Diploma bitecek

Güncelleme Tarihi:

Diploma bitecek
Oluşturulma Tarihi: Şubat 26, 2016 22:56

Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı, “Dünya internetle çok hızlı değişiyor. Türkiye kavga ortamından çıkıp, yaratıcı enerjiye geçmeli. Gençler bundan 20 yıl sonra ne yapacak? Ben şirketlerin diploma isteyeceğini sanmıyorum” dedi.

Haberin Devamı

FARUK Eczacıbaşı, Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı. Bundan 20 yıl önce Türkiye’yi bilgi toplumu yapma amacıyla kurulan vakfın kurucusu. İnternetin yarattığı dönüşümü yakından takip eden Faruk Eczacıbaşı için Türkiye’nin “digital şampiyonu” diyenler var o ise kendini “sanal göçmen” olarak tanımlıyor. Dünyadaki değişimi ve dönüşümü farklı bir yerden irdeleyen Faruk Eczacıbaşı’yla Türkiye Bilişim Vakfı’nın 20’inci yılında sohbet ettik.   

- Türkiye Bilişim Vakfı’nı kurduğunuzda bundan 20 yıl önce farklı bir Türkiye ve dünya vardı. Bilişim alanı ise herkese çok yabancıydı. O zaman neyi öngörerek kurdunuz vakfı? Sizi ne tetikledi?

Vakfımızı kurmayı düşündüğümüz 1995 yılında Türkiye’de verimsiz koalisyonlardan kaynaklanan bir ekonomik kriz vardı. Ortalama enflasyon %60 civarındaydı. Ülkede kimsenin internet diye yeni bir iletişim aracını anlayacak ve düşünecek hali yoktu. İnsanlar duyuyor, merak ediyor ama kullanacak ortam bulamıyordu. Ben ve arkadaşlarım, ülkemizin geleceği için internetin yararını gördük ve bunu gerçekleştirmek için bir vakıf kurmayı düşündük. Ama interneti, hiç tanımayanlara anlatabilmek çok zor bir işti. Parmak şaklatmayı sözle anlatmaya çalışmak gibi kadar zordu bu iş.

Haberin Devamı

- Siz ilk kullananlardansınız değil mi?

Evet, ben Türkiye’de interneti ilk kullanan her halde bin kişinin içindeyim. Bu söylediğim yıllar 1993-94. Dünyada herkes internet ve internetin ekonomisini konuşuyor, internet şirketlerin içine giriyor. O dönemde de Türkiye bambaşka sorunlar içindeydi. Ekonomik kriz, enflasyon, terör, koalisyon…

- Şimdiki gibi… Yine Türkiye ve çevresi çok karışık. Savaş olasılığı, terör konuşuyoruz. Türkiye bilgi toplumu olabilecek mi? gibi konuları konuşmak lüks gibi geliyor. Farklı bir yerden bakınca da böyle giderse Türkiye yeni dünyanın çok çok gerisinde kalacak. Genç nüfusa, dinamik yapıya rağmen dünyadaki gelişimi ve değişimi okuyamamak, buna yetişememek gibi bir tehlikeyi nasıl görüyorsunuz?

Türkiye hem bulunduğu coğrafyanın getirdiği zorlukları yaşıyor hem de geleceğini planlamaya çalışıyor. Bundan 20 yıl sonrasına bakıp, neyi nasıl  üreteceğiz, gençlerimiz ne iş yapacak, nasıl bir dünya olacak diye düşünmek zorundayız…Türkiye kullandığı gözlüğü değiştirmeli, başka bir gözlük takmalı… Biz bundan 20 yıl önce yine durumların karışık olduğu bir ortamda “böyle olmaz, biz farklı bir şeyler yapmalıyız” dedik. Bunları yapmazsak dünyayı yakalayamayacağımızı düşündük ve Türkiye Bilişim Vakfını kurduk. Bilişim sözcüğü o dönem için uygundu sanırım, ama bugün baktığımızda sözcüğün anlamının değiştiğini görüyoruz.

