Ertuğrul Özkök: Güle güle

Ertuğrul ÖZKÖK

O duygu daha çok küçükken içime düşmüştü. Fuar kenarından Gazi İlkokulu'na giderken, bazen aniden o soru aklıma gelirdi.

Acaba babam ölünce ne hissedecektim?

Sonra da o duyguyu hissetmeye çalışırdım.

O zamanlar ölüm babama daha çok uzaklardaydı. Böyle düşünmek için bir neden yoktu.

Ama bu korku zaman zaman içime düşer, ben de bu hissi yaşamaya çalışırdım.

* * *

Bir süredir o tanıdığım sesinden ağır ağır bir vedanın yaklaşmakta olduğunu hissediyordum.

Her telefon edişimde yine bana ‘‘Çok iyiyim evladım. Merak etme’’ diyordu.

Ama o ‘‘Çok iyiyim’’ cümlesinin içinde artık bir şeyler eksiliyordu.

O, sadece benim anlayabileceğim nüanslar bir bir sınırı geçiyordu.

Kendisi buradaydı, nüansları öteki tarafta. O zaman kendi kendime o gizli emri vermiştim.

‘‘Artık baba kaybetmenin provasını yapmak zamanı geldi.’’

Yıllar sonra yine o duyguyu yaşamaya çalışmıştım. Babam ölürse ne hissederdim?

* * *

Meğer beklenen ölümün bile provası olmazmış.

Bir büyüğüm bir gün bana ‘‘Baba kaybetmenin yaşı yoktur’’ demişti.

Gerçekten de yokmuş.

Öksüz kalmanın müruru zamanı olmazmış.

Baba kaybetmenin hazırlık sınıfı yokmuş.

Oysa 30 yıldır ayağını sinemaya atmamış babam, üç hafta önce anneme aniden, ‘‘Hadi beni Güle Güle filmine götür’’ dediği zaman hissetmeliydim. Hiç olmazsa bu veda işaretini alacak kadar babamı tanıyabilmeliydim.

Filmi seyrederken hem çok gülmüş, hem çok ağlamış.

Annem, cenaze arabasının arkasından iki elini sallayıp ‘‘Güle güle’’ derken sadece ağlıyordu.

Ben de ağlıyordum.

Ama tuhaf bir fotoğraf kafama takılmış, beni giderek o cenaze arabasından uzaklaştırıyordu.

Ben, babamın bana ilk kalamar yedirdiği günü düşünüyordum.

* * *

Güzel bir yaz başlangıcıydı.

Ben mürekkepbalığı diye biliyordum.

O ise ‘‘Hayır kalamar’’ diyordu.

O güne kadar mürekkepbalığının yenilebileceğini aklımın ucundan bile geçirmemiştim.

İnce şeritler halinde doğradığı o bembeyaz eti una bulayıp tavaya koyarken, hálá inanmıyordum.

Masanın ucunda, yarıya kadar dolu bir rakı bardağı duruyordu. Sonra tavadan çıkardığı dört beş parça kalamarı önüme koydu.

Önce ağzıma lastik almış gibi bir duyguya kapıldım. Galiba yine bir balkabağı meselesi çıkıyor diye düşündüm. Çünkü her pazar yaptığı balkabağını bir türlü tatlı yerine koyup yiyemezdim.

Ben ‘‘Baba bu sebze’’ dedikçe, o ‘‘Hayır tatlı’’ diye ısrar ederdi.

Ben yemeyince de küserdi.

Ama bu defa böyle olmadı.

Kalamarı çok sevdim. Hayatımın çok önemli bir keyif unsuru oldu. Ben sevdiğim için de ne zaman İzmir'e gitsem, buzluğun içindeki beyaz tabakta hep donmuş kalamarlarla karşılaşırdım.

Onlar hep oradaydı.

Gitsem de gitmesem de hep oradaydı.

Tıpkı babam gibi...

Sessiz, sakin ve varlığı ile hayatıma keyif veren babam gibi...

* * *

Onu uğurladıktan sonra evimize döndük.

Herkes oradaydı. Yıllardır görmediklerim, ihmal ettiklerim, nasıl olsa kalbimiz bir diyerek ihmal gerekçelerine bıraktıklarım.

Büyük göçmen ailemizin yeni kuşakları, yeğenler, kuzenler, yavaş yavaş yaşlananlar, herkes oradaydı. Ağlıyorduk.

Sonra ara verip güzel şeyleri hatırlayıp gülüyorduk. Fotoğraflara bakıyorduk.

Bana kalamar yemeyi öğreten babam bütün fotoğraflarında hep aynıydı.

Bizi hiç şaşırtmayan, hiç aldatmayan o güzel yüz ifadesiyle.

Ve sesi hiç kulağımdan gitmiyordu:

‘‘Oğlum burası bizim son durağımız. Gidecek başka yerimiz yok.’’

Yani ülkemiz. Türkülerimizi bile bırakıp geldikten sonra bize ana rahmini açan güzel İzmirimiz.

İşte o İzmir, babamın penceresinden aşağılarda uzayıp gidiyordu.

