Enis Berberoğlu: Kağıthane-Şişli hattında koalisyon

Enis BERBEROĞLU

Sabahın erken saatlerinde Şişli Meydanı'ndaki Öz Saray'da kahvaltı ediyoruz... Rizeli genç patron bir akşam önce tatlıyı da pişirip çıktığı için evine ancak gece yarısı ulaşmış, sabahın 6'sında yeniden işbaşı yapmış... Kasada biraz mahmur oturuyor, ama lafın ucu siyasete dayanınca açılıyor:

- Seçimi Mustafa Sarıgül (DSP) alır... İlk başta boşuna uğraşıyor gibi geliyordu ama, şimdi işler değişti. Her gün esnafı dolaşıyor... Mesela kapımızdaki çöp mü alınmamış... İnan olsun arasak, ilgileniyor.

* * *

Şişli'nin dört bir yanı mağaza, esnaf, küçük atölye...

Güneş biraz yükselirken meydana tampon tampona yanaşan otobüslerden, emektar minibüslerden genç kızlar, tıfıl delikanlılar boşalıyor... Öfkeli korna sesleri bile her güne yorgun amele sınıfını uyandıramıyor.

Otobüs yolcuları önümüzden geçerek işyerlerine dağılırken biz de onların geldiği yöne doğru gidiyoruz... Şişli'nin işçi deposu Káğıthane'ye iniyoruz.

Osmanlı'nın mesire yeri ilan edip Sadabad saraylarını kurduğu Kağıthane'yi sanayi bölgesine dönüştürmek 1930'lu yılların kent plancısı Herny Prost'un aklı... Bu planlar uyarınca Haliç'in iki kıyısı 1950'li yıllardan itibaren orta ve ağır sanayi tesislerinin işgaline uğradı.

Kağıthane köyünün küçük çarşısı da bu tesislere inşaat ve gıda malzemesi satarak büyüdü... Önce derenin yamaçları doldu... Sonra nefes alacak yer kalmadı. Kağıthane İstanbul ilçeleri arasında 314 bin kişilik nüfusuyla 14'üncü sırada... Ama nüfus yoğunluğu bakımından altıncı...

Bazen üst üste yaşadığımızı düşündüğümüz İstanbul'da metrekareye bin 586 kişi düşüyor. Aynı rakamın Kağıthane'de tam 13 katına yani 19 bin 675 kişiye çıktığını düşünün bir kere...

* * *

Kağıthane göçü yoğun olarak Sıvas, Erzincan, Ordu, Giresun, Kastamonu, Trabzon ve Gümüşhane'den aldı... Ortaya rengarenk siyasi mozaik çıktı. Şirintepe, Çeliktepe gibi mahallelere yerleşen Gümüşhane ve Bayburtlular seçimde genellikle Fazilet, BBP çizgisini tercih ediyor... Komşu Gürsel Mahallesi'ni kuran Kastamonu ve Sıvaslılar çoğunlukla DSP ve CHP seçmeni... Nurtepe'deki Güneydoğulu seçmen HADEP'e yüklenecek gibi...

130 bin seçmenin oy kullandığı 1994 yılında ikinci kez sandıktan çıkan Faziletli (o tarihte Refah) Başkan Arif Calban, Belediye'deki kurmaylarının ifadesiyle ‘halka çizmelerini çıkarttı’. Sürekli taşan derenin içinden çizmelerle geçmek zorunda kalan vatandaş artık sırtlara açılan yeni yolları kullanıyor, iskarpin zevkini yaşıyor. Kurmay heyetine göre Calban, bu seçimde geçen sefer yakaladığı yüzde 35'lik oy oranını bile aşacak... Genel seçimde ise DSP ve CHP oyları Fazilet'e denk düşer herhalde...

* * *

Şişli-Kağıthane arası kuş uçuşu birkaç dakika...

İlk bakışta yaşam tarzı ve etnik yapıları çok farklı gözüküyor... Ama her iki ilçe de sanki anlaşmış gibi umudunu DSP ile Fazilet'e bağlamış...