Haberin Devamı

- Internetin yarattığı böylesine büyük bir değişimi öngörmüş müydünüz?

İnternetin dünyayı değiştireceğini düşünmüştük, evet. İnsanlar 1990’larda yeni yeni görüyordu interneti, ama büyük bir fark yaratacağını söyleyen de pek yoktu aslında. İnternetin nasıl bir iletişim devrimi yarattığını daha sonra anlayabildi dünya. Üzerinden 20 sene geçtikten sonra iki büyük yanılgımız olduğunu inanıyorum. Değişimin bu kadar köklü olacağını kimsenin düşünebildiğini zannetmiyorum.

Diploma bitecek

- İnternet matbaanın bulunuşu kadar dünyayı değiştirdi deniliyor. Katılır mısınız?

Yayılma sürecine bakarsak belki de etkisi daha bile fazla oldu... Bugün için söylüyorum bunu. Çok farklı bir küreselleşme başlattı. Matbaanın yarattığı değişime çok benziyor. İnternetin en çok değiştirdiği konu, çift taraflı iletişimi yaygınlaştırdı. Daha önce bizim alıştığımız basın, radyo, televizyon gibi medyalar bir noktadan her yere yayılıyordu. Internet ve daha sonra sosyal medyanın devreye girmesi, insanların anında tepki verebilmesini ve herkesin her yere ulaşmasını sağladı. Sanki bir roketin fırlayıp yükselmesi gibi bir büyüme sağladı. En akla gelmeyecek farklı alanların içine sızarak değişim başlattı. Artık bilişimden değil daha kapsayıcı bir olgudan bahsediyoruz. Yeni çıktığı zaman yalnız bilgisayarlarla kısıtlı olan internet, daha sonra mobil telefonlara ve akıllı telefonlara yansıdı. Yakında giyim kuşamdan, vücudumuza kadar her yere çip takılarak iletişim sağlama imkanı bulabileceksiniz.

Haberin Devamı

- Sosyal yaşamı çok değiştirdi…Internet en çok ne?…

Aynen öyle. Ben bugün internet aslında nedir derseniz, ben bireyi en fazla güçlendiren, kişinin kendini gerçekleştirmesi için en iyi araç olarak görüyorum interneti. Matbaadan çok daha hızlı bir dönüşüm yarattı. çok farklı bir dünyada yaşıyoruz artık.

- İki yanılgı demiştiniz…

Hiç birimiz internetin böylesine derin bir dönüşümü ve değişimi gerçekleştireceğini öngöremedik. İkincisi biz, adımıza Bilişim Vakfı dedik, bilgisayardan öteye gidebileceğini anlamadık ve bu nedenle sektör kuruluşu gibi algılandık. Oysa bilakis amacımız tüketiciyi, bireyi, kurumları ve kuruluşları farklı bir yapıya hazırlamak ve toplumun bilinçlenmesini sağlamaktı. Türkiye’de bilgi ve iletişim teknolojisinin kullanımıyla değer yaratmayı hedefledik.

Haberin Devamı

- Türkiye’nin eğitim karnesi çok zayıf. OECD ülkeleri arasında eğitimde çok geriyiz. Türkiye bu bilgi toplumu olmayı, tüm bu gelişmeleri hep geriden takip ediyor. Üreten değil tüketen konumda hep. Böyle giderse, değişim bu kadar hızlı olduğu bir dünyada Türkiye ne yapacak?

Bu sorunlar bize özgü değil. Bir çok ülke yaşıyor bu sorunları. Bizim ülkemizin bazı sorunları, bulunduğumuz coğrafyadan kaynaklanıyor. Teknolojinin gelişmesi ve değişimin ivmesinin artmasından dolayı öngörülemez değişimler ve kırılımlar toplumların bir çoğunu zor durumda bırakıyor ve bırakacak. Bunun iyi tarafları da var, kötü tarafları da var. Değişimin hızlanması, esnekliğin artması demek. Demokratik esneklikleri olan toplumların bu yapılara daha kolay adapte olduğunu göreceğiz. Bunu da yaşıyoruz aslında. Şu andaki lider kuşağın alışkanlıklarının tümü internet öncesi döneme ait. Bizim kuşağımız kendi değerlerini yeni kuşağa aşılamaya çalışıyor. Oysa gençlerin beklentileri ve istekleri çok farklı. Bizim gençleri dizginlemeyi bırakmamız ve bugünün olanaklarını serbestce kullanmalarına izin vermemiz lazım.

