GeriEkonomi Toyota CEO'su Ali Haydar Bozkurt kimdir nerelidir?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Toyota CEO'su Ali Haydar Bozkurt kimdir nerelidir?

Toyota CEO'su Ali Haydar Bozkurt kimdir nerelidir?
Abone Olgoogle-news

Son günlerde söylemleri dolayısıyla sosyal medyanın konuşulan isimleri arasında yer alan Toyota CEO'su Ali Haydar Bozkurt, biyografisi ile merak edilen isimler arasında yer alıyor. Bir süredir Toyota'nın Türkiye ayağında CEO olarak görev yapan Ali Haydar Bozkurt, Hürriyet'e verdiği röportajda hayatına dair merak edilenleri anlatmıştı. İşte, Toyota CEO'su Ali Haydar Bozkurt kimdir nerelidir ve kaç yaşında sorularının cevabı ve hayatına dair merak edilen bazı bilgiler

Ali Haydar Bozkurt, 2012 yılında Hürriyet'e konuştu. Hayatına dair merak edilenleri açıkladı. İşte, Toyota CEO'su Ali Haydar Bozkurt'un o röportajı;

Bu haftaki röportaj konuğumuz Toyota Türkiye CEO'su Ali Haydar Bozkurt…

Malatya'da doğmuş ama Adana'da büyümüş, okumuş, aşık olmuş…

"Egosu yok, kompleksleri yok, kaprisleri yok" diye yazıldı, çizildi, konuşuldu ve bilindi… 

Hakikaten de yok! Olabildiğince doğal, samimi… "Röportajda spor takılalım uyar mı size?" dedim… "Neden olmasın, Converse de giyeyim mi?" dedi…

Hatta öyle bir iletişim içine girdiriyor ki "CEO mu o da kim?" diyor insan…

Otomotiv dünyasındaki başarılarıyla sıkça adını duyuyoruz ki 35 yaşında sektöründe Genel Müdür olan ilk insan… Son birkaç gündür de adı "Portakal Çiçekleri" ile anılır oldu…

Özellikle bu sevdası Adanalıların fena halde hoşuna gitti… Sosyal Medya'yı epey bir salladı, konuşturdu "Gerçekten de festival yapılsın!" dedirttirdi…

Nedir bu portakal çiçeği mevzusu? Herkes "Portakal Çiçeği Festival"i olsun sevdasına büründü… Çok olaylı bir aşk yaşasanız eminim bu kadar gündeme oturmazdınız?

Onu da çok merak ediyorlar ama hiç konuşmadığım için çok fazla bir şey dönmüyor (Gülüyor) Portakal çiçeği konusu benim için yeni bir konu değil Adana'da yaşadığım yıllardan itibaren etrafımdaki herkesin bunu fark etmeleri için hep anlattım. Yılda sadece 2-3 hafta böyle bir şey yaşanıyor, ne kadar güzel!

Adana'da yaşamadığınız için fark edip de cazip geliyor olabilir mi?
Adana'da yaşarken de böyleydim!

Geçmişte yaşadığınız bir ergen aşkı mı size bunu hatırlatan ve sevdiren?
(Gülüyor) 12 Yaşımdayken fark ettim bu çiçekleri! 29 yaşıma kadar Adana'da yaşadım. 16 yıldır da İstanbul'da yaşıyorum ama kendimi ait hissettiğim yer Adana çünkü çocukluk anılarım burada geçti. Belki de yaşadığım birçok önemli, güzel anda mutlaka bir ucundan kıyısından portakal çiçekleri bağlantısı var

Nasıl yani?
İnsan zihni kokuyu unutmazmış. En büyük hatırlatıcı öğelerden biri kokuymuş. Bir eve gidersiniz bir koku hissedersiniz mesela anneannenizin evini hatırlarsınız! Bu da öyle işte… Hem kokusu güzel hem de bana hatırlattıklarıyla çok özel ve güzel…

