasıyla yargılanan sanıklara, kanunda bulunmamasına rağmen Yargıtay’ın içtihadı ışığında her takvim yılının ayrı bir suç olarak kabul edilmesi nedeniyle 20-25 yılı bulan cezalar verilebiliyor. Tartışmalı uygulama, 18 yıl sonra tekrar Yargıtay Ceza Genel Kurulu gündeminde. Karar beklenirken, vergi hukukçuları birden fazla yıla yayılan sahte fatura düzenleme veya kullanma eylemlerinin ‘zincirleme suç’ kabul edilerek, tek suç gibi cezalandırılması gerektiğini savunuyorlar.

Anne okurum A.D. oğluna faaliyeti sona eren bir şirketteki ortaklığı yüzünden ‘naylon fatura’ kullanıldığı iddiasıyla 20 yıl hapis talebiyle dava açıldığını yazıyor. “Her gün televizyonlarda görüyoruz. Adam öldürenler bile bu kadar ceza almıyor. Ertesi gün tahliye oluyorlar” diye isyan ediyor. “Yargıtay uygulaması nasıl” diye soruyor. Devam eden bir dava ile ilgili yorum yapmak elbette ki mümkün değil. Ancak Yargıtay uygulamasını A.D. ve benzer şekilde bu konuda soru yönelten okurlarım için özetlemek mümkün

‘Sahte fatura’ veya halk arasındaki bilinen yaygın tabiriyle ‘naylon fatura’ düzenlediği veya kullandığı iddiasıyla yargılanan sanıklara kanunda bulunmamasına rağmen Yargıtay içtihadı ışığında ‘her takvim yılının ayrı bir suç olarak kabul edilmesi’ nedeniyle 20-25 yılla davalar açılıyor. 25 yılı bulan cezalar verilebiliyor.

18 YIL SONRA YARGITAY’DA

Tartışmalı uygulama 18 yıl sonra tekrar Yargıtay Ceza Genel Kurulu gündeminde. Karar beklenirken, vergi hukukçuları birden fazla yıla yayılan sahte fatura düzenleme veya kullanma eylemlerinin ‘zincirleme suç’ olarak kabul edilmesi ve tek suç gibi cezalandırılması gerektiğini savunuyorlar. Vergi hukuku uzmanı avukat Serkan Ağar’a, uygulamayı ve Yargıtay kararının olası yansımalarını sordum. Ağar bakın nasıl değerlendirdi:

İLK BEŞTE

“Geçen yıl Vergi Usul Kanunu’na Muhalefet iddiasıyla 26 bin 342 kamu davası açıldı. Bu davalarda mahkûmiyet oranı yüzde 59.4, beraat oranı yüzde 19.3. Naylon fatura davaları, özel kanunlara göre açılan davalar arasında ilk beş arasında. Şu anda da devam eden 70 bin dosya var. Bu nedenle bu konu binlerce kişiyi ilgilendiriyor.

KANUNDA DÜZENLEME YOK

Yazının Devamını Oku

Havlayan köpek apartmandan tahliye edilebilir mi?

Apartmanda kedi-köpek beslemek kanunen yasak değil. Köpeğin havlamasını yasaklayan bir düzenleme zaten doğasına aykırı ve düşünülemez. Ancak şuna dikkat. Apartman yönetim planında yasaksa, köpek belli bir desibelin üzerinde çok yüksek sesle havlıyor ve gürültü kirliliği yaratıyorsa, dikkat. Tahliye edilebilir. Hayvanseverlere iyi bir haberim var. Hayvan Hakları Kanunu, ocakta Meclis’te.

ÖNCE okurum E.K.’nin sorusu. Köpek havlama gürültüsü ile ilgili. Soru özetle şöyle:

“Binamızın karşısında 7/24 havlayan bir köpek var. Sahibini içeri alması konusunda ikaz ettiğimiz halde umursamaz bir şekilde hayvanı içeri almamak için elinden gelen tüm gayreti gösteriyor. Tabii ki sevgisi ona, gürültüsü bize kalıyor. Bu havlama sesinin bir ölçüsü ve sınırı var mı? Kaç desibelde hayvan tahliye olur?”

Apartmanda kedi-köpek beslemek kanunen yasak değil. Köpeğin havlamasını yasaklayan bir düzenleme zaten doğasına aykırı ve düşünülemez. Ancak şuna dikkat: Apartman yönetim planında yasaksa, köpek belli bir desibelin üzerinde çok yüksek sesle havlıyor ve gürültü kirliliği yaratıyorsa, dikkat. Tahliye edilebilir.

YÖNETMELİKTE SINIRI VAR

Apartman gürültüsünün tanımı, kriterleri, kaç desibel olacağı ise yönetmelikle belirlenmiş durumda. Hangi yönetmelik olduğunu soran okurlarım için tekrar yazıyorum.