Haberin Devamı

- Türkiye bu eğitim sistemiyle bunu gerçekleştirebilir mi?

Eğitimin didaktik yöntemlerden çıkarılıp gençlerin gerçekten zevk alarak öğrenmesini ve anlamasını sağlayacak o kadar çok yöntem geliştiriliyor ki.  Ama bunun önünde Türkiye’de engeller var. Bildiğim kadarıyla, 700 bine yakın öğretmen var Türkiye’de. Onların eğitimi, çocukların eğitimi kadar önemli. Onları yeni teknolojilerle buluşturmak, öğretme biçimlerini değiştirmek gerekiyor.

- Benim kızım var, sık sık bana okulda öğrendiğimiz her şey internette var ve daha fazlası var diyor! Bu bir örnek… İnternetten eğitim de çok konuşuluyor, örnekleri var…

Bugünkü eğitim sisteminin dışında daha iyi bir eğitim verilebilir çocuklara. Tüm eğitim sistemini değiştirelim demiyorum, ama eğitim süreci de demokratikleşme sürecinin bir parçası. Bir çocuğu okula vermeden de ona her bilgiyi verebilirsiniz. 6 yaşındaki bir çocuk 20 yaşına kadar her şeyi öğrenebilir. Ben 20 yıl sonra şirketlerin diploma isteyeceğini ya da diplomaya bakacağını sanmıyorum. Kişinin ne yaptığına, yeteneğine bakacak şirketler. Hangi üniversite, ön planda olmayacak… Sizin, gelecekle başa çıkmanız için esnek bir toplum yapısına sahip olmanız lazım. Şu anda Türkiye, Fatih Projesini yürütüyor. Gönül isterdi ki bu proje teknolojyle başlamasın.

- Neyle ve nasıl başlamalıydı?

Bence, 20 yıl sonrasında bir gençten ne bekleneceğinin  analiz edilmesi ve gelecek için bir hedef konması gerekiyor. Bunun daha sonra, nasıl bir teknoloji kullanılacak gibi soruların cevapları bulunabilir.

- Ne beklenecek?

Bugünkü teknoloji yarın geçerli olmayacak. Teknolojilerin çok kısa zamanda eskiyeceğinin hesaplanması gerekiyor. Türkiye 2023 hedefleri koydu. 2023’te gençler ne yapacak? 2023’de farklı koşullarda yaşayacağız. Tüm aletler internetle birbirine bağlanacak. Pekiyi, nasıl bir iş dünyası olacak? 15 yıl sonra karşılaşma ihtimalimiz olan genç işsizliği ne? Bunun için etkin politikalar üretmek lazım. Türkiye dünyayı görmek zorunda. Rekabetçi olacağı alanları ortaya çıkarmalı. Gittikçe esnekleşen bir dünyada, rekabet artmış, şirketlerin hayatı kısalmış, bireysel verimliliğin, bireysel yaratma fantazisinin arttığı, yepyeni çalışma koşullarının ve mesleklerin çıkacağı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Yeni bir çağdan bahsediyoruz. Biz kendi çocuklarımız ve gençlerimizi buna nasıl hazırlıyoruz? Şimdi sizinle 20 yıl önce 1995 yılı iş ilanlarına baksak, o zamanki tabloyla şimdikinin çok farklı olduğunu görürüz. Değişimin hızının da arttığını düşünürsek önümüzdeki 20 yılda bu değişim daha da fazla olacak. Ama, hazırlandığımızı iddia edemem. Siz, çocuklarınız için inisiyatifi ele aldığınızda çocuğunuz için çok daha farklı bir dünyayı ve ek bilgileri çocuklarınıza verebilirsiniz. Bunun için de milyonlarca dolar harcamaya gerek yok, her şey bir ekranın içinde var. Türkiye keşke bunu doğru dürüst ele alıp yönlendirebilse…

- Türkiye’nin ya da devletlerin bilgi toplumu yaratma ajandasının bir sahibi olmalı mı? Yani bir kurum olmalı, bakanlıklar üstü?

