4 dilim baklava 1 sepet ekmek hayatını değiştirdi

4 dilim baklava 1 sepet ekmek hayatını değiştirdi

Erkek giyim markası BİSSE’nin kurucusu Mustafa Kefeli ile ‘doğduğu evi’, çocukluğunu ve iş hayatını konuşmak üzere bir araya geldik. Bir dağın yamacında, yemyeşil bir doğada, kalabalık bir ailede doğduğu için kendini şanslı hissetiğini anlatan Kefeli, şunları söylüyor: “Güzel bir ailede büyüdüm. Ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim. Çalıştım ve çalıştıkça başarılı oldum. İstanbul’a ilk geldiğimde çalıştığım muhallebiciye gelip baklava isteyen bir müşterinin davranışları yüzünden işi bıraktım ve yeni yolumu çizdim...”

Haberin Devamı

"1975 yılıydı, İstanbul’a geldim. Doğduğum, büyüdüğüm köyden belki de ilk kez ayrılmıştım. 14-15 yaşlarındaydım, ağabeyimle birlikte yaşayacaktım. Şartlar da çok iyi sayılmazdı, çalışmam gerekiyordu. İlk olarak Fatih’te bir muhallebicide komilik yapmaya başladım. Çalışıyor, kendimi gösteriyordum. Artık komilikten garsonluğa geçiş zamanı gelmişti. Servise başlamış, müşterilerle ilgileniyordum. Bir gün içeri bir adam geldi. ‘Hoş geldiniz’ diyerek karşıladım. Ancak çok kaba bir adamdı, argo ifadeler kullandı ve benden baklava getirmemi istedi. İstediklerini getirdim ancak bu kez yine argo ifadelerle, ‘hani bunun şerbeti’ diyerek baklavayı geri gönderdi. Ustamdan biraz daha şerbet dökmesini istedim. Baklavayı bu kez getirdiğimde ise bir sepet ekmek istedi, onu da verdim. 4 dilim baklava ile 1 sepet ekmeği yedi. İşte o gün gördüğüm bu muamelemeden sonra işi bıraktım. Doğruca bir gömlek atölyesinde çalışan ağabeyimin yanına gittim.”

Haberin Devamı

4 dilim baklava 1 sepet ekmek hayatını değiştirdi

DAĞIN YAMACINDA BİR KARADENİZ EVİ

YUKARIDAKİ hikâyeyi ‘Doğduğum ev nasıldı’ köşesi için bir araya geldiğimiz Mustafa Kefeli anlatıyor. Belki de hayatının dönüm noktası garsonluktan ayrılma kararını verdiğinde gelecekte ne olacağında habersizdi Mustafa Kefeli... O gün ağabeyinin yanına gittiğinde yaşananları birazdan aktaracağım; ancak öncesinde Artvin’in Yusufeli ilçesine dönüyoruz Mustafa Kefeli ile birlikte, 1961 yılının 2 Temmuz’una... O gün Kefeli ailesinin son çocukları dünyaya geliyor. En büyük çocukları erkek, diğer ikisi ise kız. En son çocuk da erkek oluyor. Ailenin en küçüğü olduğu için de, biraz daha üzerine düşülüyor. Babası köyün muhtarı, annesi ise ev hanımı. Dağın yamacında, yeşilliklerin arasında, Karadeniz’in muhteşem doğasında hayatlarına devam ediyorlar. İki katlı dağın yamacındaki Karadeniz evinde, kalabalık bir nüfus var. Babaannenin iki kız kardeşi, 4 çocuk ve anne,baba bir arada yaşıyorlar. Tabi babaları da köyün muhtarı olduğu için evden misafir eksik olmuyor. 

