Emrah’ın kılsızlığı üzerine kıl bir yazı

Geçen cuma Kelebek’in manşetiydi, "Kestirdim, böyle mutluyum".

Söyleyen kimdi? Emrah. Hemen başka şeyler akla geliyor tabii.

Ama Emrah’ın kestirdiği göğüs kıllarından başka bir şey değil.

İyi de göğüs kıllarını almak için geç kalmadı mı Emrah?

Bu göğüs kılsızlığı hadisesi metroseksüellikle bağlantılı olarak altı-yedi yıl önce filan başlamıştı.

Hatta şimdilerde göğsün jiletle ya da ağdayla alınmış gibi "sıfır numara" durmaması daha iyi bir şey. Bir kız arkadaşım, "Ne o öyle, tavuk göğsü gibi" demişti. Haklı da galiba.

Bu kadar sıfır kılsızlık kadınlara iyi gelmiyor.

Uzun kılsızlığın kısası, göğüs kılsızlığı trend treni kaçtı gitti. Eskidi.

Yeni moda bacak kılsızlığı erkekte! Bir arkadaşım geçenlerde Philips’in makinesiyle kesmiş bacaklarını. Hepimize gösterip fikrimizi sordu.

Malum kız arkadaş yine aynı tepkiyi verdi tabii: "Bu ne be, tavuk göğsü gibi!".

Sosyeteyle parlak bir macera

Şu anda bu yazıyı Türk sosyetesi elemanlarıyla beraber geldiğimiz (150 kişi filan) Antalya Belek’teki Shine Otel’den yazıyorum. Oteli bizimle beraber açtılar, sosyete ve ben ilk muhteşem davetlileriz.

O yüzden normal karşılamak lazım tabii: Asansörlerin çalışmamasını, kabloların bir sanat eseri misali dışarda sallanmasını, yemeklerin gecikip insanların aç kalmasını, görkemli döşenmiş resepsiyona telefon bağlanmadığı için ulaşılamamasını, hem internet hem de ortalıkta yeterli personel olmamasını...

Hayır ben her şartta mutlu olabilen biriyim (yalannn), ama sosyete bu şartlarda ne yapsın? Hele hele şampanya diye ikram edilen Altınköpük’ü?

Bir de otelde Eren Yorulmazer’in elinden çıkma hayli ağır, hayli Fransız, hayli Ortaçağ şatosu bir dekorasyon var ki, sanırsın İsviçre’de bir kayak otelindeyiz. Her şey çok kışlık. Kadife kadife kadife... Bir şömine eksik. Tamam, bazı yerler cidden hoş. Disko mesela. Gördüğüm en iyi otel diskosu. Hatta İstanbul’da böyle kulüp yoktur, nefis.

Ama otelin dış cephesinden hiç bahsetmeyeyim, berbat.

Bir hapishane, bir adalet sarayı havasında.

Peki her şey bu kadar kasvetli mi? Değil tabii. Tamam, bitmeden oteli açmışlar, üstüne sosyete getirmişler. Ama eğlendirmeyi biliyorlar.

Bir tane Amerikalı siyahi erkek şarkıcı bulunmuş. Adı Jimmy Wilson. Adamın sesinden çok Adonis fiziği ilgisini çekti kadınların. Bir ara Wilson slip mayosuyla havuza girdiğinde "Vayy" sesleri yükselmedi değil.

Ama sosyete asıl Sun Orkestrası’yla aşka geldi. İstanbul Gelişim’in yabancı versiyonu yani... Coş coş coştular zıp zıp zıpladılar.

"ALTIN HAVUZ" NOTU: Dediler ki, otel havuzunun dibine altın döşenmiş. Şok şok şok! Gündüz gözüyle görebilmiş değilim. Acaba gece şnorkelle filan dalıp sökülse mi altıncıklar?

Nasılsın iyi misin’ tedirginliği

Size de oluyor mu bilmem. Çok muhabbetim olmayan, arada bir mesela iş gereği- görüştüğüm biriyle bazen şöyle saçma bir tıkanıklık yaşıyorum.

"Merhaba nasılsın?" diyor karşıdaki. "İyiyim sağol, ya sen?" diyorum doğal olarak. Alışmışız, fiks cümle. Bu kez karşımdaki, "Ben de öyle, e nasıl gidiyor, iyi misin?" diyor. Ya da, "E napıyosunnn?"

Hayır kötü olan bu diyalog tekrarlandıkça tekrarlanıyor. Bir yere varmıyor.

İyi olduğumu öğrendin, daha bunu ne diye uzatırsın ki? Nereye gider bu kısır naberrr muhabbeti? Ne zaman biter? Bitmiyor, her seferinde aynı saçma şey. Uzattıkça uzatıyoruz. Pöf...
X

‘Antikorluyum aşkım, rahat ol’

Çok değil, 1 yıl önce günlük sıkıcı konuşma cümlelerimiz aynen şöyleydi:

“N’aber, her şey yolunda mı? Yeni proje var mı? Haftaya bir kahve içelim, görüşemiyoruz.”

Elbette o kahveler hiçbir zaman içilmedi. Hep sonraki haftaya ertelendi.

Meğer kahve sözleri üzerinden ilerleyen o birbirinin aynısı konuşma balonları gayet güzelmiş.

Şimdinin cümlelerine bakın, hepsi virüs üzerine. Son günlerin gözde cümlesi mesela bu:

“Maskeni çıkarabilirsin, antikorluyum aşkım ben, rahat ol.”

Hastalığı yeni atlatmışların ya da etraflı bir test sonucu antikorlu olduğunu öğrenenlerin, yani geçmiş aylarda korona geçirdiğini fark edenlerin cümlesi bu.

Devamı da var: Antikorunu aynı seviyede tutmak için ona göre beslendiğini söyleyenler.

Kısacası, bugünlerde antikor aşağı antikor yukarı.

Yazının Devamını Oku

Alaçatı’da karantina halleri

◊ Buranın en popüler hadisesini söylüyorum: Alaçatı’dan Ilıca’ya yürümek!

Eğer hava orta şekerliyse Ilıca Plajı’nda bir de denize girmek.

Henüz ikisini de yapmış değilim.

Delikli Koy’a gitmek de moda. Ama buranın bir köpek cumhuriyeti olduğunu yeni kavramış bulunuyorum. Bu kadar köpeği bir arada uzun süredir görmemiştim.

Bir de pet şişeyi! Herkes bir köşeye pet şişe savurmuş, ayıp yahu.

İstanbul her şeye rağmen daha güzel, onu anladım. Çünkü mekanlar kapalı olsa da hareket oluyor, yani deli bir trafik! Güneydeki ıssızlık hissi ise on dakika iyi geliyor, ondan sonra “Dönsem mi?” oluyorsun. En azından bana öyle oldu.

Sürekli bir “Hava yağmur veriyordu ama bugün de çok güzel” sohbeti oluyor burada.

Sonra da havayı İstanbul’dakiyle kıyaslama cümleleri geliyor. Nedense.

Finalde ise “İstanbul’da kesin susuz kalınacak bu yaz” muhabbeti yapılıyor.

Yazının Devamını Oku

2021’de bizi bekleyen 6 seyahat akımı

Benim gibi seyahat tutkunlarının merakla yanıtını aradığı soru şu:

“Bu yıl seyahat edebilecek miyiz? Yoksa yine evlerde miyiz?”

Global turizm sektöründen haberler aktaran PhocusWire’da yayınlanan bir trend yazısı bu sorulara yanıt olacak nitelikte. PhocusWire, dünyanın önde gelen seyahat teknolojisi şirketlerinden Amadeus’un geniş çaplı araştırmasını yorumlamış.

Buna göre 2021’de bizleri 6 tane seyahat akımı bekliyor. 

Elbette tüm bu akımlar sınırların 2021 yılı içinde açılacağı umuduyla sıralanmış.

Amadeus’un anketine göre gezginlerin yüzde 55’i artık 14 gün ya da daha uzun süre seyahat etmek istiyor. “Büyük gitmekten” kasıt bu: Çok uzun süreli seyahatler. 

Çünkü insanlar eğer 2021 yılı içinde seyahat edebileceklerse kaybettikleri zamanı telafi etmek istiyor. “Hayat kısa ve dünya çok geniş” fikriyle hayatta bir kez yaşanacak uzun soluklu seyahat maceralarının peşinden koşma niyetindeler.

Airbnb tüm iş modelini uzun süreli konaklamaya kaydırmış bile. Dolayısıyla kısa süreli seyahat, mesela “iş için seyahat etmek” kavramı yavaş yavaş ortadan kalkacak gibi. 