Bunun yanıtını vermek zor. Biz hala balıklarını bilmediğimiz sularda avlanmaya çalışıyoruz. Hepimize her gün yeni yeni araçlar veriliyor. Yönlendiricilikten öteye, kural koymaya yönelik bir “sahip”ten bahsediyorsak, belli başlı herkesin onaylayacağı etik kurallardan öteye yaratıcılığı dizginleyen bir üst makam olmamalı. Güvenlik için bir takım denetim mekanizmaları gerekli, tabi. Zaten uluslararası kurallarla neyin suç olduğu belirlenmiş durumda. En önemli konu güvenlik. Ne dereceye kadar çocukların uygunsuz yapıları izlemeye izin verirsiniz? Ailelerin çocuklarına yönelik denetleyiciliği olacaktır. Devletlerin de suç sayılan konularda denetlemesi ister istemez olacaktır. Ancak bunun dışında tamamen esneklik olmalı diye düşünüyorum. Ben yaratıcılık için de başka çare olmadığını düşünüyorum. Bugünün kural koyucularının bugünkü gençlerin kullandığı araçları bilmeden yetiştiklerini unutmamamız lazım.

- İnternet ortamına doğanların dünyası farklı olacak…

Bizim gençliğimizde internet yoktu. Dünyayı bugün idare edenlerin de gençliği o ortamda geçti. Şimdiki gençler ise her dakika farklılığın ve yükselişin arttığı bir ortamda yaşıyor. Yakında bu gençler yönetecek dünyayı… Şu anda iletişim çok farklı. Sosyal medya sayesinde herkesin sesi çıkabiliyor. Bu da daha farklı toplumsal ve demokratik modeller gerektiriyor. Bunları arıyor dünya. Türkiye de aramalı…

- Türkiye karanlık bir gündem içinde. İnsanlar ölüyor, çocuklar okula gidemiyor…İyilik ve umut, geleceğe yatırım uzaklaşıyor mu bizden?

Şöyle bir karşılaştırma yapabilirim. Bizim toplum olarak, ülke olarak kümülatif bir enerjimiz var. 80 milyonluk bir ülkeyiz. Ortalama vaktimizin, enerjimizin ne kadarını yaratıcı konularda kullanabiliyoruz? Her ülkenin politik, ekonomik, sosyal sorunları var. Hiç bir ülke sorunsuz değil. Bizim,  enerjimizi yaratıcılığa odaklamamız lazım. Hem endüstri olarak hem de politika olarak başka bir enerji düzeyine geçmemiz gerekiyor.

- FBI ve Apple arasında bilgi paylaşımı konusunda yaşananları hepimiz takip ediyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz?

FBI programı kıracak silahları almak istiyor. Ben buna taraftar değilim. Arka kapıdan dolanarak yapılmaması gerekir. Böyle bir kapının açılması ve başka yerlere örnek olması farklı tehlikeler getirir. Denetimin sonradan kimin eline geçeceğini bilemeyiz. Kimin neyi nasıl kullanacağını bilemeyiz. ABD hukuk sistemine güveniyor, bunu çözecektir. Korkarım ki denetim yoluna daha fazla girilecek, terör örgütleri nedeniyle… Ne yazık ki terör örgütleri de karanlık internette. İnternet ne kadar büyüyorsa, “darknet” denilen karanlık tarafı da aynı hızla  büyüyor.

- İnternetin yarattığı değişimin karanlık yönlerinden biri de bu. Darknet de aynı hızla büyüyor!

