Milyonluk safkanlar, binlerce kişiye istihdam sağlıyor

Güncelleme Tarihi:

Milyonluk safkanlar, binlerce kişiye istihdam sağlıyor
Oluşturulma Tarihi: Kasım 30, 2019 14:14

Türkiye'de at yarışçılığı için 9 hipodrom kullanılıyor. Hipodromlarda bulunan at pansiyonlarının yanı sıra çeşitli il ve ilçelerdeki haralarda bakımları yapılan milyon TL'ye kadar çıkan değerdeki safkanlar için yaklaşık 350 bin kişi çalışıyor. En bilinen ve en çok kullanılan hipodromlardan biri olan Veliefendi Hipodromu'nda pistlerin yanı sıra eküri haraları, at pansiyonları, apranti okulu, at hastanesi, rehabilitasyon merkezi ve vatandaşlar için piknik alanı da bulunuyor. Türkiye'deki 9 hipodromda toplam 350 bin kişi çalışıyor bu da yaklaşık 1.5 milyon kişiye aş veriyor. Seyisler, aprantiler, jokeyler, güvenlik elemanları, temizlikçiler, veterinerler, kondisyonerler (kronometre tutanlar), kameraman, fotoğrafçı, elektronikçi derken; nalbanta kadar uzanan yelpazede herkes işlerini büyük bir titizlikle gerçekleştiriyor.

Haberin Devamı

Milyonluk safkanlar için hipodromlarda mesai gece 04.00'te başlıyor. Gecenin karanlığında atlar antrenmanlara çıkıyor ve başta seyisler, antrenörler ile kondisyonerler olmak üzere hummalı çalışma başlıyor. Atlar, antrenörler tarafından belirlenen şekilleriyle antrenmanlarını yapıyor. Antrenman sonrası en az Her atın stili farklı. Bazı atlar gezinti yapmakla yetiniyor, bazıları kenter, bazıları galop çalışıyor. Bu çalışmalar antrenör ve at sahiplerinin yanı sıra kondisyoner adı verilen kronometreciler tarafından da takip ediliyor. Atların yaptığı çalışmaları çok yakından takip edip, onların yaptıkları sprintleri, galop çalışmalarını not eden kondisyonerler dereceleri bülten, gazete ve at yarışı programlarına aktararak kamuyu ile paylaşmış oluyorlar. 

KONDİSYONER İRFAN UMUT: "ATLARIN KARAKTERİNİ, HUYUNU ÇOK İYİ BİLDİĞİMİZDEN DOLAYI BİZİM GÖRÜŞLERİMİZ NET OLUYOR"

40 yıla yakın bir zamandır bu işin içinde olan ve 25 sene yarış spikerliği yaptıktan sonra kondisyonerliğe geçiş yapan İrfan Umut, Cuma günleri sprint, pazar günleri ise uzun galopların yapıldığını ifade etti. Tuttukları notlar ile yarış bültenleri, gazeteler ve televizyonlardaki yarış programlarına aktardıklarını dile getiren İrfan Umut, "Yarış severlerimizi en iyi şekilde burada atların idman durumlarını bildirmek için üzerimize aldığımız görevi uzun süredir hazırlandığı şekilde aksettiriyoruz. Fikir oluşturuyorlar, görüş meselesi. Atların bazıları tek başına iş yapıyor bazen yapamıyor. Bu nedenden dolayı değerlendirme yapıyoruz. Çünkü atların karakterini, huyunu çok iyi bildiğimizden dolayı bizim görüşlerimiz net oluyor" dedi.

KONDİSYONER FARUK DEMİR: "IŞIKLAR YANMADAN 03.30 GİBİ BURAYA GELİYORUZ"

25 senedir kondisyoner olarak görev yapan Faruk Demir, sabahın erken saatlerinde Veliefendi'ye geldiklerini dile getirerek, "Işıklar yanmadan 03.30 gibi buraya geliyoruz. Bu işten keyif almak lazım. Keyif alırsan bu işi yaparsın alamazsan yapamazsın. Saat 09.30'a kadar buradayız, idmanlar o zamana kadar sürer. Bizim işimiz yarış severlere bir şeyler göstermek. Bir faydamız olsun, onlara yardımcı olmak istiyoruz" diye konuştu.

ANTRENÖR ÜMİT BEKMEZCİ: "CUMA VE PAZAR GÜNLERİ ATLARIN DURUMLARI DAHA NET GÖRÜNÜYOR"

Mustafa Kemal Atatürk adına 1927 yılından beri aralıksız düzenlenen Türk yarışçılığının derbisi olan Gazi Koşusu'nu 2007 yılında kazanan Inspector adlı safkanın antrenörlüğünü yapan Ümit Bekmezci, "Sabah 04.00 civarında başlıyor. Tribünde yerimizi alıyoruz. İçerde de idman devam ediyor, içerde de bulunduğumuz zamanlar oluyor. Cuma ve Pazar günü olduğu için ekseriyetle tribünlerden atların kondisyonlarını ve form durumları daha net görünüyor. Sesi, nefesi, binen jokeyleri bu şekilde takip ediyoruz" dedi. 

