GeriDoğan HIZLAN Eski bir dostu kaybettik
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eski bir dostu kaybettik

KERİMAN ULUSOY CARON, 13 Mart günü Paris’te Montparnasse Mezarlığı’nda ebedi uykusuna bırakıldı. 7 Mart günü yaşama veda etmişti.

Yıllar önce Hürriyet Yayınları’nda onunla birlikte çalışmıştım, güler yüzlü, aydınlık bakışlı biriydi. Ses tonu insana huzur verirdi.

Oyunculuğunu gerek tiyatroda gerek sinemada izledim. Sanki tanışıklığa coğrafi uzaklık ara vermemişti.

Yıllar sonra çeşitli yerlerde, çeşitli vesilelerle, Türkiye’de, Paris’te karşılaştım.

Tiyatro ve sinema dünyasının çeşitli kademelerinde başarılı çalışmalar yaptı. Yurtdışında bizim sinemamızın tanınması için çabalar gösterdi, başarılı oldu.

Aslında Türk sinemasının gönüllü elçisiydi ama bu elçiliğin somut sonuçlarını sağladı.

Keriman Ulusoy Caron, 1941 yılında İzmir’de doğdu, İzmir İktisat Fakültesi’nde okudu, İstanbul’da Can Yücel, Bige - Kuzgun Acar, Mehmet Ulusoy ile kurduğu İşçinin Tiyatrosu’nda oyunculuk yaptı. 1972 yılında Paris’e yerleşerek tiyatro çalışmalarını orada sürdürdü, Mehmet Ulusoy ile birlikte Tiyatro Liberte’yi kurdu.

2002 yılında geçirdiği beyin kanaması sonucu felç oldu, eşi mimar Jean Pierre ve oğlu Nil Caron’la evinde yaşadı.

UÇAN Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin, yönetmen Bilge Olgaç adına düzenlediği Başarı Ödülleri’nin ilkini alan 6 kadından biri olan sanatçı, 2003 yılında, hasta olmasına rağmen ödülünü almak için Ankara’ya gelmişti.

1979 yılında Hazal filminde rol aldı.

14 Numara filmindeki rolüyle 22. Antalya Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandı.

Sürü, Dilan, Çocuklar Çiçektir filmlerindeki oyunculuğu övüldü.

Yurtdışındaki çalışmalarıyla sinemamızı, yönetmenlerimizi, oyuncularımızı tanıttı.

ARTE televizyonu için Sinema Türk belgeselinin yönetmenliğini üstlendi.

Sinemanın 100. yılı nedeniyle yaptığı, Türkán Şoray Belgeseli, bütün dünyada gösterildi.

Nuri Bilge Ceylan’ın Mayıs Sıkıntısı filminin dünya dağıtımını gerçekleştirdi, film dünya pazarına en çok satılan Türk filmi oldu.

* Ê*Ê *

KERİMAN ULUSOY CARON’u tanıyanlar, meslektaşları onun başarısını, çabasını bilirler.

Ama ne yazık ki, yurtdışındaki başarılar, her zaman Türkiye’ye önemi oranında yansımaz.

Ben, biraz da bu yazıyı bu amaçla yazdım.
X

Okurla yazarı buluşturan akademisyen: Yıldız Ecevit

Kısa bir süre önce telefonda konuşmuştuk Yıldız Ecevit’le. Yeni kitabını kutladım. Karalama Defteri programında kendisini konuk etmek istediğimi, Bodrum’da olduğunu, ileride düşüneceğini söylemişti.

Dün sabah ölüm haberini aldım.

Daima savunduğum bir düşüncemi tekrarlamalıyım.

Bir yazarı iyi anlayabilmek, verdiği tadı alabilmek için eleştirmenlere, akademisyenlere ihtiyacımız vardır. Yazarın edebiyata getirdiği yeniliği onların aracılığıyla öğrenirsek, kitabı hem okuduğumuz listede hem de edebiyat tarihinde doğru bir yere yerleştiririz.

Yıldız Ecevit gibi akademisyenler bizim rehberimiz olur. Yalnız okur için değil, yazar için de önemlidir yaptıkları çalışmalar. Yazarın yapmak istediğinin doğru şekilde kitlelere ulaşmasını, akademisyenler ve eleştirmenler sağlar.