Yakın yıllarda Amerika’da  kanunsuz bir darknet şirketi çıktı, “Silk Road” (İpekyolu) diye. 27 yaşında Kalifornia’lı bir genç çıktı arkasından. Bir internet alışveriş sitesi kurmuş. Belli kodlarla giriyorsunuz, size hiçbir şey sormuyorlar. İstediğiniz uyuşturucuyu, istediğiniz fiyata bulabiliyordunuz. O sektörde de rekabet olduğu için her şey var. Porno fantezileri için de ürünler var, hatta suikast için tetikci de kiralayabiliyorsunuz. Bu yapılar, evet işte, internetin karanlık yüzü. İnanılmaz iddia sistemleri var internette. Örneğin, biri bir tarih veriyor, o kişi o tarihte ölürse 5 milyon dolar kazandırıyor. Bu paraları çeviren ekonomiler var. Amerikan Merkez Bankası Başkanı Bernanke için ölüm tarihi yazmışlardı örneğin.

 

- Şirketler için büyük tehdit haline geldi. Siz de önlem alıyor musunuz?

Almayan şirket olamaz artık. Bizim de başımıza geldi. Bize de geldiler, “sizin tüm programınızı alt üst ederim bana para verin” diyorlar. İstedikleri para da 10 bin dolar. Target diye bir alışveriş şirketinden 100 milyon kredi kartı bilgileri çaldılar. Sınırsız özgürlüğü iddia etmek için fazla saf olmak gerekiyor artık! Ancak şu da var: Bazılarının iddiasına göre iki tip şirket var. Hacklendiğini anlayanlar ve anlamayanlar. Yani aslında hacklendiği kesin, ama siz bunun farkında mısınız? Eskiden 17-18 yaşındaki kötü niyetli gençler bunu yapyor derlerdi. Yok artık öyle değil, onlarca kişinin faliyet gösterdiği organize suç çeteleri oluştu.

 RÖPORTAJDAN ÖNE ÇIKAN DETAYLAR:

-Geleceğe bakarken istatistiklere baktığımızda olumlu gidiş var. Bebek ölümleri azalıyor, her yere ulaşım artıyor, yaşam uzuyor, herhangi bir Afrika köyünün ulaşabileceği konfor düzeyi 100 sene öncesinin zengin aristokratların ulaşacağı seviyede. Konfor toplumlara yayılıyor bir yandan da. Ama bunun geçiş aşamasında yol düz değil. Çünkü her yeni gelişme bir takım geçmişleri yıkıyor. Mesele de o geçmişin altında kalmamak. Evet, uzun dönemli bir çok şeyin iyiye gideceği kesin. Bu biraz filin züccaciye dükkanına girmesi gibi, bir şeyler hızla yıkılıyor. Türkiye bunun altında kalmamalı.

-Eğitim projelerine eğilmek önceliğimiz. Ayrıca akıllı şehirler var üzerinde durmak istediğimiz. Basit farklılıklarla güzel değişimleri sağlayabilirsiniz. Biz şu anda akıllı şehirler için Türkiye’de yapılan faaliyetlerin endeksini çıkarıyoruz.

-Ben mühendis değilim. Sosyal bilimlere çok ilgi duydum hep. Ekonomi ve işletme okudum ama herkes beni mühendis, bilgisayar programcısı sanıyor. Benim programcılığım 40 sene öncesinde, üniversitede o dönemin programcılığı düzeyinde kaldı. Kendime verebileceğim tek kredi bir takım gelişmelerin olacağını erken algıladım. Onu da belki eksik algılamışımdır. Bu konu da zaten yeniliğe antenleri açılıklığıyla ilgili.

-Bizim misyonumuz şunu anlatmak: Bu gereçlerle dünya nereye gidiyor? Hepimizin bunu düşünmesi gerekiyor. Bunları düşündüğümüzde, kafa yorduğumuzda, projeler ürettiğimizde toplumda ortak düşünülecek bir yerlerde bir araya gelinir. Kimse geleceğin getireceği bu sorumluluğu yadsımamalı.



BAKMADAN GEÇME!