Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Entrika artı eleştiri artı eğlence

Türkiye televizyon tarihine geri dönüp baktığımda Popstar kadar hem medyanın hem geniş halk kitlelerinin gündemini meşgul eden ikinci bir program anımsamıyorum.

Türkiye adına da memnunum, Popstar starları sayesinde yurdum insanı en azından bir süre için Hülya Avşar ve Gülben Ergen'in tacizine uğramaktan kurtuldu!

Popstar'ın bitmesine bir Firdevs, bir Bayhan, bir Abidin kaldı, Popstar üzerine görüş bildirmeyen kalmadı (Bir Erman Toroğlu var. Gerçi fırsat olsa o da araya iki popstar yorumu attırırdı. Siz bu haftasonu Maraton'u kaçırmayın en iyisi). Bir uçta 'alt tarafı eğlencelik bir yarışma programı çok çekiştirmeyin' diyenler var, diğer uçta 'üzerine sosyolojik, psikolojik, antropolojik araştırma yapılması lazım, bu yarışma Türkiye'nin aynası' diyenler. Oysa Popstar artık sadece bir yarışma değil. Popstar aynı futbol gibi özünden yani bir ses yarışmasından çok şey ifade ediyor. Popstar’ı sadece bir ses yarışmasına indirgemek çok hatalı olur. İnanmıyor musunuz?

Gelin izleyenlere soralım. Hem de Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi öğrencilerinden Popstar'ın içine düşmüş olanlara... Sekiz öğrenci seçtim. 21-22 yaşları arasında... Onları 'Fokus-odak grup' tekniğini kullanarak, Popstar üzerine konuşturdum.

İki saat süren görüşme sonucunda vardığım sonuç şu: Popstar izleyen biri yarışmadan çok daha fazla şey izliyor. Üstelik ne izlediğinin de farkında! Popstar izleyicisi entrika izliyor, acımasız eleştiri izliyor. Kararlarının bir jüri tarafından onaylanması hoşuna gidiyor, tüm bunların canlı canlı olmasını, yapay olmamasını istiyor.

KURGU İLE GERÇEK ARASINDA

Popstar geceleri her evde arkadaşlara, aile üyeleriyle popstar jürisi kuruluyor, 'Nane nane' gibi karikatür tipler eğlenceli dakikalar geçirmeye yarıyor. Armağan yarışmayı izlenir kılan önemli unsurlardan biri. 'Bugün ne giyecekler?', 'Deniz Seki'nin bacakları görünecek mi? Zerrin Özer heh heh neye gülecek mi?', 'Bakalım Elena Barış Manço'nun şarkısını iyi söyleyebilecek mi?' gibi sorular Popstar’ı tekrar tekrar izlemeye yarayan meraklandırıcılar. Popstar izleyicileri arasında Biri Bizi Gözetliyor izleyicileri yaygın.

Yarışmacıların çevresinde dönen entrikalar 'kulaktan kulağa' iletişimi tetiklediği için Popstar etrafta çok konuşuluyor. Sonuca yaklaştıkça da konuşmalarda kapsama alanı dışında kalmak istemeyenlerin eklenmesiyle izleyici sayısını artırıyor. Popstar'ın içine düşenler Popstar'a doymuyor, gazetelerden, televizyon haberlerinden de Popstar öykülerini yakından takip ediyor.

Üzerinde en çok düşünülen konu 'Acaba bütün bu olanlar kurgu mu?' İzleyenler 'kurgu mu, gerçek mi?' sorusu arasında gidip geliyor. Rosyonelleştirme de hazır: 'Kurgu olsa ne olur ki! Program canlı mı çekiliyor. Armağan'a da ne diyeceğini önceden yazıp eline vermiyorlar ya!'

Popstar'a 'boş iş' diyenler de yanılıyor. Gençler Popstar'dan çok önemli bir şey öğrenmişler: Eskiden popçu deyip geçiyorlarmış, şimdi popçu olmanın o kadar da kolay bir iş olmadığını öğrenmişler. İkinci Popstar dalgasını 'izlesinler mi izlemesinler mi' tam olarak karar verememişler. Bakacaklar...