"ATLARI HAZIRLAMANIN ÇEŞİTLİ YOLLARI VAR"

Ümit Bekmezci, yarışa katılacak atların hazırlanmalarının çeşitli yolları olduğunu dile getirerek, "Kan tablosu bile bize bunu gösterebiliyor. Binek yapan, akşamları gezintide, sabahları tribünde gördüğümüz şekilde hazırlıyoruz. Saat 04.00 gibi binek ve yedeğe çıkıyorlar, onları da takip ediyoruz. Bu şekilde devam ediyor" diye konuştu.

"AYLIK 6-7 BİN TL HARCAMA GEREKİYOR"

Ümit Bekmezci, atlar için aylık en az 6-7 bin TL civarında bir harcama gerektiğini dile getirerek, "Bu koşan bir atsa eğer, kaydı, nakliyesi, seyis maaşı, pansiyon kirası, SGK'sı, toplam 7 bin lira civarında maliyeti var. Atın sağlık problemlerine göre üstüne de çıkabiliyor, altına da inebiliyor bu durum" şeklinde konuştu.

SEYİS SEYHAN YILDIRIM: "ATLAR DA FUTBOLCULAR GİBİ SPORCU"

Budunalp adlı safkanın seyisliğini yapan Seyhan Yıldırım, atların da futbolcular gibi sporcu olduğunun altına çizerek, her pistte koşabildiklerini belirterek, "Çim, kum seçme özelliği yok. Nereyi gösterirsek hayvanlar orada koşar" dedi. 

Seyhan Yıldırım, Budunalp'e yapılan tedavi ile ilgili olarak ise "Soğuktan yapılmış, dandon arızası olmuş bir atımız. O yüzden istikrarlı koşmuyor. Acısını aldığımızda koşabiliyor."

"SABAH BİR AKSİLİK OLUP OLMADIĞINI KONTROL EDİYORUZ"

Sabah Velifendi'ye geldikten sonra ahırda bulunan atın yanına gelip sağını solunu kontrol ederek bir aksilik olup olmadığını baktıklarını söyleyen Seyhan Yıldırım, "Şişme olur, topallama olur, onun dışında yemini yememişse bakıyoruz. Onu antrenörüne bilgilendiriyoruz, ondan sonra verilen saate göre 30-45 dakika gezintisini yaptıktan sonra idmana gidiyor. İdmandan 3 saat sonra da olabilir bu seyislik yapanların veya antrenörlerin verdiği talimata göre değişen bir süre" diye konuştu.

"VİTAMİNLER ADALE TUTULMASI, KEMİK VE EKLEM AĞRILARINDA VERİLİYOR"

Atların durumuna göre yem verildiğini aktaran Seyhan Yıldırım, "Tay ayrı, yarış koşan atın ayrı, ondan sonra idmanda ciddi olmuşsa, galop yapmışsa daha farklı yem veriliyor. Yemin içinde sarımsak, üzüm, elma, havuç, maydanoz bulunuyor, bazı atlara kaynatıp da veriliyor. Vitamin olarak ayrıyeten var, o da belli günlerde veriliyor. Vitaminler adale tutulması, kemik, eklem ağrılarında veriliyor. 

SEYİS ZEKİ GÜNDÜZELİ: "SABAH 6'DAN 9'A KADAR ANTRENMAN YAPILIYOR"

Hasaltun adlı safkanın seyisliğini yapan Zeki Gündüzeli, sabah 06:00'da işe başladıklarını dile getirerek, "08.30-09.00'da bitiyor. Sabah eyerini vuruyoruz, tımarını, bineğini yapıyor. İdmana gidip idmanını yaptıktan sonra tekrar geri gelip tımarını yapıp içeri çekiyoruz. Jokeylerin idman saatine göre ayarlıyoruz" dedi.

ANTRENÖR AYDIN DEMİRKIRAN: "SABAHLARI ÖNCELİKLE BEDEN SAĞLIĞINA BAKILIR"

İdman jokeyliğinin ardından antrenörlüğe geçiş yapan Aydın Demirkıran, "Saat 04.00 gibi sahaya geliyoruz. İlk yaptığımız şey atımızın yanına gidip ayak kontrolü, yemeğini yemiş mi bunlara bakarız, öncelikle beden sağlığına bakılır. Eğer herhangi bir şey yoksa normal şekilde eyerleyip, 30 dakika gezintimizi yapıp, sonradan vücut ısısını yükseltip sahaya gitmek ve sahada normal idmanını yapmaktır. Bu kenter olur, o günkü idman programına bağlıdır. Eğer sprinti varsa sprinti, galobu varsa galobu" dedi.