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın çıkardığı Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği’nin (Resmi Gazete Tarihi 04.06.2010-Sayısı: 27601) - “Ev faaliyetleri ve komşuların oluşturduğu gürültü” maddesi şöyle:

“Konut içerisinde kişilerin kendi davranış ve alışkanlıklarından kaynaklanan; kapı, pencere kapatma, yürüme, konuşma, temizlik yapma, mobilya çekme, televizyon seyretme, radyo dinleme, eğlence amacı dışında kullanılan her türlü müzik aleti, çamaşır makinesi, buzdolabı, elektrik süpürgesi gibi aletleri kullanma, evcil hayvan besleme gibi faaliyetler ile bina içinde yapılacak tadilat.”

Yazının Devamını Oku

Gürültücü komşuya karşı ne yapabilirsiniz?

Kat Mülkiyeti Kanunu ve Yargıtay’ın kriterlerine göre apartmanda ‘huzur bozup uyku kaçıracak kadar çekilmez hal alan gürültü’ yasak. Gürültü kirliliğine giriyor, yaptırımı var. ‘Komşuyu rahatsız etmemek’ zaten yasal bir yükümlülük. Kiracı ve ev sahibi fark etmiyor ve aynı yasal yükümlülüklere tabiler.


Bu haftaki konu, apartman gürültüsü...

Pandemi yüzünden 7-24 çalışan doktor okurum S.D., yüksek sesle müzik ve televizyon dinleyen üst kat komşusu yüzünden nöbet yorgunluğuna rağmen uyuyup dinlenememekten şikâyetçi. “Ben kiracıyım. O daire sahibi. Kapısını çalıp uyarmaya çekiniyorum. Ne yapabilirim” diye soruyor.

Anne okurum E.A. ise ikizleri ses yaptığı iddiasıyla duvara vurarak rahatsız eden alt kat komşusundan yakınıyor.

Önce E.A.’nın sorusu:

“İkizlerim var. 1.5 yaşındalar. Fazla gürültü yapmadığımız halde alt komşu alttan duvara vurarak bize çok rahatsız edici bir ses gelmesine sebep oluyor. Ben de karşılık olarak yere vurarak tepki verdim. Çünkü daha önce de olduğu için sabrım taştı. Aramızda atışma da oldu. Evimde kamera var. Çocukların ne yaptığı tamamen izlenebilir.

Evde bakıcı var. Bakıcı da sese çok dikkat ediyor. Kendi evimde diken üzerinde oturur oldum. Evimde duvara vurularak yaşam alanıma tecavüz olduğunu düşünüyorum. 1.5 yaşındaki çocuk ne gürültü yapabilir ki? Bu çocuklar biraz daha büyüyünce gerçekten ses yapacaklar. Biz dikkat etsek de.

Size neden yazıyorum? İnanın çaresiz kaldığım için. İç huzurum kalmadı. Hafif gürültü olduğunda ‘Şimdi laf edecekler’ diye aklımdan geçiyor. Bu da benim için hiç normal değil. Ben ne yapabilirim? Alt kat komşum beni şikâyet ederse ne gibi hakları var?”

Yazının Devamını Oku

2021 yazına uzuyor

Koronavirüs salgınındaki riskli tırmanış sürerken, TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda geçen hafta kabul edilen düzenlemeye hükümlülerin cezaevi izinlerinin uzatılması da girdi. Kısa sürede yasalaşması beklenen yeni salgın izni düzenlemesi, 31 Temmuz 2021’e kadar yürürlükte kalacak. Cezasının infazını salgın izninde tamamlayan hükümlüler bir daha cezaevine dönmeyecek.

Hükümlüler ve yakınları yeni düzenlemeyi merak ediyor. Önce, Ö.D.’nin okurlarımın sorularını özetleyen e-postası:

“Cezaevinden denetimli serbestlikle çıktım. Salgın izinleri uzatılırsa infazdan sayılacak mı? 21 Nisan 2021’de infazım doluyor. Sonrasında denetim sürem bitecek mi? Adli sicil kaydımdan cezam silinebilir mi?”

ARALIKTA BİTECEKTİ

Yaklaşık 70 bin mahkûmu kapsayan salgın izinleri 5275 sayılı kanunun Geçici 9/5. maddesi uyarınca 30 Eylül 2020’den itibaren iki ay süreyle uzatılmıştı. Salgın izni aralık itibarıyla sona erecekti. Ancak salgının seyri, hükümeti cezaevlerine dönük de önlem almaya yöneltti. Torba düzenlemeyle cezaevlerindeki salgın iznini uzatan düzenleme yapıldı. Bakın şöyle:

Salgın sebebiyle açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumunda olup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlülerin, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına karar verilen hükümlüler ve denetimli serbestlik tedbirinden yararlanan hükümlülerin izinli sayılmalarına ilişkin süre 31 Ocak 2021 tarihine uzatıldı.