İşte gençlerle yaptığım görüşmeden bazı satır başları:

Katılımcılar: Güneş Küçüktürkmen, Derya Şişman, Akha Cemgü Neyaptı, Işıl Tezcan, Yalçın Kayacan, Serkan Çavuş, Mehmet Fevzi Yılmaz, Kerem Yalçın.

Nasıl izlemeye başladılar?

Güneş- Annem çok sıkı izliyordu. Zaten ben de ondan merak sardım.

Işıl- Başta izlemiyordum. Armağan'dan sonra izlemeye başladım. Aralarındaki tartışmalar. Onlar çekiyor.

Kerem- Çevremizdekiler izliyor. Herkes izliyor. Benim neyim eksikti, bunun sesi çok mu güzel sanki, ah bak detone oldu şimdi diye, biraz oradan izlemeye başladım, sonra hep izledim.

Fevzi- İzliyorum çünkü, eğleniyorum.

Işıl- Ben kendim izliyorum, ama başkasının izlemesini istemiyorum, kötü bir şeyler yapılıyormuş gibime geliyor. Annemlere falan seyrettirmiyorum.

Kerem- En basitinden benim yakın bir arkadaşımın cafe'si var. Dev ekran televizyon, ses sistemi falan çok iyi. Akşama kadar oturuyoruz kimse yok, Popstar saatinde hatta 20 dakika kala acayip bir yığın.

Serkan- Programın formatı, insanı çekiyor. Seyirci ile iç içe, konferans salonunda yapılması, ben de ordaymışım hissini veriyor. İnsan kendinden bir şeyler buluyor çünkü. Grup psikolojisi, grup kimliği veriyor.

Cemgü- Türkiye'de birçok şeyi ezerek ya da ezilerek öğreniyoruz. Gücümüz yeterse eziyoruz. Yetmezse eziliyoruz. Bir şekilde ezen ya da ezileni seyretmek hoşumuza gidiyor. O an ezen de olabiliriz ezilen de olabiliriz. Seçme hakkı da bize ait. Çok eğlenceli.

Derya- Toplumsal bir şey bu.

Cemgü- Ev arkadaşlarım o kadar şevkle izlemeseydi ben de ön yargıyla izlemezdim. Ama bir şekilde ucundan izlemeye başladım, alıştım.

Neleri beğeniyorlar?

Serkan- Genç kitleye yönelik dinamik bir program. Müzik var. İlk defa halkın bu şekilde kendini gösterdiği bir program. En büyük tetikleyicisi Jüri. Armağan bugün ne diyecek? Sürekli bir merak var, merak uyandırıyor.

Yalçın- Türkiye'de çok eleştiri yapılmaz. O eleştirileri duymak güzel oluyor. Sanki küçük bir Türkiye oraya taşınmış.

Güneş- Bayhan çok radikal kalıyor bence. Sanki kurgusu da belli gibi.

Serkan- Yurtdışında da aynıymış. Mutlaka bir özürlü falan oluyormuş.

Güneş- İsviçre'de galiba, bir Popstar'da birinci aşırı kilolu biriymiş.

Işıl- Armağan olmasa ben izlemezdim. Eleştirileri falan...

Kerem- Yeni sesler falan duyuyorsunuz ya. Çok bildiğiniz şarkıyı başka biri, bilmediğiniz biri söylüyor değişik.

Güneş- Evet mesela Bayhan'dan MFÖ duyuyorsunuz.

Kerem- Benim çevremde Aydan hayranları var mesela. Ne giyecek bugün? Ne söyleyecek falan?

Güneş- Mesela benim favorim Evren'di. O elendikten sonra soğudum.

Bayhan'ın cinayeti

Derya- Bence senaryo.

Işıl- Dönmeyince senaryo olmadığı anlaşıldı.

Serkan- İlk duyunca önemsemedim.

