Etoburların tutarsızlıkları

- “Adam gibi kurban kesilsin” talebinde bulun.

- Sokakların kan gölüne çevrilmesine itiraz et.
- Kurban adı altında hayvanlara eziyet edilmesine karşı çık.
- Sokakta kurban kovalamaca oyunlarından nefret et.
Tamam, hepsine tamam...
“Etçi” de olsan tamam, “otçu” da olsan tamam.
Fakat...
Hem sonuna kadar “etobur” ol, hem de “Bu ne vahşet kardeş, ben kurban olayına çok karşıyım” falan de.
İşte bu olmaz!
¡ ¡ ¡
Vejetaryen olup kurban olayına kökten karşı çıkarsın...
Anlarım.
Balık bile yemeyip tek bir hayvanın bile kesilmesine itiraz edersin...
Anlarım.
Kendini tamamen nebatata verip “Hayvanları rahat bırakın” dersin...
Anlarım.
Et gördüğünde midesi kalkanlardan olup “Tavuk bile kesilmesin” dersin...
Anlarım.
¡ ¡ ¡
Ancak... Hem nar gibi kızarmış et karşısında kendinden geçeceksin, hem de “Hayvanlara yazık oluyor” edebiyatı yapacaksın.
Hem etin her türlüsünü afiyetle tüketeceksin, hem de “Ben var ya, kurban olayına acayip karşıyım” diye tutum alacaksın.
Hem “hayvanın en güzel yeri” konusunda nutuklar attıracaksın, hem de “Şu Kurban Bayramı çok vahşi” diyeceksin.
İşte bunu...
Asla ve kat’a anlayamam!
Afiyetle götürdüğün o t-bone’lar, biftek’ler, pirzola’lar ağaçta yetişmiyor birader.
Biraz tutarlı ol.
“Muhteşem! Leziz! Yıkılıyor!” falan diye tempo tutarak yuttuğun o her et parçası, öyle ya da böyle, kesilmiş bir havyana işaret eder.

Uymayın bana

“SENİ dinlemedik, bayram tatilini fırsat bilip Mahsun’un filmine gittik. Haklıymışsın be Ahmet Hakan... Artık sen hangi filmi översen ona gideceğiz, hangi filmi yerersen ona gitmeyeceğiz, söz veriyoruz” diyen sevgili okurlarım.
Sakın böyle yapmayın!
Ben sonuçta kafasına göre takılan bir adamım.
Tamamen kişisel beğenilerimi ölçü alıp “Bu film olmuş / bu film olmamış” falan diye yazıp duruyorum.
Eğer beni bir tür “referans kaynağı” ya da bir tür “otorite” haline getirirseniz, dayanamam, ehlileşiveririm.
Havaya girerim.
“Şu kadar insan benim sözüme bakıyor” diyerek kendimi gaza getiririm.
Açık konuşmaktan imtina eden, sorumluluk sahibi bir “misyon adamı” pozları takınırım.
Sonuçta...
Ben de en kıytırık filmler için bile “Pek olmamış ama yine de gidip görün” diyen idare-i maslahatçılardan biri olup çıkarım.
Lütfen bana uymayın, beni referans almayın, sorumluluğumu arttırmayın da...
Ben böyle vahşi vahşi, destursuz bağa girmeye devam edeyim.

Kim kime kaç kere laf çaktı’ meselesi

“HANGİ köşe yazarı, hangi köşe yazarına kaç kere laf çakmış?” ya da “En polemikçi köşe yazarı kim?” türü sorulara yanıt verme iddiasındaki araştırmaları görünce hafiften kıl oluyorum.
Neden mi?
Şundan dolayı:
Bu tür araştırmaları yapanlar bir köşe yazarının “laf çakma” meraklısı olduğunun tek delili olarak “Ahmet’in yazısında Mehmet’in adının geçme sayısını” alıyorlar.
Bir istatistikçi anlayışsızlığı ve toptancılığıyla yapıyorlar işlerini.
Konuyu alabildiğine bağlamından koparıyorlar. “Polemiği kim başlatmış?” sorusunu sormuyorlar. “Kim sürdürmeye merak sarmış?” meselesini merak etmiyorlar.
“Neden uzamış?” demiyorlar.
İsim vererek yazma cesaretini gösteren ile isim vermeden yazma kaypaklığını sergileyen arasında bir fark gözetmiyorlar.
Dikkat çekmek için yapay kavga çıkarma meraklısı ile hakiki bir tartışmanın içinde yer alanı ayırmıyorlar.
Özü kaçırıyorlar, bağlamı atlıyorlar.
Sonra da ellerindeki yanlış verilerle yanlış hükümler bina ediyorlar.
Ve böylece adamı kıl ediyorlar.