Neler hatırlatıyor?
Uzun yıllar basketbol oynadım ve Vali Yolu'ndan yürüyerek çıkacağım maçın heyecanıyla Kapalı Spor Salonu'na giderdim. Sonra yine aynı yoldan geri dönerdim…  Ne biliyim kız arkadaşımla da o yolda yürümüşümdür ya da en sevdiğim arkadaşlarımla da…  Paylaştığım anılarımda portakal çiçeği kokusu var işte… Eskiden Adana'nın çok yakın çevresinde portakal bahçeleri vardı. Hatırlar mısınız bilmiyorum ama Galleria'nın oradaki o park komple portakal bahçesiydi, gerçekten Nisan ayında Adana'nın sokaklarına rüzgar o kokuları getirirdi. Şimdi de sokaklara, bulvarlara Turunç Ağaçları eklemeye başladılar…

Ziyapaşa'daki Turunç Ağaçları kesildi ama!
O çok kötü ve çok üzüldüm!  Adana dışından gelen insanlar bence sokakları farklı kokan şehir olarak anmalı. Hakikaten bu kokular için bir şeyler yapılmalı, gelenek haline getirilmeli. Mesela Turgut Özal Bulvarı'nda yürürken bakıyorum bazı insanlar bu ağaçların altından geçerken yüzlerine bir gülümseme yayılıyor, bu kokuyu bence fark edenlerde bu durum oluyor.  Ve bunu çok net görebiliyorsunuz!  Bana göre portakal çiçeği kokusu insana negatif bir şey hissettirmez, sevgiye dair bir şey hissedersiniz, barışa dair şeyler hissedersiniz (Gülüyor)

Her yıl Nisan ayında sırf bu kokular için gelirmişsiniz, sadece bir Nisan ayında gelememişsiniz ve arkadaşlarınız da sizin için bu çiçekleri kavanozlara koyup göndermişler. Arkadaşlarınız mı yoksa sevgiliniz filan mı? Neticede Terazi burcu erkeğisiniz ve romantizm sizde dorukta!
Terazi olduğumu nerden biliyorsunuz! (Gülüyor) Yok yok bunların içinden öyle bir şey çıkarmayın, bunları gönderenlerin hepsi arkadaşlarım ve çok özel arkadaşlarım. İşin içinde üzgünüm çok magazinsel bir durum yok! (Gülüyor) Sağlığım, programım el verdiği sürece gelip bu duyguları kendimce yaşıyorum. Geçen yıl Nisan ayına Japonya'da bir toplantı denk geldi. Gelemeyeceğimi anlayınca üzüldüm ve Arkadaşlarımda birbirlerinden habersiz bu çiçekleri toplamışlar göndermişler. Ve gerçekten 1 hafta 10 gün kadar buzdolabında sakladım ve her gün kokladım!

Adana'dan başka neleri özlersiniz?
Bicibici ! Çocukken klima filan yoktu… Haziran Temmuz sıcaklarını bilirsiniz… Yüzme havuzunun orda durup Bicibici yerdik. O zamanlar Bicibici salonları filan da yoktu, bildiğiniz sokak da oturur yerdik.

Neden bu "Portakal Çiçeği Festivali" gerçekleşsin istiyorsunuz?
Bunu Adana için istedim… Japonlar kiraz çiçeklerinin festivalini yapıyorlar tamam çok güzel görünüyor ama kokmuyor! Üstelik o festivale insanlar koşa koşa gidiyor. İyi bir tanıtımla Adana neden yapamasın ki? Belki de 5-10 yıl sonra uluslararası birçok insan gelmeye başlayacaktır! Düşünsenize 1 haftalık festival boyunca Adana'ya dünyanın her yerinden insanlar geliyor! Bu ayrıca istihdam da demektir… Adana halkının da moral dengesinin yükselmesidir… Adana'da bu tür olayları biraz ikinci sıraya atıyoruz "Ne gerek var buna niye zaman ayıralım, daha öncelikli sorunlar var, buna niye bütçe ayıralım" gibi düşünülüyor… Oysa bu moral verir, huzur verir… Geçenlerde bir yazı okudum, yapılan bir ankette Türkiye'nin en mutsuz halkı çıkmış, o kadar üzüldüm ki! Oysa biz Adanalılar çok eğlenceli, keyifli insanlarız…

 

Genelde ilklerde sorduğum soru size geç kaldı. Daha fazla geciktirmeden soralım… Kimdir Ali Haydar bozkurt?
1967 Malatya doğumluyum.  Sizin de araştırdığınız gibi Terazi burcuyum! Ayas Koleji mezunuyum ve ilk mezun erkeklerindeniz daha önce kız lisesiymiş.

