Ertuğrul Özkök: İhmal edilmiş bir şiir matinesi

Ertuğrul ÖZKÖK
Haberin Devamı

Meğer ne kadar çok ihmal etmişim. Meğer, kendimi bildiğim bütün hayatım boyunca, ıssız anlarımda, hüzün tenhalıklarımda bana arkadaşlık eden o insanı, o şiiri ne kadar ihmal etmişim.

Attila İlhan'ı yani.

Meğer ne kadar tembelliğime, üşengeçliğime gelmiş.

Allah'tan bu CD'yi çıkarmış.

* * *

Şimdi onu bir Leo Ferre plağı gibi dinliyorum.

Meğer o şiir, bisiklete binmek gibi bir şeymiş.

Hiç unutulmuyormuş.

Hafızamın zembereği otomatik olarak açılıyor.

En zayıf yanım, ezberleme özrüm bir anda tedavi oluyor.

Attila İlhan'la birlikte düete başlıyorum.

Kelimeler, cümleler birbiri ardından dökülüyor.

Ne kitaba bakıyorum, ne geçmişime.

An'ım önümde, şimdiki zamanım bütün zaman kiplerini kovmuş.

Birlikte, ezbere okuyoruz:

‘‘Ben sana mecburum bilemezsin

adını mıh gibi aklımda tutuyorum

büyüdükçe büyüyor gözlerin.’’

* * *

Leo Ferre gibi okuyor.

Bazen o çekiliyor, sanki Nazım sözü alır gibi oluyor.

Daha ileride kelimeler, biraz Ruhi Su gibi metamorfoza uğruyor.

Ben yine onunla düet yapıyorum:

‘‘Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur

insan bir akşamüstü ansızın yorulur

tutsak ustura ağzında yaşamaktan

kimi zaman ellerini kırar tutkusu

birkaç hayat çıkarır yaşamasından

hangi kapıyı çalsa kimi zaman

arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu.’’

* * *

Şimdi hınzır bir uğultu, hortum gibi döne döne bana yaklaşıyor.

Sisler Bulvarı'na dönüyorum.

Ankara'da, Tunalı Hilmi Caddesi'ndeki o bodrum katında onunla ilk tanıştığım güne.

O dağınık saçları, kalın gözlükleri ve zeká fışkıran gözleri ile Attila İlhan yine karşımda.

Ben heyecanlıyım.

O ise kim bilir kaçıncı hayranının, gizli müridinin karşısında.

O bulvarları yıllardır birlikte yürümüşüz gibi tanıdık konuşuyor.

Anlatıyor...

* * *

Şiir CD'leri beni tuhaf yapıyor.

İlk delikanlılığımın şiir matineleri geri dönüyor.

Ve o tanıdık cümleler, beni hayal, duygu ve tutku dünyasına kabul eden ‘‘parolalar’’ tek tek dökülüyor:

‘‘Ben sana mecburum’’ diyorum. Bir kapı açılıyor, giriyorum.

İlk sevgilileri, aşkları fark ediyorum.

‘‘Sisler Bulvarı’’ diyorum.

Bir ‘‘İzmir Enternasyonal Fuarı’’nın kapısı açılıyor.

Şehrim, ana rahmim, ilk vatanım, vaat edilmiş kayıp cennet gibi önüme seriliyor.

‘‘Öyle kadınlar sevdim ki’’ diyorum, seyrek bir portreler galerisine giriyorum.

‘‘Üçüncü şahsın şiiri’’ diyorum, unutulmuş siluetler karşıma dikiliyor.

Şuradan buradan hayatıma girmiş, ruhumun bir yanını teğet geçmiş siluetler.

Meğer onlar da önemliymiş diyorum.

* * *

Müziği dinliyorum, Attila İlhan'ı dinliyorum.

Ve sonunda kendi şiirimi yazıyorum:

‘‘Biz size mecburuz Attila İlhan.’’

Biz ve küçük mazimiz, minnacık prehistoryamız.

Her şeyimiz, aşklarımız, mahallelerimiz, İzmir'imiz, İstanbul'umuz.

Hani o yenildiğimiz şehirler:

‘‘Ulan yine sen kazandın İstanbul

sen kazandın ben yenildim

kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar

yine emrindeyim.’’



Yazarın Tüm Yazıları