Kişisel bayram raporu

? Başbakan Erdoğan’a özenilerek çocuklara 10 liralık bayram harçlığı dağıtmaya kalkışıldı ve apartmanımız “Burada birisi para dağıtıyormuş” tüyosunu alan çocukların istilasına uğradı.
? Süleymaniye Camii gezildi. Muhteşem mabet, restorasyondan sonra tarihsel ihtişamına pek yakışmayacak kadar gıcır bulundu.
? Kavurmanın giderek azalan itibarını yeniden ihya etme çalışmalarına destek verildi.
? Akraba ziyaretlerinin ilk 15 dakikadan sonra artan sıkıcılığına bir kez daha tanık olundu.
? “Bütün aile aynı sofrada” olayına dalındı.
? İstanbul’da normal zamanlarda bir buçuk saatte kat edilen yolun, 15 dakikada kat edilmesinin haklı kıvancı ve mutluluğuyla dopdolu olundu.
? Bir otobüs üstünde ilçe halkının bayramını kutlayan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’e evin balkonundan el sallandı.

Bir şeyler oluyor

AK Parti...
Solun değerlerini kendine bayrak yaptı. Sol tipi örgütlenme modellerini denedi. Sosyal demokratların sahip çıkması gereken kesimlere sahip çıktı. Avrupa solu ile sıkı bir işbirliği yaptı.
CHP ise...
Sadece tuzu kurulardan oy aldı. Avrupa solunun nefretini kazandı. Güneydoğu’dan sökülüp atıldı. Gecekondudan sürüldü. Bırakın sol tipi örgütlenmeyi, sağ tipi bile örgütlenemedi.
¡ ¡ ¡
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney’in mezarını ziyaret etmesi, Güzin Dino ile buluşma, Süheyl Batum’un gecekondu ziyareti, BDP ile kurulan temas falan...
Bütün bunlara bakarak...
“CHP nihayet yolunu buldu” demek, “Solla barışıyorlar” demek tabii ki abartmak olur.
Ama herhalde “CHP’de bir şeyler oluyor, pek de alışık olmadığımız şeyler...” yorumunu yapabiliriz.

Yalnız ve güzel ilçem Silivri’ye dair notlar

? Her bayram “aile ziyareti” nedeniyle Silivri’ye giderim...
? Eskiden bayram kutlaması için arayanlara “Silivri’deyim” dediğimde, “Annene-babana selam söyle” falan derlerdi. Şimdi ise “Hapishane alıştırması mı yapıyorsun?” diyorlar. “Balbay ile Tuncay’ı ziyarete mi gittin?” diyorlar.
? Yani tatil siteleriyle, yazlıklarıyla falan nam yapmış güzelim kıyı kasabamız, artık tam anlamıyla “hapishanesi ile meşhur bir ilçe” olup çıkmış.
? Çok dönüşmüş Silivri... Tıpkı Oray Eğin’in dünkü yazısında sözünü ettiği, “İstiklal Caddesi’nin dönüşmesi” gibi durum çıkmış ortaya... Varoşlaşmış Silivri, karakterini kaybetmiş, ruhunu yitirmiş...
? Silivri’de her taraf pideciler, kokoreççiler, nargileciler, hemşeri dernekleri ve okey salonlarıyla dolmuş.
? Çeşitlilik falan kalmamış. Herkes bir örnek olmuş. İstanbul’u bile yıkıp geçen tek kültürlülük Silivri’yi vurmuş.
? Şunu rahatlıkla ama üzülerek söyleyebilirim: Esenler’de bir cadde ile Silivri’de bir cadde arasında artık hiçbir fark yok.
? Silivri eskiden de denize pek yüz vermezdi ama artık iyice denize sırtını dönmüş. Deniz Feneri’ni çevreleyen “Küpeşte” adlı güzelim kafenin direnişini saymazsak, Silivri’yi güzelleştiren mekânların çoğu teslim bayrağını çekmiş.
? Ahali de değişmiş... Eskiden Silivri sokaklarında “tanımadık” birileriyle pek karşılaşılmazdı, şimdi ise neredeyse “tanıdık” birileriyle karşılaşılmıyor.
X

Reform ve Arınç üzerine özlü sözler

Reform işi, Bülent Arınç’a feda edilmeyecek kadar ciddi bir iştir.

 

- Reform, Bülent Arınç’ı fersah fersah aşmak zorundadır.

*

- Reform, diş macunu gibidir... Bülent Arınç onu tüpe sokamaz.



Yazının Devamını Oku

Bülent Arınç yüzünden reformlar baltalanmasın

Bülent Arınç için şunları yazdım önceki gün:

- Bütün kesimler nezdinde yıpranmış bir isimdir.

- Uzun zamandır sözünün etkisi azalmıştır.

- Zannettiği gibi “yukarıda” bir konumda değildir.

