Yeni Medya ve Z Kuşağı

Yeni Medya ve Z Kuşağı

21’inci yüzyılın ilk yirmi yılı, yeni medya dediğimiz bilgisayar tabanlı iletişim araçlarının ön plana çıktığı ve hayatımızın her alanında yer aldığı bir dönem oldu. Pandemideki kısıtlamalar nedeniyle iletişimimizi, işimizi, günlük hayatımızı ve eğitimimizi son iki yıldır daha önce hiç olmadığı kadar teknolojiye bağımlı hale getirdik. Diğer taraftan, teknoloji bu kadar yaygın ve gelişmiş olmasaydı ülke ekonomileri durma noktasına gelir, eğitim aksar, sağlık alanında teşhis ve aşı gibi tedavi yöntemleri geliştirilemezdi.

Haberin Devamı

Tüm bu yaşananların ortasında 2000’li yıllarda doğanları tanımlamak içinse “Z kuşağı” kavramı kullanılıyor. Bu kuşağın en belirgin özelliği, cep telefonu, tablet ve sosyal medya platformları gibi yeni ortamların içine doğmuş olmaları. Önceki dönemlerdeki kablolu ev telefonlarını, masaüstü bilgisayarları hatta üstü dantelle örtülüp evin en ayrıcalıklı köşesinde duran tüplü televizyonları bilmiyorlar. İnternet bağlantısının kesilmesinin, dünya ile bağlantı kuramamanın ne demek olduğunu da.

ÇİFT YÖNLÜ İLETİŞİM DÖNEMİ
1990’lı yılların başında internet erişiminin herkese açık hale getirilmesiyle, sonraki on yıllık dönemde insanlar internetin hangi imkanları insanlığın hizmetine sunduğunu görmeye başladı. Web 1.0 olarak tanımlanan bu dönemde bireylerden firmalara, firmalardan devlet kurumlarına kadar herkes bir web sitesi açıp bilgilerini dijital ortama taşıdı. Bu dönem, internette bilgi aramak amacıyla kullanılan tarayıcıların popüler olduğu bir zaman aralığı idi. 2004’te Facebook’un kurulması ile başlayan dönem ise sadece bilgi aramanın ve okumanın ötesinde, bireylerin arkadaşlarıyla, firmaların müşterileriyle ve kurumların vatandaşlarıyla çift yönlü iletişime geçebildikleri, soru sorup cevap alabildikleri bir dönem oldu. Bu dönemi de Web 2.0 olarak tanımlamak mümkün lakin o da evirilmekte, bunu rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz.

Peki, bu nasıl bir evrilme? Nereye doğru gidiyoruz? Özellikle son birkaç yıldır, yeni medya ve sosyal medya dediğimiz ortamlar giderek daha fazla hayatımızın içinde ve bu ortamlarda daha fazla vakit geçiriyoruz. Hatta bu süreler o kadar arttı ki Google, Apple, Facebook, Amazon ve Microsoft gibi büyük teknoloji firmaları, geliştirdikleri ürün ve uygulamalarda bu konuda bireyleri uyarmak ihtiyacı hissediyor. Hangi kıyafeti alacağımızdan, trafik sıkışınca hangi alternatifi tercih edeceğimize, seçimlerde kime oy vereceğimize kadar birçok kararımızda büyük teknoloji şirketlerinin etkisini gözlemleyebiliyoruz. Kendimizle ilgili paylaştığımız verilerin, bizim ne satın alacağımıza, nereye gideceğimize ve kime oy vereceğimize karar vermek isteyenler tarafından kullanıldığını birtakım skandalların sonucunda gördük. Diğer bir deyişle, örneğin cep telefonumuzdan ve Instagram’daki paylaşımlarımızdan hareketle bizim düşüncelerimizi etkilemeyi ve mümkünse de yönlendirmeyi hedefliyorlar. Etkileşim dönemi veya Web 3.0 diye tanımlayabileceğimiz bu süreç daha yeni başladı ve burada teknolojinin birey ve toplum üzerindeki ciddi etkilerine şahit olacağız.