Galiba ortak noktaları ‘rantı’ yakından tanımaları...

Kağıthane Türkiye'nin en zengin ilçesi Şişli'nin gelirinden yeterince pay alamadığı için yakınıyor... Şişli, rantı kapıp kaçan başkanını kovalıyor. Şişli-Kağıthane hattında kurulan yeni koalisyon merkez sağın mezarını kazıyor.



X

Korku var resmen

CUMHURBAŞKANI adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ile bir hafta aradan sonra yeniden birlikteyiz.

Genel Yayın yönetmenleri ile sohbet toplantısı 1.5 saat kadar sürüyor. İhsanoğlu vereceği başlığı sona saklıyor: “Resmen korku var. İnsanlar bu gidişten kurtulacaklarına inanmakta zorlanıyorlar.”
Bu çarpıcı tespitten sonra veda için ayağa kalkarken ekliyor: “Sanki şu masada (gazetecilerin oturduğu) bile aynı umutsuzluk mevcut…”
Masaya o gözle bakınca, hükümeti açıkça destekleyen medyadan tek bir isim oturuyor.
O cenahtan bu toplantıya gelmek cesaret işi mi yoksa? En iyisini kendileri bilir elbette.
Ekmeleddin İhsanoğlu en doyurucu yanıtlarından birisini, ABD Kongresi’nde yeni Ankara Büyükelçisi’ne yöneltilen “Türk Başbakanı otoriterleşiyor mu?” sorusu bağlamında veriyor:
“Görevlendirme (bu ifadeyi 5 defa kullandı) teklifi bana geldiğinde, otoriterleşme eğilimini gördüğüm için kabul ettim. Yabancılardan duymamıza gerek yok. Sokaktaki Türk halkı da, Ayşe Teyze de biliyor. Yürütme yasamayı adeta kendisine bağladı, adalet sistemini ihtiyaca göre kanunlarla oynayarak bozdu. Yetkinin tekelde toplanmasına ne demokrasi denilir, ne de Başkanlık sistemi.”

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyayı beğeniyor güveniyor

İhsanoğlu sosyal medyayı ölçü alıyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hemen her gün miting meydanlarında seçmenine sesleniyor, rakiplerine yükleniyor, bu konuşmalar istisnasız her kanaldan canlı yayımlanıyor.

Meslektaşlarımız Ekmeleddin İhsanoğlu'nun bu kampanyaya karşı sesini yeterince yükseltmediği kanaatinde...Ama İhsanoğlu'nın polemiğe girmeyeceği zaten fıtratından belli. Üstelik Ramazan ayında meydan mitinglerini uygun bulmuyor.

Polemik deyince...Çok önemli bir ayrıntı. İhsanoğlu sosyal medyayı çok önemsiyor, hatta ölçü olarak kullanıyor. Kendisine yapılan bazı eleştiri hatta saldırıları sosyal medyada sıradan kişilerin nasıl boşa çıkarttığını örneklerle anlatıyor, adeta "polemiğe gerek yok, halk yutmuyor" demeye getiriyor.

İyimserliğinde ne kadar haklı...10 Ağustos'ta hep birlikte göreceğiz.

Yazının Devamını Oku

İhsanoğlu ne kadar tanınıyor?

Cumhurbaşkanı adayına göre rakibiyle fark iki puana indi

Ekmeleddin İhsanoğlu, toplumda tanınma oranının kampanyanın ilk günlerine göre ikiye katlandığını anlatıyor: “Zaten iddia edildiği gibi hiç tanınmıyor değildim. Yüzde 30’lardan yüzde 76-77’ye geldi. Bu iş artık tamam. Fark da bir-iki puana indi. 10 Ağustos’ta ilk turda yüzde 60’la kazanırım. Sokakta en çok hanımlardan ve gençlerden ilgi görüyorum.”

Son soru ama bence en önemli meselede: “Çözüm sürecini nasıl değerlendiriyor?” Ülkesinden uzak geçen çocukluk ve ilk gençlik günlerinde ana diline özlemini büyük bir içtenlikte hatırlatıyor, devleti anadilde kusurlu görüyor. “Çözüm için mutabakat şart” diyor, siyasi hesaplarla bu işin yürümeyeceği uyarısını yapıyor.