- İnandırıcılığı çok ağır hasar almıştır.

*

Diyeceksiniz ki:

*

E ama

Yazının Devamını Oku

Reformdan sonra şimdi de Avrupa

Cumhurbaşkanı Erdoğan, reform bombasının ardından şimdi de Avrupa bombasını patlattı.

 Söylediği en net şekilde şu:

*

“Kendimizi başka yerde değil Avrupa’da görüyor ve geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz”.

*

Erdoğan’ın sözleri, bununla sınırlı değil.

Çekincelerini de sıralıyor:

*

“Avrupa’nın bize verdiği sözleri tutmasını, ayrımcılık yapmamasını, en azından ülkemize yönelik aleni düşmanlıklara alet olmamasını bekliyoruz”.

Yazının Devamını Oku

Doğruları Bülent Arınç da söylese kabulümüzdür

Bülent Arınç...

- Bütün kesimler nezdinde yıpranmış bir isimdir.

- Uzun zamandır sözünün etkisi azalmıştır.

- Zannettiği gibi “yukarıda” bir konumda değildir.

- İnandırıcılığı çok ağır hasar almıştır.

*

Ama durumun böyle olması...

Bülent Arınç’ın söylediklerinin doğru olduğu gerçeğini değiştirmez.

Yazının Devamını Oku

Biat, itaat, ram

Ekranlardan birinde yapılan bir siyasi tartışmanın kısa bir videosunu izledim.

İzlediğim bölümde tartışmacılardan biri, programa katılan iktidar muhaliflerine şöyle bağırıyordu:

*

“Erdoğan’a itaat edeceksiniz. Erdoğan’a biat edeceksiniz. Erdoğan’a ram olacaksınız.”

*

Bunu söyleyen tartışmacı arkadaşımız...

“Erdoğan, bu ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanıdır. Onu cumhurbaşkanı olarak tanımak, demokrasiye saygının gereğidir” deseydi.

Kimsenin itiraz edemeyeceği demokratik bir ilkeyi anımsatmış olacaktı.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan işte budur bundan ibarettir

Ali Babacan, AK Parti hükümetinin bakanı olarak...

Gezi Parkı davalarında “mağdur” sıfatıyla şikâyetçi olmuş.

Bugünlerde çok demokrat, aşırı liberal, fena özgürlükçü takılıyor ya...

Kendisine “Sen niye Gezi olaylarında davacı olmuştun?” diye sorulduğunda...

Şu cevabı vermiş:

*

“Ben davacı değildim, şikâyetçi değildim, mağdur da değildim. Savcı, tek taraflı olarak bütün bakanları mağdur olarak değerlendirdi. Araştırdım, davadan çekilmek kanunen mümkün değildi. İşte bugün buradan savcılara sesleniyorum: Ben bu davanın mağduru değilim. Silin benim adımı.”

*

Yazının Devamını Oku

Ekrem İmamoğlu’na Kanal İstanbul incelemesi hakkında kitabın ortasından

Meral Akşener açıkladı:

 

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında... Kanal İstanbul’a karşı çıktı diye soruşturma açılmış.



*

Olayın aslına faslına baktığımızda ise...

Yazının Devamını Oku

Yeni gündem: Reform

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son günlerde sürekli şu üç şeyin altını çiziyor:

 

BİR: Hukukta reform... İKİ: Demokraside reform... ÜÇ: Ekonomide reform...

*

Üç alanda yapılacak reformlar, yeni dönemin en önemli tartışma konusu...

*

- İnandırıcı bulmayabilirsiniz.

- Gecikmiş bir yöneliş olarak nitelendirebilirsiniz.

- İçinin nasıl doldurulacağını sorgulayabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Hukukta reform olursa ne olur?

Umut devreye girer.

- Yüzler güler.

- Karamsarlığın yerini iyimserlik alır.

- Daha iyiye doğru yelken açılır.

- Tutuklayarak cezalandırma son bulur.

- Tutuklama istisna olur.

- Yabancı yatırımcıya güven verilir.

- Yabancı yatırımcıdan daha önemlisi: Vatandaşa güven verilir.

- Yatırımın önü açılır.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın Uğur’u... Dünyanın Özlem’i...

Uğur Hoca, tamam.

İyi ama bir de Özlem Hoca var.

*

Birini öne çıkarıp diğerini geri plana atmak hatta yok saymak... Gerçekten çok ayıp, gerçekten utanç verici.

*

“Dünyanın Uğur’u” manşetini atıp “Dünyanın Özlem’i” manşetini akıldan bile geçirmemek... Olacak iş değil.

*

- Uğur Hoca profesörse... Özlem Hoca da profesör.

- Uğur Hoca BioNTech’in sahibiyse... Özlem Hoca da sahibi.