Güneş- Adam tam arabeskçi zaten uyuyor. Oraya gelmiş Ferdi Tayfur tarzında bir adam, Popstar'da ne işi var.

Kerem- Stil olarak popstarlığa uymuyor ama, programın amacına ‘‘cuk’’ diye oturmuş. Program tüm Türkiye'ye ulaşıyor. Herkes Deniz Seki, Tarkan dinlemiyor. O tarzı dinleyen insanlar var ve çoğunluktalar.

Güneş- Her şey kurgu sonuçta.

Serkan- Bence bunların hepsi programın başında stratejik olarak çizilmiş. Zaten Armağan programı yapan Med Yapım'ın Genel Müdür Yardımcısı.

Kerem- Herkes 'Aaa yarışmada katil varmış falan' dedi. İnsanlar merak edip en azından bir kere izliyor.

Nasıl duygularla izleniyor

Serkan- Programı izlerken gaza geliyoruz.

Güneş- Kendimi pazar babası gibi hissediyorum, çizgili pijamalar falan.

Derya- 3-5 kişi toplanıyoruz, herkesin bir favorisi oluyor.

Işıl- Kendimi jüri gibi hissediyorum. Eleştiriyoruz arkadaşlarla.

Güneş- Biz geçen, bir arkadaşımla Armağan yüzünden kavga bile ettik. Ben çok karakteristik dedim. O da hayır resmen kurgu dedi, birbirimize girdik.

Fevzi- Puanlar verilirken, uzatmalar, arkadan verilen müzikler, etkiliyor.

Işıl- Ben kurmaca olduğunu düşünüyorum. İnsanlar üst üste birinci oluyorlar sonra eleniyorlar. BBG'de de böyleydi. Ama sonunda hep adı geçen birinci yapılıyor.

Derya- Onlar aralarında fısıldaşıyorlar ama sen görüyorsun, duyuyorsun. Orada değilsin. Birilerini gözetlemek güzel bir şey.

Güneş- Ben Evleniyorum'u izleyemiyorum. Bu kadar salak insanlar bir arada toplanmış diye.

Cemgü- Ben çok keyifle izliyorum ama bir süre sonra çok canımı sıkıyor bu iş. Bir şeylerin uzatılması, heyecan yaratmak için kurgulanmış bir düzen. Nasıl daha çok uzatıp daha çok mesaj alabiliriz? İşin ticari kurgusal yanı gözüme çarptı ve kimin eleneceğini çok merak etsem de başka şeylerle ilgileniyorum. Performansları izliyorum ama, oylamada, o ağır ağır odadan çıkışları falan, biraz benimle oynuyorlarmış gibime geliyor.

Güneş- Katılıyorum. Performansları izliyorum ama sonlarda kanal değiştiriyorum.

Serkan- Özellikle o iki sunucuya kıl oluyorum, profesyonelce değil, uzattıkça uzatmaya çalışıyorlar.

Derya- Sunucular, merhaba diyor hemen reklam giriyor, o arada eleme falan olmayacak biliyorsun.

Serkan- Reklam girdiğinde seyredenler tartışıyor, yorum yapıyor kendi arasında.

Cuma LAKIRDISI

Bir kadın ya sever ya nefret eder, ortası yoktur. (Syrus)

Cuma Takıntısı

Hababam Sınıfı'na gidilebilir. Yirmi yıl önceki Hababam Sınıfı neyse yeni Hababam Sınıfı da o. Yönetmen Kartal Tibet olunca filmin baştan 'Hababam' olacağı belli değil miydi zaten. Başka ne bekliyordunuz ki? Şunu da söyleyeyim, ben beklediğimden çok daha iyisini buldum. Yeni tiplerle, klişe hababam esprilerini izlerken 20 yıl önceki gibi duygu komasına girmedim kuşkusuz (bagajında bugünün değerleri varken bu filmi izleyip duygu komasına giren varsa acele bir check-up yaptırsın). Amaaa... 'Keyif almadım' desem de çarpılırım. O müzik yok mu o müzik, nerede, ne zaman duysam beni mahvediyor!
X