31 TEMMUZ 2021’E KADAR UZATMA YOLU

Koronavirüs salgının devamı ve gerekli görülmesi halinde bu süre, Sağlık Bakanlığı’nın önerisi üzerine Adalet Bakanlığı’nca her defasında 2 ayı geçmemek üzere 3 kez uzatılabilecek. Böylece, Adalet Bakanlığı’na salgının sürmesi durumunda izin süresini en fazla 31 Temmuz 2021’e kadar uzatılma yolu açılacak.

Yazının Devamını Oku

Maske ve eldiven ‘evsel atık’ mı?

Deniz, göl, orman, park, sokak... Tüm çevreye saçılan maske ve eldivenler ‘evsel’ mi yoksa ‘tıbbi atık’ mı? Yetkililere sordum.

Kamu Denetçiliği Kurumu’na (KDK) gelişigüzel yere atılan ve hastalık bulaştırma riski taşıyan maske ve eldivenlerin çevreyi koruyacak şekilde toplanması ve bertaraf edilmesi için yasal-idari tedbir alınması için başvurmuştum. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden başvuruma yanıt geldi:

Maske ve eldivenler ‘evsel atık’mış.

Hastane atıkları gibi ‘tıbbi atık’ olarak değerlendirilmelerine ve bertaraf edilmelerine gerek yokmuş.

‘Bilgi’ için gönderilen bu yazıyı özetliyorum:

MEDYA VE WEB’DEN BİLİNÇLENDİRİYORUZ

“Halk sağlığının korunması amacıyla Bakanlığımız pandemi süresi boyunca çalışmalarını titizlikle yürütmektedir. Alınması gereken tedbirler ve uygulamalar konusunda Bilimsel Kurulu’muzun tavsiyeleri doğrultusunda faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Bilimsel Kurul yayınlanan bilimsel çalışmaları da yakından takip etmekte ve güncel bilgiler ışığında hemen hemen her sektöre ve halkımıza yönelik tavsiyeleri güncellemekte, Bakanlığımız bu tavsiyeler doğrultusunda broşür, rehber, afiş vb araçlar ile vatandaşlarımıza yönelik bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarını gerek medya kanallarında gerekse Bakanlığımız web sayfasındaki yayınları ile sürdürmektedir.

MASKE VE ELDİVEN ‘TIBBİ ATIK’ DEĞİL

Yazının Devamını Oku

Baba velayeti alabilir mi?

Boşanma sürecindeki erkek okurlarım, çocukların velayetinin hangi tarafa ve nasıl verildiğini soruyorlar. Yargıtay içtihatları ışığında anne bakımına muhtaç 0-3 yaşındaki çok küçük çocukların velayeti genellikle anneye, istisna durumlarda babaya veriliyor. Mahkeme velayetin kime verileceğini belirlerken, çocuğun üstün yararını kriter olarak alıyor. Velayet değişikliği için dava açılması ise mümkün.

Önce okurum N.T. adlı babanın sorusu:

“Eşim bana boşanma davası açtı. Üç yaşında kızım bir yaşında oğlum var. Mahkeme 15 günde bir görüş verdi. Üç yaşındaki kızım bana çok düşkün, annesini istemiyor, ağlıyor. 15 gün bana yetmiyor, çocuklara bakmıyorlar. Üstü başı pis, yüzü yaralı görüyorum. Allah kimseyi evlatlarından ayırmasın. Velayeti ben nasıl geri alabilirim?”

N.T. gibi boşanma sürecindeki erkek okurlarım, çocukların velayetini mahkemenin hangi tarafa nasıl verdiğini, babanın velayeti geri alıp alamayacağını soruyorlar. Medeni Kanun hükümleri ve Yargıtay uygulaması ışığında yanıtım şöyle:

MAHKEME VELAYET KARARINI NASIL VERİR?

Boşanma davası sürecinde aile mahkemesi hâkimi çocuğun üstün yararını kriter olarak alarak, velayeti hangi tarafa vereceğini belirliyor. Velayetin anneye mi babaya mı verileceği konusunda hâkimin geniş bir takdir hakkı var. Hâkim takdir hakkını, çocuğun üstün yararı ile birlikte ihtiyaçlarını, yaşını dikkate alarak, tarafların ruhsal, fiziksel, sosyal, ahlaki ve kültürel yönden standartlarını bir bütün olarak değerlendirerek kullanıyor.

UZMAN RAPORU ÖNEMLİ

Uygulamada, bu hususların tespiti için mahkeme pedagog, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarını görevlendiriyor. Görevlendirilen uzmanlar, taraflar ve müşterek çocuk ile görüşerek rapor hazırlıyor. Ancak hazırlanan bu rapor, hâkim açısından bağlayıcı olmuyor. Sadece yol gösterici nitelik taşıyor.

Yazının Devamını Oku