Yazının Devamını Oku

Ümit Özdağ ile Muharrem İnce arasındaki farklar

İkisi de partisinden memnun değil.

İkisi de yaptıkları açıklamalarla olay oluyor. İkisiyle de Tarafsız Bölge’de konuştum. Edindiğim izlenimlere göre aralarında şu türden farklar var:

*

- Özdağ tepeden tırnağa ideolojik. İnce popülaritenin altın çocuğu.



*

Yazının Devamını Oku

On maddede Kamala Harris’i yazdım: Kurgulasan olmaz

Birinci olarak... Kadın... Oradan zaten kazanıyor.

- İkinci olarak... Babası Jamaikalı. Bu yanıyla hem Güney Amerika’ya selam çakıyor, hem de siyahlara.

*

- Üçüncü olarak... Annesi Hindistanlı. Bu yönüyle koskoca Asya’yı alıyor kanatlarının altına.



*

Yazının Devamını Oku

Zabıtaya ve polise çağrı: Çekin elinizi gazeteden

Bizim gazetenin dağıtım servisinden fotoğraflar geldi elime...

Samsun’da zabıta ve polis, gazete dağıtıcısı avında.

Öyle bir sarmışlar ki motosikletiyle gazete dağıtan arkadaşımızın etrafını...

Sanırsın terörist avlıyorlar!



*

Yazının Devamını Oku

Biden gelecek bizim muhalefetin dertleri bitecek mi?

İddia ediyorum: Biden gelince...

Bizim iktidardan daha çok bizim muhalefetin işi zorlaşacak.

*

Örneklerle gidelim:

*

Biden, ABD Başkanı olarak...


Yazının Devamını Oku

‘Riskli binalarda oturmayın’ diyen çok sayın yetkili

Vatandaşlarımıza “Riskli binalarda oturmayın” diyorsunuz çok sayın yetkili bey.

Tamam... İyi diyorsunuz.

Tamam... Güzel diyorsunuz.

*

Ama çok sayın yetkili bey, bu insanlar, keyifleri öyle istediği için riskli binalarda oturmuyorlar ki!

“Amaaan şimdi taşınma sorunuyla falan kim uğraşacak abi” diyerek riskli binalarda oturmaya devam etmiyorlar bu insanlar.

Yahu kim ister en küçük bir depremde enkaza dönüşecek bir binada çoluk çocuk oturmayı? Yahu kim ister enkaz altında can vereceğini bile bile o binalarda oturmaya devam etmeyi?

Niye anlamıyorsun

Yazının Devamını Oku

Ah o parmağın tutuluşu

“Ağlamıyoruz, gözümüze toz kaçtı” diye yalan söyletti hepimize.

- “Milli umut” nedir, öğretti hepimize.

*

- “Hayat bir parmağa tutunmaktır” falan diye felsefe yaptırdı hepimize.

*

- “Elif bebeğin bırakamadığı o parmak olmak” isteği aşıladı hepimize.

*

- “Tuttuğun parmak değil kalbimiz oldu ey Elif” dedirtti hepimize.

*

Yazının Devamını Oku

Ölüm gelince ben hep şöyle yapıyorum

Hep en iyi şeylerini hatırlıyorum ölenin.

Kötü şeylerini hiç hatırlamıyorum.

*

Hep hayırla yâd etmeye çalışıyorum.

Hayırsızca yâd etmek istemiyorum.

*

Hep “İyi bilirdik” diye haykırıyorum.

Başka türlü haykırmak içimden gelmiyor.

*

Yazının Devamını Oku

Biz olduk biz

Elazığ için nasıl yandıysak...

Ne eksik ne fazla...

Aynı öyle yandık İzmir için.

*



Henüz enkaz altında canlarımız varken...

Yazının Devamını Oku

Geçmiş olsun canım İzmir...

Yıkılan binalar.

Ortaya çıkan enkazlar.

Yükselen deniz.

Çaresizlikler.

Şehirden yükselen dumanlar.

Haykırışlar.

*

Hepsini yüreğimin en derinliklerinde hissettim.

*

Yazının Devamını Oku

Biz olduk

Cumhuriyet Bayramı nedeniyle şöyle bir kolaçan ettim etrafı... Manzara-i umumiye şöyleydi:

Herkes mesaj paylaşıyordu coşkuyla...

Atatürk sevgisi yükseliyordu bütün mesajlarda...

Cumhuriyet’in fazilet olduğunda herkes hemfikirdi...

Eşitlik şarkıları dökülüyordu tüm dudaklardan...

Büyük şirketlerin şahane videoları dönüyordu her yerde...

Herkes kendi meşrebince kutluyordu bayramı...

Kayıtsız kalan neredeyse yok gibi bir şeydi...

Aykırılık, çıkıntılık yapan bile kalmamıştı...

Yazının Devamını Oku