Yazının Devamını Oku

Dini referans kime verilir?

Ekmeleddin İhsanoğlu din ve siyaset farkını anlatıyor

İhsanoğlu da, Başbakan da muhafazakâr ve dindar…”Farkınız nerede?” diye soruluyor. İhsanoğlu dini referansların siyasetle bağdaşmadığını uzun uzun anlatıyor, Osmanlının kentli dindarlığı ile cumhuriyetin laiklik ilkesinin birbirini nasıl tamamladığını izah ediyor. Arada gülüyor, “Dinime tan eden (söven) Müslüman olsa bari” diyor.

Ardından “Dini referansı nerede ve kime veririm bilir misiniz?” diye sorup kendisi yanıtlıyor: “Kafa kesenler, insanları öldürüp kalplerini çıkaranlar Müslüman olamazlar. Onlara ayetle seslenirim. Derim ki Hazreti Peygamber aleme rahmet olarak gönderildi.”

Yazının Devamını Oku

Nasıl bir Cumhurbaşkanı?

Ekmeleddin İhsanoğlu Cumhurbaşkanı tarifini yapıyor

Ekmeleddin İhsanoğlu en doyurucu yanıtlarından birisini, ABD Kongresi’nde yeni Ankara Büyükelçisi’ne yöneltilen “Türk Başbakanı otoriterleşiyor mu?” sorusu bağlamında veriyor:

“Görevlendirme (bu ifadeyi beş defa kullandı) teklifi bana geldiğinde, otoriterleşme eğilimini gördüğüm için kabul ettim. Yabancılardan duymamıza gerek yok. Sokaktaki Türk halkı da, Ayşe Teyze de biliyor. Yürütme yasamayı adeta kendisine bağladı, adalet sistemini ihtiyaca göre kanunlarla oynayarak bozdu. Yetkinin tekelde toplanmasına ne demokrasi denilir, ne de başkanlık sistemi.”

Bu tespitten sonra Cumhurbaşkanı tarifi de sürpriz değil: “Siyasetin üstünde hakem konumunu korumalı. Bakın, bizdekinden çok daha az yetkiye sahip İtalyan Cumhurbaşkanı ülkesini krizden çıkarttı. Ayrıca mevcut Anayasa ile seçilip “ben bu yetkileri yeterli bulmuyorum” demeyi anlamıyorum. Sistemin reforma ihtiyacı tabii ki var. Ama sistemi toptan değiştirme hakkı başkadır.”

Yazının Devamını Oku

Resmen korku var

Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ile bir hafta aradan sonra yeniden birlikteyiz.

Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ile bir hafta aradan sonra yeniden birlikteyiz. Genel yayın yönetmenleri ile sohbet toplantısı bir buçuk saat kadar sürüyor. İhsanoğlu vereceği başlığı sona saklıyor: “Resmen korku var. İnsanlar bu gidişten kurtulacaklarına inanmakta zorlanıyorlar.”

Bu çarpıcı tespitten sonra veda için ayağa kalkarken ekliyor: “Sanki şu masada (gazetecilerin oturduğu) bile aynı umutsuzluk mevcut…”

Masaya o gözle bakınca, hükümeti açıkça destekleyen medyadan tek bir isim oturuyor.

O cenahtan bu toplantıya gelmek cesaret işi mi yoksa? En iyisini kendileri bilir elbette.

Yazının Devamını Oku

Oku Sabah Oku

Biliyorum sıktı artık… Ama konumuz yine Soma marketi. Sabah Gazetesi dört günde üç kez ifade değiştiren Somalı genci manşete çekmiş.

Önce, “Başbakan’dan istem dışı tokat yedim” diyen o genç, dün “Başbakan vurmadı, aksine beni korumalardan korudu” açıklamasını yapmış… İyi demiş, güzel demiş… İnşallah bir daha fikrini değiştirmez.