Çok şanslıymışsınız!
Aynen öyle… İki erkek olarak mezun olduk… Sonrasında Çukurova İşletme bölümünde İngilizce İşletme okudum. Sadece öğrencilikle kalmadım sosyal aktivitelerde bulundum. Uzun yıllar lisanslı basketbol oynadım Adana'da, fotoğrafçılıkla uğraştım. Müzik yaptım hatta müzikle baya bir uğraştık. 3 kişilik "Eylül" diye bir grup kurmuştuk. Feridun Düzağaç, Ercan Tekbaş ve ben… O zamanlar birkaç yerde çaldık daha sonra bir dönem "Grup Merdiven" ile beraber çaldık.

Gerçekten mi!
Tabii tabii ! Müzik dışında Tiyatroyla uzun yıllar uğraştım. Basketbol, müzik için hobi diyebiliriz ama tiyatroya demek haksızlık olur çünkü çok zaman harcadım, emek verdim. Birçok oyun yönettim, oyunlar oynadım. Hatta kendi tiyatrom bile vardı. Herhalde 500'den fazla öğrencim olmuştur. Devlet tiyatroları, özel tiyatrolarda oyuncu olanlar var. Medyadan tanınanlar var…

Yok yokmuş sizde… Ve bu saydıklarınız; Müzik, tiyatro, basket kızların dikkatini çeken şeyler… Şimdi üstüne bir de Portakal Çiçeği kokusu var… Tam da romantizmden kadınların ilgilisi uyandıracak sinyaller!
(Gülüyor)

Peki, siz bu hobileri yaparken hayran kitleniz ne durumda?
Kız arkadaşlarım mı hayranlarım mı? (Gülüyor)

Kız arkadaşlarım derken? Birden fazla aynı zamanda!?
Hayır tabii! Şuanda 44 yaşımdayım ve o dönem içerisinde herhalde kız arkadaşlarım oldu! Hayranlarım da olmuştur mutlaka ama üzerime atlayıp imza isteyen olmadı ama yaptığım işlerle ilgili beğenilerini dile getirenler oluyordu özellikle tiyatroyla ilgili. Yine söylüyorum çok fazla magazinsel bir şey çıkmaz! (Gülüyor)

Kayısı çiçeklerine sevginiz nasıl?
Anım yok! Bütün gençliğim, üniversite yıllarım burada geçti… lk aşık olduğum şehir Adana yani…

Kaç yaşındaydınız ilk aşık olduğunuzda?
(Gülüyor) Ortaokul, lise yılları filandır herhalde… Bir saniye yarım kaldı konu,  Facebook'ta neden öyle yazıyor? Yaşadığım yer olarak yazmışımdır, bir ara Monte Carlo diye yazıyordu çok fazla seyahat ettiğim için…

Burada büyüdünüz tamam… Peki, İstanbul'a yerleşmek nereden çıkıyor?
Çalışmam gerekiyordu!

Buralarda iş yok muydu?
Türkiye'de malum uluslararası, büyük firmalar hep İstanbul'daydı ve bugün de bu böyle maalesef… Önce bir gidip oraya bakayım dedim ve demir-çelik sektöründe başladım 9 ay kadar devam ettim. 1997'de Opel'e geçtim ve böylelikle otomotiv sektöründeki serüven başladı ama ilk olarak Adana bölgesiyle başladım.

Yeniden mi döndünüz yani?
Evet… Ama 5 buçuk ay kaldım. Sonra Yeniden İstanbul'a gittim ve 2 buçuk yıl kadar Bölge Müdürü görevime devam ettim.  Sonra Türkiye Satışlar Müdürü oldum 2 yıl kadar da bu görevi yaptım sonra İş Geliştirme Müdür olarak 2 yıl görev yaptım. Sonra şimdiki gruptan teklif aldım ALJ'den… Daihatsu Türkiye Genel Müdürü olarak atandım bu görevi yaparken 2 buçuk yıl kadar sonra grubun Avrupa Direktörlüğü'ne terfi ettim. 2 buçuk 3 yıla bir hep hayatımda bir şey olmuştur. Sonra da bu görev devam ederken 2009 yılında grubumuzun Toyota Türkiye CEO'su ve Yönetim Kurulu Üyesi oldum…

Otomotiv sektöründe en genç Genel Müdür unvanını alan sizmişsiniz?
Evet, Daihatsu da Genel Müdür olduğumda 35 yaşımdaydım.