Yıldız Ecevit’in kitaplarına ait tanıtıcı notlar, sanırım düşüncemin kabul görmesini mümkün kılacaktır.

Okurlar özellikle Oğuz Atay ve Orhan Pamuk’u onun sayesinde çok daha iyi anlayacaktır. Bunu Yıldız Ecevit’in çalışmalarına borçludurlar.

Kitaplar üzerine notlar:

‘Ben Buradayım...’ – Oğuz Atay biyografisi, yazarın metinlerinden ve hayatından yola çıkarak yaptığı çok özel bir çalışma.

Yazının Devamını Oku

Kemal Özer şiir ödülleri

Klaros Yayınevi’nin düzenlediği ‘Kemal Özer Şiir Ödülü’nü kazananlar belli oldu. Ödül seçici kurulu aşağıdaki adlardan oluşuyordu:

Veysel Çolak

Yusuf Alper

Lokman Kurucu

Volkan Hacıoğlu

Simge Özer

Kurulun gerekçesi şöyle: “Bir şiir kitabını veya bir şiir dosyasını şiir sanatı bakımından değerlendirirken bir şairden yapısal bakımdan sağlamlık, özgün oluş, şiirin gereksindiği sözcük ekonomisi, yapaylıktan uzaklık, sözcüklerin ve dizelerin kurgusuyla metne şiir değeri kazandırması; ayrıca şairden insanın doğayla, insanın kendisiyle çelişkisini; bir başka deyişle insanın bütün hallerini, şiir estetiği içerisinde yansıtması beklenir. Dahası, yaşanan coğrafyanın kültürünü özümsemesi, şiirini o kültürden damıtarak evrensel kılması da... Elbette öyküleme tuzağına düşmemesi, dil bilinci, sözcük dağarcığının zenginliği ve bunun şiire yansıtılması, imgesel tutarlılık yani imgelerin hayata ilişkin anlamsal çağrışımlar oluşturabilmesi, Türk şiiri içerisinde kendi rengini üretebilmesi, kendine özgü bir ses ulaştırması da beklenir şairden. Bu bakış açısıyla yaptığımız değerlendirmede, 2021 Kemal Özer Şiir Ödülü’nü kazananlar:

KİTAP DALINDA:

Yazının Devamını Oku

Savaşta, barışta çocuk şarkıları

Bir ülkenin müzik tarihini bilmiyorsanız, o ülkeyi de, insanlarını da tanımıyorsunuzdur.

Çok yinelediğim bir yargıdır bu. Siyasetten günlük yaşama, savaştan barışa, rejim değişmelerine kadar her şey müziğe yansır.

Gönül Paçacı Tunçay’ın başında bulunduğu OMAR (İÜ Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama Araştırma Merkezi) çalışmalarıyla bu konuda yalnız müzisyenlere değil, edebiyatçılara, ressamlara, şairlere de katkıda bulunuyor.



Bir long play’de toplanan besteler, iyi bir inceleme kitabının içine konulmuş.

Kitabın adı:

Yazının Devamını Oku

Bir zamanlar Ankara

İstanbul’daki edebiyatçı, sanatçı ilişkileri ve buluşma mekânları konusunda pek çok kitap yazıldı. Peki, başkentteki ilişkiler, dostluklar nasıldı? Salim Şengil’in belgesel niteliğindeki yeni kitabı ‘Anılarda Kalan Portreler’i okurken pek çok ismi yakından tanıyacaksınız.

Cumhuriyet Ankara’sının insan grafiğini Salim Şengil’in belgesel değerinde olan kitabından öğrenebilirsiniz... Ankara Edebiyatçılar Derneği Başkanlığı’nı da yapan Şengil’in kitabının adı ‘Anılarda Kalan Portreler’... Şengil (1913 - 2005) CHP’nin açtığı hikâye yarışmasında birincilik kazandı, Seçilmiş Hikâyeler ve Dost dergilerini çıkardı, yabancı dilde kitaplar yayımladı.