Haberin Devamı

4 dilim baklava 1 sepet ekmek hayatını değiştirdi

TEK RADYO BİZDEYDİ, TELEVİZYON İZLEMEYİ HAYAL BİLE EDEMEZDİK

BÖYLE bir coğrafyada, böyle bir evde, Türkiye’nin zor dönemlerden geçtiği o yıllarda dünyaya gelen Mustafa Kefeli’den doğduğu evi anlatmasını istiyoruz: “Çok büyük bir ev değildi ancak güzel bir evdi. Alt katta babanem ve kardeşleri, annem ve babam kalıyordu. Üst katta ise kardeşlerim ve ben kalıyorduk. O yıllarda tuvalet-banyo genelde evin dışında olurdu. Ancak bizim evimizde içerideydi. Her ne kadar banyo içeride olsa da, su ısıtılırdı, çeşme yoktu yani.” Çocukluğundan ve yaşadıklarından güzelliklerle bahsediyor Kefeli ve devam ediyor: “Dağlık bir köydü bizim köyümüz. Tek radyo bizim evimizdeydi, televizyonu hayal bile edemezdik. Elektrik nedir onu da bilmezdik. Bizim için tek enerji, radyoyu çalıştıran pildi. Misafir gelince ‘lüks lambalar’ yakılırdı. Köyden ilçeye gitmek bile çok uzun sürerdi, toprak yollardı. Her şey çok zordu ama güzel zamanlardı. Yaşadığım yerde, herkes birbirine güvenir, kapılarda kilit dahi olmazdı.”  

Haberin Devamı

4 dilim baklava 1 sepet ekmek hayatını değiştirdi

OKUL ÇANTAMDA DEFTER KİTAP BİR DE ODUN VARDI

O dağın yamacındaki köyde nasıl zaman geçirdiğini, gün içinde neler yaptığını, okul zamanlarını soruyoruz Mustafa Kefeli’ye, cevap veriyor: “Köyden ilkokula 3 kilometrelik yol vardı. Tabi o zamanlar servis ya da araba yoktu, yürüyerek giderdik. Çok kar da yağardı. Kar yağınca yollar kapanır, köyün büyükleri yolları açardı. Boyumuzu geçen karların arasından 7-8 arkadaş okula giderdik. Takardık sırtımıza çantayı oynaya oynaya giderdik. Çantamız kış aylarında bir hayli ağır olurdu. Çünkü o zamanlarda okullar sobalarla ısınırdı. Biz de her gün okula bir odun götürürdük; odunu çantamızda taşırdık. İşte o zamanlar bu odunu bize neden taşıttıklarını anlamazdım. Neden büyüklerimiz okulun odun ihtiyacını bir araya gelip karşılamazdı diye düşünürdüm. Hala bu duruma çok bir anlam veremesem de sanırım daha o yaştan bizleri sorumluluk sahibi yapmak istiyorlardı. Aslında o coğrafyada doğan her çocuk, doğduğu gibi sorumluluk sahibi oluyordu, şartlar ağırdı.”

Haberin Devamı

4 dilim baklava 1 sepet ekmek hayatını değiştirdi

ÇALIŞMAKTAN HİÇ KAÇMADIM

KEFELİ anlatmaya devam ediyor. Daha 13-14 yaşlarındayken, ortaokul yıllarında, okulların tatil dönemlerinde çalışmaya başlıyor. “Çalışmaktan kaçan biri hiç olmadım” diyor Kefeli ve şunları söylüyor: “O yıllarda yol yapım çalışmaları oluyordu. Ben de çalışmaya başladım, günlük yevmiye 25 TL’ydi. Sabah 8’de başlıyor, akşam 7’de işimiz bitiyordu. Daha o yaşlarda hesap yapıp, bu işte bir yanlışlık olduğunu görmüştüm. Çünkü bizden istenen mesafe daha kısa sürede bitirilebilir, günün geri kalanı da bize kalabilirdi. Bir gün işçilerin başındaki ‘çavuşa’ gittim. ‘Benden istenen mesafeyi daha erken bitirirsem, erken gitmeme izin verir misiniz’ diye sordum, kabul etti. Öğleden sonra saat 2-3 gibi işi bitirmeye başladım. Bu yaşananlardan sonra tüm sistem değiştirildi. Benim uyguladığım gibi işini bitirenin gidebileceği bir düzen kuruldu.”