2020 yılı içinde gördük ki, aslında her yerden çalışmak mümkün! Sadece bir internet bağlantısına ihtiyacımız var. Bu yüzden, COVID-19 bitse bile işverenlerin çalışanlarını ofise geri getirmekte zorlanacağı ya da buna ihtiyaç duymayacakları öngörülüyor. 

Yazının Devamını Oku

Somer Şef’le finali konuştuk: “Serhat teknikte, Barbaros lezzette üstün”

MasterChef bu gece final yapıyor. Programın jüri şeflerinden Somer Sivrioğlu’nu final öncesi Alaçatı’da yakaladım ve hem bu geceyle hem de kendisiyle ilgili merak ettiklerimi sordum.


MasterChef neden bu kadar çok izlendi?

- Öncelikle programın arkasında çok iyi bir ekip var. İkincisi de herkesin kendini bulabileceği, ortak bir paydadır yemek. Elbette pandeminin de çok izlenmede etkisi var. Mesela geçen yıla göre bu yıl başvuran da çok fazlaydı. Düşünsene, 100 bine yakın başvuru vardı!

Bu gece final var. Serhat ve Barbaros kapışacak. Favorini söyleyecek misin?

- Tabii ki hayır! (gülüyor). Ama ikisi de birbirine çok yakın, başa baş giriyorlar finale.

İkisi de yarışmayı domine eden karakterler. Serhat daha modern şef havasında. Teknikleri açısından. Yurtdışında eğitim görmüş. Barbaros ise iyi restoranlarda çalışmış, kendini geliştirmiş bir şef. Şöyle diyebilirim: Biri teknikte (Serhat) diğeri lezzette (Barbaros) üstün.

O zaman ya teknik ya da lezzet kazanacak diyebilir miyiz?

- Bu geceki performanslarına, yapacakları tabaklara bağlı. Özellikle de son tabak. Çünkü kendilerini anlatan imza yemeklerini yapacaklar canlı yayında.

Yazının Devamını Oku

Yılın ilk ‘en’leri

EN GÜZEL YENİ YIL MESAJI


Mercan Dede’nin Instagram hesabında paylaştığı şu mesaj klasik mesajlardan farklı olduğu için bir adım öne geçti:
“Biz yeni olmadıktan sonra yılın yeni olup olmaması ne fark eder?
Aynı yılı yetmiş kere yaşayıp adına yaşam dememek, hayatın hakkını vermek lazım.”

◊ EN YARIM KALMIŞ YENİ YIL POZU
Kenan Doğulu ve Beren Saat’in dudak dudağa pozu güzeldi ama şu hissi veriyordu:

Yazının Devamını Oku

2021’e dair ‘belirsiz’ kararlarım

2020’nin kelimesi gayet net gayet belliydi: Belirsizlik.

Her şey pandemi dolayısıyla o kadar belirsizdi ki...

Bu belirsizlik ilk başta aşırı rahatsız edici gibi gözükse de, kızmayın ama aslında ilginç bir şekilde rahatlatıcı bir yanı vardı.

Önceden, yani eski normalde, her şey çok fazla belli olduğunda ne oluyordu?

Hızlı bir şekilde yaşıyorduk ama fazla üstünde düşünmeden.

Belirsizlik en çok bunu sağladı galiba: Durup düşünmek için bolca zaman...

Bu yüzden, sizi bilmem ama 2021’e dair alınan kararların da öyle net kararlar olmasını bekleyemeyiz tabii.

Ben birkaç tane kişisel karar sıralayayım, gerisini siz getirin.

Yazının Devamını Oku

Instagram’da yerli top 10

Evlerde daha çok vakit geçirilen, bu yüzden de sosyal medyanın içine daha fazla düşülen bir yıldı 2020. İşte bu yüzden yılın en iyi Instagram pozlarını belirlemek kaçınılmazdı.

1- Ajda Pekkan

İlk karantina döneminde bahçesinde spor yaparken paylaştığı bu fotoğrafla, tüm nesilleri tokat atıp kendine getiren şu mesajı veriyordu süperstar: Evde kalın ama spor da yapın!

Tabii hiç kimseler Ajda gibi spor yaparken bu kadar tersiz görünmeyi başaramadı, orası ayrı.