‘Anılarda Kalan Portreler’de eserlerini okuduğumuz, şiirlerinden dizeler ezberlediğimiz isimler var. Kitapta sözü edilen kişilerin edebi ve kişisel yaşamlarını öğrenirken, dönemin siyasal karabasanlarını da daha hatırlayacak, yazarların çektiklerini, özgür yaratma girişimlerine nasıl ket vurulduğunu da göreceksiniz. Tek partili dönem günleri de bu yazılara yansıyor. Şengil, devletteki görevinden ayrılıp Çubuk Barajı Gazinosu’nun müdürlüğünü yaptı. Birtakım anıların kaynağı da burasıydı. Anılarından bir demet...

Anılarda Kalan Portreler
Salim Şengil
h2o Kitap

- Orhan Veli ve Nurullah Ataç, 1939 yılının güz aylarından birinde, müzik eşliğinde içki içiyorlar. Her ikisi de o gün aylık aldıkları için biri diğerinden ödeme hamlesi bekliyor. Garson Şengil’e gelip hesap ödemediklerini söylüyor. Şengil de masalarına gidip kendini tanıtıyor; kitabını imzalayıp armağan ediyor.

- Şengil, Ahmet Muhip Dıranas için “Çok çalışmayı sevmezdi, yoksa daha çok şiir yazabilirdi” diyor.

- “Cahit Sıtkı Tarancı ile ne zaman, nerede, nasıl tanıştığımı hatırlamıyorum” diyor Şengil. Şairin portresini de çiziyor: “Cahit Sıtkı ince yapılı, kısa boyluydu. Duygulu, sessiz, çekingendi. Böyle olmasına böyleydi ama şiir ya da sanat konularındaki tartışmalarda acımasız olduğunu çok görmüşümdür. İyi Fransızca bilirdi. Dünya edebiyatını, özellikle Fransız sanatını yakından izlerdi.”

Yazının Devamını Oku

Tiyatro Müzesi kurulmalı

Türkiye Tiyatro Vakfı Kurucu Başkanı Esen Çamurdan’ın mektubundan bir bölüm:

“Sevgili dostlar,

Resmi olarak bir buçuk yıl önce kurmuş olduğumuz göz önüne alındığında, ilk kış mevsimini, küresel salgının neden olduğu maddi ve manevi tüm güçlüklere karşın dolu dolu yaşadığımızı öne sürebiliriz. Sayıları giderek artan ancak salgın nedeniyle kısıtlı sayıda kabul edebildiğimiz ve çoğu tiyatro okulu mezunu olan gönüllülerimizle birlikte, yaptığına inancın ve umudun verdiği güç ve enerjiyle oldukça yoğun çalıştık. Özellikle görünür olmayan ancak geleceğe yatırım olarak değerlendirdiğimiz altyapı çalışmalarının kapsamının – içinde yaşadığımız dönemde – aldığımız malzeme bağışlarını arşivleme ile tiyatro yayın envanteri çıkarmadan oluştuğunu söylemeliyiz.

Beş çevrimiçi etkinlik düzenledik. Türkiye’nin tiyatro tarihini nostaljiden kaçınarak, eleştirel bir bakış açısıyla yeniden okumayı öneren ‘Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları’, ‘Toplumsal Cinsiyet Durumları’, ‘Ustalar Ustaları Anlatıyor’ uyguladığımız konu başlıklarıydı.

Seminer/atölyeler, yetişkin ve çocuk olmak üzere iki ayrı gruba yönelik etkinliklerimiz ücretliydi.

2020–2021 mevsimine; 15 Aralık 2020’de, Hrant Dink Vakfı öncülüğünde Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık işbirliğiyle hazırladığımız ve bize çok şey katan ‘Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz’ sergisiyle girmiştik.

Haziran 2021’de ‘Kendi Masalımı Yazıyorum’ adlı çocuk atölyesini yöneten Roza Erdem’e bir annenin yazdığı övgü dolu mektup, bu tür çalışmaların önemini kanıtlıyor.

2021–2022 mevsimine daha büyük bir inanç, coşku ve kararlılıkla giriyoruz.

TİYATRO MÜZESİ ÇALIŞMALARI VEHÜRRİYET GÖSTERİ’NİN KAMPANYASI

Yazının Devamını Oku

Müzik Festivali’nin açık hava konserleri

Pazar günleri TRT’deki açık hava konserlerini dinlerken, İstanbul’daki açılışların özlemini çekiyorum.