Hep 2-3 yıl arasında görevleriniz de değişim olmuş… şimdi son görevinizde de 3. Yıldasınız… Durum?
Olmuş mu 2 buçuk yıl? Eğer bu döngü böyle tamamlanıyorsa bilmiyorum şuan görevimden memnunum çok da severek yapıyorum bir sorun yok…

Bir erkeğin sahip olabileceği en müthiş en ideal meslek sizinkisi… Erkeklerin araba aşkı çocukken oyuncak arabalarla başlar sonra orijinalleri… Siz tam bu işin orta göbeğindesiniz…
Evet seviyoruz!

Evet çok seviyorsunuz… Hatta bazen herkesten eşten, sevgiliden bile daha ağır basabiliyor bu sevginiz…
Ben bunu kabul etmiyorum ama ya! Bu çok genel bir tanım benim için böyle bir şey olamaz!

Çocukken sizin için araba neydi şuanda ne?
Ben çok küçükken araba kullanmaya başladım. 6 yaşımda başladım, 8 yaşımda çok iyi araba kullanırdım, 10 yaşımda büyük kamyon kullanıyordum ama tabii bunu boş alanda yapardım ve ailemin gözetiminde! Şuan tabii tuhaf geliyor bunu yapmak. Otomobil her yaşta heyecan verici bir şey ve yaşınız kaç olursa olsun otomobil sizin için keyif veren oyuncaktır aslında. Ama az önce dediğiniz gibi değil, her şeyin önüne geçemez hatta eşit bile olamaz benim için.

"Bir erkek bir kadına arabasının kapısını açıyorsa ya arabası yenidir, ya sevgilisi!" denilir. Peki buna ne diyorsunuz?
(Gülüyor) İlk defa duyuyorum! Neden peki? Sevgilisinin tırnakları uzundur çizer kapıyı filan mı? Gerçekten bunu ilk defa duyuyorum!

Toyota'ya başladığınızda arabanızın modeli neydi?
Bir önceki çalıştığım Daihatsu'ydu.

İlk işe başladığınızda?
Demir çelik sektöründeydim ve şirket aracım yoktu, kendi aracım da yoktu. Şuanda kullandığım araba Land  Cruiser ama hayalimdeki araba Lexus… Henüz Türkiye'de resmi olarak satışına başlamadık.

Toyota'nın tasarımlarında, üretiminde, yapımında kaç kişinin emeği var?
Sadece bir otomobilin dizaynı için 10 binden fazla mühendis çalışıyor!  Bu iş hiç de öyle sanıldığı gibi kolay bir iş değil. İnsan emeği ile ortaya çıkan bir iş… Ve o otomobilin arkasında bir duygu var. Yani hangi işi yapıyorsanız yapın içinde bir anlamı, duygusu olmalı. İnsanlar otomobillerine isim veriyor o kadar çok seviyorlar, önemsiyorlar yani. Birçok şirketin birinci hedefi iyi bir satışken bizim bir numaralı ilkemiz "İnsana saygı" Toyota çalışanı şunu hiç aklından çıkarmaz; "Bu ürünü bir gün insan kullanacak!" insana saygı duyarsanız insana yaraşır şekilde ürün dizayn eder ve üretirsiniz. Aynı şekilde çalışanlarımız içerisinde de bu böyledir ve çalışan ilkesinde de şu vardır; "Göreviniz, unvanınız ne olursa olsun onurlarınız eşittir" bunu hiç aklımızdan çıkarmayız çalışırken.

Bir yerde sabit en fazla kaç gün kalıyorsunuz?
Yaklaşık 10-12 yılımın ortalama her yıl 1 ayını İstanbul'da geçiriyorum… Geri kalanlarında seyahatlerde oluyorum ve çoğunluğu yurtdışı oluyor. Çok da geniş bir alanda seyahat ediyorum. Amerika'dan gelip aynı gün Japonya'ya uçtuğumu bilirim.

Japonya depremi çok etkiledi mi?
Çok etkiledi!

Peki, 2011-2012 hedeflerinize etkisi nasıl yansıdı?
İlk 6 ay çok etkilendik. Bize destek veren yan sanayilerden bazı 
fabrikalar etkilendi. Üretim yapılamamanın dışında ciddi maddi kayıplara ve moral kayıplarına sebep oldu. Yaşananlar çok üzücü. Buna rağmen sağlam duruş sergileyip gerçekten hızlı toparladılar ama etkilerini hissediyoruz ama yılın ikinci döneminde tamamen geçer ve önümüzdeki yıl yeniden eski haline döner diye düşünüyorum.

Sıfır hatasız fabrika çıkışı övgüleri var…
İşte o Adapazarı fabrikamız. Toyota'nın dünyadaki 125 tane üretim tesisi içerisinde en iyi üretim yapan fabrika seçiliyor, yıllardır bu böyle… Biz de bununla gurur duyuyoruz tabii… Dünyanın neresinde toplantı yapılırsa yapılsın her yerde bu konuşuluyor…

Prius Plug in Hibrit modelinin Türkiye'deki ilk tanıtımı Adana'da yapıldı. Neden Adana? Adanalı oluşunuzla bir alakası var mı yoksa Adana Toyota Onatça bayinizin Yeşil Bina Sertifikalı olmasıyla mı alakalı?
Yeşil Bina ile bağlantılı… Uluslararası Çevre Dostu Bina Değerlendirme Sistemi "Breeam" sertifikasına sahip ilk ve tek otomotiv binası Toyota Onatça Plaza. Dolayısıyla bunu da vurgulamak amacıyla bu aracın ilk tanıtımını burada yaptık.

Toplam kaç bayi var?
60 bayii... Hemen hemen Türkiye'deki %95 oranında bir kapsama alanına sahibiz.

Tanıtım biraz uzun sürdü… Ne yapıldı?
Toyota camiasından yaklaşık 200 insan bir haftasını Adana'da geçirdi… Hem bu nisan ayındaki portakal çiçeği kokusu hem de Adana'yı tanıtmak gibi… Mesela Mıçı bayimizde Bicibici ikram edildi. Onatça'lar da sıkma, börek…  Hem de Yeşil bina için hakikaten Süleyman Onatça çok ciddi emek sarf etti bunu tanıtalım istedik.

Hibrit otomobillere Türkiye'de teşvik verilmemesini dile getirdiniz… Bu araçların şarj edilmesi için de istasyonların kurulması gerekiyor. Türkiye'de böyle bir alt yapı çalışması var mı?
Hibrit otomotiv yolda giderken kendi kendini şarj ediyor bunun için bir istasyona gerek yok. Elektrikli otomobilde aracınızı şarj eder yola çıkarsınız. Elektrikli çok pratik değil ama Hibrit de iki motor var bir normal benzinle çalışan diğeri de elektrikli. Araç yolda giderken kendi hareket enerjisini elektriğe dönüştürerek pillerini dolduruyor. Piller dolunca elektrikli motor devreye giriyor. Durup şarj etmeniz ya da ayrıca bir alt yapıya gerek yok.

Tamamen elektrikli araçlar için durum ne?
Türkiye olarak onlar için daha çok yolumuz var. Bu sistemin gelebilmesi için en azından bir 10-15 yılımız var. Alt yapı çok önemli, her yerde şarj istasyonları kurmanız gerekiyor ki bu yatırımı yapan kimse yok daha çünkü elektrikli otomobil yok piyasada ya da kaç tane olacak ki siz o kurduğunuz tesisin giderlerini karşılayıp para kazanasınız? 14 yıldır bu dünyada satılıyor

Peki bugüne kadar kaç tane satıldı?
100 tane filan.

Neden teşvik verilmiyor?
Bunun nedenini biz de soruyoruz… Dünya'nın her yerinde hem satılırken, hem satın alırken, hem kullanırken hem de otobanlarda indirimler var ya da bazı park yerlerinde özel indirimler gibi teşvikler var… Bunun gibi bir dolu teşvik var ama maalesef bizim ülkemizde henüz hiçbir şey yok. 2014' e kadar bu konuda Otomobil strateji Belgesi'nde adım atılacağı yazılıyor, ümitle bekliyoruz biz de. Böyle bir adım atılırsa insanlar hem daha çevreci olacağı için kullanacak hem de biz dışa bağımlı bir ekonomiyiz biliyorsunuz birçok şeyi ithal ediyoruz. Ne kadar çok petrol tüketimini azaltırsanız ülke ekonomisine de katkınız olacaktır.

Rakı + Kebap + Adana desem ne söylersiniz… Tabii bunlar portakal çiçeği eşliğinde!
Sadece Rakı+Kebap+Adana değil ama! Bakın Adana'nın kazan simidini özlerim ben çünkü İstanbul'da yok. Herkesin aklına ilk kebap gelir ama benim bu gelir, annemin yaptığı sıkma gelir. Hint inciri severim yazın çıkar. Aşlama içmeyi severim… Mesela kebap bana göre hiç kibarlık yapmadan çatal bıçağa dokunmadan direkt dürüm şeklinde yenmeli, ben öyle severim. Rakı zaten milli içkimiz. Çok aşırı içmem yani her gün içen biri değilim ortama göre değişir. Ortam güzelse sabaha kadar içerim sabah da hiç içmemiş gibi kalkar işime giderim. 44 yaşımdayım bugüne kadar hiç sarhoş olmadım…

Kontrollü bir yapınız mı var?
Evet, kontrollüyümdür. Ben hep yanımda olan insanların üzerimde sorumluluğu varmış gibi hissederim.  O an deseler ki "Bilmem ne hastanesinden beyin ameliyatına doktor filan değil siz lazımsınız, sizi çağırıyorlar" deseler ben kalkıp gidebilmeliyim masadan yani öyle kontrollü içerim. Kendinizi kaybettiğinizde eğlenmiyorsunuz zaten hani Adanalıca konuşmak gerekirse delikanlıya yakışmaz zaten öyle kendini kaybetmek (Gülüyor)

"Efkarlıyız hadi iki tek atalım" yok yani sizde?
Oturup kederden içmem, daha güçlü daha ayık olup problemleri çözmeniz gerekirken oturup içiyorsanız bu zayıflıktır bana göre. Bu arada rakının yanında kebabı yakıştıramıyorum ben. Şimdi birçok kişi "Nasıl olur!" diyecek ama öyle… Mezeler filan tamam da ne bileyim yakıştıramıyorum. Rakı böyle yavaş yavaş içilir muhabbet olur ama kebap gelince zaten hemen doyuyorsunuz doyunca da içilmiyor ki…

Ali Haydar Bozkurt Hangi rolü daha iyi oynar?
Hayatta mı? Tiyatroda mı?

Hayat!
Kendimi anlatmayı çok sevmem ben ama etrafımdaki insanların, arkadaşlarımın, iş arkadaşlarımın benle ilgili düşündüğü şeyleri söyleyecek olursam; girdiğim bir ortamda lider çıkıyormuşum hep ki kişilik analizimde de bu çıkıyor. Çok iyi öğretmen olabileceğimi tahmin ediyorum ve zaten bilginin paylaşılması gerektiğine inanıyorum. Zaten bir sevgi bir de bilgi paylaşınca azalmayan bir şey. Mesela Çok iyi bir baba ve eş olacağımı söylüyorlar. Çok istiyorum aslında baba olmayı çocukları çok seviyorum. Zaten çocuklarla çok da çabuk kaynaşırım ve bu yüzden birkaç tane çocuğum olsun diye çok istiyorum

Neden bu yaşınıza kadar olmadınız peki?
Bu şans işi, kısmet işi… O kişi ile karşılaşma işi… Evlilik karşıtı değilim aksine aile düzenine inanan biriyim. Aşık olacağım insan olmalı, doğru insan olmalı ama matematiksel mantıksal doğru insanı aramıyorum hiçbir zaman ama mutlaka zeki olmasını istiyorum. Zeki olmayan biriyle zor!