2- Serenay Sarıkaya

Denizin içinde çekilmiş bu mavi derinlikler pozuyla “Divan şiiri gibiyim, naber?” diyerek tüm ünlü kadın arkadaşlarına nanik yapıyordu Serenay Sarıkaya.

Yazının Devamını Oku

Nostalji neden tam da şu an değerli oldu?

Bu yılbaşı gecesi Instagram’ın “Keşfet” bölümünde en çok karşımıza çıkacak olan ya da YouTube’da en çok aranacak şey TRT’nin eski yılbaşı programları olabilir mi?

Mesela bir tanesi var ki, efsaneleşmiş bir kayıt, mutlaka görmüşsünüzdür.

Görmeyenlere hatırlatalım:

1984 yılının karşılandığı bir yılbaşı programı.

Konsept, yılbaşı balosu.

Zeki Müren, yanında Ajda Pekkan’ın oturduğu masadan kalkıyor ve “Gitme Sana Muhtacım”ı söylemeye başlıyor.

O zamanlar henüz çok yeni Türkiye Güzeli seçilmiş 18 yaşındaki Neşe Erberk’le birlikte dans ederek...

Sonra masalardaki tüm davetliler kalkıp dans etmeye başlıyor.

Herkes acayip mutlu, pozitif, pek bir ışıl ışıl.

Yazının Devamını Oku

2020’de hangi mekanları konuştuk

Bu yıl mekanlar açısından “aç-kapa-saatleri sınırla-mesafeyi ayarla” olarak geçti. 2021’de ne olacak bilmiyoruz ama bu yıla dair akıllarda kalacak olan bu dörtlüden ibaret. Peki her şeye rağmen 2020’de hangi mekanları konuştuk?

◊ Yılın başlarında Maslak Oto Sanayi’de açılan yeni Klein’ı...
◊ Yılın ikinci ayında Zorlu’daki Morini’nin yedinci yaş günü partisini...
Burcu Esmersoy’dan Derin Mermerci’ye partide boy göstermiş ünlü isimleri...
◊ Karaköy’de açılan Foxy ve yemeklerini... (Mekan daha sonra Nişantaşı’na taşındı.)
◊ Yaz aylarında kavga olayıyla gündeme gelen Çeşme’deki Momo’yu...
◊ Saat sınırlaması nedeniyle Must içine taşınan Müştemilat performanslarını...
◊ Yine saat sınırlaması nedeniyle ilk kez çok erken saatlerde açılan Gizli Kalsın’ı...

Yazının Devamını Oku

Dijital yemeğinizi nasıl alırdınız

Karantina şartları yeme-içme sektörünü mecburen daha fazla yaratıcı olmaya yönlendirdi.

En son evlere şef gönderen bile vardı.
Ama hiçbiri Neolokal’in şefi Maksut Aşkar’ın hafta içi yaptığı dijital yemek kadar yaratıcı değildi herhalde.
Dijital yemek nasıl mı olur?
Olay şöyle gerçekleşti: Aşkar ve ekibi, “sıfır atık”tan yola çıkan “Original by Nature” temalı dijital yemek için önce bir Zoom davetiyesi yolladı.
Ardından dijital yemeğin gerçekleşeceği gün Aşkar’ın hazırladığı menü evlere geldi.
Ama tamamen hazır bir şekilde değil, yemekler “vakumlu” dedikleri türden paketlenmişti.
Ben son anda yemeğe katılamadım, ama katılanlardan öğrendim:

Yazının Devamını Oku

Bir ev erkeğinin dayanılmaz acıları

2020 ev erkekleri için de ayrı tecrübelerle geçti.

Ev erkekleri dediğim: Bir şekilde evinde yalnız yaşayanlar.

Yıllardır yaşam tarzı olarak bekârdır, yeni boşanmıştır, evlilik ona göre değildir, sevgilisiyle yapamamıştır, ev arkadaşını kovmuştur, ailesi evi ona emanet edip gitmiştir...

Türlü türlü ev erkeği mevcut yani.

Peki bu erkekler bu yıl içinde neyi gördü?

Her yerin çok çabuk tozlandığını!

İlk karantinada olay romantikti, bir çeşit macera filmi tadında.

Eve temizlikçi çağırmak mümkün olmasa da bir şekilde idare edildi.

Sonra araya yaz girdi.

Yazının Devamını Oku

Günün kelimesi: Mutasyon

İngiltere’de virüs mutasyona uğradı. Yeni bir panik dalgası kapıda.

İyi de yıl içinde mutasyondan mutasyona girmiş şu davranış şekillerimiz ne olacak?
◊ Birini gördüğümüzde tokalaşmak, yanak yanağa öpüşmek diye bir şey vardı eskiden. Tarih oldu.
◊ Yüz yüze, saatler süren toplantılar vardı eskiden. Tarih oldu.
◊ Sokakta birbirini görünce uzaktan selamlaşmak vardı. Tarih oldu.
Çünkü maskeden kimse kimseyi tanıyamıyor.
◊ Sosyalleşmek vardı eskiden, tarih olmak üzere.
◊ “Sabahlar olmasın” vardı eskiden. O bayağı tarih oldu.

Yazının Devamını Oku

48 saatlik “bir başka ev” kampı

Cuma günü aniden karar verdik.

O yalnız, ben yalnız.
Ayrı evlerde tek tek oturacağımıza, hafta sonu karantinasında beraber oturur, beraber sıkılırız dedik.
Kolektif sıkılmanın dayanılmaz hafifliğinde kaybolma hikâyesi yani.
Biz, yani iki arkadaş. Koskoca iki adam.
Ama sonra birden, o iki gün gözümüzde büyüdü tabii.
“Emin miyiz?” olduk, “Ya birbirimizden nefret edersek” diye sorguladık.
Sonuçta böyle arkadaşının evine gidip yatıya kalmalar bizim için çok geçmişte kalmıştı.

Yazının Devamını Oku

2020 popüler kültüründen geriye ne kalacak?

Teşekkürler 2020, gerçekten daha önceki hiçbir yıla hiçbir anlamda benzemedin.

Neredeyse tüm bir yılı maske takarak, virüs konuşarak, oturma odasından salona ya da salondan yatak odasına seyahat ederek, ayrıca bir açılıp bir kapanarak geçirdik.

Haliyle pandemi hadisesi her yönüyle popüler kültür ve magazini de etkiledi.

Mesela: Merve Boluğur belki de önceki yıl olmadığı kadar haber oldu.

Çünkü çoğunluğun aksine maskesiz dolaştı, dolaştıkça daha çok fotoğraflandı, fotoğraflandıkça Merve Boluğur maskesiz eylemine devam etti.

Hiçbir projede yer almayan oyuncu, manasız bir şekilde 2020’nin en çok konuşulanı olup çıktı...

Mesela: Bir önceki yıl Şevval Şahin ismini bilmiyorduk.

2020 popüler kültürü bize onu da öğretti. Yine pandeminin payı var.

Şahin, erkek arkadaşı Marcus için yaptığı doğum günü partisi ve onu izleyen parti zincirlemesi nedeniyle “korona parti kızı” olarak yaftalandı.

Yazının Devamını Oku

Koleksiyoner olmak da demokratikleşti

Hafta sonu için güzel haber:

15. Contemporary İstanbul’un dijital versiyonu bugün ön izlemeyle açılış yapıyor.
21 Aralık’ta ise genel izlemeye açılıyor.
Akbank ana sponsorluğundaki Virtual Contemporary İstanbul’a 11 ülkeden 37 galeri ve 550 sanatçı katılmış.
Dijital fuar 17 gün boyunca gezilebilecek. Ücretsiz olarak.
CI’ın fiziki edisyon tarihleri de belli oldu.
O da baharın en güzel zamanlarında: 27 Nisan-2 Mayıs tarihleri arasında.
Dijitali yaptıktan sonra fiziki fuar tamamen iptal olabilirdi. Vazgeçilmemesi de iyi haber.

Yazının Devamını Oku

O efsane poz hâlâ gündemde

Nefise Karatay ve Mehmet Ali Erbil 2001 yılında Elele Dergisi’ne verdikleri kapak pozunun bugün bir ikon haline geleceğini nereden bilebilirlerdi?

Öyle bir poz ki, bugün bile hâlâ konuşuluyor, Whatsapp’larda görsel olarak kullanılıyor. Önceki gün Şokopop’ta yeniden bu çıplak poza denk gelince şunları düşündüm:

◊ “Şimdi her iki ünlü de başka başka yollarda. Bu pozun gündeme gelmesinden utanıyor olabilirler mi?” İkonik poza dair en çok bu yorum yapılıyor.

Özellikle Nefise Karatay’ın evli oluşunun altı çiziliyor.

Bu yorumları yapanları hiç anlamıyorum. Evet, geçmiş geçmişte kaldı tamam da, insan geçmişte yaptığı bir çekimden neden utansın? Zorla mı yapmış? Yo, hayır.

Üstelik çok güzel bir fotoğraf. Kimse kötü bir şey söyleyemez bu pozla ilgili.

Gayet estetik gayet şık.

“Şimdi böyle pozlar verecek bir ünlü çift yok” deniliyor. Doğru, yok.

Ama o zamanın ünlüleri de seviyordu medyaya böyle işler çıkarmayı. Konuşulmayı, ses getirmeyi seviyorlardı.

Yazının Devamını Oku

Tık mı kazanacak müzik mi

Hande Yener’in yeni albümünün son videosu “Aşk Sandım”, 21 Kasım’da yayınlanmış ve şu ana kadar 676 bin kez görüntülenmiş.

Yener gibi bir sanatçı için bu rakam bir başarısızlık mı?

Aslında değil.

2020’nin en iyi Türkçe pop albümlerinden birini yaptı Hande Yener.

Albümü baştan sona dinleyen herkes buna hak verecektir.

Ama işte bir dönem YouTube’daki tık sayısıyla ölçülüyordu ya müzik dünyasındaki başarı ve başarısızlık.

Tık sayın çoksa muhteşemdin, az sayıdaysa öldün bittin.

Bu tık kriterine takılıp kalan hâlâ çok fazla. Bitmiş değil.

Oysa YouTube başka bir dünya.

Yazının Devamını Oku

Refik Anadol keşke çekilmeseydi...

Çalışmaları yurtdışında da hayli ses getirmiş yeni medya sanatçısı Refik Anadol, Çağdaş İstanbul Vakfı (CIF) tarafından düzenlenen İstanbul The Lights Festivali’nden neden çekildiğini Sanatatak’a şöyle açıklamış:

“İstanbulluların geceleri dışarı çıkamadığı ve sosyal mesafeyi korumanın her zamankinden daha elzem olduğu günlerde yalnızca karanlıkta deneyimlenebilen bir ışık festivali düzenlemeyi maddi ve manevi kaynakları zamansız, yersiz kullanmak bağlamında etik bulmuyorum”.
Refik Anadol şu açıdan haklı.
Evet, hafta içi 21.00’dan sonra, hafta sonu ise hiçbir şekilde dışarı çıkamıyoruz.
Ama bu yasakları festivali düzenleyen ekip de hesap edemezdi.
Her şeyi ekim ayında planladılar.
Aralık ayına dair bir hoşluk olarak.
Mesela ben Refik Anadol’un bir işi şu anda bir açık alanda sergilensin, mutlaka görmeye giderdim.

Yazının Devamını Oku

Bu yazı pandemi yalnızlarına gelsin

İlk karantina döneminde şaşkındık, pek bir şey anlamadık.

Houseparty’lerde, Zoom’larda sosyalleşmek, flört etmek yeniydi.
Hoşumuza da gitti.
Hatta martın 20’sinde “Yalnızlar bir adım öne çıksın” diye bir yazı satırlayıp evde yalnız yaşayanların ruh hallerini aktarmışım.
Biri şöyle demişti mesela:
“Ne kadar yalnız olduğumu anladım, üstelik daha bu üçüncü gün.
İçinde bulunduğumuz stresi yanı başımda olan biriyle paylaşamamak çok fenaymış. İşler normale döner dönmez bir sevgili bulacağım!”
Bir başkası şöyle:

Yazının Devamını Oku

Aşkı nakavt ettiren neydi Hadise?

Ünlülerin de işi zor yahu.

Bir ilişkiye başlarsın. Henüz tam emin değilsindir duygularından.
Ama hemen açıklama beklenir senden.
“İlişki var mı yok mu?” diye.
Kendinden ve karşındakinden emin olup “İlişki var, mutluyuz” dersin.
İki gün sonra aranıza kara kedi ya da Serdar Ortaç’ın antilop yavrusu girer mesela, bu kez “İlişki bitti mi, açıklama bekliyoruz” denir.
Barışırsın, bu kez de “Barıştınız mı?”
Zor yani. Habire ilişki durumunla ilgili bir güncelleme yapmaya zorlanmak.

Yazının Devamını Oku