"ŞU AN ELİMİZDE ÇOK BÜYÜK İMKANLAR VAR"

Normal atlar için en büyük işin ahırda bittiğini ifade eden Aydın Demirkıran, "İdmandan sonra güzel bir dinlenme, dinlenmesinden sonra güzel bir yemleme olur, sakin bir şekilde onu en iyi şekilde tutmak gerekir. Şu an elimizde çok büyük imkanlar var. Avrupa yemi, katkı maddeleri, mineraller. Meyve olarak çok değerli meyveler veriyoruz. Elma, üzüm, havuç. Çok çok çeşit meyveler ve yemler veriyoruz. Ezme, yulaf" diye konuştu.

"YARIŞ ATLARI İÇİN 6-7 KİLO YEM VERİLİYOR"

Aydın Demirkıran, yarış atları için günlük ortalama 6-7 kilo yem verildiğini ifade ederek, "Taylar için ise 4-5 kilo yem veriliyor. İdmana girdikten sonra bu kilosu artar. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Normalde 3 öğün vardır. Bunu sabah kahvaltısı olarak bir yarım, öğlen 2 kilo ve akşam da 3-3,5 kilo olarak veririz" şeklinde konuştu.

HAKAN CANTINAZ: "TÜRKİYE'DE YAKLAŞIK 300 BİN AİLE BU SEKTÖRDEN İŞİNİ, AŞINI, EKMEĞİNİ KAZANIYOR"

40 yıldır atçılık dünyasının içinde yer alan TAY TV Genel Yayın Yönetmeni Hakan Cantınaz, hipodromların önemli bir istihdama sahip olduğunu vurgulayarak, "Türkiye'de yaklaşık 300 bin aile bu sektörden işini, aşını, ekmeğini kazanıyor diyebilirim. Sizler de gördünüz sabahın çok erken saatlerinde, 3-3 buçukta başlıyor burada hayat ve gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam ediyor. Yemcisi, otçusu, jokeyi, idman jokeyi, nalbantı, nakliyecisi bunun yanı sıra atçılık sadece hipodromlardan ibaret değil, yetiştiricilik de atçılığın parçası. Haralarda çalışan seyisler, antrenörler bunların hepsi ülke ekonomisine ciddi anlamda bir kaynak yaratıyorlar. Bana göre Türkiye'nin en önemli kaynaklarından biri burası ve çok ciddi istihdam yaratıyor. Ortalama bir ailenin 4 kişi olduğunu düşündüğümüzde 300 bin aile ki bunu ortalama olarak görüyoruz, yaklaşık 1 buçuk milyon kişiye yakın istihdam var" dedi.

"GECE 3-3 BUÇUK GİBİ SEYİSLER AHIRLARINA GELMEYE BAŞLARLAR VE ÇALIŞACAK OLAN ATLARINI HAZIRLARLAR

Türkiye'deki bütün hipodromlarda saat gibi çalışan bir sistem olduğunu dile getiren Hakan Cantınaz, "Burada hayat gece saat 3-3 buçuk gibi başlar ve akşam saatlerine hatta bazen gece yarısına kadar devam ediyor. Zira bazen solunum problemli safkanlar oluyor onlarla beraber olma durumunda kalan arkadaşlarımız oluyor. Gece 3-3 buçuk gibi seyis arkadaşlarımız ahırlarına gelmeye başlarlar ve çalışacak olan atlarını hazırlarlar. Bu hazırlıklar nedir? Öncelikli olarak ahıra girdikten sonra atına şöyle bir bakar çünkü atla en çok beraber olan kişi seyistir. Seyis kardeşlerimiz bu sahanın ciddi emekçileridir ki ailelerinden çok zaman zaman atlarıyla birlikte olurlar. Zira çoğu gurbete gelmiş durumdalar buraya, atlarıyla farklı şehirlerden gelen kardeşlerimiz de var. Atına bakar, atında herhangi bir problem var mı, eli ayağı sağlam mı, idmana çıkmasında sıkıntı var mı buna bakarlar. Ardından da eğer hiçbir sıkıntı yoksa antrenörüne bilgi verir 'atta hiçbir sıkıntı yok, çalışabilir' şeklinde. Daha sonra tımarını yapar, eyerini vurur, akşamdan yem bırakmış mı ona bakar çünkü sağlıklı bir atsa verilen yemi tamamen yer ama yem bırakmış o at idmana çıkmaz herhangi bir sağlık probleminin olacağı düşünülerek, tabii burada antrenörün görüşü de çok önemlidir. Daha sonra sizin de gördüğünüz gibi atlar buraya gezinti alanına gelirler, bu alanda da idman öncesi hazırlıklarını yaparlar, biraz kaslarını ısıtırlar. Sonra da idman jokeyi veya yarış jokeyi, büyük ve önemli koşularda yarışta binecek jokeyin kendisi gelir idmanını yaptırır. İdman jokeyleri ağırlıklı olarak gelirler, atlarını alırlar, çalıştırırlar ve gördükleri herhangi bir problem var mı rapor verirler at sahiplerine. Bir sıkıntı yoksa o at yarışa deklare olur" diye konuştu.

"BİR ATIN İKİ YARIŞININ ARASINDA MİNİMUM 21 GÜN OLMALI"

Türkiye'deki atçılık ile dünyadakinin arasında bir bir fark olduğunu kaydeden Hakan Cantınaz, ülkemizde daha sık yarış koşulduğunu belirterek, "Fakat benim kişisel görüşüm, genelde bu işin duayenlerinden, büyüklerimizden. Bir atın iki yarışının arasında minimum 21 gün olmalı diye düşünüyorum ama tabii 4-5 günde koşan atlar da var. Aslında bu atın kendi isteğiyle ilgili olan bir şey. Bazı atlar, sporcu nasıl enerjisini bir şekilde harcamak ister, at da bakar. Antrenör de bakar, at hakikaten koşmak istiyor mu, kondisyonu yerinde mi diye. Buna göre daha sık aralıklarla koşabiliyorlar ama ortalama ayda 2-3 yarış koşuluyor Türkiye'de. Ama açık yarış atları dediğimiz sınıf koşularını koşan atları tabii biraz daha sakınıyorlar. Onlar kazançları ve klasları itibarıyla her koşuya giremiyorlar. Dolayısıyla onlar da senede 7-8 yarışla sezonu bitirtebiliyorlar" şeklinde konuştu.

"HİPODROMLAR SADECE AT KOŞMAK İÇİN DEĞİL, BİLİYORSUNUZ REHABİLİTASYON MERKEZLERİ DE VAR"

Hipodromlar ile ilgili bilinenin aksine bir durum olduğunu dile getiren Hakan Cantınaz, yarış günleri ailelerin hipodromları doldurduğunu ifade ederek şöyle konuştu: "İstanbul Veli Efendi Hipodromu'nun hemen arkasında ailelerin günün her saatinde gelip spor yapabileceği, pikniklerini yapabilecekleri, oturup temiz hava alabilecekleri sosyal alanlar mevcut. Bana göre burası İstanbul'un en ferah kalmış açık alanlarından bir tanesi. Bunun yanı sıra hipodromlar sadece at koşmak için değil, biliyorsunuz ki hipodromlarda rehabilitasyon merkezleri de var. Engelli kardeşlerimiz için Türkiye Jokey Kulübü'nün (TJK) hipodromlarda açmış olduğu rehabilitasyon merkezleri var.  Buralarda da sağlık problemi olan kardeşlerimiz rehabilite ediliyor, atlara biniyor, atlarla birlikteliklerinde sağlıklarında çok ciddi gelişmeler olduğunu görüyoruz, bu da bizi hakikaten sevindiriyor.  Bu anlamda hipodromların sadece erkeklerin geldiği, erkek dominant bir alan değil, ailelerin de gönül rahatlığıyla gelebilecekleri, vakit geçirebilecekleri, sosyalleşebilecekleri bir alan olarak görebiliriz. Tabii sadece hipodromlarda değil ekranlarda da çok ciddi bir yarış izleyici söz konusu. Türkiye'de at yarışını geniş kitlelere ulaştıran iki kanal var TAY TV ve TJK TV olmak üzere. Burada yapılan çeşitli programlarla da atçılığı yarış severlere sevdirmeye, onları buraya davet etmeye ve çekmeye çalışıyoruz."

JOKEY SELÇUK AKBULAT: "ÇOK YOĞUN BİR TEMPODA ÇALIŞIYORUZ"

Veliefendi Hipodromu'nda Ortega olarak tanınan jokey Selçuk Akbulat, kendisi için günün gece üç buçukta başladığını ve sekiz buçuğa doğru işlerinin bittiğini söyledi. Akbulut, "Yarışımız varsa eve gidiyorum, istirahatime dikkat ediyorum, kahvaltımı yapıyorum. Akşam tekrar yarış olduğu zaman ona geliyoruz, yarış yoksa da istirahatime dikkat ediyorum çünkü sabah çok erken kalkıyorum ve çok yoğun bir tempoda çalışıyoruz burada, o yüzden dinç gelmemiz lazım. Günün tersine hareket ediyoruz, gece 3 buçukta başlıyoruz" dedi.