Bu kadar da çok geziyorsunuz aslında, bulmanız lazımdı!
(Gülüyor) Bilmiyorum ki! Kariyeri şöyle olsun böyle olsun diye beklentim yok bunun önemi yok, güzel kalpli ve zeki olmalı, pozitif bakabilen bir insan olması önemli, elektrik oluşması çok önemli!

Siz de elektrikler hep kesik anlaşılan!
(Gülüyor) Kimyanın uyuşması çok önemli ama böyle bir kalbin çarpması gerekiyor. Çıkış noktasının mutlaka aşkla başlaması gerektiğine inanıyorum.

Başka neler yapıyorsunuz?
Üniversitelere seminerlere gidiyorum. Hayata, liderliğe dair sohbet ediyoruz öğrencilerle. 1 saatlik diye gidiyorum 3-4 saat kaldığım oluyor. Dedim ya bilgi paylaştıkça güzeldir. Bir çok insan kim uğraşacak gözüyle bakar ama ben tam tersini düşünüyorum. Şuan sağlıklıyım gayet iyiyim ve o insanlara bir şey katabiliyorsam bu çok önemli.

Anılarınızı ya da önemli şeylerinizi yazar mısınız?
Yazmayı severim ama çok yazdığım söylenemez, pek fırsatım yok.

Reklamlarınızdan bir alıntı; "Peki siz Toyota gibi adam mısınız?"
Onu ben söyleyemem ki. Bana bazen jest olsun, iltifat olsun diye söylüyorlar ama… Toyota gibi adam'dan kastımız zaten dediğim gibi o ilklere sahip olmak. Ben elimden geldiğince doğru bir insan olmaya odaklandım çocukluğumdan beri ve annemi babamı örnek almaya çalıştım. Kendimi "Şöyle adamım böyle adamım" diye de anlatmayı çok sevmiyorum ama elimden geldiğince ilkeli olan, insanlara karşı önce saygıyla yaklaşan biriyim. Adalet duygum yüksektir haksızlıklara gelemiyorum. Umarım Toyota gibi adamımdır.

Her ne kadar egom yok, komplekslerinim yok deseniz de mutlaka vardır… Nasıl olmaz ki?
Her insanın egosu vardır, egosuz insan yoktur ama önemli olan kontrol edebilmektir. Kendimi evet önemserim, bu dünyaya gelişimin bir sebebi vardır derim, yaptığım işi elimden gelen en iyisini yapmaya çalışırım. Kendi sınırlarımı zorlar en iyisini yaparım ve kafadan hiçbir işten "Zaten yapamam" diye vazgeçmem bir işe girdiysem sonuna kadar götürürüm ve en iyisini yapıp fark yaratırım ve içine biraz duygu katarım. Bayi müdürüydüm ama çalışanlara kaportada çalışan ustaya da satış müdürüne de kitap verirdim. Topluca sinemaya giderdik.

Adanalı olmanız Adanalı bayiler için avantaj mı dezavantaj mı? Memleket ziyaretleri için bile geliyor olsanız bu bayileri rahatsız etmez mi?
İkisi de değil. Benim ziyaretlerim öyle gürültülü değildir.

"Ali Haydar Bozkurt Geliyor ortalığı toparlayın" şu bu?
(Gülüyor) Türkiye'deki hiçbir bayimiz Ali Haydar Bozkurt gelecek diye değil birazdan içeriye müşteri girecek diye her zaman hazırlıklılardır. Bizim için kapıdan müşteri girdiği anda en büyük patron odur ben bile ikinci sıraya düşerim.  Ve elbette ki bizim ziyaretlerimizde de özen gösteriyorlar eminim ve farkındayım ama bu titizlik her daim böyledir. Ben bayi ziyaretlerimde direkt patronun odasına gitmem. O tesiste herkesin yaptığı iş çok önemlidir ve herkesin elini sıkarım mutlaka ve konuşurum.  Adana Bayilerinin benim Adanalı olmamdan kaynaklı hiçbir zaman ayrı bir durumu olmaz çünkü tüm Türkiye'de biz aynı kaliteyi ve hizmeti sunmak için sistemimizi kurduk. Tabii başarı sıralamasında Adana bayileri olunca böyle hoş, tatlı bir gülümseme oluyor. Ama benim için bütün bayiler aynıdır.

Toyota için başarı tanımı ne Ali haydar için ne?
Başarı, Toyota için bir numara olan "Müşteri memnuniyeti" Bizim için Pazar payı satış hedefi değil. Benim için başarının tanımı gittiğim seminerlerde, toplantılarda dile getirdiğim şeydir. "Ölüm döşeğine geldiniz ve bu hayatta başarılı oldum, boşa yaşamadım demek için neye ihtiyacınız var diye sorarım; "Çok para kazanmak, iyi kariyer yapmak, şöhret sahibi olmak gibi bir dolu cevap geliyor ama benim için cevap "Gerçek başarı mutlu olmaktır" gözlerimi kapatırken "Mutlu yaşadım" diyorsanız budur başarı…

Hayallerinizin hangi noktasındasınız?
Özel hayatım evlilik ve çocuk dışında başarılı bir hayat geçirdiğimi düşünüyorum. Bir de tek düze olmadım geriye dönüp bakınca birçok işi bir arada yaptım ve hepsinde belli bir başarı elde ettim. Ama özel hayatımda durum farklı tabii… Biraz öncede dedim planlanarak yapılacak bir şey değil. Ki zaten planlanarak yapılacak bir şey olsa oturur planlarsınız ve başarılı olursunuz.

Eskilerden Gazipaşa böyle gençlerin takıldığı daha çok tabiri yerindeyse "Kız tavlama" yeriymiş… Siz hiç bu amaçla gitmediniz mi?
Gazipaşa, sizin üniversite yıllarınıza göre bizim kolej yıllarımızı düşünce arada bir 10 yıl vardır. O dönemlerde Gazipaşa İstanbul'un Bağdat Caddesi… Eskiden bu kadar popüler değildi ama her şey orda geçiyordu. Eskiden insanlar Gazipaşa'ya çıkmak için kuaföre giderlerdi, giyinirlerdi. Oraya çıkmak insan içine çıkmak gibi bir şeydi. 3 saatte bir cadde başından sonuna gidemezdiniz çünkü hep bir tanıdık vardı ve sohbet ede ede selamlaşırdınız. Toplaşma yeri gibi bir yerdi.  Evet, belki bir yandan da kendimizi gösteriyorduk bilemiyorum ki! (Gülüyor)

Türkiye'de otomotiv sektörü hangi noktada?
Geçtiğimiz yıl tarihi bir rekor kırdık 864 bin adet binek ticari araç satıldı. Adetsel baktığınız zaman iyi bir yöne doğru geldi. Türkiye otomotiv üretim üssü olabilecek potansiyele sahip bir ülke. Bu yıl geçen seneye göre daha az bir satış olacak gibi…

Neden?
Hükümetin aldığı soğutma politikaları önlemleri var, cari açıkla ilgili. Zaten bununla ilgili bir şeyler yapılacağı söylenmişti ki yaptılar da… Biraz daha tüketimi daha kontrollü hale getirmek istediler, bu da otomobil sektöründe %15 kadar daha az satış olmasına sebep olacak ama yine oran da çok düşme olmayacaktır

Sizce Adana otomotiv üretim merkezi ya da yerlerinden biri olabilir mi? O potansiyele sahip mi?
Biraz zayıf çünkü üretim üssü merkezi olmanız için birkaç şeyin bir arada olması lazım birincisi bir liman olması lazım yakın çevrelerde var ama ana lojistik biliyorsunuz Marmara bölgesi. Bir kere yan sanayi de o bölgede… Yan sanayi uzak olursa ikinci bir lojistik maliyeti çıkacaktır. Arada ciddi anlamda taşıma maliyeti çıkacak. Gerçekçi bir hayal midir? Bence zor. Gönlümüzden keşke diye geçiyor ama zor. Belki Adana'da ya da Adana'ya yakın bir bölgede yan sanayi ürünü geliştirilebilir.

Son olarak eklemek istedikleriniz?
Ormana gelip Fantom diye bağırırsanız yerliler sizi alıp bana getirirler!

Nasıl yani?
Benim esprim işte bu da (Gülüyor)

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle