"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Kaçak Gelin'in peşinden

Ertuğrul ÖZKÖK

Neyi özledim biliyor musunuz? Basit romantizmleri. Romantikleri, gırgırları. Mesela Julia Roberts'ı özledim.

Onun büyük ağzını, samimi gülüşlerini, gerçek arkadaşlıklarını ve ölçülü cinselliğini.

Richard Gere'i de özledim.

Hayatta en çok kıskandığım adamı.

Onun ince gözlüklerinin altından bakan güven veren gülüşlerini, ince tavlayışlarını...

Kadınları mest eden bakışlarını...

Ama en çok güven verişini...

Evet en çok onu...

* * *

Hayatımda ilk defa görmediğim bir filme bu kadar ısındım.

İlk defa bu kadar önyargılı bir sempati duydum.

İlk defa bir filmi görmeden, seyretmeden hissettim.

Derimin altında hissettim.

‘‘Pretty Woman’’ı ilk defa bu kadar derinden hissettim.

Evet ‘‘Kaçak Gelin’’ daha seyretmeden beni aldı beraberinde götürdü.

Ben de kaçtım.

Bu sahte ilişkilerden, bu manevi enkazdan, bu gri hımhımlıktan, bu kara gözlüklerden, bu umutsuzluklardan, mahalli ‘‘Geceyarısı Ekspresi’’ aranjörlerinden, Türkiye'yi kendi küçük dünyalarına hapsetmek isteyen oralı buralı yarı aydınlardan kaçtım.

Full time karamsarlardan, ruhlarının bütün santimetrekarelerini her an tetikte tutarak yaylarını bozmuş meczuplardan uzaklaştım.

Tatile çıktım.

Sahte baharlara, güzel ve kırmızı sonbaharlara mülteci oldum.

Bir gün için, hiç olmazsa 24 saat için zeytinyağı, ekmek ve sarmısak o abuk sabuk tartışmalardan daha önemli hale geldi.

* * *

Gerçekten önemli hale geldi.

İşte o sarmısak ve kırmızı biber rayihası beni gerçeklerden çaldı.

Peter Pan gibi şehirlerin üzerinden uçarak uzaklaştım.

Altımda Parliament mavisi içinde küçülen şehirler, sarı ışıklar yeniden sıcak mekánlara dönüştü.

O an her şeyden kurtulmuş olarak düşünmeye başladım.

Sakın ölmekten korkmayın.

Reçete bu...

Sakın bir göçük altında kalmaktan korkmayın.

Tavsiye bu.

Sakın yaşadığınız anı, mutasavver bir depremin enkazı altında bırakmayın.

Sakın ruhunuzu ona ipotek etmeyin.

* * *

Aman, eviniz, sizin en büyük özgürlük coğrafyanız olarak kalsın.

Allah aşkına o yuvanın, son ana kadar savunmanız geren misak-ı milliniz olduğunu unutmayın.

Ondan bir santimetrekare taviz vermeyin.

Ev, yuva, en küçük titreşimde terk edilmeyecek kadar hissi bir satıhtır.

Depremin korkusu denilen o mutasavver canavara terk edilmeyecek kadar hayatidir.

Duvarları çatlamış, kirişleri yamulmuş, kolonlarının orası burası çizilmiş bir yuvanın sakinine bunları söylemek kolaydır.

O titreşimleri, o sarsıntıları yaşamış bir insana, o anı derisinin altında hissetmiş bir ruha bunları söylemek kolaydır.

Evet kolaydır.

Ama anlatmak, ikna etmek...

* * *

Türkiye, gününü, hava raporundan, döviz kurundan çok fay fallarına emanet etmiş bir ülke.

Kimse doların günlük değerine bakmıyor.

Kimse Bodrum'da havanın bulutlu mu yoksa açık mı olduğu ile ilgili değil.

Gözler Kandilli'de...

Işıkara maça gittiyse o gece rahatız.

Kandilli'de yatıyorsa, sorun var.

Oysa hayat bu kadar basit değil.

Şimdi bir kurtuluş savaşı vermek gerekiyor.

Korku imparatorluğuna, onun müstebit diktatörlüğüne karşı bir savaş.

Ben hazırım.

Yatağımı siper haline getirdim.

İki kat aşağı inip, avluya çadır kurarak başka bir mevziye yerleşmeyi asla kendime yediremiyorum.

Evet deprem denen o habis düşmana karşı hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır.

O satıh da, yuvamdır.

Kim ne derse desin, o salonum, yatak odam, televizyon seyrettiğim, kahvemi yaptığım o 250 metrekare satıhtır.



X