"HASTA FENERBAHÇELİYİM"   

Selçuk Akbulat, kendisine konulan Ortega lakabı ile ilgili olarak, "Ben hasta Fenerbahçeliyim, Ortega gibi de biraz oynarım. O sene Fenerbahçe'ye geleceği zaman ben çok gelmesini istiyordum, hocamız Cemal Kurt da Fenerbahçeliydi. Zaten okulda da 5 tane Selçuk vardı, karıştırıyorduk. Hocam da 'Selçuk'ları karıştırıyoruz, senin adın Ortega olsun' dedi" diye konuştu.

Selçuk Akbulat, jokeyliğin değişik standardında yemek yediğini ve yediklerinin kendisine pek yaramadığını ifade ederek, "Hiç dikkat etmiyorum, gece de yiyorum ama benim metabolizmam almıyor, hızlı hareket ediyorum, bol bol yürüyorum" şeklinde konuştu.

"YAZIN AYRI KIŞIN AYRI KIYAFETLER GİYİYORUZ"

İdmanlarda ve galoplarda antrenörlerin atın belirli dereceler içerisinde hareket etmesini istediklerini dile getirerek, "Şaşırmamak için istenilen dereceleri kronometre ile tutuyoruz. İdmanda eldivenimiz, kamçımız, saatimiz, kaskımız oluyor. Yağmur yağdığı zaman yağmurluk oluyor, yazın da kıyafetler değişiyor. Çizmemiz kışın plastik olurken yazın biraz daha düz taban ayakkabılar giyiyoruz, ben şahsen öyle yapıyorum" ifadelerini kullandı.

JOKEY İBRAHİM KAYA: "GÜN GECEDEN BAŞLIYOR"

Günün geceden başladığını vurgulayan idman jokeyi İbrahim Kaya, "Gece 3 buçuk, 4 gibi başlıyoruz, 9-10 gibi de işimiz bitiyor. Haliyle 1-2 saat istirahat dönemimiz başlıyor, ondan sonra günlük aktivitelere geçiyoruz. Biz bir nevi ekspertiz görevi görüyoruz, atta herhangi bir sıkıntı olduğu zaman antrenöre iletiyoruz, onlar da veterinerle istişare yapıp durumu değerlendiriyor. Herhangi bir müdahale gerektiğinde yapılıyor" dedi.

JOKEY ORHAN DEMİRKIRAN: "BOLD PİLOT FİLMİNDEN SONRA HİPODROMLARA OLAN ALGI DEĞİŞTİ"

Veliefendi Hipodromu'nda çekimi yapılan Bold Pilot filminin çok etki ettiğini söyleyen idman jokeyi Orhan Demirkıran, algının öncelerde daha farklı olduğunu söyledi. Hipodroma artık eş ve çocuklarla gelinmeye başlandığını kaydeden Orhan Demirkıran, "Genel olarak erkek izleyici yoğun olsa da birçok kişi ailesiyle gelmişti. Ben çok mutlu oldum, o kadar kalabalıktı ki oturamadım bile, o kadar yoruldum o gün, yemek yiyecek yer bile bulamadım ama hiç şikayetçi değilim. O kadar güzel ve muhteşemdi ki çok hoşuma gitti, filmin buna yüzde yüz etkisi olduğunu düşünüyorum. Filmin içinde olduğum için de çok mutluyum, yönetmenim ve Hakan ağabeyin bize verdiği desteklerden dolayı çok teşekkür ederim. Çok mutlu oldum, benim için çok farklı bir şey, hayatımda çok şey değişti. İnsanlar 'seni de Bold Pilot'da gördük, çok güzel oynamışsın' gibi şeyler dedi, bu beni onore etti. Bu filmin TJK'ya çok şey kattığına eminim, keşke TJK da bu konuda bize biraz daha ilgi gösterebilse ama olsun. Dediğimiz gibi biz elimizden geleni yaptık, film de çok güzel bir izlenme sayısı buldu. Ben çok mutluyum, çeken ve yöneten arkadaşlar dahil herkesin mutlu olduğunu düşünüyorum. Bize birçok şey kattı, en azından buradaki hayatların gerçekten bizim hayatımızın bir noktası olduğunu birçok insan gördü. Biz burada sadece at koşturmuyoruz, bu sadece 1 buçuk dakika değil biz onlarla 1 buçuk, 2 ay geçiriyoruz. Yeri geliyor taylarla 9-10 ay geçiriyoruz oraya hazırlayana kadar. Bekliyoruz ki hazırlansın, hani bir çocuğun olur üniversitede kepini atar ya, atın da ilk yarışı bizim için öyledir. Muhteşem bir şey, biz yaz geldiğinde çim yarışları açıldığında taylarımız koşacak diye heyecanlanıyoruz. Arkadaşlarımın da belirttiği gibi biz sabahın 3 buçuğunda kalkıyoruz, ben buraya gelirken hiçbir zaman 'of' demiyorum. Her zaman 'çok şükür, sevdiğim için yapıyorum' diyorum, az kazanayım, çok kazanayım hiç önemli değil. Ben buraya gelince keyif alıyorum, arkadaşlarım da eminim keyif alıyordur. 