Haberin Devamı

GÖMLEK ATÖLYESİNİ İFLASTAN KURTARDI

“ARTIK yaşım ilerlemiş ve İstanbul’a gitme zamanım gelmişti” diyor Mustafa Kefeli ve ağabeyinin yanında son bulan garsonluğu bırakma hikâyesinin devamını anlatıyor: “İbrahim ağabeyim Palasko isminde birinin gömlek atölyesinde çalışıyordu. İşi bıraktığımı söyleyince aslında biraz kızdı bana. O sırada ağabeyimin patronu Palasko ağabey benim de orada çalışmamı istedi, kabul ettim ve çalışmaya başladım. İşte o gün çalışmaya başladığım yerin hayatımı değiştireceğini hiç bilmiyordum. Orada iş öğrenmeye başladım. Hem ağabeyim hem de ben çok çalışıyorduk. Ancak Türkiye’nin zor yıllarıydı. 1980 öncesine denk gelen bu dönemde sağ-sol çatışması vardı. Ülkede durum karışıktı. Olan; çalışan ve emekçiye oluyordu. Her gün saatlerce elektrikler gider, çalışamazdık. Bunun için çalışanlar arasında tartışmalar da olurdu. Ben elektrik kesilince çalışamadığım saatlerin yerine akşam kalıp çalışırdım. Diğer işçiler bunu istemez, yaptığımın yanlış olduğunu söylerdi. Sonra tüm işçiler anlaşmaya vardık. Her gün elektrikler gündüz kesildiği için akşam 2 saat fazla çalışıyorduk. Bu olaydan sonra ilk kez Palasko ağabeyin evine gittim. İlk hizmetçiyi de orada görmüştüm. Palasko ağabey o gün bana teşekkür etti ve dedi ki: ‘Bu 2 saat fazla çalışma sayesinde işlerim kurtulacak. Sizin sayenizde iflastan kurtuldum.’ Öyle güzel şeyler yaşandı ki, yaşanan güzellikler bizim de önümüzü açacaktı.”

FASON ÜRETİMLE İŞE BAŞLADIK

TÜM sakinliği ve keyifli sohbeti ile Mustafa Kefeli anlatmaya devam ediyor: “Ağabeyim ve ben çalışkandık, çalışmaya devam ediyorduk. Bir yandan atölye kurma fikrimiz de vardı. İşte bu noktada Palasko ağabey bize yardımcı oldu. Biz 1-2 makine ile işe girmeye hazırlanırken, bizden habersiz ihtiyaç olan tüm makinelerin siparişini vermişti. Atölyemizi bile tutmuş, çalışmalara başlamıştı. Ödemeler için de makineleri alacağımız esnaf ile görüşmüştü. Artık kendi atölyemiz vardı. Palasko ağabey bize iş paslıyor, biz çalışıyor ve zamanında yetiştiriyorduk. Bir yandan borçlarımızı ödüyor, bir yandan geçiniyorduk. İlk hafta 600 gömlek diken atölyemizde bu sayı 1500-2000 gömleğe kadar çıkmıştı. 1976 yılında İstanbul Vefa’da tutulan 60 metrekarelik dükkânda iki kardeşin fason gömlek üretimine başlaması Bisse için atılan ilk temel oldu. ‘İki kardeş Birlikte İlkemiz Sanatla Sanayiye Erişmek’ ilkesini benimseyerek bu ilkenin baş harflerinden oluşan BİSSE markasına can verdik. İlk mağazamızı 1988 yılında açtık. Bugün 30’a yakın mağazada 450 adet satış noktasında gömlek, takım elbise, ceket, pantolon, T-shirt, triko, mont, kaban, pardösü ve ayakkabı satıyoruz.”

HAYATIM O EVDE ŞEKİLLENDİ

GERİYE dönüp baktığınızda yakaladığınız başarıda en çok katkıyı nereden aldınız diye soruyorum Mustafa Kefeli’ye. Bu noktada babasının ve doğduğu evin önemine dikkat çekiyor. “Hayatım o evde şekillendi” diyor Kefeli ve şunları söylüyor: “Benim babam asil bir adamdı. Çocuklarının başarılı olmasını isteyen onların arkasında duran biriydi. Hep bizler için dua ederdi. Hala söylediği bir söz kulaklarımdadır: ‘Sofra dostlukları tuvalete kadardır, gönül dostlukları ise ebedidir. Rabbim sana gönül dostlukları nasip etsin.’ Evet, çok iyi eğitim alamadık ama o köyde babamın yanında çok şey öğrendik. Onun tecrübelerinden faydalandık. Tecrübe okullarda öğretilmiyor, para ile satın alınamıyor. Şimdi ben bunları çocuklarıma söylüyorum. Babamdan aldıklarımı, çocuklarıma aktarmaya çalışıyorum.”

 

Haberle ilgili daha fazlası: