GeriEkonomi Süreç kolay geçmeyecek
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Süreç kolay geçmeyecek

Süreç kolay geçmeyecek

IMF’de üst düzey göreve getirilen Türk ekonomist Ceyla Pazarbaşıoğlu’yla yeni görevi öncesinde sohbet ettik. IMF’nin itfaiye gibi salgının ateşini düşürmeye çalıştığını söyleyen Pazarbaşıoğlu, “Modern zamanlarda benzeri olmayan büyüklükte bir sağlık krizi. Tarih, politika yapıcıların pandeminin getirdiği benzeri görülmemiş zorlukları nasıl ele aldıklarını izliyor. Onların cevabı, bu felaketin tarihinin nasıl yazılacağını belirleyecek. Dünyada bu süreç kolay geçmeyecek. Salgın öncesi hızlı bir küresel borç birikimi dalgasının zirvesindeydik. Şimdi daha çok tsunamiye benziyor” diyor.

Ceyla Pazarbaşıoğlu, parlak bir kariyere sahip. Ekonomist. 30 yıldır yurtdışında yaşıyor. 23 yıllık IMF kariyeri sonrasında Dünya Bankası’nda başkan yardımcılığı görevindeyken yeniden IMF’ye üst düzey bir görevle geçti. IMF’nin Strateji, Politika ve İnceleme Dairesi Başkanı oldu. Ceyla Pazarbaşıoğlu, bu göreve gelen ilk kadın. Yeni görevine başlamadan önce kendisiyle online ortamda sohbet ettik. Her yaz Urla’daki aile evine gelen Ceyla Pazarbaşıoğlu ilk kez bu yıl Türkiye’yi ziyaret edememiş.

Çok gurur duyduk. Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Gerçekten de öyle. Bu yalnızca Türkiye’de değil dünyada da aynı. IMF’de de yönetimde kadın oranı erkeklerden düşük. Benim bulunduğum bölümde de bugüne kadar hep erkek ekonomistler olmuş.

İzmir’de büyüdüm. Benden 4 yaş küçük bir kızkardeşim var. Mutlu, birbirine destek veren ve birlikte zaman geçirmekten hoşlanan bir ailede büyüdüm. İzmir Amerikan Koleji mezunuyum. Okulumuz benim zamanımda kız okuluydu. Bize özgüven verdi. Boğaziçi Üniversitesi’nde Ekonomi lisansı yaptım. 1983 yılında üniversiteye girmiştim. Efsane hocalarımız vardı.

Ekonomist olmaya nasıl karar verdiniz?

Annem İngilizce ders verirdi, babam ise ihracatçı. Bilgisayar Mühendisi olacaktım ama son sene Dünya Bankası’ndan bir konuk gelmişti Boğaziçi Üniversitesi’ne. O toplantıdan etkilendim ve Dünya Bankası’nın yaz programına başvurdum. 1987 yılında Dünya Bankası’na gittim. Dünya Bankası’nın zor durumda olan ülkelerle ilgili çalışmaları beni etkiledi. Orada kaldım. Georgetown Üniversitesi’nde doktora yaptım. Doktora biter bitmez IMF’ye başvurdum. Değişik ülkelerden 25 doktora öğrencisi alınacaktı. Washington’da olmam gerekiyordu ve orada kaldım. 1992-1998 yıllarında kriz vardı birçok ülkede. Meksika, Norveç-İsveç banka krizi ve Rusya’nın bölünmesi…Çok alanda çalıştım.

KEMAL DERVİŞ ÇAĞIRDI HEMEN GELDİM

Türkiye’de de bir dönem bulundunuz. O görev nasıl oldu?

1997’de Türkiye üzerine çalıştım. Zor bir yıldı Türkiye için. 2001 krizi öncesi. 1998’de IMF’den ayrılıp Londra’da bir yatırım bankasına girdim. 2001 yılında kriz sonrası Kemal Derviş 5 kişilik bir kriz komitesi kurmuştu. İki gün içinde Türkiye’ye gelmiştim. Çocuklar ve eşim Londra’da kaldı o dönemde. Bankacılık sektörü çok zor durumdaydı. BDDK’da çalıştım. Çok güzel bir şey insanın ülkesi için ülkesinde çalışması. Benim en çok tatmin olduğum işim oldu. “Dream job” diye bana sorulduğunda her zaman “Ankara’daki görevim” derim. Türkiye büyük zorluklara dayanabilen bir ülke. Çok reform yapıldı o dönemde. Ankara’da çalıştığım dönem benim için çok değerli oldu.

SERVET BİRKAÇ KİŞİNİN ELİNDE

Salgın sadece sağlık krizi mi?

Salgın öncesi hızlı bir küresel borç birikimi dalgasının zirvesindeydik. Şimdi daha çok tsunamiye benziyor. Önceki hızlı ve geniş tabanlı borç birikimi dalgalarının tümü, birçok ekonomide önemli üretim kayıpları olan mali krizlerle sona erdi. Bu birikim şüphesiz büyük yatırım ihtiyaçlarını ve elişmiş ekonomilerde çok tartışılan ‘tasarruf bolluğunu’ da yansıtıyordu. Bu, birkaç kişinin elinde servetin yoğunlaşmasıyla bağlantılı. 2010’dan bu yana verimlilik artış hızındaki düşüş, rekor seviyedeki en uzun, en dik ve en kapsamlı oldu. Borç birikimleri verimlilik artışına iki şekilde zarar verir. Kısa vadede, düşük verimli sektörlerde sermayenin yanlış tahsisini teşvik ederek ve uzun vadede yatırımı ve teknolojik yeniliği baskılayarak.

ÇOK BELİRSİZLİK VAR

Nasıl bir süreç bizi bekliyor?

Kolay geçmeyecek. Çok belirsizlik var. Aşı şu tarihte çıkarsa şu olur olmazsa bu olur gibi farklı senaryolar var. Dünya Bankası düşük gelirli ülkelerle çalışıyor genelde, gelişmeye katkıda bulunmaya çalışıyor. IMF ise krizlerle nasıl başa çıkarıza odaklı. Yangın söndürücü, itfaiye gibi IMF. Gelişmekte olan ülkelerden martta 100 milyar dolar çıktı. Bu devam etseydi çok kötü oldu. Ama bir şekilde ekonomi dönmeye başladı. Bu krizde 3 ay sonrasını bilmek kolay değil. Şu an herkes zararı azaltmaya çalışıyor. Pandemi aynı zamanda yoksullukta keskin bir artışa yol açacak. Tarih, politika yapıcıların pandeminin getirdiği benzeri görülmemiş zorlukları nasıl ele aldıklarını izliyor. Onların cevabı, bu felaketin tarihinin nasıl yazılacağını belirleyecek.

KADINLARIN ÖNÜNÜ AÇIYOR

Dijital hayat fırsat eşitliği de getirebilecek mi?
Bence değişim büyük. Afrika’da dijital finans, dijital pazarlar hızla gelişiyor. Türkiye’de de böyle. Özellikle dijital pazarlama ve finans kadınlar için çok önemli. Dijital yöntemlerde pazarda bir ürün satan kadın borç ve kredi alabiliyor. Kenya’da da böyle, dünyanın birçok ülkesinde dijital hayat kadın - erkek ayrımını azaltıyor. Dijital gelecek kadınların önünü açıyor.

PANDEMİ FIRTINA OLUŞTURUYOR

Eşitsizlik, yoksulluk, iklim krizi ve pandemi ne getirecek?

İklim değişikliği, milyonları yoksulluğa itme ve onlarca yıllık kalkınma kazanımlarını geri alma potansiyeli ile büyük bir tehdit çarpanı olarak hareket etti. Sonra büyük eşitsizlik koronavirüs. Gelişmekte olan ekonomiler için pandemi tam bir fırtına oluşturuyor. Zayıf sağlık sistemleri üzerindeki olağanüstü yüke ek olarak, bu ekonomilerin birçoğu turizm de dahil olmak üzere azalan ihracat gelirleriyle ve işçi dövizleriyle başa çıkmak zorunda. Büyük ekonomilerin merkez bankalarının geniş çaplı destekleyici tedbirleri küresel finans piyasalarını istikrara kavuşturmada başarılı olurken, en fakir gelişmekte olan ekonomiler artan borçlar nedeniyle hala sıkı mali koşullarla karşı karşıya. Pandeminin tetiklediği derin durgunlukların, düşük yatırım, işsizlerin insan sermayesinin erozyonu ve küresel ticaret ve arz bağlantılarından çekilme dahil olmak üzere birçok kanalda kalıcı izler bırakması muhtemel. Önceden var olan zayıflıkları ve yapısal darboğazları nedeniyle, yükselen ve gelişmekte olan ekonomiler uzun vadeli büyüme beklentileri üzerinde daha da büyük olumsuz etkilerle karşılaşabilir.

YOKSULLAŞTIRIYOR

Dünyanın nasıl bir eylem planına ihtiyacı var?

Pandemi aynı zamanda yoksullukta keskin bir artışa yol açacak. Küresel durgunluğun derinliğine bağlı olarak, salgının dünya çapındaki aşırı yoksul sayısını (günde 1.90 doların altında yaşayanlar) bu yıl yaklaşık 70 milyondan 100 milyona çıkarması bekleniyor. Yoksulluk etkisi en büyük Güney Asya ve Sahraaltı Afrika’da olacak. Kişi başına gelirdeki rekor düşüşün, bu bölgelerde toplam 58 ila 81 milyon kişiyi aşırı yoksulluğa iteceği tahmin ediliyor. Salgının yoksulluk ve eşitsizlik üzerindeki olumsuz etkisi, sonunda sosyal istikrarsızlığın artmasına neden olabilir. Pandemi, küresel koordinasyon ve işbirliğinin hem halk sağlığı hem de ekonomi politikasındaki can alıcı değerinin altını çiziyor. Mali açıdan kısıtlı pek çok yükselen ve gelişmekte olan ekonomi, özellikle en yoksul olanlar, uluslararası toplumun koordineli desteğinden yararlanacak. Uluslararası toplumun politika tepkisi, pandeminin bu ekonomilere verdiği zararın büyüklüğü ile uyumlu olmalıdır. Aksi takdirde, daha önceki ekonomik krizlerde sıklıkla olduğu gibi, ertelenen politika müdahalelerinin maliyeti çok daha büyük olacak. Bu salgın, modern zamanlarda benzeri olmayan büyüklükte bir sağlık krizidir. Şimdiden büyük bir ekonomik krize dönüştü.

Tarih, politika yapıcıların pandeminin getirdiği benzeri görülmemiş zorlukları nasıl ele aldıklarını izliyor. Onların cevabı, bu felaketin tarihinin nasıl yazılacağını belirleyecek.

False