Ben her zaman 3 buçukta kalkıyorum, 10'a yakın at çalıştırıyorum" dedi. 

"ATLAR BİZİM RAPORLARIMIZ DOĞRULTUSUNDA HASTANEYE GİDİLİYOR"

Atları çalıştırıp rapor verdiğini ve en ufak bir sıkıntı gördüklerinde hemen yetkili kişi ile irtibat kurduklarını söyleyen Orhan Demirkıran, "Zaten bizim raporlarımız doğrultusunda hastaneye gidiliyor ve mutlaka bir problem çıkıyor. Gerçekten bir atı koşturmak çok zor ama ekibi bulduğunuz zaman at da biraz iyiyse inanılmaz şeyler oluyor. Hiç ummadığınız at düşünemeyeceğiniz yerlere geliyor, çocuk gibi, çocuğunuzun büyümesini görmek gibi. Her atın koşması ayrı bir zevk, bazıları hızlı bazıları yavaş koşabiliyor. İnsanların yarış kazandı-kaybetti diye bir algısı var, öyle bir şey yok. İnsan her gün, her sabah aynı uyanmaz, atlar da öyledir. Her gün aynı olmaz, bir gün performansı iyidir, diğer gün kötü olur, bilemezsin. Ağızları yok, biz onların ağızları ve elleri olmaya çalışıyoruz. Elimizden geldiği kadar yarış severlere atlarımızı iyi hazırlayıp, iyi bir şekilde koşturmaya çalışıyoruz. Bazen beğeniyor, bazen kızıyorlar ama dediğim gibi her spor dalı böyledir. Futbolcu da kötü olabilir ama biz iki kişiyiz hem at hem de üstündekiyiz. İki kişi birden spor yapıyor, bu çok zor bir şey. Her şey göründüğü kadar kolay değil, jokey arkadaşlarımız için söylüyorum, jokey olmak zor. Kilosu tutacak, ata binecek, yarışa çıkacak, at kaybedecek, laf yiyecek, yeri geliyor padokta bakıyorum bağırıp çağırıyorlar, jokeyin hiçbir suçu yok. Benim atım da kötü koşuyor zaten, kabahati atta buluyoruz jokeyde bulacak bir şey yok. Jokey ister her zaman kazanmak, kimse kaybetmek istemez. O yüzden ben yarış severlerimizin biraz daha iyi niyetli düşünmesini isterim çünkü burada kötü niyet yok" diye konuştu.

JOKEY METİN HAMEDİ: "İDMAN PROGRAMIMA GÖRE ATLARIMI ÇALIŞTIRIYORUM"

Metin Hamedi ise "O süreç içerisinde bazen karşıya gidiyor kayıtta koşacak olan atlarıma bakıyorum. Onun haricinde saat 9 buçuk, 10'a kadar idmandayım. İdman programıma göre atlarımı çalıştırıyorum, atlarımın galopları varsa onları yapıyorum. Gerek antrenörlerimizi bazen bizi çok beğenenler diyor ki 'gel atın var mı?', onların atlarını çalıştırıp, rapor verip, atlarına da binme imkanımız oluyor. Bir günümüz böyle geçiyor" dedi.

Jokeyin bir gününü anlatan Metin Hamedi, "Çoğunluğu idmana çıkar, idmanda gününü değerlendirir. Bizim sabah idmanımı 4-5 gibi başladığı için ve eve saat 10-11 gibi vardığı için uyur dinlenir, ailesiyle vakit geçirir, mekanik atta zaman geçirir, sinema olsun, kitap okuma olsun boş zamanlarımızda bu tarz şeylerle vakit geçiriyoruz" diye konuştu. 

"JOKEYLİĞİ TAVSİYE EDİYORUM"

Jokeyliği tavsiye ettiğini dile getiren Metin Hamedi, "Hayvanları çok sevmeniz lazım ama atlar çok başka bizim için, çok hisli hayvanlar. Gelmelerini tavsiye ederim. Bunun karşılığını almak için önce bir eğitimden geçiyorsunuz, iki senelik Apranti Okulu eğitiminden geçiyorsunuz. Bu süreçte size TJK gelen kardeşlerimize, biz de dahil maddi anlamda ve yer anlamında yardımcı oluyor. Zaten okul yatılı olduğu için bu konuda hiçbir sorun yaşamıyorlar, aileler evlatlarını gönül rahatlığıyla gönderebilirler. Onun haricinde iki senelik eğitim sonrası mezun oluyorsunuz, sizin için yaşam o zaman başlıyor. Ekürilerde çalışmaya başlıyorsunuz, ne kadar çalışır ve gayret gösterirseniz bunu da etraftakiler görüp size şans vermeye başlıyor. Şansınızı çok güzel değerlendirirseniz çok erken yaşta güzel paralar kazanabiliyorsunuz, yeter ki biraz yetenekli olup şu işe biraz gönül vermek ve emek sarf etmek" şeklinde konuştu.