* * *

Hava çok güzeldi.

Alaçatı'nın dar sokaklarında dolaştım. Ilıca'nın güzel evleri henüz tenhalığın gölgesindeydi.

Sokaklar ıssızdı. Ama her şey bayrama hazırlanıyordu. Tepelerde kurulan rüzgár değirmenlerinin beyaz pervanelerinin dönüşünü seyrettim.

Ege yavaş yavaş uyanıyordu. Badem ağaçları pembe çiçeklerini açmıştı.

Urla İskelesi binalar içinde kaybolmuştu, ama dağların eteğindeki zeytin ağaçları, sanki her şey oradaymış gibi beni teskin ediyordu. Tıpkı buzdolabındaki kalamar gibi, onlar da oradaydı.

* * *

İşte orada, o ana rahmimde, beni doğuran Ege'nin zeytin ağaçlarının altından denize doğru bakarken, çocukluğumdan beri kendi kendime sorduğum sorunun cevabını buldum.

Babamı kaybedince neler hissedeceğimi artık biliyordum.

* * *

Bütün babalara, annelere, çocuklara, kardeşlere, öksüzlere, yetimlere, herkese iyi bayramlar diliyorum.

Bu bayram benim için, kaybedilmiş iyi kalpli babaların bayramı...

X

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

'82'ncimiz gibi' bir şehir hakkında bilmediklerimiz

Türkiye’nin 81 vilayeti var...

Bir de “82’nci gibi” olanı...

Bir Türkiye şehri değil, ama bir Türk şehri gibi olmaya doğru hızla gidiyor.

Burası Suriye sınırları içindeki Afrin...

Bilmiyordum, meğer Türkiye bir süre önce bazı yabancı gazetecileri Suriye içinde Türk ordusunun kontrolündeki Afrin’e götürmüş.

Giden gazetecilerden ilk yazı dün New York Times’ta yayınlandı.

Bu şehir hakkında bilmediğimiz bazı şeyleri bu yazıdan öğrendim.

Ve öyle bir yazı ki...

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Tam 60 yıldır hayır dediğim bir anayasal düzende yaşıyorum

Bakın şu gerçekleri alt alta yazdığımda, kendi açımdan ne kadar tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.

- 73 yaşımdayım...

- Bugüne kadar oy verdiğim hiçbir parti iktidara gelemedi.

- Bugün “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi” sitesine girip TC Anayasası yazdığım zaman karşıma çıkan metnin üzerinde şu yazıyor:

“Kanun numarası: 2709

Kabul tarihi: 18/10/1982”...


Yazının Devamını Oku

İlk Türk 'Cacabey'i üzerine birkaç mütevazi tavsiye

Devlet Bahçeli “astronot” kelimesine Türkçe karşılık olarak “cacabey”i teklif etti.

Güzel isim ama itirazım var.

İngilizce veya başka Hint Avrupa dillerinde telaffuzu sorun yaratabilir.

“Kakabey” olarak söylenir ve bu da yanlış anlamalara yol açar...

Onlar eğlenir biz üzülürüz...



Yazının Devamını Oku

Ay'a sert inişe hazırlanırken her 100 Türk'ten kaçı 1969'da ABD'nin Ay'a gittiğine inanıyor

Başlık biraz spekülatif ama ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Ama önce size önemli bir haber vereyim.

*

Türk “Silikon” dünyasında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme daha oldu.

Dünyanın önde gelen dijital araştırma kuruluşlarından YouGov, Türkiye’de “Wizsight” adlı online araştırma şirketini satın aldı.

Wizsight 2017 yılında N. Özge Akçizmeci adlı genç bir girişimci tarafından kurulmuş bir startup şirket.

Böylece BluTV’nin yüzde 30 hissesinin bir dünya devi olan Discovery’ye satılmasından sonra ikinci bir Türk startup’ı daha dünya piyasasına girdi.

YouGov ilginç alanlarda online araştırmalar yapan bir şirket.

Yazının Devamını Oku

Patron bu milleti ortada bir yerde birleştirebilir mi

‘Big Lebowski’ filminin bardaki bilge adamı ne diyordu:

“Bazen bir ülkede bir adam gelir...”

Sonra birasından bir yudum alıp devam ediyordu:

“Bazen o ülkede bir adam daha gelir...”

Geçenlerde bu tiradı yazmıştım...

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir adam geldi...

Ülkeyi tam ortasından ikiye böldü...

Şimdi bir adam daha geldi....

Yazının Devamını Oku

Vay canına benim burnum da soldan sağa doğru çarpıkmış

“‘Ne yapıyorsun’ diye sordu karım, aynanın önünde alışılmadık biçimde oyalandığımı görünce...

‘Hiç’ diye karşılık verdim. ‘Kendimce bakıyorum, burnuma, şu burun deliğimin içine basınca biraz acıyor da’...

Karım gülümsedi...

‘Ben de ne yana doğru çarpık diye bakıyorsun sandım’ dedi.

Kuyruğuna basılmış köpek gibi döndüm:

‘Çarpık mı? Benim burnum mu?’

Karım dingince:

‘Elbette canım, İyi bak: Sağa doğru çarpık...”

*

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin Hitler destekli ilk Afrodit tartışması: Kim ne dedi

Türkiye bundan 81 yıl önce tarihinin en ilginç müstehcenlik tartışmasını yaşadı.

Tartışmanın konusu “Afrodit” adlı bir kitaptı...

Yani Yunan mitolojisinin “Aşk ve güzellik tanrıçası” üzerine...

Daha doğrusu Fransız yazar Pierre Louys’un 1896 yılında yayınlanmış “Afrodit” adlı kitabı üzerine patlayan tartışmaydı bu.



*

Yazının Devamını Oku

Ayşe, Sibel ve Gülse tarihi mi değiştirdi

Ayşe’den kastım Ayşe Arman... Sibel Kekilli ve Gülse Birsel...

Önümde bir kitap duruyor.

Adı “Türkiye Tarihini Değiştiren 110 Kadın”...

Hürriyet’in eski yazıişleri müdürlerinden Doğan Satmış’ın kitabı.

*

Kendince Türkiye tarihini değiştiren 110 kadın belirlemiş ve hepsinin küçük birer portresini yazmış. Listeyi tek tek inceledim. Böyle seçimler çoğu kez keyfidir.

Yani her zaman bir “Bana göre” payı vardır.

Bu da öyle...

*

Yazının Devamını Oku

Sayın CEO beni ikna edin niye dijital bir göçmen olayım

WhatsApp öyle bir şey yaptı ki, hepimizi bir anda büyük düş kırıklığına uğrattı...

Ve kendimize yeni ve güvenli bir dijital ev aramaya başladık.

Türkiye’de iki isim öne çıktı.

Telegram ve BİP...

Telegram Rus asıllı bir adamın kurduğu haberleşme sistemiydi...

BİP ise milli ve yerli...

Turkcell’in bir hizmeti.

İşte bu arayış içinde vatandaş olarak gidip Turkcell’in CEO’su Murat Erkan’ı buldum.

Yazının Devamını Oku

Soldaki, sağdaki kim ve bu kare nerede çekildi

Muhtemelen ortadakini tanıyorsunuz.

Türkiye’nin Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy...

Yine muhtemelen bazılarınız soldakini tanıyor.

Aksiyon filmlerinin ünlü oyuncusu Jason Statham.

*

Gelelim en sağdakine.

O adam ünlü İngiliz sinema yönetmeni Guy Ritchie...

Bir kısmınız belki onu Madonna’nın eski kocası olarak biliyor.

Ama bizim gibi “kült sinema” tutkunları için o “Snatch” filminin olağanüstü yönetmeni Guy Ritchie...

Yazının Devamını Oku

50 yıl önceki filmden bugüne kalan bir afiş

Önceki akşam Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olayları izlerken 50 yıl öncesine gittim.

20 Temmuz 1970...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Abdülhamid zamanından kalma 1416 sayılı kanunu ile devlet bursu almışım...

O gün doktora eğitimi için Paris’e ayak bastım.

*

İlk işim iki filmi seyretmek oldu...

Biri “Woodstock”...

Öteki ise “Strawberry Statement”...

Fransızcaya

Yazının Devamını Oku

Bir denizaltı, kesik bir baş, bir kadavra köpeği, polis ve savcı

Ortada bir şüphe vardı ve kanunlara göre bu şüphe de sanığın lehine kullanılacaktı... Ancak o gece hiç beklemedikleri bir şey oldu...Her şey 10 Ağustos 2017 günü genç bir kadın gazetecinin Kopenhag yakınındaki Koge Bugt mevkisinde küçük bir denizaltıya binmesi ile başladı.Onu izleyen saatler ve günler, dünya kriminal tarihinin en tuhaf ve esrarengiz cinayetine tanık oldu. Bugün size bu cinayetin ayrıntılarını anlatacağım...Ricam yazıları sıra numarası ile okuyun lütfen.Neden bugün diye sorarsanız...Onun cevabını da sonunda vereceğim.Önce o güne, yani 10 Ağustos 2017 gününe dönelim.

1) 10 AĞUSTOS 2017 SAAT 19.00 MEŞUM DENİZALTI AÇILIYOR

O gün Kim Wall isimli 30 yaşında genç bir kadın gazeteci “UC3 Naitilus” adlı küçük bir denizaltıya gitti.

Wall London School of Economics’te, sonra da Columbia Üniversitesi’nde öğrenim görmüş free lance, yani serbest çalışan bir gazeteciydi.

Yazıları ve mülakatları New York Times, Times gibi ünlü gazetelerde, Vice gibi dijital platformlarda yayınlanmıştı.

Denizaltı, Peter Madsen adlı Danimarkalı bir işadamı tarafından inşa edilmişti.

Roket uzmanıydı, çeşitli buluşları vardı ve bunlardan biri de kendi inşa ettiği bu küçük denizaltıydı.

Kim Wall

Yazının Devamını Oku