Haberin Devamı

ENFORMASYON BOMBARDIMANI
Bu noktada etkileşimden ne kastettiğimi vurgulamakta fayda var. Etkileşim, iletişimin bir özelliğidir. Yüksek veya düşük olabilir. Örneğin hakkında çok bilgi sahibi olduğumuz aile bireylerimiz, arkadaşlarımız gibi kişilerle etkileşimimiz yüksek iken metrobüste yanımızda oturan tanımadığımız kişi ile aramızdaki iletişim sınırlı olduğundan etkileşim de düşüktür. İşte, bu dönemde firmalar müşterileri, kurumlar vatandaşları hakkında elde edebilecekleri maksimum veriye sahip olmaya çalışarak, onlarla etkileşimlerini artırmaya özen gösteriyorlar ki böylece onların istek ve ihtiyaçlarına cevap vermekle kalmayıp yakından tanıdıkları bu bireylere neyi satın alması, neyi beğenmesi ve neyi seçmesi gerektiğini dikte ettirebilecekler.

Haberin Devamı

Z kuşağı böyle bir dönemin içine doğmuş çocuklar ve gençlerden oluşuyor. Çok kanallı iletişim dünyasında enformasyon bombardımanı altında yaşıyorlar. Önceki dönemler hakkında pek bilgileri yok. Teknolojik anlamda pek çok şey önlerine hazır olarak gelmiş. Hızlı ilerleyen bir dünyada yaşıyorlar ve aslında bu dünya, çok değil, 20-30 yıl önce nasıldı bilmiyorlar. Teknolojik yoksunluklarla önceki kuşaklar kadar karşılaşmamışlar. Her araç ellerinin altında ve öyle olmaya devam edecekmiş gibi düşünüyorlar. Dolayısıyla, cep telefonunu kullanamadığı, sosyal medyaya giremediği zaman sıkıntı hatta endişe hissediyorlar. FOMO (Fear of Missing Out – bir şeyleri kaçırma korkusu) yaşıyorlar ve alternatif çözümler bulma konusunda yetersiz kalıyorlar. Normlara uygun hareket etmiyorlar. Pandemi döneminde uzaktan eğitim sürecinde pek çok akademisyen gibi benim de yaşadığım bir durumu anlatayım: Öğrencilerim, dersle veya ödevle ilgili bir soru sormak istediğinde bunu bir e-posta yazarak değil de günün herhangi bir zamanında Twitter’dan direkt mesaj (DM) atarak soruyorlar ve sizin o mesajı anında görüp hemen cevaplamanızı bekliyorlar. Halbuki onların 35+ yaş grubundaki hocaları öğrencileri ile Twitter’dan mesajlaşmaya değil e-posta ile haberleşmeye alışık kişiler. Çünkü kendi öğrencilik dönemlerinde böyle bir norma alışmışlardı. E-posta ile sorularınızı sorun dediklerinde de en çok şaşırdıkları şey, öğrencinin tüm sorusunu e-postanın “konu satırına” yazması oluyordu. Yani Z kuşağının hız alışkanlığı, e-postayı da WhatsApp veya Snapchat’daki gibi hızlı mesajlaşmaya dönüştürüyor.