AT YARIŞI SPİKERİ TANZER PARLAR: "HİPODROMA ADIM ATTIĞIMDA 76-77 SENESİYDİ VE BİR DAHA DA ÇIKMAK İSTEMEDİM"

1976-77 senesinden beri rahmetli babası ile hipodroma geldiğini aktaran Tanzer Parlar, şimdilerde ise spiker olarak grev alıyor. Hipodromda büyüdüğünü ifade eden Tanzer Parlar, Hipodroma adım attığımda 76-77 senesiydi ve bir daha da çıkmak istemedim. Hipodromun öyle bir havası var. Beni işe iten başlangıç 76-77 senesi diyebilirim çünkü daha sonraki yıllarda futbol oynadığımız zamanda da ben biraz saha kenarında kaldığımda at yarışı anlatır gibi futbol maçı anlatırdım. Bunu birçok yerde söylerim ama ben Beşiktaşlıyım, Sarı Fırtına Metin'in sağ taraftan kopup gittiği zamanları hep at yarışı gibi anlatırdım, benim çocukluk arkadaşlarım da bu duruma alışık. Açıkçası bu işleri yapmak bizim de hayalimizdi, yıllar sonra kısmet oldu. Çok uzun süre turizmde çalıştık, otel fotoğrafçılığı yaptım. Evlendikten sonra sabit İzmir'de kalmamız gerekiyordu, TJK'da bir altyazı gördük. Aynı gün beni 14 arkadaşım aradı 'böyle böyle bir iş var, deneyecek misin?' diye. Geldim, 306 kişi katılmıştı, onların arasından seçilip başladım" dedi.

"HER YARIŞ GÜNÜ ÖNCESİ, ÖZELLİKLE İLK YARIŞTAN ÖNCE BÜYÜK BİR STRES YAŞIYORUM"

Yarış önceleri stresi olduğunu dile getiren Tanzer Parlar, "Her yarış günü öncesi, özellikle ilk yarıştan önce büyük bir stres yaşıyorum, avuçlarımın içi terliyor, boğazım kuruyor, susuz asla yayına çıkmamaya gayret ediyorum. Ama ilk yarışı atlattıktan sonra biraz rahatlama oluyor, tabii Gazi, Cumhuriyet, Cumhurbaşkanlığı Koşusu gibi büyük yarışlar hariç" diye konuştu.

"HEYECANI YAŞAMAYAN ADAMIN BURADA GERÇEKTEN İŞİ YOK"

Heyecanını kaybedeceğini düşünenlerin bu işe gelmemeleri gerektiğini dile getiren Tanzer Parlar, "Metreleri, mesafeleri doğru söyleyebilirsiniz, atların isimlerini doğru telaffuz edebilirsiniz fakat o yarışın içine giremiyor, var olamıyorsanız burada kalıcı olamazsınız. En fazla 1-2 sene, daha fazla kalamazsınız. O heyecanı yaşamayan adamın burada gerçekten işi yok" şeklinde konuştu. 

"DÜNYAYA BİR DAHA GELECEKSİN DESELER YİNE YARIŞ SPİKERLİĞİ YAPMAK İSTERDİM"

Dünyada gerçek anlamda sevdiği işi yapan insanların çok az olduğunu düşündüğünü söyleyen Tanzer Parlar, "Ben işimi çok seviyorum, bir daha dünyaya geleceksin deseler yine yarış spikerliği yapmak isterdim. Bu güzel ve kolay tarafı diyebilirim. Arkadaşlıklar da beraber çalıştığınız insanla kurduğunuz diyalog da çok önemli oluyor tabii. En zor tarafı da yarış içerisinde bir an tereddüt etmeniz, konsantrasyon kaybı. Kafaya bir acaba sorusu geldiğinde sıkıntılı, atlar virajı dönmüş geliyor, 2 numara diyorsunuz ama beyin bir yerde 'acaba' diyorsa yandınız, o koşu bitmek bilmez. Bu stresi yaşamak istemezsiniz, ben sonuç olarak yanlış at da verdim. Tabii binlerce yarış anlattık, binde bir hatamız da olmuştur, zor kısmı da bu diyebilirim. Einstein'ın da dediği gibi; başarının yüzde 1'i yetenek, 99'u da çalışmak. Ben 2008-9 yıllarındaki yarışlarımı da dinliyorum, şimdikileri de arada dağlar kadar fark var" ifadelerini kullandı.