49. İstanbul Müzik Festivali 18 Ağustos–16 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek.

Bu yıl festivalin bize yönelttiği soru: “Başka bir dünya mümkün mü?”

Festival bir ay boyunca 14 farklı mekânda Türkiye ve yurtdışından solist, topluluk ve orkestrayı ağırlayacak.

Bu yılki programdan seçmeler yaptım.

ÇALACAK ORKESTRALAR

Tekfen Filarmoni Orkestrası

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası

Academia Bizantina

Yazının Devamını Oku

'Ona benzer bir kadın görmedim'

Geçen hafta dinlediğim CD’lerden biri bakın neydi? ‘Pavarotti in Hyde Park’. Tenora, The Philharmonia Chorus eşlik etmişti.

CD’nin kapağında Luciano Pavarotti’nin hoş bir fotoğrafı, arkasında yüzlerle şemsiye. Çünkü o konserde yağmur yağıyordu ve hiç kimse yerinden kalkmamıştı. Peki dinleyiciler arasında kim/kimler vardı? Saray mensupları ve Prenses Diana.

Pavarotti, Dünya Kupası’nda Puccini’den ‘Nessun Dorma’yı söylemişti. Arya popülerlik kazanmıştı. Hyde Park’taki konserin tarihi 30 Temmuz 1991.

Pavarotti İngiltere’de ilk olarak Mozart’ın ‘Idomeneo’sunda sahneye çıkmıştı. Albüm kitapçığında bilgi dört dilde (İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca) basıldı.



Manon Lescaut

Yazının Devamını Oku

Mahalle kültürünü bilir misiniz?

Eyüp Aygün Tayşir, yeni kitabı ‘Sabitâlem Mahallesi’nde 11 öyküyle bir mahalleyi inandırıcı karakterler üzerinden ustaca anlatıyor. Sevginin, ironinin, gerçeklerle bir arada yaşamanın öyküleri bunlar...

Eyüp Aygün Tayşir’in ‘Sabitâlem Mahallesi’ bugün de bazılarımızın yaşadığı mahalle kültürünü ustalıkla aktarıyor.

Kitabın kısa bir özeti: Sabitâlem Mahallesi, birbirine konumlanmış, her biri kaydırağa benzeyen altı sokak ve bu sokakların her iki yanına dizilmiş yeşil, kireç, tuğla, sidik sarısı pembe ve sıklıkla da sıva rengi gecekondulardan müteşekkil bir mahalle olup nüfusunu Allah’tan gayrı bilen yoktur. Yamaç yönündeki gökdelenin tepe katlarından bakıldığında, sokaklarında bir aşağı bir yukarı koşturup duran küçüklü büyüklü çocuklarıyla mahalle, yazlık yörelerdeki ‘her şey dahil’ otellerin su parklarına benzer.

Tayşir, mahalleyi birim alarak modern bir kurgu anlayışıyla yeniden yaratmış. Ayrıca kahramanları da inandırıcı. Öyküler gerek mekân gerek orada yaşayanları ustaca betimliyor.

Sabitâlem Mahallesi
Eyüp Aygün Tayşir
İletişim Yayınları

Kitaptaki öyküler: Anadolu Kaplanı, Sabitâlem Mahallesi, İntikam, Nakliyeci Zeki 1, ÖKKG, Hatırlayamazken, Fiskobirlik’ten Emekliyim, Kahraman Şirketler Topluluğu, Beklerken, Nakliyeci Zeki 2, Sex Shop.

İlk sayfada Tracy Chapman’dan bir alıntı: “Kurgu var arasındaki boşlukta / Seninle gerçekliğin / Her şeyi yapacak ve söyleyeceksin / Yaşamının sıradanlığını azaltmak için.” İki çocuklu bir ailenin bir otomobil yolculuğundaki ilişkileri eğlendirici.

Yazının Devamını Oku

Açılmayı bekleyen festivaller ve ‘Yarının Kadın Yıldızları’

Pandemi günlerinde iki sektörün gidişatıyla ilgileniyorum. Birincisi müzik festivalleri, ikincisi de okulların yüz yüze eğitime başlaması.