Haberin Devamı

KİM DOĞRUSUNU YAPIYOR?
Burada temel sorunun şu olduğu düşünülebilir: Kim doğrusunu yapıyor? Normlara uygun olarak direkt mesaj yerine e-posta ile soru sorulmasını isteyen hoca mı yoksa e-postayı bile WhatsApp’a çeviren öğrenci mi? Burada taraflar kendi açılarından olaya baktıkları için kendilerini haklı göreceklerdir. Ama asıl konu, Herakleitos’un dediği gibi “aynı nehirde iki defa yıkanamazsınız”, değişim ve dönüşüm kaçınılmazdır. Üstelik teknolojik değişim ve dönüşümler yine insanlar tarafından geliştiriliyor. İnsan düşüncesinin ürünleri, gökten inmiyor. Şimdi bize nostaljik gelen daktilolar da icat edildiği 1800’lü yılların ortalarında tıpkı şimdi cep telefonları için dediğimiz gibi yeni teknoloji olarak görülüyordu. O zaman da daktilo, önemli bir etki yaratmıştı. Bizim daktilo kullanan, bilgisayar devrimi öncesi kuşağı “bilgisayarın avantajlarını göremiyorlar çünkü alışkanlıklarından vazgeçmek istemiyorlar” diye mazur görmemiz gibi bizden sonraki kuşakların da bu hız ve etkileşim dünyasına alışık olduklarını kabul etmemiz gerekiyor. Ancak ondan sonra “peki, biz bu hız ve etkileşim dünyasında karşılaşacakları olumsuzlukların etkisini azaltmak için ne yapabiliriz?” sorusuna cevap aramamız mümkün olabilir.

Haberin Devamı

OLUMSUZ ÖRNEKLER
Bu konuda ilginç gelişmeler de var aslında. Netflix film ve dizi platformu, teknolojinin, sosyal medyanın, yapay zekânın insan ve toplum üzerindeki farklı etkilerine dikkat çeken yayınlar yapıyor. Örneğin Clickbait dizisinde sosyal medyanın olumsuz etkileri gösteriliyor. Blackmirror ve Omniscient dizilerinde teknolojinin otoriter yönetimler elinde nasıl bir gözetim aracına dönüştürebileceği ve insan ilişkilerini değiştirebileceği anlatılıyor. Travellers dizisinde, gelecekteki insanların bir yapay zekâ yönetiminde zamanda seyahat ederek, 21. yüzyıla gelip yapay zekânın yanlış olarak gördüğü bazı şeyleri düzeltme çabası irdeleniyor.

Haberin Devamı

Bütün bu diziler, bir sanat formunda, görsel ve işitsel efektler ve başarılı oyunculuklarla birleştiğinde belki de bizim derslerde anlatabileceğimizden daha fazla bilgiyi hiç sıkıcı olmayan ve çarpıcı bir şekilde izleyicilere aktarabiliyor. Üstelik bunu FOMO yaratarak, milyonlarca izleyiciye ulaşıp yapabiliyorlar. Z kuşağından önceki kuşakların bütün bunları dikkate almasının “zamanın ruhunu” anlamak açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

PROF. DR. CEM SÜTÇÜ KİMDİR?
Kırşehir’de doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra 1990’da Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede 1992’de Yüksek Lisansını ve 1995’te Doktorasını İstatistik dalında tamamladı. 2006’da İletişim Bilimleri Bilim Alanında Doçent ünvanını aldı. Türkiye Bilişim Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyeliği (2007-2009) ve ikinci başkanlığını (2009-2011) yaptı. 2013 yılında Bilişim alanında Profesör oldu.
Lisans ve Lisansüstü seviyede İstatistik, Araştırma Yöntemleri, Sosyal Medyada Ölçümleme Yöntemleri, Sosyal Ticaret derslerini vermektedir. Kişisel Bilgisayarlar ve Kullanımına Giriş (1996) kitabının yazarı, Yayıncılığın Değişen Yüzü (2005), Elektronik Ticaretten Sosyal Ticarete Dönüşüm Sürecinde Ölçümleme (2013) ve Veri Bilimi (2018) adlı kitapların eş yazarıdır.
Yeni medya, sosyal medya, internet araştırma yöntemleri, sosyal ağ analizi konularında çalışmaktadır. Yakın geleceğin kitap biçimi olarak gördüğü blog sitesi cemsutcu.wordpress.com’da teknoloji, yeni medya ve bilişim konularında paylaşımlar yapıyor.