Sabah ile aramızdaki habercilik hesabına geçmeden önce…

Ömrü idrar üzerinden karakter, haber üzerinden niyet okuyarak geçenlere bir çift lafım var…

Daha önce de yazdım, herkes anlayana kadar tekrara razıyım.

O matem gününde Soma’ya giden Başbakan hepimizin başbakanı’dır.

Soma’ya bütün milleti, devleti temsil etmeye, taziye vermeye gitti.

Velev ki Somalı gencin ilk ifadesi doğruydu, yukarıdaki gerçek değişmez.

Kimse öyle bir olay yaşandı diye zil takıp oynama şehvetine kapılmaz.

Yazının Devamını Oku

Orada gazeteci var mı?

EY Sabah gazetesindeki meslektaşım...

Orada mısın?
Lafı uzatmayacağım.
Dünkü birinci sayfana sen de şaşırdın mı?
Soma marketi sanki Soma felaketinden daha önemli...
Hayrettir, bu ne şiddet, bu ne gazap...
Başta Hürriyet, Doğan Grubu yalan yazıyormuş.
İnsaf ve vicdanı geçtik, bari aklımızla alay edilmesin.

Yazının Devamını Oku

Orada gazeteci var mı?

Ey Sabah Gazetesi'ndeki meslektaşım...

Orada mısın?
Lafı uzatmayacağım.
Bugünkü birinci sayfana sen de şaşırdın mı?
Soma marketi sanki Soma felaketinden daha önemli...
Hayrettir, bu ne şiddet, bu ne gazap...
Başta Hürriyet, Doğan Grubu yalan yazıyormuş.
İnsaf ve vicdanı geçtik, bari aklımızla alay edilmesin.

Yazının Devamını Oku

Önce ekonomi sonra Suriye

Beijing-Şanghay

1.4 milyar nüfuslu Çin için küçük rakam.
Aslında 70 milyonluk Türkiye için de fazla sayılmaz.
Ama ben yeni duydum.
2 bin 200 Türk Çin’de yaşıyor.
Elçilik kayıtları böyle söylüyor.
(Gayri resmi rakam 5 bin.)
Oturma izinleri var, çalışıyor, üretiyorlar.

Yazının Devamını Oku

Devletin yatak odasında

ANKARABu ülkenin derin devleti herkesle halvete, ittifaka hazırdır.

Oh yahu, rahatladım.

Doğrudan lafa girmenin faydası bu, gerisi kolay geliyor. 

 

* * *

12 Eylül öncesinde sola karşı milliyetçiler devletin yanında yer aldı.  İşledikleri suçlar o yüzden görmezden gelindi, korundu, kollandılar. Ama darbe sabahı derin devlet, ülkücüleri unuttu. Agâh Oktay Güner’in ünlü “Fikrim iktidarda, ben hapiste” lafı anlaşılır bir yanılsamadır.


Merhum yanıldı, çünkü devletlerin iç ve dış ittifakları kalıcı olamaz. 


Yazının Devamını Oku

Neden üçlü zirve?

BAŞKENT siyasetinde ne söylendiği kadar... <br><br>Nerede ve nasıl söylendiğine dikkat edilir.

Genelkurmay Başkanı karargâhta konuşursa başkadır.

Firkateyn güvertesine çıkarsa ağzını açması bile mesajdır.

Dün Başbakanlık’ta üç saat süren bir toplantı yapıldı.

İlker Başbuğ ile Başbakan’ın buluşması doğaldı.

Arınç operasyonu, MGK, açılım, gündem yoğundu. 

Ama odada başka bir komutan daha vardı.

Orgeneral Işık Koşaner, Kara Kuvvetleri Komutanı.

30 Ağustos’ta Genelkurmay koltuğuna oturacak isim.

Yazının Devamını Oku

Hepimiz Şamil’iz

ANKARAASLINDA “Hepimiz Şamil Tayyar olmalıyız” demeliydim.

Çünkü adamın gazeteciliği mahkeme kararıyla teyit ediliyor.


Üstüne bir de hapis cezasıyla ödüllendiriliyor, daha ne istesin!


Meseleye biraz ani daldım, heyecanımı mazur görün.


Filmi biraz başa saralım isterseniz.

Yazının Devamını Oku

Gizli dekoratör kim

İMRALI’daki hücrede sorun çıkınca hemen yazdım.<br><br>Masumca, “Meclis heyeti gitsin incelesin” diye önerdim.

Makul karşılanmadı, hatta yedi sülaleme sövüldü, sağlık olsun.

Oysa kastımı aştıysam bile mantığım basit ve sağlamdı;

*  Madem Abdullah Öcalan sıradan bir mahkûm, o zaman Meclis Komisyonu yerinde incelesin,

*  Şikâyeti haklıysa eksikleri yerine getirilsin, eğer değilse DTP dahil herkesin imzasıyla ilan edilsin.

Mesele siyasallaşmasın derdindeydim. Ne var ki küfrü düşünceye üstün tutanlar kazandı. İmralı hücresinin fotoğrafları yayımlandı. “Hiçbir eksiği yok” denildi. Sokaklarda yangın çıktı, kan döküldü. Bir sabah uyandık ve baktık ki... Hücreye gizli dekoratör eli değmiş. Kapıya mazgal açılmış. Duvarlar ithal kâğıt kaplanmış. Hayrettir daha bu yenilikler ilan edilmeden;

*  Sokakta tansiyon düştü, olaylar bitti.

*  DTP talimatla istifa kararından döndü.

*

Yazının Devamını Oku

En kritik bahara yakın

<b>ANKARA</b><br>BAŞKENT gazeteciliği bir kritik momentten diğerine sıçramakla geçer. O yüzden Ankaralı gazeteciyi dinlemek gerilim filmi izlemeye benzer. Ama klişe ve tekrarları fark ettiğinizde heyecan bıkkınlığa döner.

Benim yazının başlığı da işte o misal.

Türkiye’de kritik olmayan mevsim kaldı mı ki diyebilirsiniz.

Yine de bazen iki-üç hava akımı çakışır, mükemmel fırtına oluşur.

Takvimler 2010 baharında böyle bir iklime işaret ediyor.

Müsaade edin sırasıyla izaha çalışayım.

* * *

Ermenistan protokolü:

ABD Başkanı Obama son Beyaz Saray Zirvesi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a Ermenistan’la imzalanan protokollerin TBMM’den geçmesi için son tarihi verdi. Nisan 2010.

Yazının Devamını Oku

Dakika bir, kapatma için ilk delil tamam

ŞOM ağızlı olmak istemiyorum ama. <br><br>Yeni Kürt partisinin başı daha ilk günden dertte.

Çünkü Ahmet Türk açıklamasında;

* İstifadan Abdullah Öcalan’ın telkiniyle döndüklerini,

* Barış ve Demokrasi Partisi’ne yine İmralı talimatıyla girdiklerini anlattı.

Baştan yazayım kimse yanlış anlamasın. Ne hukukçuyum, ne de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile görüştüm.

Ancak Başsavcı’nın en geç yarın sabahki ilk işinin Türk’ün bu sözlerini içeren haberleri dosyasına eklemek olacağından eminim.

Hangi dosya mı? Ne yazık ki yeni parti için açılması çok muhtemel kapatma dava dosyasından söz ediyorum.

* * *

Bugün

Yazının Devamını Oku

10 yıl önce Tokat arşivi

ANKARAPKK on yıl önce İstanbul’da kanlı eylemlere girişti.

Tıpkı bugünkü gibi “karşı şiddet” yaratmaya çalıştı.

11 Mart günü Bakırköy’de bomba patlattı: 1 ölü, 8 yaralı.

18 Mart’ta Mavi Çarşı’yı molotof atarak yaktı: 13 ölü.

Her iki eylemin yanıtı Tokat’taki askeri operasyonla verildi.

Çünkü DHKP-C ve TİKKO o bölgede PKK ile eylem birliğindeydi;

1) PKK sıcak savaşı dağda vermekten bunalmıştı; çatışmayı -tıpkı bugünkü gibi- kentlere yayma niyetindeydi.

2) Büyük kentlere göçen işsiz gençler önce örgütlerin kucağına düşüyor sonra yeniden kırsala yollanıyordu.


Yazının Devamını Oku

Üç yanlış tahlil açılımı bitirdi

<b>ANKARA</b><br>AÇILIM gökten düşen elma değil elbette. Perde arkasında iki yıllık çalışma var. İstihbarat birimleri hükümete demişti ki;

1) “Abdullah Öcalan ile görüştük pazarlığa hazır. Ayrıca müzakere için DTP’ye yetki verecek.”

2) “DTP ile anlaştık, Sinn Fein gibi davranacak. PKK’yı silah bırakmaya zorlayacak.”

3) “Talabani ve Barzani PKK’yı kesin kovacak. Çünkü ABD çekiliyor, tek güvenceleri Türkiye.”

* * *

Siyasi otorite bu varsayımlar ışığında karar verdi. Ama açılımın daha ilk haftasında hepsi çöktü:

1) Abdullah Öcalan’ın hedefi İmralı’dan kurtulmaktı. O yüzden PKK’nın silahlarından vazgeçmedi.

2) DTP, PKK’nın siyasi ipoteğinden kurtulamadı. Hükümete muhatap olmadı,  İmralı’yı adres gösterdi.

3) Iraklı Kürt liderlerin tek derdi PKK’dan kurtulmaktı. Eve dönenlerin eline silah tutuşturmadıkları kaldı.

Yazının Devamını Oku

Akça’da 8 Çalıkuşu

<b>Washington</b><br>DÜN Beyaz Saray’da adları geçti mi emin değilim. Ama Türkiye Afganistan’da muharip güç daha doğrusu savaşmasını isteyen ABD’ye 8 genç kızın örneğini veriyor.

Özbek bölgesi Mezarı Şerif’e 150 km uzaklıktaki Akça’da Milli Eğitim Bakanlığı’nın lisesi var. Geçen yıl sekiz genç kız bakanlık sınavına girip kazanıyor, Akça’daki okulda gönüllü olarak öğretmenliğe başlıyor. 

Bize 8 Çalıkuşu örneğini aktaran Türk diplomatı muhtemelen ABD’li mevkidaşlarına da yönelttiği anlamlı soruyu seslendiriyor:

*  Savaşacak çok ülke var ama Afganistan’da 6 kız okulu işletecek başka kimse var mı? O okullar terörle, cehaletle mücadelede iki tümen askerden çok daha etkili.

ABD’li müttefiklerimiz bu açılımdan ne kadar etkilendi şimdilik kestirmek zor.

Ve fakat Türkiye birkaç ay önce attığı adımla diplomatik zeminde ciddi kazanım sağladı. ABD’li diplomatın Türkiye’nin hakkını teslim etmesi bu yüzden:

*  Biz istemeden asker sayınızı artırarak söyleyecek fazla söz bırakmadınız.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da benzer özgüvenle “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geniş ufukla asker sayısını artırmasından” söz etmesi de aynı sebepten.

* * *

Yazının Devamını Oku

Hangisi terörle mücadele

ANKARABAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün başlayacak ABD gezisi öncesinde nedense yanıtı aslında en belli soruyu tartışıp durduk.

Türkiye’den Afganistan’a muharip asker talebi sanki bu tarihi gezinin ilk ve tek gündem maddesi gibi takdim edildi.

(Başka deyişle ABD Büyükelçisi’nin Türkiye kıdemine yakışmayan ve diplomatik nezaketi zorlayan girişimi neticesinde havanda su dövdük.)

¡   ¡   ¡

Oysa çok basit akıl yürütme ile kestirme yoldan sonuca ulaşabilirdik:

Diyelim ki Türkiye, Afganistan’a muharip asker yolladı. O zaman;

1) Ahmet Davutoğlu, o ülkenin beş kentini rahatça gezebilir mi?

2) Türkiye, Afganistan’da 50 okul açabilir miydi?

3) 200 milyon dolar ekonomik yardımımız yerine ulaşır mıydı?

Yazının Devamını Oku