AT YARIŞI SPİKERİ HÜSEYİN DERYA KEÇİCİ: SPİKERLİĞE AYRI BİR MERAKIM VARDI"

Üniversite yıllarından itibaren özellikle radyo kulüpleriyle ilgili birtakım çalışmalarım olduğunu ve spikerliğe ayrı bir merak duyduğu için bu işe başladığını söyleyen Hüseyin Derya Keçici, "Daha önce arkadaşlarımın oynadığı futbol turnuvalarında onlara maç anlatırdım. Sonrasında bu işi profesyonel anlamda nasıl yapabilirim diye düşündüm ve TJK'nın açmış olduğu spikerlik sınavına katıldım. Bir mülakat sonrasında belirli testlerden, aşamalardan geçtikten sonra buraya uygun olduğuma karar verildi ve ben de buraya başladım. Sonrasında da üzerine koyarak bu mesleği devam ettirdim. 

Dayım o dönem at yarışlarıyla haşır neşirdi, ben 6-7 ay onun yanında kaldım. O süre zarfında at yarışlarını onunla dinlemeye başladım, zaten evveliyatım vardı. Biz İzmir'de, Şirinyer'de büyüdük, orada hipodromu bilmeyen yoktur. Şirinyerli olduğumuz, yarışları da çok iyi bildiğimiz, benim kökleri yanı babamın babası, dedelerim atçılıkla meşgul oldukları için atçılığa ilgimiz, bilgimiz vardı. Ama yarış spikerliği ile aklımda 'acaba olur mu?' diye bir şey yoktu, bir gün arkadaşlarımla otururken haberi aldım ve başvuruda bulundum. Yapabilir miyim diye düşünmedim, tereddütte bulunmadım. Sadece terimleri ve kavramları çok iyi bilmiyordum ama dediğim gibi sevgili hocam, Tanzer ağabeyim bana bu konuyla ilgili yardımcı oldu. Üstüne de koymaya devam ettik ve bu aşamaya geçmiş olduk" dedi.

"MESLEĞİMİZDE HEYECANI YAŞAMAK, AT YARIŞININ TEMEL TERİMLERİNİ BİLMEK ÖNEMLİ"

Mesleğe yeni başlayacaklara önerilerde bulunan Hüseyin Derya Keçici, "Buradan başlayacak olan genç arkadaşlara, yeni arkadaşlara şunu söyleyebilirim ki bizim mesleğimizde heyecanı yaşamak, at yarışının temel terimlerini bilmek önemli. Spikerliğin en önemli yanı diksiyon, iyi bir diksiyon elde etmek önemli tabii. Bizimki diğer spikerlerden biraz farklı, bizde eğer at yarışlarına hakim değilseniz, heyecanı yaşayamıyorsanız, o işin içine giremiyorsanız bu çok büyük bir hata oluyor. Bu işi severek yapmak lazım, biz çocukluğumuzdan beri atlara aşık olduğumuz için onun verdiği bir etki de var. Bu işi yapacak olan arkadaşların at yarışlarını çok iyi bir şekilde izlemesi, at yarışlarına karşı ilgili olması, heyecanı yaşayabilmesi gerekiyor. O heyecan olmazsa tat olmaz çünkü ne kadar iyi konuşursanız konuşun, Türkçe'ye hakim olursanız olun olmuyor. Az önce de söylediğim gibi spikerlikte bu çok önemli, ancak bizde şöyle bir şey var, atları tanımanız gerekiyor, çok kısa süre içerisinde hızlı bir şekilde doğru ve düzgün bir anlatım yapmanız gerekiyor" diye konuştu.

"FOTOĞRAFİK HAFIZA ÇOK ÖNEMLİ"

Hüseyin Derya Keçici, yaptığı işte fotoğrafik hafıza çok önemli olduğunu belirterek, "Atlar sahaya çıktığında formalarını, renklerini kısa süre içerisinde ezberleyebiliyorum, bu da kendime ait olan bir fotoğrafik hafıza. Onun dışında zorlandığımız kısımlar, eğer gerçekten gün içerisinde biraz sıkıntılıysak, o an biraz üzüntü yaşamış ve bunu yarış esnasında kendimize dert edinmişsek numara karıştırabiliriz, kafamız o anki sorunda olursa bu bizim için sıkıntı olabilir, benim tek korkum bu oluyor. Bir de bazen aşırı heyecana yenik düşünüyorum, sesim kısılıyor. Anlatımın en heyecanlı noktasında bir şey söyleyecekken, başka şeyler de söylemek istiyoruz bu sırada atı kaçırıyoruz, bir şey oluyor, o zaman üzülüyoruz. Diğer arkadaşlarda da muhakkak oluyordur ama Tanzer ağabeyle uzun yıllardır çalıştığımız için ortak bir özelliğimiz var, yanlış bir şey yaptığımız zaman ya da istemediğimiz bir şey olduğu zaman çok üzülüyoruz" dedi.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!