Önümüzdeki günlerde İKSV’nin iki müzik festivalinin programı açıklanacak: Klasik Müzik Festivali ve Caz Festivali. Klasik müzik konusunda bilgiyi pazartesi günü, basın toplantısında öğreneceğiz. Festivallerin açık havada yapılması, sanırım kapalılık tehlikesini bertaraf edecek.

Klasik Müzik Festivali bir aksama olmazsa ağustosun ikinci yarısında başlayacak, 19 Ağustos’a kadar devam edecek. Caz Festivali ise eylül ayının üçüncü haftasında olduğuna göre iki festival birlikte yürüyecek.

Açılma saatlerinin kısıtlanmasının kalkmasını öneriyorum. Festivalleri düzenleyenlerin makul istekleri şöyle:

En azından bitiş saati saat 24.00’e alınsın.

Çalışan konser dinleyicilerini düşündüğümüzde, saat 22.00’de yasaklar başlıyor. İstanbul gibi trafiğin yoğun olduğu bir kentte işten çıkanın -saat 18.00 diyelim- konsere en erken varışı 20.00’dir. İki saatte neyi dinleyecek, konserin zevkini ne kadar çıkaracak. Üstelik araya yemeği de koymadık. Nefes nefese bir program.

Açık hava olduğuna göre bulaşma tehlikesi de yok.

Yazının Devamını Oku

Düşünmeye çağrı

İbrahim Kalın'ın ‘Açık Ufuk’ kitabı bizi düşünmeye çağırıyor. Düşünmenin hayatımızdaki önemini temellendiriyor.

Kapaktaki motto:

“İyi, Doğru ve Güzel Düşünmek Üzerine”.

Düşünme eyleminin tamamlanması için bu üç unsurun bir araya gelmesini hatırlatıyor.

Ana başlıklar şöyle:

Düşünmek Çileli Bir İştir

Mağaradan Çıkanı Vururlar: Yol, Tefekkür ve Tahayyül

Varlığın Keşfi Olarak Tefekkür

Akıl, Bilgi, Hikmet

Yazının Devamını Oku

Gülsin Onay, ‘Ay Işığı Sonatı’nı çalıyor

Diskoteğimde bulunan en eski kayıtlardan biri Wilhelm Kempf’in çaldığı, Beethoven’ın 78’lik ‘Ay Işığı Sonatı’.

Dünyaca ünlü piyanistimiz Gülsin Onay’ın daha önce Beethoven’ın sonatları CD’sini yazmıştım.

Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Lila Müzik’ten çıkan CD’de büyük bestecinin hangi eserlerini seslendiriyor:

Piyano Sonatı No.14. ‘Ay Işığı’

Piyano Sonatı No.26 ‘Veda’

Piyano Sonatı No.30

CD albümünün başında Gülsin Onay’ın yaşamı ve sanatı üzerine bilgi veriliyor. Alman gazetesi Göttinger Tageblatt, Onay’ı şöyle değerlendiriyor:

“Piyanist sadece olağanüstü teknik ustalığıyla değil, müzikal zekâ ve anlayışın sık rastlanmayan bir bileşimiyle de dinleyiciyi fethediyor. İhtişam, olağanüstü cümleleme, müzikal enerji ve zekâ mükemmel biçimde dengeleniyor.”

Peter Gosse

Yazının Devamını Oku

İstanbul’a şiir yakışır

2.300 yıl boyunca İstanbul’a yazılan şiirleri okumak, şairlerle kol kola şehirde zaman yolculuğuna çıkmak gibi...

Şiir ve İstanbul birbirini çağrıştıran iki kelimedir. Ahmet Bozkurt’un hazırladığı ‘Şiirlerde İstanbul’ yüzyıllar boyunca yazılan şiirlerin kapsamlı bir derlemesi. Resimleyen Selçuk Ören. ‘Sunuş’u Ekrem İmamoğlu yapmış. Önsöz, kitap hakkında bilgi içeriyor:

“Şiirlerde İstanbul, 2300 yıllık bir şiir birikiminin imbikten süzülen özel bir toplamıdır. Şiirlerde İstanbul bir İstanbul şiirleri toplamı olmasından ziyade binlerce yıllık tarihsel, kültürel birikimin en seçkin örneklerinin bir araya getirildiği bir sosyal tarih manzumesidir.”

Şiirlerin toplamını okuduğunuzda birkaç öğe dikkatinizi çekecektir. Yüzyıllar boyu bir şehir nasıl anlatılır, bir şair o şehrin hangi özelliklerini şiirleştirir? Birkaç tarihi bir arada idrak etmiş İstanbul’un değişimi kuşaklar boyu şiirlerde kendini gösterir. Hiç kuşkusuz, şiirlerde bireysel özelliklerin yanı sıra toplumsal panorama da bu şiirlere yansımıştır. Bazı kavramların değişmesinde, etkiler yumağında Batı şiirinin, Divan şiirinin etkilerini gözlemleyebiliriz. Şiirler, her şairin poetikasından da izler taşır. Şairleri değerlendirirken kimilerinin yer aldığı akımlar da okunmalıdır. Divan ve bugünün şiirine epey kaynakta rastladık, halk şiiri bölümü halk şairinin bakış açısındaki farkı da ortaya koymaktadır. Bizans bölümü ise yabancı bir yaklaşımın farkını bize gösterir. 

Şiirlerde İstanbul Ahmet Bozkurt İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları

İlhan Berk ne diyor: “Tarih ondaki kadar başka hangi kentte diridir ve ağır basıyordur? Kısaca İstanbul’u yazmak; geçmişi, şimdiyi, geleceği, böylece biraz da olsa tarihi yazmak demektir.” Kitabın bölüm başlıkları: Antik Bizans Şiirinde İstanbul, Osmanlı Şiirinde İstanbul ve Halk Şiirinde İstanbul... Bu son bölümün şairi Âşık Veysel’in ‘İstanbul’ şiirinden dizeler:

“Edipler şairler yetişmiş sende

Yazının Devamını Oku

‘Bu hafta ne var Hasan?’

Her hafta başında sevgili Hasan Saltık’ı arar, yeni ne çıktı diye sorardım, o da bütün müzik şirketlerini araştırır bana yeni bir uzunçalar ya da CD gönderirdi.

Çarşamba akşamı İhsan Yılmaz’dan gelen bir telefon, yakın bir dostumun ölüm haberini verdi: “Hasan Saltık’ı kaybettik.”

Bazı dostlarım sürekli çalıştıkları, sürekli yarattıkları, projelerin peşinde koştukları için bana ölümsüz gibi gelirler.

Hangi dönem yaşanırsa yaşansın bir gün olsun onun iyimserliğini kaybettiğini, dostlarına yansıttığını görmedim.

Kalan Müzik’i kuran biri bizim müzik tarihimizde yerini almıştır. Yalnız Türkiye’de değil, yurtdışındaki birçok müzik dergilerinde de onun hakkında yazılar çıktı.

Önemli ödüllerden biri olan Prens Claus Vakfı Ödülü’nü aldı, törende ben vardım, bütün dostları da böyle bir günde gelmişler, sevincini paylaşmışlardı.

1. yıl kutlaması için yazmıştım, hepimiz kendimizi 30. kuruluş yıldönümüne hazırlıyorduk.

O, uzun süredir yeni projeler hazırlıyordu.

Yazının Devamını Oku

Görsel dünyada gezintiler

Pandemi nedeniyle geçen yıl aralık ayında çevrimiçi gerçekleştirilen sergi Contemporary İstanbul’un 15’inci edisyonu 1–6 Haziran tarihleri arasında Lütfi Kırdar’da fiziki olarak izleyicileri kabul ediyor.

Bu yıl sadece Türkiye’den sanat galerisi ve kurumların katıldığı fuarda 26 galeride 160 sanatçının yaklaşık 500 eseri sergilenecek.

Siemens Ev Aletleri sponsorluğunda Plugin İstanbul Bölümü ise küratör Esra Özkan’ın seçkisiyle 18 sanatçının yeni medya ve dijital işleri sunulacak.

Akbank Sanat’da Hasan Bülent Kahraman’ın küratörlüğünde Suat Akdemir, Deniz Aktaş, Ansen, Sırma Doruk, Genco Gülan, Seydi Murat Koç, Sıtkı Kösemen, Onur Mansız, Seçkin Pirim, Gülin Hayat Topdemir ve Hande Varsat’ın eserlerinin yer aldığı ‘Olan ve Aşkınlık’ bölümünde bu yapıtları görebilirsiniz.

Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli fuar için ne diyor?

“Bu sene haziran ayında 15. fuarımızı yapacağız ama eylül ayında da 16. Contemporary İstanbul’u normal zamanında gerçekleştireceğiz.

15. fuarımızı daha çok Türkiye’deki çağdaş sanat ortamının baharı olarak konumlandırabiliriz.”

Pandemi önlemleri nedeniyle ziyaretçilere HES kodu kontrolü yapılacak olan fuarda, salonlara aynı anda en fazla 600 kişi alınacak ve gezme süresi 3 saatle sınırlı olacak.

‘SANAT DÜNYAMIZ’DA NELER VAR?

Yazının Devamını Oku

Pazar sabahı ne dinlenebilir... Hikmet Şimşek’in anısına saygıyla

Tatil günü dinleyeceğiniz müziğin diğer günlerden farkı var mı?

Bu sorunun yanıtı neredeyse sonsuzdur.

Önce şöyle diyenler çoğunluktadır: “Her gün sevdiğim müziği, sanatçıları dinleyeceğim. Pazar benim için farklı bir zevk zaman dilimi değil.



Ailenin bütün bireyleri bir kahvaltı masası başında toplandıklarında ortak bir liste yapılabilir mi? Özellikle herkesin üzerinde mutabık kaldığı, beğendiği parçalar nelerdir?

Şimdi bir koşulu yazmanın sırası.

Yazının Devamını Oku

Dostları onu nasıl anlatıyor?

Adil İzci’nin hazırladığı ‘Anılarda Sait Faik’ bir anlamda edebiyat tarihi niteliği taşıyor. 60’ı aşkın yazarın anıları renkli bir portre sunuyor. Yazarı yeniden okumaya sevk edecek önemde bir eser.

Anılar, o yazarın çeşitli yönlerini ortaya koymakla sınırlı değildir. Yazarın birçok özelliğinin, öneminin dost kalemlerden onaylanmasıdır.

Sait Faik’i ben edebiyat matinelerinde tanıdım. Eski Eminönü Halkevi’nde yapılan edebiyat matinesindeki bir olayı anımsadım.

Sait Faik kürsüye çıkmış öyküsünü okuyordu. Salon yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Özdemir Asaf kürsüye fırladı, "Nereye gidiyorsunuz" diye bağırdı, "Hepimiz ondan geldik" dedi. Salonu terk etmeye yeltenen herkes salona dönüp onu dinledi.

Adil İzci’nin hazırladığı 'Anılarda Sait Faik' bir anlamda edebiyat tarihi niteliği taşıyor. Edebiyatın, sanatın değişik adlarından yapılmış bir seçki... Sait Faik’i yeniden okumaya sevk edecek önemde.

Adil İzci’nin 'Önsöz’üne bakalım: "Kimilerimiz ozanın/yazarın art alanını bilmekten yana olmaz. Onlara göre anılar size bir doğrultu gösterir, kendinizi onun güdümünde bulursunuz. Olabilir, hatta yer yer doğrudur da bu yargı; ama ben kendi payıma bir ozanı/yazarı hakkındaki anılarla birlikte okumanın daha kapsamlı bir algılama sağladığı inancındayım."

KİMLER VAR?

Rıfat Ilgaz’dan Agop Arad’a, Salâh Birsel’den Ömer Faruk’a, Abidin Dino’dan Celâl Sılay’a, Orhan Veli’den Cahit Irgat’a, Ziya Osman Saba’dan Haldun Taner’e, Sabahattin Batur’dan Naim Tirali’ye, Bedri Rahmi’den Vedat Günyol’a Türk edebiyatının tarihine geçmiş adları... 60’ı aşkın yazarın anıları size renkli bir Sait Faik portresi sunuyor.

Yazının Devamını Oku

Cenap Şahabettin’in evi onarılmalı

Edebiyatın geçmişteki ustalarını anmak için mutlaka olumsuz bir haberde yer alması gerekiyor.

Cenap Şahabettin’in Bakırköy’deki evi konusundaki haberi Hürriyet’te okumuşsunuzdur.

Hürriyet, yazar evlerinin onarılması, ziyarete açılacak duruma getirilmesi için bir kampanya başlatmıştı. O kampanyanın uygulama alanındaki sonuçlarını gözden geçirmenin zamanı geldi. Haberin ateşiyle belediyeler başta olmak üzere sözler veriliyor, vaatlerde bulunuluyor sonra hepsi donup kalıyor.

Aslında birçok yazarın evi müze olmalı, orada kitapları sergilenmeli.

Müze-evler yazarın unutulmamasını sağlıyor.

İstanbul’u düşünüyorum. Tevfik Fikret’in Âşiyan’ı kendi evi.

Teşvikiye’deki Abdülhak Hamit’in Maçka Palas’taki oturduğu kata ve Necati Cumalı’nın Etiler’de oturduğu evin dış kapısına bir plaket konulmuştu.

Cenap Şahabettin’in Bakırköy’deki evinin statüsünü onarım için almalı.

Evin durumu en azından

Yazının Devamını Oku

Ekşioğlu ve kitap çizerleri

Son günlerde Ertuğrul Özkök ve İhsan Yılmaz, Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun başarılarını yazdılar, yurtdışında yayınlanan kapaklarını yazılarına koydular.

Benim de çok beğendiğim bir sanatçı Ekşioğlu. Türkiye’deki bütün sergilerine de gittim.

‘Benim Kedilerim’ için de bir yazım yayınlanmıştı.

Orhan Duru, Ekşioğlu’nu nasıl yorumlamıştı:

“Ekşioğlu, antik ve estetik nazik

Kendi başına bir yeryüzü ustası

İnsancıl ve masalsı

Adı ekşi ama yapıtları tatlı

Bir bakışta Yunus Emre’yi arattı.”

Yazının Devamını Oku

Bir müzik çeşitlemesi

Pazar konseri 13.30’da TRT2’de. 

Her hafta gerçekleştirilen konser saatinde bu hafta hangi orkestra, hangi eserleri seslendirecek:

- Şef Christian Thielamann

- Dresden Saatskapelle Orkestrası

- Brahms, ‘İkili Konçerto’

Kemancı Lisa Batiashvili – Çellist Gautier Capuçon

- Çaykovski: Romeo Juliet fantezi uvertürü

Yazının Devamını Oku

Hürriyet Gösteri nasıl kuruldu

Ahmet Hakan dünkü köşesinde Hürriyet Gösteri çalışanlarını sevindiren, emeklerinin gözden kaçmadığını gösteren bir yazı yayımlandı: “Gösteri dergisinin yeniden çok popüler olmasını istiyorum”.

Elbet bu istek, bu dilek karşılıksız kalmayacak, bir çalışma seferberliğinin ateşleyicisi olacak bu cümle.

Hürriyet Gösteri’nin yayın hayatına nasıl başladığını hatırlatayım bu vesileyle.

Ben hem Hürriyet hem Cumhuriyet’te yazı yazıyordum. O dönem Hürriyet’in genel müdürü Nezih Demirkent benden bir dergi hazırlamamı istedi.

Derginin sahibi de Sedat Simavi olacaktı. O dergi aracılığıyla Sedat Simavi’yi yakından tanıdım, birlikte çalıştığımız günlerde onun bilgisi ve sezgisinden çok yararlandım.

Biraz garip bir durumdu ama iki kurumda da dergi çalışmalarını yapıyordum. İki gazetenin sahibinin, Nadir Nadi’nin de, Erol Simavi’nin de, hatta Cumhuriyet genel yayın müdürü Oktay Kurtböke’nin de bu çalışmalardan haberi vardı.

Dergi idarehanelerinin en hoş yanı yazarların mekânı ziyaretiydi. Hem dergiyi çıkaranlarla hem de birbirleriyle karşılaşıp sohbet ederlerdi. Merkezde, Cağaloğlu’nda olmanın avantajıydı bu.

Hürriyet Gösteri’nin ilk sayısı Aralık 1980’de çıktı. Yazıişleri müdürü olarak da Ergil Tezerdi’nin adı vardı.

Dergide edebiyatın bütün türlerinden, sanatın farklı dallarından yazılar vardı.

Yazının Devamını Oku