GeriEkonomi 'Türkiye olarak ilaçta değer zincirinin her yerinde olabiliriz'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Türkiye olarak ilaçta değer zincirinin her yerinde olabiliriz'

'Türkiye olarak ilaçta değer zincirinin her yerinde olabiliriz'
Abone Olgoogle-news

Genç ve global bir biyofarma şirketi olan AbbVie, pandemi döneminde Allergan ile birleşti. Türkiye’de yenilikçi ilaçları hastaların kullanımına sunan ve immunoloji ve hematoloji/onkoloji alanında çok sayıda klinik araştırmalar yürüten AbbVie, 2021’de Türkiye’nin önde gelen ilaç şirketlerinden Abdi İbrahim’le işbirliği gerçekleştirerek üretime de geçecek.

Pandemi tüm dünyayı etkiledi. Aşıyı ve yeni ilaçları bekliyor tüm dünya. Salgın seferberliği yaşandığı dönemde siz de kariyerinizin en unutulmaz günlerini yaşıyor olmalısınız…Nasıl bir döneme denk geldik diye düşünüyor musunuz?

Bilim dünyası ve ilaç sektörü elinden gelen her şeyi yapıyor. Pandeminin doğru bir zamanlaması olmaz ama tarihtekilerle kıyasladığımızda, bu dönem başımıza gelmesi için en iyi dönemdi. Çünkü bu dönemde bilim dünyasındaki, ilaç sektöründeki ve sağlığın her alanındaki gelişmeler ileriye umutla bakmamızı sağlıyor.

ZOR HASTALIKLARA ODAKLI

AbbVie birçok ülkede faaliyet gösteriyor ve tüm bu aile içinde Türkiye’nin konumu nedir?

AbbVie, 2013 yılında kurulmuş genç bir şirket ve birçok ilaç şirketinin hikayesinden farklı olarak, başka bir şirketten ayrılarak kuruldu. Temel noktası hasta odaklılık. İnsanların hayatını zorlaştıran hastalıklara karşı çare geliştiren bir şirket. 175’i aşkın ülkede yaşayan 52 milyon insanın tedavisine yardımcı oluyor. Allergan satın almasıyla portföyünü daha da geliştirdi. Türkiye’de de kurulduğundan beri faaliyet gösteriyor. Allergan birleşmesiyle birlikte toplam 450 çalışanımızla varlığımızı sürdürüyoruz.

ABDİ İBRAHİM’LE İŞBİRLİĞİ

İmmunoloji, hematoloji, nöroloji ve onkoloji gibi alanlarda ürün geliştiren bir şirket. Bu dönemde neden bu birleşme oldu?

AbbVie’nin Allergan ile birleşmesi Mayıs ayında, yani pandemi döneminde gerçekleşti. Online ya da sanal bir birleşme yaşadık diyebiliriz. Sizin de ifade ettiğiniz gibi immunoloji, onkoloji, hepatit C, HIV, nöroloji, hemotoloji gibi zorlu alanlarda varız. Allergan ile portföyümüze medikal estetik ve göz sağlığını da ekledik. 60 farklı tedavi alanında, 30 farklı ilacımız var.

Eskiden şirketlere ne kadar büyüyeceksiniz diye sorardık. Artık toplumsal fayda yaratıp yaratmadığına bakıyoruz. Çünkü sürdürülebilirlik olmadan gelecekten söz etmek mümkün görünmüyor. Siz neler yapıyorsunuz?

İlaçta değer zinciri dediğiniz zaman üretim ve hastaya ulaşma noktası bu zincirin son halkası. Bu noktaya gelene kadar çok zor ve zahmetli bir süreç söz konusu. İki alanda değer yaratıyoruz. Biri, klinik araştırmalarımızla yarattığımız değer, diğeri de son satın almayla birlikte Allergan’ın Türkiye’deki üretim planlarını devralmamız. İlaç sektörü dünyada Ar-Ge’ye yaklaşık 180 milyar dolarlık bir fon ayırıyor. Bu fonun yüzde 60’ı ise klinik araştırmalara gidiyor. Bu kaynak daha da artacak çünkü hastalıklar giderek karmaşık hale geliyor. Hiç beklemediğimiz bir anda bir pandemi ortaya çıkabiliyor.

Nüfuslar yaşlanıyor, hastalık süreleri artıyor. Bunların hepsi Ar-Ge’ye daha fazla kaynak ayırmayı gerektiriyor. Ar-Ge de ülke ekonomisine, bilime katkı sağlıyor. Biz de şu anda 1250 hastayla Türkiye’de klinik araştırmalar yapıyoruz. Ar-Ge çalışmalarıyla ilgili Allergan’dan devraldığımız göz sağlığı üzerine, Türkiye’nin önde gelen ilaç şirketlerinden Abdi İbrahim ile 2021 itibarıyla bir işbirliği başlatıyoruz. Yaklaşık 150 milyon liralık yatırımla, ilaçlarımız Abdi İbrahim tesislerinde üretilecek. İlacın değer zincirinin her alanında olabiliriz. Üretim bunlardan biri. Bilimsel veriyi üretmek ve bunu dünyaya pazarlayabilmek ise çok önemli. Şu anda en değerli şey Covid’e karşı geliştirilecek aşı ve ilaç.

Aşı ile ilgili dünyanın farklı ülkelerinde ve şirketlerde çalışmalar var. Sizin beklentiniz nedir? Yeni ilaçlar ve aşı ne zaman çıkacak?

Kariyerimin bir bölümünde aşı ile ilgilendim. Covid-19’un tedavisine yönelik aşı çalışmaları güzel ve pozitif sürprizlerle ilerliyor. Aşı tarafında iyimserim. Ancak tedavi edici ilaçların da olması gerektiğini ve olacağını düşünüyorum.

Pandemiyle birlikte artan bir sorumluluğunuz oldu. Hastalara ilaç ulaştırmak, tüm ilaçların bulunmasını sağlamak gibi. Zorluklar yaşandı mı? Yaşanabilir mi? Siz bu süreci şirketinizde nasıl yönettiniz?

13 Mart’ta Türkiye’deki ilk vaka ile ilgili açıklama yapıldıktan sonra hem saha hem de ofis ekipleri olarak evden çalışmaya başladık. Bu konuda idmanlı olduğumuzu söyleyebilirim çünkü zaten bir esnek çalışma prosedürümüz vardı ve uzaktan bağlanma deneyimine sahiptik. İki önceliğimiz vardı. Çalışanlarımızın sağlığı ve hastaları ilaçsız bırakmamak. Ben 2 Haziran’dan beri ofise gidiyorum. Çalışanlarımızın yüzde 50’si de kademeli olarak ofise gelmeye başladı. Bu süreçte ofisimize farklı yatırımlar yaptık. Ben bunu şuna benzetiyorum; derdimiz yalnızca film izlemek olsaydı sadece evde izlerdik ama sinemaya da gidiyoruz. Derdimiz sadece iyi yemek olsa evde yapar yeriz ama restorana da gidiyoruz. Deneyimi göz ardı etmemeliyiz. Ofisler de sosyalleştiğimiz, iletişim kurduğumuz, birlikte ürettiğimiz yerler. 2021’e kadar hayat çok kolay olmayacak gibi görünüyor.

Siz iş planlarınızı nasıl yapıyorsunuz?

John Lennon’un bir sözü var, “Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir” diye. Pandemi, dünya genelinde yapılan planlara ve gelecek öngörülerine belirsizliği ekledi. Uzun vadede sağlık hizmetlerine olan talep daha da artacak. Hastalıkların bazıları uzaktan tedavi edilecek. Ar-Ge yeni alanlara yönelecek. Kısacası sağlık sektörü önemini hiç kaybetmeyecek. Ancak şunu da unutmamak gerekiyor: Pandeminin süresi, dünya ekonomilerinin ne kadar süre dayanacağını da belirleyecek. Sağlık sektörü, Türkiye’de de dünyanın her yerinde olduğu gibi kamu ile çok bağlantılı. Bir yönetici olarak ben artık esnek davranmamız gerektiğini düşünüyorum. Pandemiyi geçen yıl bu zamanlarda öngörmemiz mümkün değildi, bir yıl sonrasını da öngöremeyiz. Ancak yeni modelleri düşünme ve deneyimleme dönemindeyiz.

35 MİLYON DOLARLIK FON AYIRDI

Covid-19 süresince yerelde ve globalde nasıl el uzattınız?

Birçok ülkede ilacın dağıtımı ve tedariki konusunda sorunlar yaşandı. Hem AbbVie hem de Türkiye’deki ilaç sektörü adına gururla söyleyebilirim ki ülkemizdeki hastalar hiç ilaçsız kalmadı. Sektör Sağlık Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ile çok iyi çalıştı ve Türkiye’de üretim aksamadı, gelen ilaçlar gümrüklerde titizlikle takip edildi. Diğer taraftan işimizi sürdürmek için dijital mecrayı daha fazla kullanmaya başladık. İlaç sektörü dijitali iş yapış süreçlerinde zaten uzun süredir kullanıyordu ama bu mecra büyük oranda tamamlayıcı görevi görüyordu. Şimdi ise dijital bizim temel mecramız oldu diyebiliriz. Pek çok şirket gibi AbbVie de sosyal sorumluluk projeleri ve bağışlar yaptı. AbbVie, dünya genelinde Covid’ten etkilenen hastalara 35 milyon dolarlık fon ayırdı.

Siz aslında doktorsunuz, ilaç sektörüne nasıl girdiniz?

Evet ben aslında tıp doktoruyum. Çok kısa bir süre klinisyenlik deneyimim oldu ve zorunlu hizmetimi tamamladıktan sonra da ilaç sektörüne geçtim. Kariyerinin başındaki gençlerle konuşurken de hep savunduğum bir şey vardır. İnsan mümkünse sadece sevdiği uğraşları yapmalı. Yıllar boyu yapacağınız işe, kendinizi ait hissetmeniz gerekiyor. Ben tıp doktoru olarak o işe kendimi ait hissedemedim ve ilaç sektörüne geçtim. Herhangi bir mesleği belki tam benimsemeden yapabilirsiniz ama hekimliği tamamen kendinizi adamadan yapamazsınız. 25 yıldır ilaç sektöründeyim. Yurtdışında da görev aldım. 8 yıldır da AbbVie Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapıyorum. Bununla birlikte, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin de başkanıyım.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle